ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ

Eklenme Tarihi: 15.10.2017 12:48:22 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 22:26:06

           Mostar ismi anıldığında heyecanlanmamak ne mümkün. Hele birde tarihler 566 yılını gösterdiğinde Osmanlı?nın 30 m uzunluğunda, 24 m yüksekliğinde 456 kesme taşla inşa ettiği tek kemerli hilal kaşlı yâr abidemiz var ya,  işte o abidevi yar Mostar köprüsünden başkası değil elbet. Düşünsenize Âşık Paşa, o köprünün Gökkuşağı heyecanına kapıldığında  ?Kudret kemeri? demekten kendini alamayacaktır.  Âşık Paşa nasıl âşıkça kendinden geçmesin ki,  bikere o kudret ışığı Mekke?de doğar doğmaz sırasıyla Medine, Bedir, Hendek, Uhud ufuklarına doğru süzülüp en nihayet Mekke?nin Fethiyle birlikte tekrar doğduğu yerde tüm cihanı aydınlatacaktır.

          Peki,  bu nübüvvet-i ışık doğduğu Mekke?de doruk noktaya ulaşınca nereye kayacaktır?  Hiç kuşkusuz bu ışık Orta Asya Horasan Erenlerin elinde Selçuklu kilimine nakış nakış işlenerekten yedi kandilli Süreyya ışık misali Osmanlı?nın Söğüt otağına kayacaktır. Malum bu ışık buradan da Avrupa?nın tam ortasına, yani Bosna-Hersek semalarından Mostar şehri üzerine Gökkuşağı Hilal ve Kudret ışığı kemer olarak süzülecektir. Ve bu öyle bir süzülüştür ki; maddenin manalaştığı noktada doğu ve batı insanının birlikteliği sağlayacak gönül köprüsü inşa edilmesine ilham ışığı olur da.  

              İşte böylesi gönül kaynaşmasını beraberinde getirecek hilal kaşlı köprünün inşası Mimar Sinan?ın talebelerinden Mimar Hayreddin?e ait bir şeref olarak tarihe kaydolunur. Hiç kuşkusuz bu şerefe nail olmasına vesile olacak hadise 8?10 yaşlarındayken nehrin karşı yakasına yüzerek geçeceği sırada arkadaşlarından birinin akıntıya kapılaraktan canhıraşça attığı çığlığın etkisi çok büyük olur.  Ve o çığlık karşısında kendi kendinse şöyle ahdeder: ?Ahdim odur ki, buraya köprü inşa ola.?  

            Ne diyelim, ahdettiği o söz İstanbul?da Mimarlık eğitimini tamamladığında yerini bulur da. Öyle ki Kanuni Sultan Süleyman?ın Mostar Köprünün yapımına yönelik fermanıyla kendisine gün doğacaktır. Derken Bosna-Hersek?in Mostar şehrini tam ortadan ayıran Neretva nehrin iki farklı yakasında yaşayan Hırvat ve Müslüman toplulukları birbirine kaynaştırıcı görev ifa edecek gönül köprünün inşası artık bir hayal değil,  hakikatin ta kendisi şahika eser olarak ortaya çıkar da.

          Evet,  nehrin her iki yakasını bağlayan bu şahika eser her ne kadar ilk izleniminde seyredenlere taş yığını bir görüntü gibi gelse de asıl derinlemesine bakıldığında gönüllerde taht kuran abidevi şahika eser olarak mest eder.  Gönülleri mest edip taht kurması da gayet tabiidir. Çünkü Nübüvvet-i ışık doğduğu yerden yüzyıllar sonra Mostar semalarına doğru Gökkuşağı hilal kemer olarak süzüldüğünde tüm insanlığa sırat köprüsünü hatırlatıcı misyon üstlenirde. Öyle ki,  Gökkuşağı hilalin şavkı Mostar köprünün kalbi üstüne vurdukça tarihten bugüne kimilerine sırat-ı müstakim üzere vuslat köprü olurken, kimilerine de adrese teslim, yani zebanilerin kucağına teslim taş kesilmiş hançer köprü rol üstlenir.   

           Peki, Mostar köprünün inşasında çok büyük pay sahibi Osmanlı ile o?nun yıkımında rol üstlenen Hırvat topçuları nasıl örnek olur?  Osmanlı herşeyden önce kendine özgü mührüyle bir, dört, beş ve altı rakamlı kilit taşlarıyla gönül köprüleri inşa ederek tüm insanlığa örnek model olurken,  Hırvat Birlikleri de Mostar köprüsünü top mermileriyle bombalayaraktan insanlığın yüz karası örnek olmuşlardır. Onlar canilikleriyle örnek ola dursunlar, şu bir gerçek her bir köprünün kilit taşları etrafa dağılıp toz duman olsada anlam kaybına uğramayacaktır. Nasıl mı? Bikere atalarımızca inşa edilmiş hangi köprü olursa olsun, bu köprü şayet beş kemerli ise biliniz ki bu; İslam?ın beş şartı manasına anlam yüklü bir köprüdür. Yok, eğer dört kemerli köprüyse biliniz ki dört büyük halifeyi hatırlatacak köprüdür. Tabi bu arada köprü altı kemer olduğunda ?amentü?  manasına anlam kazanırken,  tek kemerli olduğunda da bir başka anlam kazanacaktır.  Merak buyurup ?Bir kemerli köprü? nasıl başka anlam kazanıyor derseniz, öyle ya tüm bu anlam tarifleri eşliğinde Mostar köprüsüne baktığımızda iki, üç, dört kemerli değil de neden bir kemerlidir diye aklımızı kurcalayaraktan anlam kazanacağı muhakkak.   Belli ki köprünün inşasında kullanılan kilit taşlarının ?Bir? kemerde birleştirilerek örülmüş olması tesadüfü değil. Bilakis Tevhidi simgelesin diye böyle örülmüş. Derken bu tevhid meşalemiz müminlerin gerdanlığı olur da.  Ama gün gelir Evliya Çelebinin ?Kavs-i Kuzah?,  Michel?in ise  ?Taş kesilmiş hilal?  olarak tarif ettiği bu tevhid meşalemiz mercek altına alınacaktır.  Salibin Hilale karşı tahammülsüzlüğü yeni değil elbet,  öteden beri alışık olduğumuz kanayan yaramız. Hele ki biz bu kanayan yarayı Osmanlı hasta yatağına düştüğünde Habsburg?un askerleri vasıtasıyla girdikleri yerleri virane hale getirmelerinden ve camileri kiliseye çevirmelerinden biliriz. Yetmedi biz onları II. Dünya savaşıyla birlikte faşist Hırvat milislerinin yıkım faaliyetlerinden biliriz.  En nihayet biz onları 9 Kasım 1993?de Hırvat topçularının yoğun bombardımanıyla Mostar köprüsünü sulara gark edişlerinden biliriz. Kahrolacasılar nasılda o inci gerdanlığımıza kıydılar. Hilal kaşlı yâr abidemizi hunharca yıkmakla o gün adeta can evimizden vurulmuştuk.  Öyle ki hilal kaşlı ayın şavkı da Mostar köprüsünün kalbi üzerine o gün süzüldüğünde taş kesilir adeta. Neyse ki savaş sonrası sulara gark olan her savrulan orijinal kilit taşları büyük bir itinayla vinçlerle çıkarılmalarıyla birlikte 1997 tarihinde TIKA, UNESCO, IRCICA, Dünya Bankasının desteğiyle start alan ve Türk Şirketi ER-BU?nun üstlenmesiyle yapımı tamamlanan Gökkuşağı hilalimiz yeniden yıkılmadım ayaktayım dercesine adeta  tüm şer odaklarına meydan okuyup ayakta kalmasını bilecektir.

                Her neyse aslında şöyle geriye dönüp olan bitene baktığımızda herkes kendine yakışanı yaptığını müşahede ediyoruz. Düşünsenize üç kıtada hükümran olduğumuz süreçte asla hiçbir ırka zulüm yapmadığımız gibi tevhid meşalesi köprümüzün mana ve ruhuna uygun çokluk içinde bir olmasını bilmişiz de.  Nasıl mı? İşte Foynica şehrindeki Fransiskon Kilisesi?nin duvarında 526 yıldır halen asılı duran 1478 tarihli Fatih Sultan Mehmed Han?ın yazılı fermanı bunun bariz delili zaten. Bakınız Fatih Sultan Mehmed, o fermanda ne buyuruyor: ?Ben Fatih Sultan Mehmet Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; Bosnalı rahipler ve kiliseleri ve her din ve her milletten herkes himayem altındadır? Emrediyorum ki hiç kimse (Bende dahil) bu insanların özgürlüklerini sınırlamayacak ve onlara zarar vermeyecektir..?  Şimdi gel de bu müthiş sözlerin üzerine söz söyle, haddimize mi?  Ancak şunu diyebiliriz güneş balçıkla sıvanamaz gerçeği bu özgürlük fermanında gayet net açık ortada.  Kaldı ki söze ne hacet var ki,  bikere Osmanlı buralara gönül fethi sonrası gelmiştir. Zaten yol-usul-erdemde bunu gerektirirdi, öyle de oldu zaten. Malum buraların ilk gönül mayası bir gönül dervişinin tâ 13. yüzyılın ortalarında Moğol kasırgasından hicret edip Balkanlara ilk ayak basmasıyla çalınır. Tahmin etmişsinizdir o ilk gönül dervişini, hiç kuşkusuz o Sarı Saltuk?tan başkası değil elbet.

             Evet, Sarı Saltuk?la ilk gönül fethi mayası tutar da. Derken bunu takiben diğer gönül Sultanları da buralarda mesken tutacaktır. İyi ki de Gönül mimarları gönül fethi için gelmişler. Bu sayede ?Horasani Asyatik Anadolu? ruhu buralarda gün yüzüne çıkmış oldu. Tıpkı Anadolu?nun on yerinde adına türbeler yaptırılarak Yunus?un anıldığı gibi Bektaşi Dervişi Sarı Saltuk?ta Balkanların pek çok yerinde adına yaptırılmış türbelerin varlığıyla yâd edilecektir. Şu bir gerçek gönül erenlerin ruhaniyeti bu topraklarda var oldukça diriliş ruhu inşallah ilelebet sönmeyecektir. Nasıl sönebilir ki,  buralara sadece Bektaşi dervişleri gelmiş değil, Nakşîlerde üç dalga halinde irşad için buralara gelmişler. Nitekim Ubeydullah-i Ahrâr (k.s)?ın talebesi Abdullah-i Îlâhi Hz.lerinin Nakşî yolunun ilk irşad öncüsü olarak Yunanistan?ın Selanik yakınlarında Vardar Yenicesi?ne ayak bastığına,  ikinci dalgada Şeyh Lütfullah?ın Üsküp?e adeta hayat kattığına,  üçüncü dalgada ise Fatih?in ordusuyla birlikte gelip Bosna fethinde şehit düşmüş Ayni Dedenin Fatihin manevi danışmanı ve Şemsi Dede?nin ise Balkanlarda  Nakşi mayasını temsil ettiğine şahit oluruz..  Aslında Nakşîler bir asra yakın zaman diliminde buralarda hep var olmuşlar ama şu da bir gerçek Halveti tarikatının gölgesinde kaldıkları için yokmuş gibi gözükmüşlerdir. Zaten Nakşî yolu zahiren pek gözükmeyip manen var olan bir yoldur. Nitekim Nakşîler ok XVIII. yüzyılın sonlarına doğru gelindiğinde irşat bakımdan doruk noktaya ulaşacaklardır. Hiç kuşkusuz bunda Foynitsa Vukelyiçi Nakşibendî tekkesinin kurucusu Şeyh Hüseyin Baba Zukiç?in payı çok büyüktür. Öyle ki kendisi Vukelyiç?te doğup tahsilini Foynitsa?da temel dini eğitimini aldıktan sonra Saraybosnada Kurşunlu Medresesinde devam etmiş oradan da İstanbul?a gidip Nakşî Hafız Muhammed Hisari Hz.lerine biat etmiştir. Derken Hocasının işaretiyle ilk iş sırasıyla; Konya, Semerkant ve Buhara?ya gitmekle tasavvufi idmanını tamamlamak olur. İşte takriben 20-30 yılı bulan bu manevi seyahatinin akabinde Bosna?ya döndüğünde ise Vukelyiçi?de açtığı Nakşibendî Tekkesiyle Bosna halkının Hüseyin Babası olarak adından söz ettirtir.  Tarihler 1800 yılını gösterdiğinde kurduğu dergâhının yanına defnedilir.

           Peki ya Mevleviler ve Kadiriler! Malum onlarda XVII. yüzyılın başlarında Balkanlara geldiklerinde tekkelerini kurarak irşada koyulacaklardır. Keza Hacı Bayram Veli?nin sofileri de toplumsal aydınlanmaya hizmet için tekkelerini tüttürürler.  Rufailer de öyledir, onlar da iki koldan Bedevi ve Şazeli adıyla dal budak salıp bilhassa Saraybosna?da irşat faaliyetleriyle göz doldururlar. Ta ki Osmanlı hasta yatağına düştüğünde ancak tüm Tarikat-i Aliyye?ler Balkanlarda güç kaybına uğrayacaklardır, hele birde buna Yugoslavya?da komünizmin sahne almasını hesaba kattığımızda tekkelerin kapılarına kilit vurulmalarını beraberinde getirecektir. Neyse ki tarihler 1970 yılını gösterdiğinde yer altına çekilmiş olan tarikatlar yeniden nefes alır duruma geleceklerdir. Derken yıl 1974 tarihi itibariyle tarikatların birliktelik içerisinde teşkilatlandığına şahit oluruz.  Hani birlikten dirlik, dirlikten birlik doğar derler ya, aynen öylede kurulan Tarikatlar Birliği teşkilat sayesinde halk yeniden toplumsal aydınlanmaya yönelik faaliyetlerin ortasında bulur kendini. Hele 1980 yıllara gelindiğinde tasavvufi hayat Bosna halkının biricik manevi ab-ı hayat kaynağı olur da.  

           İşte o tasavvufi hayattır ki;  Bosna halkının o gazi alperence direniş ve mücadelesini tetikleyip 1991?1995 yılları arasında Sırpların bütün dünyanın gözü önünde o acımasızca giriştikleri katliamlar karşısında tüm dünyanın gözü önünde gereken cevabı göstermelerine yetecektir.  Kelimenin tam anlamıyla tasavvufi ruh Bosna-Hersek?in diriliş muştusu bir ruhtur. Ve bu muştuyla Mostar Köprü aslına rücu eder de.  Böylece kazanan Sırp vahşeti değil,  Bosna halkının iman dolu serhad göğsü kazanır.

         Evet, Balkanlarda Evlad-ı Fatihan nesli var oldukça iman gücünün ne olduğunu tüm dünyaya göstermeye devam edeceklerdir. Dün nasıl ki Horasan ruhu önce Orta Asya?yı ve Anadolu?yu, sonra Balkanları nasıl aydınlatmışsa,  bugünde Evlad-ı Fatihanlar aynı ruh ve heyecanla Avrupa?nın göbeğinde tüm dünyayı aydınlatacak görev ifa edeceklerdir. Her ne kadar Batı dünyası boş durmayıp o aydınlık meşalesini söndürmeye çalışsa da,  hiç boşa heveslenmesinler. Zira Yüce Allah (c.c)?ın: ?Nurumu tamamlayacağım? diye beyan buyurduğu vaadi var. 

           Velhasıl; hangi sinsi plan içerisinde bulunurlarsa bulunsunlar, Evlad-ı Fatihan neslinin Allah?ın ipine sarılınız hükmünce hareket edeceklerine inancımız tamdır, bu böyle biline.

           Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1605/savki-hilal-mostar-koprusu

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM