YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME

Eklenme Tarihi: 19.11.2017 11:50:43 - Güncellenme Tarihi: 13.07.2020 07:29:36

     

    İnsan ancak kucağında yaşadığı toplumda şahsiyet bulmaktadır. Giyim zevkinden tutunda soframıza kadar uzanan bir dizi kültürel değerlerimiz, yaşadığımız toprakların bize sunduğu yerel avantajların bir sonucu kazanımdır. İstesek de istemesek de birçok alışkanlıkları kendi kültür kodlarımızdan alırız hep. Hatta buna dini inançlarımız, ailevi bağlarımız ve hemen her şey dâhildir. Dolayısıyla bir insan yerel değerlerle hemhal olmadan evrensellik iddiasında bulunması akla ziyan bir çıkış olacaktır.  İlla ki ilk kazanımlarında yoğrulması gerekir.  Aksi halde dış dünyaya yelken açmak özde değil sözde gerçekleşecektir.

           Şurası muhakkak evrenselliğe giden yol yerel tecrübe birikiminden geçmekte. Şayet bir insan içinde bulunduğu toplumun müşterek değerlerini özümseyip barışık kalabiliyorsa, biliniz ki o insan dünyayı okuma ve entegre olmakta güçlük çekmeyecektir.  Nitekim İslam?ın zekât müeyyidesinin özünde bu ruh vardır, yani en yakınından en uzağına doğru bir yardımlaşma ve dayanışma ağı söz konusudur.  İşte bu yüzden zekât müessesesini hem yerel hem de evrensel akide olarak biliriz. Yetmedi dünyanın neresinde bir yoksul, neresinde bir mazlum varsa o?nun derdiyle dertlenmek olarak biliriz.  Daha da yetmedi dünyanın neresinde bir mazlum, nerede bir yoksul varsa bizim dostluk sınırlarımızın oradan başladığını gösteren adres olarak biliriz. İyi ki zekât müessesesi var, bu sayede Hızır olup her halükarda yoksulların imdadına yetişilir de. Sadece zekât mı, hiç kuşkusuz bu noktada İslam?ın tebliğ müessesesi de ruhi boşluğa düşmüş insanlığı bataklıktan kurtaracak Hızır?dır. Hatta hidayetine vesile olunacak insan tek bir kişide olsa o?nun için yollara düşülür de. Düşünsenize Allah Resulü tebliğ vazifesine en yakınından başlayarak birken iki olmuş, iki iken üç olmuş, derken Mekke?nin fethiyle kemal noktaya ulaşmıştır.  Madem öyle bize de o sünneti icra eylemek düşer. Malum o sünnetin ihyasında Mekke ilk yerel tebliğ yurdu olurken Medine de hicretle birlikte Ensar?ın kucak açtığı yerleşik tebliğ yurdumuz olur. Malum,  Mekke?nin fethiyle de o gün bugündür tüm yeryüzü evrensel tebliğ yurdumuzdur artık.        

          Evet,  İyi ki de İslam?la şereflenmişiz,  böylece vatan edindiğimiz topraklara kattığı sonsuz nimetlerle bereketlenmiş olduk, ne kadar şükretsek azdır. İşte İslam?ın o engin bereketiyle coğrafyamız üzerinde bağrımıza bastığımız farklı kültür, farklı ırk, farklı dinlere mensup insanlarla kavgasız gürültüsüz bir arada nasıl yaşayacağımızı beraberinde getirecektir. Gerçektende farklı toplumlarla bir arada oluş kendi öz kültür kodlarımıza daha da zenginlik kattığı görülür. Derken bu zengin kültür havzasından istifade ederek bugünlere geliverdik. Yani bu demektir ki şu an kucağımızda bulduğumuz tüm bu kazanımları kendimiz üretmiş değiliz bilakis hazır konduğumuz kazanımlardır. Hele bunlar arasında dünyada eşi ve benzeri olmayan paha biçilmez bir değer kazanımımız var ki,  malum o kazanımımız Yüce Dinimiz İslam?dan başkası değil elbet. Hiç kuşkusuz bunu sırasıyla aile, çevre ve içerisinde yaşadığımız toplumun derin sinesi takip eder, tabii kıymet bilene. Bakın Avrupa?da Müslüman olmuş pek çok insan bu tür hazıra konmuşluklardan yoksun halde İslam halkasına dâhil olup hidayete ermişlerdir. Nasıl mı? İşte Roger Garaudy bunun tipik misalini teşkil eder.  Malum kendisi İslam?ı doğup büyüdüğü Katolik Fransa?da hazır halde bulmamış bir aydındır.

        Şu da var ki, önümüzde hazır bulduğumuz bu paha biçilmez kıymet değer kültür hazinelerimizi asla başkalarına karşı üstünlük kurmak için kullanılsın diye bize miras bırakılmış değil elbet. Bilakis insanlığa soluk aldırmak için armağan edilmiş kültür hazinelerimizdir.  İlla bir üstünlükten söz edeceksek  ?İnanıyorsanız üstünsünüz?  düsturu bize yeter artar da. Yani inandığımız değerlerin gereğini yapmak esastır.  Ki,  bu tür üstünlük anlayışı dinimizce takva olarak karşılık bulduğundan buna hiç kimsenin itiraz etmesine mahal kalmaz da. İtiraz olacaksa da her daim hazıra konup da üzerine hiçbir şey katamayışımıza ve üretemeyişimize olmalıdır.  Öyle ya,  yeri geldiğinde yeri göğü inletircesine Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Haldun, İmamı Gazali gibi dehalarımızla övünerek mangalda kül bırakmazken, birileri de çıkıp peki siz ne yaptınız dediğinde hemen sus pus kalıp geçiştirebiliyoruz. Gerçek şu ki bu topraklarda XIX. yüzyıldan itibaren şu an bizim diyebileceğimiz deha çapında doğru dürüst bir aydın çıkaramazken, hala üstünlüğümüzü X. yüzyıldan yükselişe kadar ki dönemin ihtişamına kaptıraraktan kendimizi bulmaya çalışmak züğürt tesellisinden başka bir işe yaramayacaktır.  Nasıl işe yarasın ki, bikere elin adamı epey bir zamandır bilim ve teknolojik bakımdan hükümran olurken biz de habire hazırlopçuluğumuzla övünerek bugünlere geldik.  

          Her neyse yeterince mazinin o muhteşem hatırasıyla oyalanacağımız kadar oyalandık,  artık şimdi geleceğe kanatlanmak zamanıdır. Madem eski kuşak olarak biz kanatlanamadık, bari hiç olmazsa hiçbir komplekse kapılmadan yeni neslin kanatlanması için şu çağrıyı yaparak katkı sunalım:  ?Sakın ola ki yerel ve evrensel değerleri birbirine iki zıt rakip değerler olarak görmeyin. Zira bugüne dek uzaya gidemeyişimize ne ninenizin eşarbı, ne dedemizin asası, ne de sakalı mani oldu. Tam aksine ?kökü mazide ati? olamayışımız engel oldu. O halde siz siz olun bizim düştüğümüz hataya bari siz düşmeyin.? 

            Evet, şöyle geriye dönüp 'biz nerede hata yaptık'   dediğimizde noktada mesela çocukluk dönemlerimizde herhangi bir kahvehanede sohbete koyulup yer çekim kanunu mevzubahis olduğunda cümbür cemaat hemen herkes oturduğu yerden kös kös ahkâm kesip  ?Yer çekimi kanunu Allah?ın bir lütfudur? demekle geçiştiriverirdik. Oysa bu tür ifadelerle sadece akaidimizi konuşturmuş oluyorduk. Yani analitik ve bilimsel yanımızı konuşturmuş olmuyorduk.. Elbette ki akaid yanımızın güçlü olması kayda değer ulvi bir hasletimizdir, ama kâinatta var olan kanunları açığa çıkaracak analitik düşünceden yoksunsak el âleme karşı kral çıplak olacağımız muhakkak.  Hem zahir hem batın yönümüzü birlikte konuşturur olmalıydı ki Nizam-ı âlem sevdamızın bir hayal değil evrensel hakikatin ta kendisi bir değer olduğu görülebilsin ya da karşılık bulabilsin.

           Bilmem hiç düşündük mü,  Allah (c.c)  acaba her şeyi  niye bir kanuna bağlamış diye.. Besbelli ki Yüce Allah her şeyi bir sebebe bağlamış ki, kulu o kanunu bulup geleceğe eşrefi mahlûkat olarak kanatlanabilsin. Hele bu kul şayet Müslüman?sa, o zaman değme keyfine, hiç kuşkusuz o buluş madde âleminde mana hüviyet kazanır da.  İşte batının handikabı bu noktada ortaya çıkıyor. Nasıl mı? Malum Batı teknolojide ilerlemeleriyle maddeye mana kazandırmış olmuyor, bilakis ilerlediği teknolojide donuklaşıp makinenin kölesi oluyor. Bizim handikabımız ise teknolojik bakımdan batının gerisinde kalmamızdır.. İşte bu noktada teknolojik anlamda Batıya açık olacağız, ama kendi yerel değerlerimizden kopmamak şartıyla elbet.  Ne hazindir ki bir takım batı hayranı göstermiyor. Sanki yerel değerlerimize kapalı kalmak marifetmişçesine batıya körü körüne teslimiyetçiliği çağdaşlık olarak yutturmaktalar. Oysa yerel değerlere kapalı kalmamak kaydıyla Proust?u, Balzac?ı Tolstoy?u, Dostyoyevski?yi, Albert Camus?u, Sartre?yi okuyor olsaydılar dünyaya bakış açıları tek pencereden olmayacaktı.    Hem yerel klasikleri, hem an batı klasikleri okunmalıydı ki;  kökü mazide ati en bir bakış açısı gerçekleşebilsin. Aksi halde havanda su dövmüş oluruz.

             Evet, Batı maddi keşiflerin zirvesine ulaştı ulaşmasına ama halen bugün olmuş iç âlemden bihaberdirler. Bu hususta Doğu?nun kapısını çalmak zorundalar. Bu yüzden Cemil Meriç ?Bir Dünyanın Eşiğinde? adlı eserinde; ruhu dindirecek tılsımı Ganj mitolojisiyle sembolize etmiştir. Yani Hindin Ganj?ına sadece bir nehir olarak bakmamış,  birde buna anlam yükleyip Doğunun çehresi olarak sunmuştur.  Öyle ki, Cemil Meriç Hind?i tanımlarken çok dinli, çok dilli ve çok kültürlü yapısını ortak bir havuzda buluşturan etken unsurun sevgi iksiri olduğunu tespit etmiştir. İster istemez bizde bu tespitten Osmanlı?nın ?Kesretten vahdete?, yani ?çokluk içinde birlik deryasını?  hatırlarız. Hatta bu hatırlamanın üstüne Söğütte iki yüz çadırlık yerel otağımızdan çıkıp üç kıtaya uzanan evrensel harekâtımızı, yani Nizam-ı âlem ülkümüzü de hatırlarız.

            Tabii sadece hatırlamak yetmez,  nasıl ki Batının ruhunun susuzluğunu gidermesi açısından Ganj?a, yani şiire, müziğe ve sevgiye ihtiyacı varsa bizimde her halükarda köklerimize kayıtsız kalmamak kaydıyla bilime, teknolojiye ihtiyacımız vardır. Zira Nizam-ı âlem sevdamız için buna mecburuz da.            

            Bu arada unutmayalım ki, yerellikten evrenselliğe giden yolda batı dünyasının bulduğu keşiflere hazır konarak ya da kopya ederekten de sıçranılamaz,  daha çok kendi üreteceğimiz proje ve buluşlarımızla sıçrayabiliriz. Üretmeliyiz ki, âleme sil baştan yeniden nizam getirebilelim. .

         Şu da bir gerçek, yerel değerlerden yoksun evrensel değerlerde karar kılmak dipsiz bir kuyuda dolaşmak gibidir. Bir kere beşer olmamız hasebiyle her an istikametten şaşabiliriz, dolayısıyla gücümüz ölçüsünce aklımızı vahye teslim ederekten maddi üretimle haşir neşir olmalı ki;  maddenin kölesi olmayalım. İşte bu yüzden Said Nursi Hz.leri bir gerçeğe şöyle işaret etmiştir: ?Mahalli iman kalptir. Akıl onun kapıcısı hükmündedir.? Zaten inanmamak Donkişot?ça veya ahmakça bir tavırdır. Bakın, Hz. Mevlana kâmil iman haleti ruhiye içerisinde ölümü Şeb-i Arus olarak görmüştür. İşte bu sayede aklın ölüme düğün gecesi diyecek kadar gücü olmadığını idrak etmiş olduk. Madem öyle bir yandan yerel değerlerle ruhumuzun açlığını gidermeye bakmalı, öte yandan evrensel değerlerle bilim teknoloji eksikliğimizi giderecek hamlelere girişmeli.

             Tabi, yerel değerlerimizin gücü bunlarla sınırlı değil elbet,  aynı zamanda kimlik bunalımını da giderici tek ilaç. Yeter ki yerel bilinci toplumun tüm kesimlerine nüfuz ettirmeye çalışalım bak o zaman modern dünyada kimliğimizi yitirmeden yaşamamız çok daha kolay olacaktır.  Zaten özümüzde milli romantizm, aşk, sevgi, kültür hamuru oldukça bizi öz kimliğimizden koparmak öyle kolay olmayacaktır. Sonuçta kafamızı gömdüğümüz kumdan çıkaracak vesileler zuhur ettiğinde bir şekilde özümüzü hatırlayıp köklerimize dönüş yapabiliyoruz. Yine de işi şansa bırakmamalı. İşi şansa bırakırsak,   bilhassa genç kuşaklar günümüzün cilalı boyalı modernlik maskesi altında önlerine konulan her çarpık değer karşısında şaşkın ördek misali donuklaşabiliyor. Derken genç kuşaklar kökleriyle olan bağlarını koparıp hızla yabancılaşabiliyor. İşte buna meydan vermemek için hem yerel hem evrensel değerlerle tam donanımlı nesil yetiştirmek gerekir.  Malum,  yerel değerler toplumun sübjektif yönünü, evrensel değerler de toplumun objektif yönünü yansıtır. İşte iç ve dış olarak bu iki değeri barışık kıldığımızda yeniden dirilişe neslin doğuşu bir hayal değil hakikat olacağı muhakkak. Evet, yaşadığımız pek çok bunalımların kaynağında hem yerel hem de evrensel değerlerden yoksun kalışımızın etkisi söz konusudur.  

           İnsanlık önce kendi ruhunun sesine kulak verecek, daha sonrada dış dünyaya yönelmeli ki necat bulabilsin. İç âleminin susuzluğunu gideremeyen dış âlemle irtibat kuramaz, kursa da eninde sonunda lokal sınırlarına çekilecektir.

            Şayet ?kökü mazide ati olmak? diye bir derdimiz varsa,  çare olarak bunu   dünyanın hem ahrete bakan yüzünde hem de kendine bakan  yüzünde aramalı.. Yani hiç ölmeyecekmiş gibi dış dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış diyebileceğimiz düsturunca bu âlemde yer almalıyız. Hiç kuşkusuz bu dünyada konumumuzu belirlerken de hem yerel hem de evrensel değerleri dengede tutarak yol kat etmeli. Aksi halde yaşadığımız dünyaya çare olalım derken zindana çevirme konumuna düşeriz.  Şayet aklı hür, vicdanı hür olarak bu dünyadan öteki dünyaya göç etmek diye bir derdimiz varsa bunun için ne sadece tek başına yerellik yeterlidir, ne de tek başına evrensellik. Mutlaka her iki değeri de dengede tutacak bir hayat modeli istikametimiz için kâfi olacaktır. İşte böylesi istikamet tayin edici bir denge modeliyle tıpkı Osmanlı?nın Söğütte iki yüz çadırlık beylikten dirilişe geçtiği gibi bizde Türkiye?mizi bu anlayış doğrultusunda çağlar üzerinden sıçratıp âleme yeniden  ?Nizam? olabiliriz pekâlâ. Yeter ki bakış açımızı tek eksene endekslemeyelim gerisi gelir elbet. Bakın, Şeyh Edebali ne de güzel ifade etmiş  ?Ey Oğul! İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın.?  İşte işin sırrı bu öğütte gizli elbet.  Çağları aşan bu güzel öğüde kulak vermeli ki diriliş muştumuz bir hayal değil hakikat perdesi olarak karşılık bulsun.   

            Malumunuz bu hakikat perdesini açtığımızda, yani Peygamberimiz (s.a.v)?in hayatına baktığımızda hayatında tüm yönleriyle yerel ve evrensel çizgileri görmek mümkün. Yukarıda da belirtmiştik ya, Müslümanlar ilk başta sayıca az ve yereldiler. Ama daha sonrasında sayıca çoğaldıklarında Mekke?nin fethiyle birlikte hem yerel hem evrensel oldular. Nitekim bu durum çağları kuşatacak bir Veda hutbesi beyannamesiyle taçlandırılır bile. İşte o gün bugündür şunu anladık ki hiçbir medeniyet oluşumu yerel olmadan evrensel doruğa ulaşamıyor.  O halde geliniz İslamın doğuşuyla birlikte yerellikten evrenselliğin doruğuna sıçradığımız gibi bu günde aynı ruhla evrenselliğin zirvesine çıkmak için var olalım.  Hakeza bir zamanlar Türk?ün alp?i İslam?la buluştuğunda göçer konumdan yerleşikliğe geçebilmiş,  Selçukluda Anadolu?yu yurt edinip vatanlaşabilmiş,  Osmanlıda ise evrensel çapta cihana hükmedecek devlet olabilmiştir, pekâlâ bizde Nizam-ı âleme yeniden koşabiliriz. Zaten Prof. Dr. Osman Turan?ın; ?Türk Cihan hâkimiyeti mefkûremiz İslamiyet?le Nizam-ı âlem ülküsüne dönüşmüştür? sözlerinde de görüldüğü üzere Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûremiz İslam?la buluştuğunda Îlây-ı Kelîmetullah için Nizamı âlem davasına dönüşen bir ülkü hüviyetine dönüşebiliyor. O halde bize de yeniden bu hüviyete bürünmek düşer.

                Vesselam.

       

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1712/yerellikten-nizam-i-aleme

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM