KİMLİK, ŞEHİR ve FELSEFE

Eklenme Tarihi: 13.10.2017 12:23:05 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 06:09:47

İslam Felsefesi açısından Şehir ve Felsefe ilişkisini temellendirmenin gerekliliğinin  teorik, pratik boyutu şöyle açıklanabilir. Düşünce tarihinde muallim-i Sani diye nitelendirilen Farabi?nin Medinetu?l-Fazıla yani erdemli şehir/devlet üzerine yazdıkları teorik boyutun temellendirilmesi açısından son derece önemlidir. Çünkü ilimlerin sayımı adlı bir nevi felsefeye giriş kitabıdır ve burada öncelikle dil-düşünce mantık irtibatını kurar. Ardından evrenin nasıl yaratıldığını tabiat/pozitif bilimler açısından açıklar. Tanrı?nın evreni niçin yarattığını ve insanın işlevini ise ilahiyat ve felsefe açısından anlamaya ve anlamlandırmaya başlar. Bu teorik hususların pratiğe aktarılması ise medeni/siyasi ilimler bağlamında değerlendirir.

Burada bireyin zoon politikon, yani toplumsal/siyasal canlı olarak tarifinden hareketle, birey-aile ve şehir/toplum aşamaları incelenir. Felsefenin tarifi olarak insanın varoluş amacının tahsilussade/mutluluğu elde etmek olduğunu, bunun aile ve devlet/şehir boyutunun da nasıl olabileceğini açıklar. Erdemli toplum bu mutluluğun birey, aile ve şehir/devlet aşamasında sağlanmasıyla gerçekleşir. Bunu yapamayanlar ise erdemsiz şehir yönetimi olarak sunulur.

            Şehir ve Felsefe ilişkisini temellendirmenin pratik boyutu şudur: Arap Baharı denilen toplumsal hareketlilik 2010 yılında başladığı zaman Yemen Sanaa şehrindeydim. İslam medeniyetinin önemli şehirlerinden birisi olup, Kur?an kıssalarının geçtiği yerlerden bazıları oradadır. Kadim bir medeniyetin bütün ihtişamını orada görmek mümkündü. Aynısı Şam, Bağdat ve Halep?de görebilirdiniz. Ama artık göremezsiniz, çünkü bu şehirler harap şekilde, insanları da manen yıkım içindedir.

Yemen Sana?a örneğinden devam edecek olursam, Osmanlı?nın son döneminde bile can havliyle elinden gelen katkıyı yaptığı bir şehirdir. Sultan Abdülhamid, cam fabrikası, kız lisesi ve yer altı alt yapı bağlantılarını yenilemek ve hastane yaptığı şehir, bugün Müslümanların kendi elleriyle yok edilmektedir. Şehir bağlamında medeniliğimizin, sivilliğimizin, gelişmişliğimizin yani medeniyetimizin en önemli simgelerinden biri tahrip olmaktadır.

  • Şehirler Kimliklerimizdir

İster Arap dünyası, İster Türkiye, İster Avrupa?ya bakalım, şehirlerimiz bizim kimliklerimizdir. Biz şehirleri biçimlendirirken onlarda bizleri biçimlendiriyor, karşılıklı bir etkileşim var ve yaşayan kültürü ortaklaşa belirleme var. Şehirlerin değişimi insanı da değiştiriyor. Şimdi Şam, Trablusgarp, Halep yeni biçimini düşünebiliyor musunuz? Modern olduğu söylenilen Batı yaşam tarzını dayatan binalarla dolacak. Göğü Delen Adam (papalagi) de bahsedildiği üzere, modernlik gelişmişlik bu mudur, yoksa insanın ve bilinç düzeyinin tahribi midir?

  Yüzyılların getirdiği medeniyet birikimini şehirleri tahrip ederek yok ediyoruz. Kişiliğimizin ve kimliğimizin geçmişini yok ediyoruz. Mahiyet ve hüviyet açısından söyleyecek olursak, mahiyeti ve inniyeti yok edilen bir medeniyetin çocuklarına istediğiniz hüviyeti giydirmek mümkündür. Bu nedenle aslında şehir tasavvurumuzu medeniyet tasavvurumuz dışında anlamak mümkün değildir.

  • Şehir ve Medeniyet İlişkisi

İslam kültür ve medeniyetinin teşekkülünü şehirler üzerinden açıklamak mümkündür. Şehirleri Müslümanların iktisadî, içtimaî, ilmi ve adli yükümlülüklerini yansıtan birimler olarak incelersek bu ortaya çıkar. Örneğin Mekke, Hz. Peygamber?in içinde atası İsmail (a.s.) tarafından inşa edilmiş Kâbe olması nedeniyle bütün Müslümanların kalbidir. İslam Medeniyetin ilk teşekkül ettiği şehirdir. Medine ise  ?hicretle başlayan? başka bir ?şehir? tasavvurudur. 

Bu İbn Haldun?dan hareketle söyleyecek olursak, sebep/din bağımızı gösterir; bir de asabiyetimizi, kimlik ve kişiliğimizi oluşturan ikinci unsur olan nesep/ırk bağımız açısından şehir ve medeniyet ilişkimiz vardır. Bana göre,  Atayurttan Anayurda Hicret/Göç Yeni Bir Şehirleşme Medenileşme Sürecidir. Çünkü İpek yolu merkezli birçok devlet kurmuşuz ve fethettiğimiz her toprak parçasını manevi değerlerimizle yurt haline getirmişiz. bunlar göçerlikten yerleşik düzene yani şehir/medeni/hadari sisteme geçme çabasıdır. Çünkü medeni olmak, yerleşmek, şehirleşerek hayat standardını yükseltmek, sefalete karşı bir direniştir.

Aslında Türkistan-Türkiye hattında kurulan her şehir, yaşanılan dini ve felsefi bilgisinin  hayata aktarımının ve bunun sunumunu görsel ve estetik açıdan gösteren somut örneklerdir.  Şehirlere ve mimarisine bakıldığı zaman Arap, Fars iktidar çatışmaları dışında Atayurtta (Türkistan) gelişmiş Türk Müslüman tasavvurunun bir zamanların medeniyet mihveri olan İpek Yolu boyunca kurulmuş bütün şehirlerde bunun örneği görülebilir

Sonuç: Günümüzde Yemen, Bağdat, Şam, Halep?de bu tarihsel temellerin niçin yok edilmesi İslam medeniyetinin ve kültürünün tarihsel temellerini yok etmek, kişiliğimizi ve kimliğimizin görsel ve estetik sunumunun da tahrip edilmesi demektir. Üstelik bunun Fars/Şii ve Arap/Selefi çatışmasıyla yapıldığını görmek, enerji savaşlarının medeniyetler arası çatışma tezinden medeniyet içi (vekalet) savaşlarına dönüşmesiyle gelinen  vahim sonucu göstermesi açısından da son derece hazindir. Özellikle bu hengamede şehirlerimize ve tarihsel dokusuna sahip çıkmak kişiliğimize, kimliğimize sahip çıkmak demektir.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1601/kimlik-sehir-ve-felsefe

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar