AKŞEMSEDDİN VE FATİH

Eklenme Tarihi: 01.10.2017 19:19:40 - Güncellenme Tarihi: 29.05.2020 16:09:54

        Asıl adı Şeyh Mehmed Şemseddin bin Hamza olan Akşemseddin Hz.leri Şam?da doğdu. Kendisi Şeyh Şihâbüddin Sühreverdî (k.s)?ın torunu olup baba tarafından nesebi Hz. Ebu Bekir (r.a)?a dayanır. Yedi yaşına girdiğinde babası Şeyh Hamza'yla birlikte Amasya?ya bağlı Kavak nahiyesine yerleşip İslami ilimleri burada tahsil eder. Sonrasında Osmancık müderrisliğine getirilir. Yaş yirmi beş dediğinde içini ününü duyduğu Hacı Bayram Veli?ye intisap etme arzusu kaplar. Ancak intisap için yola koyulduğunda böylesi bir zatın kapı kapı, dükkân dükkân dolaşıp sofileriyle birlikte yardım topladığını görünce bir anda dilencilik yaptığı zannıyla biat etmekten vazgeçecektir. Oysa kapı kapı dolaşma ihtiyaç sahiplerin ihtiyacını gidermeye yönelik dolaşmaydı. Belli ki Akşemseddin bir imtihanın eşiğinde olduğunu fark edemiyordu, bu yüzden yönünü Halep?teki Şeyh Zeynüddin el-Hafi?ye doğru çevirecektir. Fakat evdeki hesap çarşıya uymayacaktır. Çünkü Halep?e varıp rüya âlemine daldığında kendini kendinden alacak bir hadise ile karşılaşır. Öyle ki rüyada zincir halkasının bir ucu boynuna takılmış halde, diğer ucunun da Hacı Bayram?ın elinde olduğu gösterilir. Ve boynunda kement bir halde Ankara?ya sürüklenişini gördüğü bu rüya aklını başına getirmeye yeter artar da.  Nasıl akıl karaya vurmasın ki,  bikere verilen mesaj gayet net ve açık; tasavvuf yolunda nasibi Halep değilmiş, Ankara?ymış meğer. İşte verilen bu mesaj gereği önce Osmancık?a uğradıktan sonra tekrar ver elini Ankara deyip Hacı Bayram Veli'nin zincirine tutunacaktır.  İyi ki de rüya âleminde boynuna geçirilmiş kement halka zincire tutunmuş, bu sayede seyr-i sülukunu tamamlayıp halifelik alır da. Sadece halifelik mi, hiç şüphe yoktur ki Hacı Bayram-ı Veli?nin vefatıyla birlikte irşada koyulduğunda İstanbul?un manevi Fatih?i olur da.  Malum olduğu üzere İstanbul?un fethi öncesinde payitahtı fikriyle ve zikiyle rehber olup sonrasında Fethin gerçekleşmesiyle gerçek pir-i fani zat olduğu ortaya çıkar.

          Elbette ki böylesi rehbere can kurban,  Fatih Sultan Mehmed?in Fetih hayali öteden beri düşlediği sevdadır. Zira bu konuyu istişare heyetine sunduğunda ekser hazırun: ?Beni Asfar'la yapılan savaş sonrası Mehdi?nin himmetiyle İstanbul?un feth olunacağını, bundan dolayı İstanbul?u kuşatılması sevdasından vazgeçilmesi? yönünde ortak kanaat belirtirken, Akşemseddin Hz.leri ise  tam aksine ?Önce İstanbul?u Sultan Mehmet fetheder, Mehdi?nin fethinin bu hadiselerden sonra zuhur edeceği? yönünde bir fikir beyan edecektir.  Dedik ya Fatih Sultan Mehmed?in canına minnet tam da istediği türden fikirdi bu.  Ve bu fikir kendisine ilaç gibi gelir de. Ancak İstanbul?u kuşatmaya başlayalı ellinci gün olmuştu ki hala fethediliyor olamaması üzerine bir kısım devlet ricali durumdan vazife çıkarıp padişaha sitemlerini şöyle ileteceklerdir: ? Bakın, bir sofinin sözüyle sefer eyleyip bu kadar asker zayi oldu, bunca hazine telef oldu. Şimdi Avrupa?dan kâfire yardım geldi, fetih ümidi artık kalmamıştır.?

            Onlar sitem ede dursunlar,  hakiki Devletlû padişah odur ki;  inandığı dava uğruna en zor anlarında bile kararından vazgeçmemesidir. Peygamber müjdesine mazhar olmuş Fatih?e de bu duruş yakışırdı zaten. Derhal veziri Veliyüddin Ahmed Paşa vasıtasıyla Akşeyh?e şöyle haber salar:  ?Kal?a feth olmak, düşman ordusuna zafer bulmak ümidi var mıdır?? Tabii Akşemseddin?den gelen cevap manidardır, yani  ?bunca müslüman ve gaziler yılmadan usanmadan kâfir kalesine hücum ederse İnşallah feth olacaktır, yeter ki biraz sabır gösterile? der. Ancak genç yaşta padişah olmak bu ya,  Fatihin delikanlılık kanı kaynadıkça sabredemeyecektir. Hele içi alev alev fetih aşkıyla yandıkça tekrar dayanamayıp veziri vasıtasıyla haber gönderip ?Tayin vakit eylesin?  ricasında bulunacaktır.

            Tabii ki Akşeyh bu ricasına kayıtsız kalmayacaktır. Rabıtaya dalıp ötelerden aldığı işaretle: ? Rebiül evvel ayının 20. günü seher vaktinde Sıddık'ı himmetle filan canibden yürüyüş eylesinler. Ol gün feth ola? müjdesini verdiği gibi en nihai kat?ı müjde sözlerini şöyle beyan eder: ?Yarın şu kapıdan (Topkapı)  hisara yürüyüş ola. İzni Hüda ile babı zafer feth olup ezan sedası ile sur?un içi dola, gün doğmadan gaziler sabah namazını hisar içinde kılalar.?

            İşte Fatih aldığı bu işaret doğrultusunda ordusunun başına geçip karadan gemileri Haliç?e yürütecek derecede sabahın ilk ışıklarında fethe doğru ilerlerken Akşemseddin?de kimselerin yanında olmadığı bir çadırda Peygamberimizin müjdelediği fetih için dua ve niyazda bulunaraktan manevi gayret sarf edecektir. Gerçektende tayin edilen vakitte fetih vuku bulur da. Öğlen vakti olduğunda Fatih ve Akşeyh şehre Topkapı?dan atbaşı beraber gireceklerdir. İlginçtir beraber girdiklerinde Bizans halkı Akşemseddin?i padişah sanıp çiçekleri ona uzatacaklardır. Akşeyh bu durumda Fatih?i işaret edip ?gidiniz çiçekleri o?na veriniz? der.  Fatih ise  ?Her ne kadar padişah bensem de o?da şehrin manevi fatihi ve aynı zamanda Hocamdır.  Verin,  verin, çiçekleri o?na verin? deyip mütevazı bir duruş sergileyecektir.

         Evet, Sultan Mehmed?i ?Fatih? yapan en belirgin özelliği işte böylesi bir ruh seciyesine sahip olmasıdır. Nitekim Ayasofya?ya girdiğinde Patriğe şu fermanla çağrıda bulunacaktır: ?Ayağa kalk!  Fatih Sultan Mehmed olarak sana ve arkadaşlarına vaadim odur ki, bugünden itibaren artık ne hayatınız hususunda, ne de hürriyetiniz hususunda endişeye kapılınız. Asla korkmayınız.?  Böylece bu çağrı bir anda Bizans halkının teveccühünü kazanmaya yettiği gibi tüm insanlığa özgürlük dersi vermiş olur da. 

            Peki, Fatih Sultan Mehmet özgürlük dersi vermekle gayrimüslimler üzerinde etki oluştururken Müslim tebaa üzerinde nasıl bir etki oluşturur?  Hiç kuşkusuz beyaz at üzerinde Ayasofya?ya doğru ilerlerken o Yüce Peygamberin beyan buyurduğu; ?İstanbul muhakkak feth olunacaktır. Onu fetheden ne güzel kumandan ve onu fetheden ne güzel askerdir? hadisi şerifin şükrünü eda etmekle etki oluşturacaktır. Öyle ki bu şükrün gereği üç gün içerisinde Ayasofya camiye dönüşür bile.  Nasıl mı? Akşemseddin Hz.lerinin önderliğinde ilk cuma hutbesinin okunup cuma namazının eda edilmesiyle elbet.  Dile kolay,  Fatih Sultan Mehmed Ayasofya?nın kiliseden camiye çevriliş talimatını ordusunda ki ustalara vermesiyle birlikte ustalar kısa zamanda gereğini yaptıktan sonra sıra Cuma namazını kim kıldıracağı hususuna gelindiğinde kendisinin hayatında bir kez olsun ikindi namazının sünnetini kaçırmamış olması hasebiyle imamlığa geçtiği namazın ilk tekbiriyle giriş yapamayacaktır. Tâ ki, Akşemseddin?in maneviyatta şahit olduğu Hızır (a.s) arka safta eksik kalan bir kişilik yerde saf tutmaya ramak kala parmağını direğe sokmasıyla birlikte Ayasofya kıble istikametine çevrilir,  işte o an üçüncü tekbirde Kâbe gözü önünde zuhur edip namaza öyle giriş yapacaktır. Böylece Akşeyh ve Fatih?in elinde Ayasofya bir bambaşka manevi kimlik hüviyetine bürünecektir.  .

            Nede olsa Allah?ın izniyle fetih müyesser oldu. Şimdi sırada Ebu Eyyub Halid El Ensari?nin İstanbul surlarına kadar gelip de muradına eremeden ruhunu teslim ettiği yerdeki kabrin keşfi vardır. İşte Fatih bunun içinde bir kez daha Akşeyh?in kapısını çalıp Eyüp Sultan Hz.lerinin merkadının yerin keşfi ricasında bulunacaktır.  

            Evet, Ebû Eyyûb el-Ensari (r.anh), Emeviler döneminde İstanbul surlarına kadar gelip kuşatmaya katılmış bir sahabedir. Ancak hastalanıp vefat edince surların dışında bir yere defnedilmiş.  Ancak gel zaman git zaman derken zamanla mezar yeri kaybolmuştur. Ne diyelim işte o büyük Akşeyh,  Fatih?in ricasını kıracak değil ya,    eline aldığı iki ağaç dalını kabrin baş ve ayak hizasına diktikten sonra  ?yeri burasıdır? deyip oradan öyle ayrılır. Akşemseddin oradan ayrıldı ayrılmasına ama Fatih yine de işi sağlama almak niyetindedir. Bunu bir kez daha tecrübe etmek için bir adam görevlendirip dikilen dalları yirmişer adım güney tarafa çektirecektir. Böylece sabah vakti tekrardan Akşeyh?den kabrin kazılacağı yerin son kez teyit etmesini isteyecektir.  Tabii sabah vakti Akşemseddin keşif mahalline geldiğinde dalların yeri değişmiş olduğu yeri değil, yine önceki yeri işaret eyleyip şöyle der:  ?Şayet işaret edilen yer biraz kazılırsa  ?Halid b. Zeyd?in kabridir yazılı bir taş çıkacaktır.?  Ve denilen vuku bulur ve artık bundan sonra ki işlemler içinde Fatih devreye girecektir.  Nitekim gereğini yapıp keşfedilen kabrin üzerine bir türbe ve yanına cami yaptırır da.  Derken Ebu Eyyub El Ensari'ye ait kabrin keşfiyle birlikte Fatih tarihe şöyle not düşerek şükreyleyecektir: ?Akşemseddin gibi bir zatın bulunmasından duyduğum sevinç, İstanbul?un fethinden dolayı duyduğum sevinçten az değildir.?  

              Gerçektende şöyle geriye dönüp bakıldığında Fatih?in İstanbul?un fethi sırasında; ?Ya ben İstanbul?u alırım, Ya İstanbul beni ? şeklinde sarf ettiği sözler meğer boşa değilmiş. Besbelli ki İstanbul?un Manevi Fatihi Akşemseddin?in kutlu müjdesine herhangi bir gölge düşmemesine yönelik söylenilmiş sözdür. Nitekim fetih sonrasında da bu bilinçle hareket edip o?na en ufak hürmette kusur eylemez de. Öyle ki Akşemseddin?in peşini bırakmayıp o büyük zattan huzurunda halvete girip tasavvuf neşesiyle yaşamayı bile dileyecektir. Ancak Akşemseddin bu dileğini kabul etmez. Ve şöyle der: ?Sen bizim tattığımız lezzeti tadarsan saltanatı bırakırsın. Seni dervişliğe kabul edersem devletin düzeni sarsılabilir. Bununda vebali çok büyük olur. Adalet eylemek Padişah için keramet sayılır. Müslümanların rahat ve huzuru için devletin varlığı gereklidir.?  Fatih baktı olmayacak Akşeyh'ten bari İstanbul?da kal ricasında bulunacaktır. Fakat ne var ki,  Akşemseddin daha önce yerleştiği Göynük?e dönüş kararını çoktan vermiş olduğundan bu teklifte kabul görmez.  Böylece O büyük Veli hayatının son demlerini Göynük'te geçirip ruhunu orada Allah?a teslim edecektir.

            Velhasıl, O şimdi Süleyman Paşa Caminin yanında medfundur.

             Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1562/aksemseddin-ve-fatih

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM