BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ

Eklenme Tarihi: 19.10.2017 12:57:54 - Güncellenme Tarihi: 09.07.2020 07:09:04

           Tarihler 19 Ekim 2003 yılını gösterdiğinde yetmiş sekiz yaşında çileli ömrünü vuslata ererek tamamlar. Geriye dönüp şöyle çileli hayat sürecine baktığımızda;

            Bikere daha çok küçük yaşta ticaretle uğraşan babasını kaybederek ilk çileli hayata adım atmış olur. Şüphesiz ki babasının yokluğunda tek teselli kaynağı biricik annesidir artık. Hani ?Ana gibi yâr Bağdat gibi diyar olmaz?  diye bir atasözümüz var ya, aynen öyle de Bilge Kralın bundan böyle hem annesi hem de eğitimcisi yârdir.  Yani ilk dini eğitimini anne dizi dibinde büyüyerek alır. Hatta anne şefkatinin tesiriyle 1943 yılında liseyi, 1956 yılında da Hukuk fakültesini bitirir.  Fakat mezun olduğunda avukatlıkla uğraşmak yerine, bir inşaat firmasında hukuk danışmanı olarak görev yapacaktır. Gençliğinin büyük kısmını ise buram buram idealist kokan hayat üzere geçirir hep. Ne diyelim idealist olmak bu ya, hemen genç yaşta Mladi Müslimani (Genç Müslümanlar) teşkilatına üye olmayı ihmal etmez de.  Yetmedi bu uğurda  ?Leyla, Sabina ve Bakir? adında can üç evladının baş harflerini simgeleyen LSB kod adıyla makaleler de yazar. Kalemine kuvvet, öyle etkili yazar ki tüm idealistlerin kader çizgisinde vuku bulan haller kendisinde zahir olur da. Nasıl zahir olmasın ki, kalemini kurşunlatacak cinsten yazdığı makaleleriyle kendisine bedel ödettirilecektir.  Bu gayet tabii durum elbet, zira büyük idealler çile gerektirir.  Nitekim 1946 yılında komünist fikriyatın iktidara gelmesiyle birlikte temsil ettiği fikri akımın mercek altına alınmasıyla start alır da. Malum, iki bini aşkın dava arkadaşıyla birlikte tutuklanıp Bosna-Sırbistan ormanlarında çalıştırılarak bedel ödettirilir. Hiç kuşkusuz böylesine bedel ödemeye can kurban,  bikere her şeyden önce peygamberler çile çekmişler,  dolayısıyla idealist insanların da Yusufiye hayatı içerisinde kendilerini bulmalarına şaşmamak gerekir. 

               Yusufiye hayat etkisini gösterir de. Tutukluluk sonrası yine boş durmayacaktır,  hemen kalemine sarılıp sponsor bulduğunda ilk iş ?Doğu ve Batı Arasında İslam? adlı kitabını yayınlamak olur. Sen misin fikrini izhar edip kitap yazan, yeniden tutuklanmasını beraberinde getirecektir. Ancak bu sefer ki tutukluluğu dünya gündemine oturacak nitelikte ses getirecektir. Hani şu meşhur 1983 yılı davası var ya, işte dünya ölçeğinde âdete bomba tesir yapan davadan söz ediyoruz.  Hatırlanacağı üzere o meşhur davada Aliya İzzet Begoviç ve yirmi aydın arkadaşı gazete manşetlerine konu olup tarihe not düşmüşlerdi.  Tutuklanmalarına gerekçe teşkil eden isnat edilen suçlama ise kendileri dışındakilere karşı güya eylem hazırlığı içerisinde bulunacak iddiasıdır. İşte işi kılıfına uydurup cihat kategorisine katacaklar ya, bu tür mesnetsiz iddialar eşliğinde çıkarıldıkları mahkemede on iki seneliğine mahkûm edilirler de. Tâ ki komünizm tüm dünyada günden güne etkisini yitirmeye yüz tutar, işte Bilge Kral Aliye İzzet Begoviç dünyada esen bu değişim rüzgârından istifadeyle Foça cezaevinde ki mahkûmiyeti altı yıl sürmüş olur. Ama yine de o?nun için her şey bitmiş sayılmazdı, bu kez İkinci Dünya Savaşının en son kalıntısı diyebileceğimiz Tito engeline takılacaktır. Tito?nun gizli hafiyeleri iş başındadır artık, Mladi Müslüman teşkilatının genç üyelerini çoktan mercek altına alırlar bile. Öyle ki inananlar hafiyelerin takiplerini an be an enselerinde hissedeceklerdir. Düşünsenize Boşnak?ların en masum arzu hali diyebileceğimiz Kâbe?yi ziyaret etmelerine bile izin verilmez.

           Hele şükür ki,  bütün bu sıkı takip ve yasakçı uygulamalar karşısında Bilge Kral?da ne bir yılgınlık belirtisi,  ne de fikri yazı yazmaktan vazgeçme emaresi görülür. Bilakis yazdıkça kaleminden dökülen her mürekkep damlasında mana bulan ?Her şey Allah?ın takdirindedir?  o veciz sözü davasına olan sadakatini daha da kavileştirir bile. Nasıl kavileşmesin ki, mahpus düştüğü dava arkadaşlarıyla birlikte Demokratik Eylem Partisini (SDA) kurup partinin lideri olur da.  Dedik ya,  Bilge Kral ve dava arkadaşları için hapis yatmak Medrese-i Yusufiye eğitim almak demektir. Nitekim ilk parlamento konuşmasına besmeleyle, yani ?Bismillahirrahmanirrahim? diyerek başlaması bunun teyididir. Bu öyle bir başlayıştır ki,   tıpkı Bilal-i Habeş?in ilk ezan duyurusu gibi bir başlayıştır bu. Hele birde kendimizi dinleyicilerin yerine koyduğumuzda üzerimizde tarif edilmez değişik bir haz ve değişik bir duygu seli oluşturacağı muhakkak. İşte bu duygu seli eşliğinde Bilge Kralın ağzından çıkan ilk sözün besmele olması Müslümanların gönlünde heyecan uyandırmaya yeterken,  düşmanlarını da çıldırtacak cinsten gülle olur. Nitekim Sırp lideri Miloseviç sanki rüyasında kâbus görmüşçesine hemen savaş çığırtkanlığında bulunacaktır.  Bilge Kral ise her zamanki gibi uzlaşıdan yana tavır sergileyecektir. Nitekim Yugoslavya Cumhuriyetinin liderler toplantısında sürdürdüğü bu tavrıyla en barışçıl lider olarak dikkat çeker de.  Ama gel gör ki Bilge Kralın tüm bu iyi niyet girişimlerine rağmen,  Miloseviç kınında rahat durmayacaktır. Kınında raht durmadı da ne oldu sonuçta Slovenya ve Hırvatistan Yugoslavya?dan kopup bağımsızlıklarına kavuştu ya.  İcabında bu kopuş Bosna Hersek?in de ilerisinde bağımsızlığını tetikleyecek işaret fişek olur.  

          Evet,  1990 yılına gelindiğinde Bilge Kral için hedefine daha da bir yaklaşması açısından hayatında bir bambaşka dönüm noktasıdır. Çünkü bu yılda halkın teveccühüyle Bosna Hersek Cumhuriyetinin seçilmiş başkanıdır O. Hiç kuşkusuz Başkan oldum diye kendini rehavete kaptırmayacaktır,  tam aksine su uyur düşman uyumaz misali kendisine ve halkına aman verilmeyeceğinin bilinciyle hareket edecektir hep. Bu bilinçle hareket etmeye mecbur da.  Çok iyi biliyordu ki halkı savunmasızdır,  bu nedenle gizliden gizliye askeri ve milis gruplar oluşturarak tedbiri elden bırakmayacaktır. Zira Cumhurbaşkanı seçildi seçilmesine baskılar ve gözdağılar hız kesmeyecektir. Hatta bunu mümkün mertebe halkına yansıtmamaya çabalıyordu ama baskılar hız kesmeyince ister istemez 1991 yılında SDA?nın kongresinde sarf ettiği sözlerde kendini ele verecektir.  Gerçektende Aliya İzzet Begoviç?in kongrede sarf ettiği sözler öyle yenilir yutulur cinsten sözler değildi, bilakis  ?Yemin ederim ki köle olmayacağız? sözleri fırtınadan önce sessizliğin habercisi sözlerdi.  Besbelli ki Bilge Kral bir şeyleri sezmiş gözüküyor ki,  kongrede öyle kolay kolay tehditlere boyun eğmeyeceğinin mesajını vermek zorunda hissedecektir kendini. İşte bu cesur tavırdır ki, halk oylamasıyla etkisini gösterip Bosna-Hersek?in bağımsızlığını beraberinde getirecektir.  

         Hiç kuşkusuz Bosna Halkı için bağımsızlık mühim bir hadisedir, Sırplar içinse bir noktada felaket olarak karşılık bulup Bosna-Hersek halkının aldığı bu karara tepki koymakta gecikmeyeceklerdir.  Vahşiliklerini tüm dünyanın gözü önünde Bosna halkının üzerine çoluk çocuk, yaşlı genç demeden bomba yağdırarak göstereceklerdir. Sırplar öyle vahşilikte sınır tanımayacaklardır ki,  yoğun bombardıman altında sığınacak yer bulamayan masum sivil halk esir kamplarına götürülerek kendilerini bekleyen acı kaderleriyle baş başa bırakılacaklardır.  O felaketi yaşayanlar bilir, yaşamayanlar pek bilmez elbet.  Bizatihi o acı dramı iliklerinde yaşayan Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç halkının geleceğini de düşünerekten bu insanlık dışı vahşi kuşatma karşısında hem soğukkanlılığını ve metanetini elden bırakmayaraktan hem de diplomatik kanalları sonuna kadar işleterekten müzakere girişimlerini ihmal etmeyecektir.  Bunu yapmaya mecburda. Üstelik ortada kör düğümü çözecek bir umut ışığı da gözükmüyordu. Düşünsenize Bosna halkı tüm dünyanın göz önünde ateş çemberinin ortasında yapayalnız durumdadır. Dile kolay dört yıl boyunca yoğun bombardıman altında aç, susuz, elektriksiz perişan vaziyette müthiş direniş sergileyerek ayakta kalma mücadelesi vermekteler.  Kelimenin tam anlamıyla ayakta var olma ve yok olma direniş mücadelesidir bu.

             Evet, Bosna-Hersek halkı tarihe büyük bir direniş destanı olarak not düşerken,  tüm dünya bu kıyım karşısında adeta sırra kadem basıp balkondan seyretmiştir. Dahası Türkiye?nin duyarlılığı hariç zulme dur diyebilecek ne doğru dürüst gözle görülür bir şey ne de elle tutulur müdahale ortaya çıkar. Ortada Bosna halkı için sadece tek tutunacak dal Allah?ın ipine sarılınız hükmüdür. İşte bu hükmü ilahi kendileri için tutunma  inanç abidesi ölçü olurda.  Zaten değil midir ki bu ölçüyü şiar edindiler Avrupa?nın tam göbeğinde Sırplara karşı verdikleri o müthiş direnişleriyle iman gücünün ne olduğunu tüm dünyaya göstermiş oldular da.  Hani her çilenin ardından pembe şafaklar doğar ya, aynen öyle de dünyanın umursamazlığı da bir yere kadardır, dört yıllık süren acı dramın ardından diplomatik girişimler nihayet meyvelerini verecek günlerin eşiğine gelirler. Derken Bosna dramı Dayton?da masaya yatırılır da. Her ne kadar yürütülen müzakerelerde olumsuz yanlar göze çarpsa da yinede sonuçları itibariyle Bosna Halkının acılarını dindirmek bakımdan buna da şükür diyebileceğimiz türden müzakere diyebiliriz. İşte bu açıdan bakıldığında Dayton, Bosna halkı için büyük teselli kaynağı kazanç sayılır. Öyle ki Dayton?da varılan anlaşmayla Bosna-Hersek sınırları korunduğu gibi halkın dört yıl boyunca çektiği o acı dramdan sonra rahat nefes alması sağlanır.  Hatta bu derin nefes alış Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç?in 7 Eylül 1993 yılında tekrar Başkanlığa seçilmesini de beraberinde getirir.  Böylece Bosna halkı için çifte bayram vuku bulmuş olur.  Tabii bu arada Bilge Kral açısından da hem yeniden seçilmiş olmak, hem de Hac farizasını ifa etmek için gittiği kutsal topraklara ayak basmak şeklinde çifte bayram yaşayacaktır. Nasıl bayram yaşamasın ki,  neredeyse hayatının tamamını inandığı dava uğruna geçirmişti. İşte böylesi ömür boyu sırtlandığı dava yorgunluğu kutsal topraklarda alınır da.  Tabii bitmedi dahası var, kutsal topraklardan dönüşünde o?nu bu kez bambaşka bir bayram karşılayacaktır. Tahmin etmişsinizdir, bu bayram Allah?a kavuşmak olarak karşılık bulan vuslat bayramından başkası  değildir elbet

            Şimdi kendisi için vuslat vakti zamanıdır, yani Şeb-i Arus eyleceği gün yaklaşmıştır artık. Şeb-i Arus?a doğru koyulduğu her halinden belliydi zaten. Hasta yatağındadır ama aslında Allah?a kavuşmak sevdasında. Bosna Halkı da o an Kosevo Hastanesinde gelecek ayrılık haberle meşguldür.  Hatta olur ya,  şayet Koca Reise Hak vaki olursa nereye defnedilecek hususu da zihinlerine takılır.  Derken halkın gönlüne ?Begova Camii?nin Haremi? düşerAma içerden gelen haber düşündüklerinin aksine, yani  ?Beni şehitlerin yanına defnedin? vasiyetidir.

           Öyle ya,  O Koca Bilge Kral vasiyet ederde Bosna Halkı vasiyetin gereğini yerine getirmez mi,  hem de nesilden nesile o?nu hakkıyla yâd ederek yerine getireceklerdir.          

            İlginçtir Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç Başkan olarak seçildiğinde devlet adamı sıfatıyla ilk ziyaretini Türkiye?ye yapmıştı, ne tevafuktur ki; bu kez Şeb-i Arus hazırlığı içerisinde hastanede kabul ettiği en son devlet adamı ise kendi karakteriyle uyumlu Tayyip Erdoğan olur.  

           Evet, bu ziyaret Türkiye?ye ait bir şeref olması bir yana, aynı zamanda manidar bir ziyaret.  Madem öyle bu manidar ziyareti taçlandırmak gerekti, taçlandırılır da. Nasıl mı? İşte Türkiye?den getirilip Fatih Sultan Mehmed?in kabri şerifinden alınan bir miktar toprağın Bilge Kral?ın kabri şerifine serpilmesiyle elbet. Böylece Evlad-ı Fatihan?ın Yiğit Evladı Bilge Kral,  Peygamber övgüsüne mazhar olmuş Fatih Sultan Mehmed?in o gül kokulu toprağına sarılmış halde gönül tahtında sevenlerini selamlar da.  

       Velhasıl; o artık canından çok sevdiği şehit düşen dava arkadaşlarının defin olduğu Kovaçi Mezarlığında medfundur.   

         Ruhu şad olsun.      

          Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1616/bilge-kral-aliya-izzet-begovic

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM