HAKİKAT VE DOST

Eklenme Tarihi: 02.07.2017 02:31:29 - Güncellenme Tarihi: 02.06.2020 04:37:37

(Bu yazı, daha önce Vahdet Gazetesi?nde yayınlanmıştı. İçinde bulunduğumuz dönemin insan ilişkileri dikkate alındığında tekrar gündeme getirilmesi gerektiğini düşündüm.)

Aristoteles, hocası Platon?u kastederek, ?biz dostlarımızı severiz ama hakikati daha çok severiz? der. Bu söz, hakikat konusunda taviz vermek istemeyenlerin parolası ve ilkesi olması gereken bir sözdür. Çünkü dostlar bazen aynı konuda farklı düşüncelere sahip olabilirler, farklı eylemler içerisine girebilirler. Hakikati dosttan daha çok sevmek, hak olanı her şeye tercih etmek anlamına gelir. Hak karşısında diğer bütün şeyler ikinci derecedendir.

Dost, kendimizden ayırmadığımız ikinci bir ben?dir. O, sadece sevdiğimiz değil, asıl önemlisi, saygı duyduğumuzdur. Çünkü dostluk, içinde duygusal ve öznel unsurlar bulundurmakla birlikte özellikle saygı unsurunun değerinin yüksek oluşundan ötürü etik bir zemine dayanır.

Dostluk, kendisine inandığımız, karşılıklı olarak saygı duymamazlık edemediğimiz, bağlanma ve sadakatten yana liyakatli olduğunu düşündüğümüz, hakikat karşısında her ne sebeple olursa olsun sarsılmaz bir iradeye sahip olduğundan emin olduğumuz bir özneyi gerektirir. Bu iradede az da olsa bir sarsılma gördüğümüz takdirde, dost olmanın gereği olarak, o iradenin sarsılmaz olmasını temin etmek için Akif?in, ?sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek? ifadesinde olduğu gibi onu, odun gibi bir sözle de olsa uyarmak gerekir.

İnsanı hakikatten uzaklaştıran şey duygusal eğilimleri, nefsi, bakışındaki şaşılık, menfaat hissi, dünyanın gelip geçiciliğine aldırmadan araç değerleri benimsemesi ve hatta amaç değerleri araç değerler, araç değerleri de amaç değerler haline dönüştürmesidir. Bu şekilde davranan bir insan, ilkelerine göre değil, amaçlarına göre davranan insandır. Böyle bir insanın ilkelerini amaçları belirler. Oysa amaçlar, ilkeler tarafından belirlenmelidir.

Dost, şaşı bakmaz. Şaşı, hakikati tahrif eder. Bir?i iki görür. Mevlana?nın anlattığı hikâye malumdur: Bir ustanın şaşı bir çırağı varmış. Usta, çırağa ?arka tezgâhta bir tane şişe var, onu getir? demiş. Çırak, bir?i iki gördüğü için ?usta burada iki şişe var? diye seslenmiş. Usta, bakmış çırak anlamayacak, ?birini kır, diğerini getir? demiş. Çırak, iki olarak gördüğü şişenin birini alıp kırdıktan sonra, bakmış ki ortada hiç şişe yok. Eğer bakışımızda bir aksaklık varsa, eğer bakışımız sağlıklı değilse, eğer dosdoğru bakmasını bilmiyorsak hakikat bize olduğundan başka türlü görünür veya hakikati olduğundan başka türlü görürüz. Şirkin temelinde bu sağlıksız bakış ve görüş vardır. Sağlıksız bakış ve görüş, en yakınımızdakini düşman ilan eder, tam tersine olarak da düşmanı dost zanneder. Dost zannettiğimiz düşmanların ortak özellikleri, ilk fırsatta bizi yok etmektir. Hem de kumpaslar kurarak. Hem de en yüce erdem olan adaleti kullanarak.

Dost, yüzüne baktığımızda varlığının sorumluluğunu üstlenmemekten ötürü irademizin bizi suçlayacağı kişidir. Böyle bir kişi, aynı sorumluluğa sahip olmaktan ötürü pişmanlık duymamak zorunda olan kişidir. Hakikat tutumları açısından amaç olanlar ile araç olanlar arasında değerler hiyerarşisi bakımından aralarında farklılık olmayan, ilkeleri ile amaçları arasındaki ilişkiyi gerçekleştirecek olan eylemlerinde tutarlılık bulunan, karşılıklı olarak hakikat lehine tavırlar koyma iradesine sahip olanlar arasında dostluklar kurulabilir. Yoksa bir tokat için sarımsak tarlasını bozacak güruhtan dost olmaz.

Önce hak ve hakikat ile dost olmalı ve insanlarla ilişkimizi de bu dostluk belirlemelidir. Yoksa adaletin çok uzağında kalırız.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1296/hakikat-ve-dost

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI