Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?

Eklenme Tarihi: 28.01.2018 09:04:19 - Güncellenme Tarihi: 02.06.2020 05:44:57

Her dönemin kendisine has karamsarlıkları vardır. İyimserlik, genel insanlık göz önüne alındığında, pek de rastlanan bir düşünce ve duygu eğilimi değildir.

İnsanlar, genelde yaşadıkları çağdan şikâyet ederler. İmkânlarını beğenmezler, değerler sisteminin çürümüş olduğundan bahsederler, insanlık denilen şeyin öldüğünü dile getirirler. Ölmüş olan insanlığın gideceği yer de, mezarlıklardır, toprağın altıdır.

Gelecek konusunda umut taşımayan bir eğilim, ölmeden önce de ölmüş demektir, zaten. Umut, Nietzsche?nin de dediği gibi, sadece ıstrabın süresini uzatır, düzeltebileceği hiçbir şey yoktur, insanı, boş olanla meşgul etmekten başka bir şey değildir.

Bu anlayışta mutluluk, imkânsız bir amaçtır. İnsan da, Sartre?ın ifadesiyle, ?beyhude bir çabadır.? Gelecek, yoktur; ya da onun geleceği yoktur, selamete ermesi mümkün değildir, başucuna oturup gözyaşı dökmek de beyhudedir.

Gerek Türkiye ve gerek dünya için, yaşadığımız asırda bu düşüncelerin sıkça dillendirildiğine şahit oluruz. Şunu bilmek gerekiyor sanırım: Hayat ya da tarih, bizim kafamızdakilere göre gelişmek zorunda değildir; hayat ya da tarihten, ideal ve ideolojilerimize, inançlarımıza uygun olarak gerçekleşmesini beklemek kadar saflık ve aptallık olamaz. Hayat, her türlü inanç, ideal ve ideolojiye karşı kayıtsızdır; onu, bu kayıtsızlığını paranteze alarak rahatsız etmek, ona müdahele etmeye kalkışmak hayatın ve tarihin başına gelebilecek en büyük kötülük. Bu kötülüğü, tarihin başlangıcından beri yapan da sadece insanoğludur; onun kurguları, ahlâk adını verdiği değerler sistemi, inanma biçimleri olan dinler kendilerinde bir müdahale hakkı olduğunu görürler. Bu görme biçimi, tarih ve hayatı kendi başına olmaktan çıkaran ve onları insan için (buradaki ?insan için? ifadesi, müdahalenin tehlikesinin kaynağını oluşturur) gerçeklikler haline dönüştürmeye çalışır. Tarihteki kötülüğün kaynağı budur ve bu suretle kötülük, insanın eseri olarak ortaya çıkar.

Kötülüğün, kendi eseri olma halinin üstünü örtmek isteyen insan, müdahalesinin kaynağında her ne varsa onu; idealleştirir, kutsallaştırır ve hayat ile tarihi aşan bir anlam yüklemek suretiyle kötülük, bütün bir tarih ve hayat için iyi formuna dönüştürülmeye başlanır. Mutlak adalet için bir süre adaletsizlik yapmak, mutlak eşitlik için bir süre eşitsizliği savunmak, herkesin özgürlüğü için bir süre bazı özgürlükleri askıya almak gibi daha pek çok husus, savunulabilir hale gelir. Bu meşrulaştırma biçimi, hayatı ve tarihi kendi formundan çıkarıp ona suni bir form kazandırma faaliyetidir. Aslında bence bu husus, insanın hayat ve tarihe meydan okumasıdır. Tıpkı tekniğin hem insana hem de doğaya meydan okuması gibi bir durumdur.

Öyleyse kötümserlik, bize dıştan gelen bir hastalık değildir; bizim kendi vehimlerimizin sonucudur. Tıpkı kötülüğün bizzat insanın kendisinden kaynaklanan bir durum olması gibi. Elbette aynı gerekçelerle bunun tam tersi de savunulabilir. Tam tersini savunmak da, aynı geçerliliğe sahiptir.

Hayatın hareketi hiçbir zaman yok edilemez. Belki yavaşlatılabilir, belki hızlandırılabilir, belki zaman zaman durdurulabilir. Hızlandırılması, hayat enerjisinin boşalması anlamına gelir. Enerjisi boşalan hayat, kendisi değil ama tarihi yorar. Tarihin yorulması, hayatın yaratıcılığını yok eder. Hayat hareketinin yavaşlatılması ya da zaman zaman durdurulması, enerjinin kendi içinde birikmesine neden olur. Biriken enerji, fırsat bulduğunda boşalır. Bu boşalma, yorgunluktan daha tehlikelidir. Çünkü enerjinin boşalması, bilinçli ya da bilinçsiz, onu durduran ya da yavaşlatan nedenlerden intikam almaya yöneliktir. Tarihin insanlık adına en kötü dönemleri, ya yaratıcılığın yok olduğu ya da hayatın intikam aldığı dönemlerdir.

Şimdi durup düşünmeliyiz: Hayat hareketinin önüne geçmek imkânsız. Sonucu çok tehlikeli. Ona yapay bir ivme kazandırmak da tehlikeli. Çünkü boşa harcanan enerji, yaratıcılığı ortadan kaldıran bir geleceğin habercisi. Bu durumda ne yapmalıyız?

Bu soru, insanlığın en esaslı sorusudur. Bu soru, Varlık olmanın mahiyetinin ne olduğunu bilmekle ancak cevaplanabilecek olan bir sorudur. Hatta bunun da ötesinde, Varlık?ın manası içinde var olanların ne olduğunun ve aralarındaki ilişkilerin bilinmesini de gerektiren bir sorudur. Öyleyse sorunumuz, öncelikle ontolojik bir sorundur; daha sonra da, bu ontolojiye uygun bir epistemoloji sorunudur. Diğer sorunlar, ikinci dereceden sorunlardır ve onların çözümü de ontolojik ve epistemolojik sorunun çözümüne bağlıdır.

Bütün bunlardan sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Asıl olan sorunlar yüzünden değil, ikinci dereceden ve hatta sahte sorunlardan yüzünden kavga ediyoruz, kötülük yapıyoruz ve dünyayı cehenneme çeviriyoruz. Öyleyse esaslı bir hakikat tutumuna sahip değiliz ve bundan ötürü de kurguları hakikat yerine koyup, hayat ve tarihi kendisine yabancılaştıran bir müdahale ve meydan okumaya girişiyoruz.

Suç, bizim. 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1948/kotuluk-insanin-bir-vehmi-mi-gercegi-mi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI