OSMANLI ÜLKÜSÜ

Eklenme Tarihi: 21.01.2018 16:40:28 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 23:04:05

            Osmanlı?da asla ?Kültür ırkçılığı? söz konusu değildir. Senelerce bağrında taşıdığı toplumların ne diline, ne dinine, ne de kültürüne müdahale etmiş,  hiç şüphe yoktur ki tüm milletlerin kendi kültürleri doğrultusunda yaşamalarının önünü açmıştır. Tabiî ki bu engin hoşgörünün temelinde İslâm vardır. Osmanlı bu sayede kesretten vahdete (çokluk içinde birliğe) bir yol takip ederekten Nizam-ı âlemce hareket edebilmiştir. Zaten İslam?ın aksine bir yol izleseydi asla cihanşümul bir devlet olamazdı. Düşünsenize döneminde milliyetler tezadı oluşturmaksızın çokluk deryası içinde birliği gerçekleştiren tek cihangir devlet Osmanlı imparatorluğudur. Zaten farklı kültürleri ayrılık olarak görmeyip zenginlik olarak telakki eden Osmanlı?ya da bu yakışırdı.

           Evet, Devlet-i Aliye-i Osmaniye hiçbir topluluğun kültürünü kendi lehinde istismar etmediği gibi dışlamamışta. Bilakis yediden yetmişe her topluluğu içten kucaklayışla bağrına basmıştır.  Hatta Osmanlı?da batı?da görülen menfaate dayalı bir çıkar ilişki ağı da görülmez. Nasıl görülsün ki, bikere cepheden cepheye koşup zaferler kazanmasının temelinde İ?lây-ı Kelimetullah için Nizam-ı âlem ülküsü, yani Osmanlı ülküsü vardır.  Dolayısıyla bu ülküde menfaat ve istismar koşusunun görülmemesi gayet tabiidir. İlla görülecek bir adresi arıyorsak bunun adresi hiç kuşkusuz talan ve yağmacılıkta ün salmış batı dünyasından başkası değil elbet. Besbelli ki yeryüzünde onlar bozgunculuk ve çıkar için varlar,  bizler de nizam ve adalet tesis etmek için varız. Ki; varlık nedenimiz vahdet sırrında gizlidir.

          Bakınız Osmanlı özünde Türk kanı taşımasına rağmen vahdet sırrın gereği soysop faslına girmemiştir. Üstelik buna ihtimam gösterirken de kuruluşundan yükselişine ve yükselişinden yıkılışına dek sürdürmüştür.  Öyle ki;  Orta Asya ve Selçukludan devr aldığı kültür harcına yeni anlamlar yükleyip  ?Kesret içinde vahdet deryasına? (çokluk içinde birlik deryasına) dalabilmiştir. Osmanlı her ne kadar Türkçe konuşur, Türk müziği dinler, Türk besteler yapıp icra etse de sonuçta bunu bağrında taşıdığı toplumlarla birlikte  ?Vahdet şuuru? çerçevesinde gerçekleştirirdi. İşte bu yüzden Namık Kemal?in ifadelerinde yer alan ?Biz Osmanlıyız? sözü bizim için çok kayda değer ifadedir. Ama ne zaman ki 1897 Fransız ihtilalinden sonra tüm dünyada hızla menfi milliyetçilik rüzgârları yayılıp toprağımıza sıçrar, işte o zaman Mehmet Emin?in dilinden sadır olan; ?Ben bir Türk?üm, dinim, cinsim uludur?  ifadesiyle artık Osmanlı ibaresi telaffuz edilmeyecektir. Oysa Mehmet Emin Türk?ün ululuğunu ifadelendirse ne ifadelendirmese ne. Allah aşkına sanki bunu bilmeyen mi vardı, öteden beri biz zaten necip bir millettik. Kaldı ki Peygamber dilinden Fatih Sultan Mehmed?in nezdinde öven övmüşte, Osmanlı bu yüzden Türklüğünden şüphe duymadığı gibi dile vurmaya da pek ihtiyaç duymazdı, yaşayarak mührünü vurmayı yeğlemiştir hep. Ta ki imparatorluk dönemlerinden uluslaşma çağın eşiğine geldik,  işte o zaman ihtiyaç hâsıl olup artık bu ifadeleri dillendirir olduk. Bu arada tekrar etmekte fayda var, sakın ola ki Osmanlı altı asır boyunca Türk ifadesini pek sık dile getirmedi diye Türklüğünden vazgeçmiş ya da şüphe duymuş bir düşünceye kendimizi kaptırmayalım. Gerçek şu ki;  Osmanlı vahdet sırrının gereği Türklük kavramını kullanmamıştır. Pekâlâ, Osmanlı da biliyordu ki çok milletli bir geniş coğrafyada etnik ifadelerin sıkça kullanılması bağrımızda taşıdığımız milletlerin etnik duygularını tahrik etmekten başka bir işe yaramayacaktı.  Dolayısıyla Osmanlı etnik kimliğini izhar etmemekle ne milliyetini unuttu, ne soyunu unuttu, ne de ceddini. Tam aksine mehteran eşliğinde ceddin deden, neslin baban deyip atalarının yolunu yol bilip cepheden cepheye öyle ilerledi hep.

            Bakmayın siz öyle batının insan haklarından, eşitliklerinden ve özgürlüklerinden dem vurmasına,  gerçekte Beyaz ırkın üstünlüğü ilkesi batı?ya has bir vebadır. Örnek mi, işte Adolf Hitler bunun tipik misali.  Nasıl liderse, tek adamcılık rolüyle ırkçılığın zirvesine eriştiği gibi ?Kavgam? ismi kitabıyla bütün siyasetini ırk temelleri üzerine oturtmuş bile. Ne diyelim vahşi batı bu,  bikere adamların cibilliyetleri bunu gerektiriyor,  hoşgörüden bihaber oldukları gayet net açık ortada. Düşünsenize insanların ten rengine bile tahammül edemeyecek kadar tıyneti bozuk güruhturlar. Batının sicilinde siyah beyaz ayırımından yola çıkarak sürekli beyaz ırk üstünlüğü tezini ileri sürmek vardır. Sözün özü dünden bugüne ırkçılık vebası genlerine işlemiş bir batı cenahı var karşımızda. Madem öyle Osmanlıyı batıyla mukayese etmek abesle iştigal olsa gerektir. Sanmasınlar ki tarihte olan biten her şeyi unuttuk. Hadi unuttuk varsaysak bile bu kez tarih unutmaz. Nitekim tarihte Afrikalı siyahîlerin ötekileşmekten kurtulmaları ancak uzun mücadeleler sonucu vuku bulabilmiştir. Osmanlı tarihine baktığımızda ise değil ırkçılığın izlerine, üstünlük taslayıp hor görmenin izlerine bile rastlayamazsınız. Ama ne var ki birtakım aklı evvel çevreler hala bugün olmuş tarihimize kılıç kalkan tarihi ve Osmanlı?ya da  ?barbar? yaftası yapıştırmaktan geri durmamaktan imtina etmiyorlar. Oysa biz biliyoruz ki; barbar kavramı Romalı olmayan unsurlar için kullanılan bir yafta olduğuna bizatihi tarih şahittir. Zira Batı Roma imparatorluğunu istila eden barbarlar kendi barbar usullerini Roma hukukuna uyarlamışlardır. Hakeza ?Emperyalizm? kavramı da öyle olup zaman içerisinde Roma?yla özdeşleşmiş durumda.  Şimdi gel de Kenan Doğulu?nun ?Yakarım Roma?yı da yakarım?  şarkısı bu özdeşleşmenin ifadesi olarak anlam kazanmasın. .  

          Peki, geçmiş batıyı anladıkta bugünün dünyasında acaba barbarlıkta durum vaziyet nasıldır derseniz, sanırım şöyle etrafımıza bakmak yeterli olacaktır. Malum yine eskisi gibi yakıp yıkmalarından hiç ders almamışçasına bu kez barbarlıklarını değişik kılıflar altında sürdürmekteler. Üstelik bu cürümü işlerken de tüm dünyanın gözünün içine baka baka yapmaktalar. Öyle anlaşılıyor ki vahşi batı bu emperyal yağmacılık huyundan vazgeçmeyecek gibi. Barbarlıktan çok büyük haz aldıkları o kadar besbelli ki dünyayı parmaklarında oynatmakta mahirler de. İşte bu tür sinsi barbarsı uygulamalardan rahatsızlık duyan Fransız düşünürü Reny Brague; ?Bir an evvel Avrupa?nın Romalı tavrına dönüp kendi dışındaki toplumlara kapılarını açması gerektiğini, ya da tüm kültürleri dışlamamasını? tavsiye etmiştir. Hatta tavsiye etmekle kalmaz; ?şayet Avrupa böyle giderse kendi içine kapanıp karanlık çağına dönecektir? uyarısında bulunmayı da ihmal etmez. Keza Joseph Fontana?da buna benzer şu ifadeleri dillendirir: ?Şayet kendimizi duvarların gerisine hapsetmekte ısrar edersek hem içerden hem de dışardan can vereceğiz, yarattığımız uygarlıklar yok olacak ve bir yeni sayfa açılacaktır.?

         İşte Avrupa?da sağduyu sahip aydınların ifadelerinden de anlaşıldığı üzere Avrupa geleceğini ötekiler eksenine göre ayarlamış gözüküyor. Oysa tarihte Avrupa?nın kuruluş ve yükselişinde bugün öteki gördüğü İslam medeniyetinin katkı payı çok büyüktür. Bu arada farklılıkları zenginlik gören Osmanlıyı ne çabuk unuttular bunu anlamak mümkün değil.  Bakın İtalyan Tarihçi Cardini; gerek Sicilya?da gerekse Napoli?de İslam Medeniyetinin köklerini takip ettiğinde Napoli şehri yöneticilerinin Bizanslıların ve Longobardi Prenslerinin baskısından korunmak için Müslümanlardan yardım talep edip ülkelerine çağırdıklarının kayıtlarını görüyor, böylece Endülüs İslam Medeniyetinin Avrupa?nın şekillenmesinde rol oynadığı kanaatine varıyor. Cardini?ye göre; Avrupalıların XVIII. yüzyıla kadar Müslümanlara bakışı önyargılı değildi, ne var ki XIX. ve XX. yüzyıllarda Avrupalıya bihaller oluyor ve Müslümanlar artık bundan böyle onların gözünde öteki toplumdur.  Tabii İtalyan tarihçinin tespitleri bunlarla sınırlı değil elbet dahası var,  tespitlerine ilaveten İslam?ın Avrupa?nın doğrudan doğruya kurucu unsuru olduğunu söylemekten çekinmez de. Batılılar her ne kadar bu tespitlere kulak tıkayıp inkâr etseler de gerçek şu ki, İslam?ı aradan çıkardıklarında hem Avrupa tarihinin geçmişini koparmış oluyorlar hem de bugünlerini ve yarınlarını linç etmiş oluyorlar. Böylece ortada içi boş bir kilise ve boş bir kuleli Avrupa görürsünüz. İşte bu gerçeklerden hareketle İslamsız Avrupa düşünülemez diyoruz. Nasıl böyle düşünmeyelim ki,  şöyle VII. ve VIII. Yüzyıllara bir bakın Hıristiyan Roma imparatorluğunun büyük bir kısmını fethettiğimizde kendi medeniyetimizi inşa ettiğimiz gibi kilise?lerini havra?larını da inşa etmişiz. .

            Evet, Avrupa bu ya, İslamsız Avrupa düşünülemez desekte geldiği noktada hala bağrında taşıdığı Müslüman topluluklarıyla barışık değil. Belli ki bir takım ön yargılı yaklaşımlardın sıyrılamayacaklar. Olsun yinede biz bize yakışanı yapıp yeniden Avrupa?nın İslam?la yüzleşmesini sağlamak olmalıdır. Ah bunu bir yapabilirsek, bak o zaman Batı ve Doğunun adeta beynin iki yarım küresi gibi bir bütünlük teşkil ettiğini onlarda farkına varacaklardır. Nitekim şöyle geriye dönüp bakıldığında batı ve doğu birbirlerine ekonomik, kültür ve sosyal bakımdan birbirlerine hem vererek hem de alarak eksikliklerini gidermişlerdir. İşte bu nedenle Bediüzzaman Said Nursi Hz.leri; ?Avrupa Osmanlı?ya, Osmanlı da Avrupa?ya gebe? demekten kendini almaz da. Öyle ya, batıda teknoloji varsa doğuda da ruh ve insaniyet vardır. Dolayısıyla ne ruhsuz madde ne de maddesiz ruh tek başına işe yaramayacaktır,  mutlak her ikisi bir arada olmalı ki ?Hiç ölmeyecekmiş dünyaya yarı ölecekmiş ahrete?  denen haleti ruhiye iklimi oluşabilsin. Ne var ki şimdiye kadar bu iklim daha henüz oluşmuş değil.  Hem nasıl oluşsun ki, Dün Roma?sı nasıl ki kendini efendi görüp diğerlerine köle gözüyle baktıysa, bugün de ABD ve Avrupa aynı refleksle kendi dışında ki toplumlara öteki gözüyle bakmakta. Yine dün nasıl ki Roma efendilik taslayıp toplumları istismar ettiyse, bugünün ABD?si ve batısı da aynı yaklaşım çerçevesinde yeni istismar alanları oluşturup kültür emperyalizmle toplumları kuşatmaktadır. Artık dünün efendileri günümüzde yerli kültürleri esir alarak sürdürmek davasındalar. Hele ki bugünün kitle iletişim araçları sınır tanımıyor ya, değme keyiflerine kültür ihracı noktasında işleri çok daha hızlı bir şekilde hal yoluna koyabiliyorlar. Böylece Üçüncü dünya gözüyle baktıkları ülkeler yoğun kültür ihracı karışsında kendi yerli kültürlerini koruyamaz hale gelebiliyor. Tabii hal vaziyet böyle olunca ister istemez Amerika hayranlığı ya da Avrupalı gibi yaşamak meziyet telakki edilebiliyor. Her şeye rağmen yinede kendi yerli kültürümüzü koruyup geliştirmek mecburiyetimiz var. Aksi halde kitle iletişim araçları marifetiyle gece gündüz kesintisiz kültür ihracı hız kesmeyecektir. Zaten Amerikan Hollywood filmleri hor gördükleri dünyayı esir almak için vardır. Habire dünya toplumlarını sinema sektörü yoluyla kültür ihraç edip esir almak amacındalar.  Onlar bu amaçla kültür ihraç ede dursun bize de bu oyunu bozmak düşmeli. Ama nasıl,  bizde ?Yedi Güzel Adam?, ?Sevda Kuşun kanadında?, ?Diriliş Ertuğrul?, ?Payitaht Abdulhamid?, ?Mehmetçik Kut?ül Amare? gibi film dizilerimizle dirilişe geçip var olacağız.  Aksi halde kimlik krizi meselesiyle karşı karşıya kalırız. 

            Avrupa öteden beri Osmanlı?nın tam aksi bir yol izleyerek kendi dışındaki toplumları kültür potası içinde eriterek modernlik taslamakta. Dahası kendi dışındaki kültürlere habire müzelik olarak bakmayı marifet sanmakta. Derken içimize sirayet eden bu kültür asimilasyonuyla hayatımızı karartmaktalar. Nitekim her geçen gün kimlik krizinin ortaya koyduğu bir takım sancıları derinden hissediyoruz da. Bu kültür tahribatı nereye kadar devam eder bilinmez ama şu bir gerçek yerel kültürüne kıymet vermeyen toplumlar eski dinamizmini yitirip eninde sonunda emperyalist ülkelerin hegemonyası altına gireceği muhakkak. Bakın Beyaz adam aç kurt misali hiç boş durmuyor habire etrafı kokluyor, teknolojik üstünlüğünü kullanıp kendi dışındaki toplumlar üzerinde sürekli kuşatma alanları oluşturmakta. Şimdi ne yani buna seyirci mi kalalım, seyirci kalırsak dün barbarlıklarıyla insanlığa kıydıkları gibi bugünde kültür ırkçılıklarıyla hükümranlıklarını sürdüreceklerdir. Madem öyle,  bize düşen yerellikten evrenselliğe giden yolda bir yandan yerli kültürlerimizi korurken diğer yandan da Fırat Kalkan Harekâtı, Irak Harekâtı ve Zeytin Dalı Harekâtımızla zinde güçlere "dünya beşten büyüktür" deyip Osmanlının torunları olduğumuz yeniden hatırlatmalıyız. Buna mecburuz da,  çünkü tarihi misyonumuz bunu gerektiriyor.  Aksi halde  dün nasıl ki bir zamanlar imparatorluğumuz şemsiyemiz altında beraberce yaşadığımız toplumlar, dünya çapında etnik milliyetçilik rüzgârlarının esmesiyle birlikte tek tek kopup kanayan yara hale getirdiyseler,   Allah korusun son bağımsız kalemiz Türkiye?mizi de hem kültür kuşatmasıyla hem de FETÖ,  DEAŞ,  PKK, PYD, YDP, DHKPC gibi terör maşaları yoluyla içten çökertebilirler de.  Şemsiyemiz altında yaşayan topluluklar bağımsız devlet oldular da ne oldu, şu an her biri bölük pörçük halde kaynayan kazan durumdalar. Acı ama gerçek,  maalesef yıllar boyu bağrımızda taşıdığımız topluluklar bilhassa XIX. ve XX. asırlarda Osmanlıyı yıkmaya çalışan güçlerle işbirliği içine girerek tam zayıf düştüğümüz dönemde can evimizden vurmuşlardır. Düşünsenize yükseliş dönemimizde beraberce hareket ettiğimiz unsurlar, bir bakıyorsun düşüşe geçişle birlikte ayaklanır hale gelebilen topluluk olabiliyor. İşte bu durum halk dilinde ?Attır teper, cinstir çeker cinsine? tarzında anlamlandırılır da.

            Bilhassa Fransız ihtilali sonrası gelişen menfi milliyetçilik rüzgârları sadece bağrımızda yaşayan toplulukları koparmadı, bizde de büyük bir yara açıp biryandan etnik Türkçülük cereyanının filizlenmesine zemin hazırlarken, diğer yandan da içimizde beslediğimiz Hıristiyan unsurların ayaklanmasına yol açmıştır. Böylece vahdet şuuru yerle bir edilmiştir. Hatta pek çok katliamlara da girişmişlerdir.

            Şüphesiz bir düşüp kalkmayan Yüce Allah?tır, insan sadece beşer olması hasebiyle düşer kalkar da,  keza devletler de öyledir.  Nitekim devletler düşüş sürecinde dengeyi kaybettikleri gibi birliği ve dirliği sağlamakta da acziyet gösterebiliyor.  Zira Osmanlı ihtişamındaki dengeyi ancak Kesretten vahdete? (çokluk içinde birlik stratejisi) bir yol takip ederek sağlayabiliyordu. Vakta ki dengesini yitirip etrafında curcuna hâkim olunca ister istemez XIX. yüzyılla birlikte çöküşe geçmiştir.  

            İşte Batının içimize attığı Truva ırkçılık tohumu bu kez işe yaradığı besbelli ki, nihayet bağrımızda taşıdığımız toplumlar bir bir ayrılıp Osmanlının sonunu beraberinde getirmiştir. Hele birde tüm bu olup bitenlere şu hazin yıpratıcı Balkan savaşları da eklenince artık yaşamak adeta işkence halini alır da. Neyse ki, o çöküş sürecinde topyekûn yaşlı genç,  çoluk çocuk demeden verdiğimiz o müthiş Kuvay-ı Milliye harekâtı sayesinde çiçeği burnunda yeni bir devlet kurarak Türkün yenilmezliğini birkere daha tüm dünyaya göstermiş olduk. Şunu iyi bilsinler ki biz bir ölürüz bin diriliriz, İcabında dirilmekle kalmayız,  Fırat Kalkanımızla, Zeytin damızla  Nizam-ı alem oluruz da.  

            Hâsılı; Her dem canlar yeniden doğar.

            Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1925/osmanli-ulkusu

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM