ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN

Eklenme Tarihi: 10.06.2017 03:51:29 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 21:20:23

      Ramad, yanmış taş demek, Ramazan sıcak mevsimde zuhur ettiği için bu adı almış. Öyle ki, bu ayın doğuşuyla birlikte hararetten taşlar kızgınlaşırmış. Taşlar kızgınlaşa dursun insanlar bu bunaltıcı sıcaklara rağmen oruç tutup günahlarını yakmışlar bile. Tabii ki Ramazanı sadece tabiat olayıyla değerlendiremeyiz,  bizim için manevi ecri çok daha önem arz eder. Nitekim Hz. Enes (r.a.) bir hadis-i şerifi şöyle nakleder,

            Allah Resulü Ashabına:

            "-  Ramazana niye Ramazan denildiğini biliyor musunuz?"

            Ashap cevaben;

          "-Allah ve Resulü bilir, biz bilmeyiz" der.

           Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

            "- Allah (c.c)  kişinin günahını yaktığı için Ramazan denmiştir."

            Keza, Ebu Zer?den (r.a.) nakledilen bir hadis-i şerifte; "İbrahim?in (a.s.)  suhufu Ramazanın üçüncü gecesi, İncil İsa'ya (a.s.) Ramazanın on üçüncü gecesinde, Kur'an-ı Azimüşşan Muhammed Mustafa'ya (s.a.v.) Ramazanın yirmi dördüncü gecesinde nazil oldu" diye beyan buyrulmuştur.

            Ebû Hureyre'den (r.a.) rivayet edilen bir hadiste ise şöyle buyrulmuştur; "Ramazan'ın ilk gecesi olunca melekler şeytanı ve cinleri bağlarlar, cehennem kapısını kaparlar, cennet kapısını açarlar. Bir melek hayır yapan gelsin, kötülük yapan gitsin diye çağırır. Allah'ın (c.c.) bu ayda ateşten kurtulmuş kulları vardır. Ramazan ayı çıkıncaya kadar her gece böyle derler."

            İşte yukarıda zikredilen hadis-i şeriflerden hareketle Ramazan ayı için hem günahları temizleyen, hem de manen arınmaya vesile bir Şehr-i Hilâl ay diyebiliriz. Belli ki Ramazan ayını bereketli kılan husus on bir ayın toplamına bedel olmasıdır. Nasıl bedel olmasın ki, bir kere ferman Yücelerden böyle yazılmış, bu yüzden on bir ayın bütününe hükmetmesi gayet tabiidir.  Nitekim bu hususta Resûlullah (s.a.v.), ?Allah (c.c.) Ramazan ayını muhteşem yarattı. Kim o ayda bir lira sadaka verse, Allah (c.c.) o kişiye bütün halka sadaka vermişçesine sevap verir. Kim Ramazan'da bir rekât namaz kılsa, diğer aylarda yüz bin rekât namaz kılmış gibi sevap verir. Kim bir çıplağa elbise giydirirse, Allah (c.c.) o kişiye yedi yüz cennet elbisesi giydirir. O günde ki bütün halk orada çıplak olacaktır. Kim Ramazanda bir kul azad etse, yedi yüz kul azad etmiş gibidir. Ramazan'ın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azad olmaktır" beyan buyurmuştur. Kelimenin tam anlamıyla Şehr-i Ramazan on bir ayın baş tacı sultan aydır. Yetmedi bağrında taşıdığı mübarek üç ayların sonuncusu olmasına rağmen tek önder aydır. İşte Sultanlık böyle bir şeydir, sonun başlangıcı olması hasebiyle adından Şehr-i Hilâl diye söz ettirir de. Bakın Osmanlı bu ayların mana ve ruhunu bildiği içindir;  sancağını üç tuğlu hilâlle taçlandırmış bile. Hatta  ?Recep-Şaban-Ramazan? diye andıkları bu üç bereketli hilâle sadık kalmanın semeresini üç kıtada cihangir bir devlet olmakla tatmışlardır.  Düşünün ki devlet bazında üç hilâlin semeresi buysa, kim bilir kul bazında meyvesi nedir? Bu sorunun cevabı için şöyle kaynakları taradığımızda Şehr-i Ramazan'ın kullar üzerinde:

           -Rahmet,

           -Mağfiret,

                  -Azad olmak üzere üç meyvesi (ecri) olduğunu görürüz. Gerçekten de bahşedilen bu üç lütuf müminleri her bakımdan bereketlendirmeye yetmiş artmışta.  İşte bu nedenle bu üç ecre üç hilalli bereket ay dersek yeridir. Elbette ki üç ayların hakkını yerine getiren her mümin ay yüzlü olur da. Nasıl ay yüzlü olmasın ki,  bakın Resûlullah (s.a.v.) bu üç bereketli hilâl aylar için ne buyuruyor. Allah Resulü der ki;"Recep ayı Allah'ındır. Şaban ayı benim ayımdır. Ramazan ümmetimin ayıdır." Hakeza yine bir hadisi şerifte; "Recep yel gibi, Şaban bulut gibi, Ramazan yağmur gibidir. Recep ayında olan hasenat bire ondur. Şaban ayında bire seksendir. Ramazan'da bire bindir. Recep kişinin bedenini temizler. Şaban gönlünü temizler. Ramazan ruhunu temizler. Şaban?ın üstünlüğü diğer aylara üstünlüğü benim diğer peygamberlere üstünlüğüm gibidir. Ramazan ayının diğer aylara üstünlüğü Allah'ın (c.c.) halka üstünlüğü gibidir.?  Böylece zikredilen hadis-i şeriflerle Şehr-i Hilâlin gerçek veçhesi ortaya çıkmış olur.

                Şurası muhakkak insan mizacını ortaya koyan beden, gönül ve ruh üçlüsü bir birinden ayrılmaz üç arkadaş gibidirler. Nitekim beden sıhhat bulmazsa gönül huzur bulmaz. Tabii gönül huzur bulmayınca ruhta huzur bulamaz.  Dahası gönülsüz bir ruh kafese kapanmış bir kuş gibidir, ister istemez kendini tutsak hissedecektir, bu kaçınılmaz. Anlaşılan, huzurlu bir hayat için beden, gönül ve ruh dünyamızı dengede tutmak gerekir. Maazallah bir insan muvazeneyi (dengeyi) yitirmeye dursun, bir anda iç ve dış dünyası karanlığa bürünmesi an meselesi. Neyse ki bu noktada imdadımıza üç hilâlin bereket remzi ?Recep, Şaban ve Ramazan? aylar yetişmekte. Hem de ne yetişme,  icabında bu üç aylar Hızır gibi yetişir de. O halde fırsat bu fırsat deyip beden, gönül ve ruh dünyamızı temizlemeye bakalım. Ruhunu temizleyen bir insan düşünün ki, hakiki kul olmanın idrakine ermiş olmaz mı, elbette ki olur. Zaten üç hilâl aylar yel, bulut ve yağmur misali beden, gönül ve ruh üçlüsünden oluşan dünyamızı temizlemek için vardır.

            Hele hele Ramazan ayının içinde gizli bir gece var ki, Allah-u Teâlâ o gece hakkında bakın ne buyuruyor; "(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur'an onda (kadir gecesinde levh-i mahfuzdan semâ-i dünya'ya) inmiştir? (Bakara 185).  Evet, ayette geçen Kadir gecesi, bizi ötelere kanatlandıran bir müjdedir. Hakeza yine Allah-u Teâlâ bir başka ayet-i celile de, ?Gerçek biz onu (Kur'an?ı) kadir gecesinde indirdik?  (Kadir/1)  beyanıyla bu gecenin önemine dikkat çekmiştir. İyi ki dikkatimize sunulmuş,  Kur?an-ı Mucizül Beyanla muştulanırız da. Öyle bir muştu ki,  tüm meşayıhı kiram ve âlimler Kadir gecesini Ramazanın kalbi mesabesinde gördüklerinden diğer gecelerin Şah-ı olarak ilan etmişler bile. İşte bu yüzden Hâce Ali Râmitenî (k.s) ?Her gördüğünü Hızır bil, her geceyi Kadir bil? demiştir.

            Her kim ki Şehr-i Ramazanı hakkıyla yâd eder ve geçmiş günahlarına pişmanlık duyup tövbe ederse annesinden yeni doğmuş çocuk gibi hiç günah işlememiş saf bir hüviyet kazanır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuş: "Ramazanın ilk gecesi olunca Allah (c.c.), kim beni severse, bende onu severim. Kim beni isterse ben de onu isterim. Kim istiğfar ederse, bağışlarım." 

           Yine nakledildiğine göre, Ramazan hilâli gözüktüğü zaman arş, kürsi ve melekler kendi hal lisanıyla şöyle dile gelirler;

            "- Ne mutlu Muhammed ümmetine, Allah katında kerametleri çoktur. Güneş, ay, yıldızlar, gece, gündüz, denizlerdeki balıklar, karalardaki canlılar, şeytandan başka her şey Âdemoğulları için istiğfar ederler."

            İşte onların bu dile gelişi karşısında Yüce Allah (c.c.) meleklere:

            "- Namazınızı ve tespihinizi Muhammed ümmetine bağışlayın" buyurur. Onlar da bağışlarlar (Bkz. Envârül aşıkın. S. 320).

            Evet!  Ramazan müminlere rahmet olmakla kalmaz, bu ara da şeytan ve cinlerde etkisizleştirilip adeta zincire bağlanır da.  Zira Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.); "Ramazanın ilk gecesinde şeytanları ve cinnileri bağlarlar. Cehennemin kapısını kaparlar, Cennet kapılarını açarlar" buyurmuşlardır.

            Şehr-i Ramazanın adını sıcak taşlardan aldığını belirtmiştik. Bu konuyla ilgili Begavi, tefsirinde şöyle der: "Şüphesiz Ramazan, bir ayın adıdır. O zaman oruç çok sıcak bir aya gelmişti. Halk o ayda oruç tutuyordu. Taşların hararetinden o ayın adı "Ramazan" oldu. Kur'an'a, sureleri, ayetleri, kıssaları emir ve nehyi, vâdi ve vahidi topladığından dolayı "Kur'an" dediler. Çünkü asıl manası toplamaktır."

             Yine Ramazana şan katan bir diğer husussa hiç kuşkusuz Kuran?ın bu ayda inmesidir. Malum, Kur'an Allah'ın sıfatı olması hasebiyle insanlık ona koşmaktadır. Çağlara ferman okuyan tek kaynaktır Kur?an-ı Mu'ciz'ül Beyan. Bir başka ifadeyle Ramazan'a yücelik veren Kelam-ı kadimdir. Bir kere Allah kelamının geçtiği yerde tüm mahlûkatın başı eğiktir. İşte bu yüzden Ramazan'ı Kur?an?ın kalbi olarak biliriz. Madem öyle, bu ayda Kur?an?ı hatmetmek gerek,  çokça ibadet etmek gerek,  orucu halis niyetle tutmak gerek,  ana ve babanın gönlünü hoş etmek gerek,  müminlere karşı alçak gönüllü olmak gerek,  iftar sofralarını fakirlere ve dostlara açmak gerek. Tüm bu gereklilikler içerisinde Ramazan?ı hakkıyla yâd etmek gerek ki Mevla?ya layık kul olabilelim.

            Anlaşılan, Müminlerin gözünde üç aylar bir bambaşka duygu selidir. Öyle bir duygu seli ki, üç bereketli hilâlin manevi ışığıyla hem gönüller şadan olur, hem cümle âlem bu büyük nimetten nasiplenir de. Zaten üç hilâle adını veren Recep, Şaban ve Ramazan bunun için vardır. İyi ki de varlar, bu sayede inananlar üç ayların gelmesiyle birlikte bir başka nurlanırlar. Ne kadar birikmiş günah kiri varsa temizlenir de. İşte bu yüzden başta Peygamberimiz olmak üzere Sahabe ve Evliya-i İzam bu ayların bereketini öve öve bitirememişlerdir.

            Şehr-i Ramazan mağfiretimize kapı aralayan ümit kalemizdir. Hele şafakta Ramazan hilâli görünmeye dursun hemen rahmete kavuşuruz da. Hatta hilal göründüğünde  ?Allah'ım bu ne güzel Şehr-i Hilâl ay? demekten kendimizi alamayız da. Kim bilir ?Şehr-i Hilâl? olmasa halimiz nice olurdu. Beşer olmamız hasebiyle her an bir ayağımız çukurda olabilirdi.  İşte bu noktada Ramazan ayının bizim için ne denli bulunmaz büyük bir nimet olduğunu fark ederiz. Malum, bir düşüp kalkmayan Rabbül Âlemindir. Kul, düşer kalkar da. Sonuçta kul?uz, düşsek te, kalksak ta amacımız Allah'ın rızasını kazanmak ve istikamet üzerine yaşamak olmalıdır. İstikameti yakalamak için de, mutlaka Recep, Şaban ve Ramazan aylarını üç bereket hilalle taçlandırmak gerekir. Ki; diriliş muştusu gerçekleşebilsin. Zaten diriliş gereği cümle âlem Recep, Şaban ve Ramazandan mümkün mertebe nasıl istifade ederim diye kendini zorunlu hisseder de.     Işıl ışıl yedi kat göklerden süzülen o üç bereketli hilâl?ler kalbimizi aydınlattıkça kendimize geliriz de. Yetmedi üç ayların son on gününe gelindiğinde Şehr-i Hilâl Ramazan?ın nübüvvet gülüyle buluşuruz da.  Elbette ki bu gül Leyle-i Kadir gülünden başkası değildir. Derken beden, gönül ve ruh üçlüsü bu üç ay boyunca huzura erer de. Yeter ki, "abd" olmasını bilelim, Allah (c.c)  rahmetiyle affedeceğine inancımız tamdır.

         Velhasıl;  bereketli üç aylar bizim üç hilâlimizdir.

          Vesselam.

 

 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1235/sehr-i-hilal-ramazan

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM