HER YÜZYILDA YENİ BİR ENERJİ!

Eklenme Tarihi: 23.05.2017 09:22:30 - Güncellenme Tarihi: 10.08.2020 15:00:46

Ülkeler de canlı bir organizma gibidir. Doğarlar, büyürler, gelişirler, yükselirler, duraksarlar, gerilerler ve sonra mevcudiyetlerini kaybederler. Ama mutlaka küllerinde bile bir enerji vardır ve bir şekilde bir başka bir tekrar sahneye çıkarlar.

Bu  süreç hep aynı şekilde tekrar eder mi? Büyük ölçüde tarih tekerrür ettiğini göstermiştir!

Pekala ya yaşam süresi? Bazen bir yüzyıl bile değil, bazen de Osmanlı gibi neredeyse yedi yüzyıl? 

Bu  süreyi belirleyen askeri ve ekonomik güç olduğu kadar benimsenen yönetim sistemi ve felsefesi, insan kaynağının niteliği ve bilinç düzeyi, sahip olunan tarih ve kültür derinliği, ilim ve irfan, jeo-politik ve doğal kaynaklar, bulunulan coğrafya, konjonktür, diğer devletlerin ve  karşı güçlerin performansıdır.

Türkiye Cumhuriyeti, büyük Osmanlı Devleti?nin bakiyesi olarak 1923 yılında kuruldu. Dünya savaşının içine çekilen Osmanlı Devleti, bu acımasız savaşta büyük toprak ve beşeri sermaye kayıplarına uğrayarak tarih sahnesinden çekildi. Savaşı kazanan güçler; sıranın Türk milletinin yok edilmesine veya esir alınmasına geldiğini düşünüyorlardı. Tam da bu noktada tarih boyunca hep özgür ve kendi bayrağının gölgesinde yaşamayı başarmış ve bağımsızlığı hayat gayesi, yaşam nedeni haline getirmiş milletimiz, tarihte örneği olmayan bir milli mücadele sonunda zafere ulaşmış ve yeniden bağımsızlık ve özgürlüğünü kazanarak Türkiye Cumhuriyeti?ni kurmuştur. Ancak savaşın sosyal ve ekonomik bakımdan bıraktığı yaralar, travmalar ve derin yıkımlar genç Cumhuriyetin bir kaç on yılını toparlanma ve yeniden yapılanmayla geçirmesini gerektirmiştir. Ancak kurtuluş savaşının bıraktığı izler yetişmiş insan kaynağının kaybı nedeniyle sanıldığının ötesinde, çok derindi ve toparlanmak o kadar da kolay değildi.

Öyle ki yeni devletin kuruluş döneminde var olan bu olumsuz koşullar; büyük atılımlar yapmanın önünde hep birer engel olarak karşımıza çıkmıştır.

Her şeye, tüm olumsuz etmenlere rağmen; dönemin içsel ve dışsal koşulları dikkate alındığında kuruluş döneminde uygulanan politikalar önemli ölçüde başarılı olmuş, ana sektörlerin ve beşeri kaynakların geliştirilmesine yönelik önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ancak ekonomik krizler, başarısız koalisyonlar, iç kargaşalar ve benzeri nedenlerle bu anlayış ve motivasyon sürdürülebilir olamamıştır. Yaşanan tüm bu olumlu ve olumsuz uygulamalar sonucunda elde edilen başarı ve karşılaşılan başarısızlıklar; esas olarak kalkınmak ve refahın artışını sağlamak için  gerekli olan ortamın hazırlanmasına yönelik önemli bir enerji birikiminin oluşmasını sağlanmıştır.

İşte bugünden geriye doğru bakıldığında; ülkenin  kalkınması ve müreffeh bir ülke olabilmesine yönelik olarak gerekli olan enerjinin toplanması için neredeyse bir yüzyıllık süreye ihtiyaç duyulmuştur, denilebilir.

Neden Yüzyıl!

Ekonomik ve özellikle toplumsal değişim çok kısa sürede gerçekleşen olgular değildir. Kuşkusuz gelişme sürecinin kısa veya uzun zaman almasında pek çok içsel ve dışsal faktör özellikle insan faktörü ve bu faktörlerin özellikleri etkili olmaktadır.  Bunu Yeniliklerin Yayılması (Diffusion of Innovations) Kuramı üzerinden tartışmak yararlı olabilir. Çünkü gelişmenin gereği olarak; ortaya çıkan değişim isteği ve enerjisi; toplumun bütününü aynı anda hemen saramıyor, kavrayamıyor. Değişim düşüncesinin; topluma girişi, gelişmesi ve toplumda olgunlaşma süreci bu enerjinin varlığıyla, yükselişi ve yaygınlaşmasıyla ilgili olarak yaşam buluyor. Tabi ki bunun yanında önemli bir olumsuz faktör olarak değişimin karşısında olan karşıt güçlerin, yani değişimin karşısında olanların, bir bakıma statüko bağımlıların varlığını da dikkate almak gerekiyor. Bunlar da aynı şekilde değişim sürecini farklı derecelerde etkileme potansiyeline sahiptir. Buradan hareketle Türkiye için ders niteliğinde önemli çıkarımlarda bulunmak mümkündür. 

Statüko ile Değişimin Mücadelesi

Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye?de de değişimi isteyenlerle değişimin karşısında olan güçlerin mücadelesi hep olmuştur. Sosyal değişimin bir göstergesi olarak sahip olunan üretim biçimi ve aşamasından, daha üst düzeyde bir üretim biçimi ve aşamasına ulaşmak tüm toplumların ortak gayesidir ve amaç sosyolojik bakımdan mükemmel bir toplum düzenini kurmaktır.  Bunu sağlamak için öncelikle (Türkiye?de de) değişimi talep eden enerjinin ortaya çıkması gereklidir. Bu enerjinin toplum tarafından benimsenmesi ve yaygınlaştırılması ise sonraki aşamadır. 

Türkiye?de gelişmeyi tetiklemesi beklenen değişim anlayışının yaygınlaşma süreci siyasal, finansal ve toplumsal krizler gibi pek çok olumsuz faktör nedeniyle yavaş ilerlemiştir, denilebilir. Bunun dışında bir başka olumsuzluk kaynağı ise; çoğu zaman kendini toplumun önünde gören (ve aslında toplumun önünde gitmesi ve yol göstermesi gereken gereken) statüko aşığı aydınların, vizyonu dar üniversitelerin, koltuğunu korumak dışında kaygısı olmayan yöneticilerin toplumun gerisinde kalmasıyla ilgilidir. Bu durum ne yazık ki gereksiz zaman kayıplarına ve toplumun değişimi isteyen tutumunun törpülenmesine yol açmıştır...

Finansal Krizler

Uzak değil yakın tarihe, Cumhuriyet döneminden bugüne bakıldığında Türkiye?de  10?dan fazla ekonomik kriz yaşandığı görülüyor. İlk kriz dönemi 1929 yılında Osmanlı Devleti?nden Türkiye Cumhuriyeti?ne aktarılan borçların ödenmeye başlamasıyla ilgiliydi. Ancak aynı yıl içinde Dünya Ekonomik Buhranının patlamasıyla genç cumhuriyetin ekonomisi reel olarak önemli kriz yaşadı. Sonraki dönemlerde ortaya çıkan finansal krizler ise; bazen yüksek petrol fiyatları, bazen  savaşlar (Kıbrıs, Körfez vd) ve ambargolar, bazen anayasa kitapçığının fırlatılması, bazen de askeri ihtilallere gerekçe oluşturan iç karışıklıklar, terör ve kaosla ve hatta neredeyse iç savaş denemeleri sonucu ortaya çıkmıştır.

İşte dünden bugüne kamu maliyesi yönetimi, petrol fiyatları, yüksek enflasyon, stagflasyon, döviz kurlarındaki tırmanış ve  yüksek faiz uygulamaları önemli ekonomik sorunların kaynağı olmuştur. Bununla birlikte demokrasinin geliştirilememesi, toplumda bir anlayış ve yaşam biçimi olarak demokrasinin yaygınlaştırılamaması, hak ve özgürlüklerin odağa konulamaması sonucu yine çeşitli siyasi ve toplumsal sorunlar da tetiklenmiştir. Ortaya çıkan dışsal ve içsel  olaylar sorunlara neden olmuş, bu ise ekonominin küçülmesine toplumsal huzur ve refahın hep  gerilemesine yol açmıştır.

Yüksek Maliyetli Dersler

Bu krizlerden son ikisi; yeni bin yılda yani 2000?li yıllarda gerçekleşti. Özellikle 2001 ekonomik krizi Türkiye ekonomik ve siyasi tarihine ?Kara Çarşamba? olarak kaydedildi. Öyleki; 2001 krizinin Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi olması kadar, krizin ortaya çıkma gerekçesi de son derece önemliydi. Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sırasında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer?in anayasa kitapçığını kendisini cumhurbaşkanı adayı yapan Başbakan Bülent Ecevit?e fırlatmasıyla başlangıçta siyasi kriz özelliğindeki anlaşmazlık, dalga dalga ve hızla ekonomik kriz haline dönüşmüş ve bankacılık sistemini ve kamu maliyesini çökme noktasına getirmiştir.

2008 yılının sonlarında ise; etkileri bakımından 1929 Dünya Buhranıyla kıyaslanan ve yine Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı olarak ortaya çıkan ekonomik kriz tüm dünya ekonomisini etkilemiştir. Bu kriz her ne kadar küresel ölçekte çok büyük ölçüde ülke ekonomilerinde çok önemli sıkıntılara ve çöküntülere yol açmışsa da, Türkiye 2001 krizinden sonra aldığı önlemler ve yapısal düzenlemelerin etkisiyle, bu krizden çok daha az etkilenerek çıkmıştır.

Tüm bu süreçlerde elde edilen olumsuz deneyimler ve önlemler; bir bakıma Türkiye?nin kendini yenilemesini, toplum refahını artırmaya yönelik olarak yeni rol ve  inisiyatifler geliştirmesi gerektiğini göstermiştir.

Vizyon İki Bin Yirmi Üç

Türkiye 2000?lerin başında ortaya koyduğu  Vizyon 2023 belgesi ile Cumhuriyetin yüzüncü yılında iddialı bir ülke olmayı, dünyada ilk 10?da yer alan müreffeh bir ülke haline gelmeyi hedeflemiştir. Bu yönüyle Vizyon 2023 Türkiye?nin orta vadeli bir değişim projesidir. Projenin ana teması; ?Cumhuriyet?in yüzüncü yılında ?muasır medeniyet? seviyesine ulaşmak yönünde; bilim ve teknolojiye hakim, teknolojiyi bilinçli kullanan ve yeni teknolojiler üretebilen, teknolojik gelişmeleri toplumsal ve ekonomik faydaya dönüştürme yeteneği kazanmış bir "refah toplumu"nu ortaya çıkarmaya yöneliktir.

Değişimi Talep Etmek

Türkiye?de son on yıldan beri değişimi hedefleyen ve bu yönde biriken enerjiyi gelişmeyi teşvik etmek yönünde hayata geçirmeye kararlı güçlü bir inisiyatif, iktidar bulunuyor. Bu amaçla ciddi hazırlıklar ve girişimler planlanıyor, bunlar birer birer hayata geçiriliyor. Örneğin bunlardan biri olarak 2013 yılının son aylarında Kalkınma Bakanlığı öncülüğünde gerçekleştirilen ve bizim de katıldığımız Beşinci İzmir İktisat Kongresi ve özellikle yine İzmir?de açıklanan Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı ifade edilebilir. Bu çalışma bile tek başına Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin Vizyon 2023 konusundaki iddiasını ve inancını görmek bakımından önemli olmuştur. Öyle ki; bu hedef  etrafında tüm toplumun bir milli mutabakat ve seferberlik anlayışı ile buluşmasına ve birleşmesine yönelik düşünceler dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından çok güçlü şekilde vurgulanmıştı. Aynı şekilde devletin diğer üst yöneticilerinin verdikleri mesajlar ve karar alıcıların tutumları da kayda değerdi ve önemliydi. Kongre sırasında neredeyse tek ses halinde benzer vurgular kararlılık ifadeleriyle birleşerek sunuldu ve böylece devlet tarafından Vizyon 2023 belgesi üzerine odaklanıldığı ve devlet yöneticilerinin de bu konuda görüş ve anlayış birliği içinde olunduğu somut olarak görülmüştü. Bunu takiben Türkiye siyasi istikrarın devam etmesinin de katkısıyla hep daha ileriyi, hep geleceği planlamak yönünde kararlılık içinde davranmaya devam etti. Öyleki 1963?te başlayan planlı kalkınma dönemiyle her beş yılda bir plan yapmayı rutin haline getiren ancak hedeflere ulaşmak yönünde başarısızlıkları da kanıksamış olan Türkiye, 2023 hedefleri yanında 2053 hatta 2071 hedeflerinden bahsetmeye başlamıştır. Uzun vadeli hedeflerin öne çıktığı bu dönemin dinamikleri Türkiye için bir yeniliktir ve statükonun getirdiği ataletin bertaraf edilmesi için önemli bir güç olmuştur ve aynı şekilde insanımız için ise yeni hedeflere ulaşmak yönünde güçlü bir motivasyon kaynağı olmuştur.

Türkiye?nin Esas Gündemi

İnişli çıkışlı, taşlı, dikenli yollardan geçerek iki binli yıllara ulaşan ve 16 nisanda devlette iki başlılığın getirdiği olumsuzlukları da bertaraf eden Türkiye, bu süreçte elde ettiği büyük deneyimler ve çıkardığı dersler ile bugün çok güçlüdür. Bu çerçevede Türkiye artık esas gündeminin toplumsal refah, ekonomik kalkınma, toplumsal barış ve dünyanın ilk on ülkesi arasına girmek olduğunu biliyor. Başarısız koalisyon hükümetleri ve anayasa kitapçığının fırlatılması sonucu ortaya çıkan ekonomik kriz ve kaoslar, iç ve dış destekli bölücü terör hareketleri, 15 Temmuz darbe ve yıkım hareketi gibi olaylar ve girişimler; Türkiye?nin esas gündemiyle buluşmasını, esas gündemine odaklanmasını hep  geciktirmiş olsa da, bugün Türkiye son yüzyıl içinde biriktirdiği değişim için gerekli olan enerjiyi müreffeh yeni Türkiye?yi  inşa etmek yönünde kullanmak üzere yola çıkmıştır ve kararlı şekilde bu kutlu yürüyüşüne devam etmektedir. Bu yürüyüşte başarıya ulaşmak için; değişimi talep eden ve planlayan kamunun kararlılığı ile birlikte, milli çıkarları koruyacak ve geliştirecek bir anlayışın toplumun bütünü tarafından milli seferberlik olarak benimsenmesiyle mümkün olacağı açıktır.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1171/her-yuzyilda-yeni-bir-enerji

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

14.06.2020 BM ve Temel İnsani Haklar! (6)
13.06.2020 BM’nin Gücü Açlıkla Sınanıyor! (5)
12.06.2020 Kovid-19 BM’de Değişimin Habercisi mi? (4)
11.06.2020 "Kovid-19 BM’de Değişiminin Habercisi mi?” (3)
08.06.2020 BM’nin Gücü Sağlıkla Sınanıyor! (2)
07.06.2020 Kovid-19, BM’de Değişimin Habercisi mi? (1)
27.04.2020 Buğday Üzerinden Yorumlar (3)
26.04.2020 Buğday Raporu ve Arz Güvenliği (2)
25.04.2020 Beklediğim “Buğday Raporu” Geldi! (1)
17.04.2020 Prof.Dr. Niddersan Acoh’un Salgın Hastalık Analizi! (1)
13.04.2020 Koranavirüs Tarım Sektörü için Tehdit mi?
06.04.2020 Tarımsal  Mafya (2)
05.04.2020 Tarımsal Mafya (1)
24.03.2020 Kötünün kötüsü korona mı?
15.03.2020 Bilgelik Çağı
09.03.2020 Gençlerin Tarım İlgisi!
28.02.2020 Üçüncü Tarım Orman Şûrası
21.02.2020 İkinci Tarım Şurası ile AB Müzakere Süreci
20.02.2020 İkinci Tarım Şurası
12.02.2020 Birinci Tarım Şurası ve Öncesi
20.01.2020 Bir yenilgi biçimi: 'Daha iyisini yapamam!'
16.01.2020 Uluslararası Antalya Kongresi
14.01.2020 Dijital Dönüşüm Süreci ve Yükseköğretim
22.12.2019 Dünya Tarım Gazetecileri ve Antalya Forumu
07.11.2019 Çelik Metreli Belediye Başkanı - 5
06.11.2019 Trafikte görmezden gelinen gerçekler - 4
16.10.2019 Trafikte kural tanımazlığın anatomisi -3
25.09.2019 'Ben trafiğe karşıyım!' Trafikte insan, kurum ve mevzuat -2
10.09.2019 Trafikte insan, kurum ve mevzuat -1-
21.08.2019 Tarımda Modernizasyon: Teknoloji ve İnsan
08.08.2019 Tarımda Modernizasyon: Teknoloji ve İnsan
31.07.2019 Kaplıca Kültürü ve Termal Turizm Ekonomisi
14.07.2019 Bilge Ülke Türkiye
04.07.2019 'Gelin Kardeş Olalım!'
25.06.2019 AB?de Tarım ve Sosyal Politika Eşgüdümü
23.06.2019 Altın Susam?in Markalaşma Potansiyeli
10.06.2019 Samimiyet Testi ve Toplumsal Refah!
25.05.2019 Osmanlı?nın Afrika?da Kadim İzleri
05.05.2019 Türkiye?nin Alternatif Turizm Şansı
13.04.2019 Antalya'nın Dördüncü T'si Teknoloji
10.04.2019 Sanayi ve Tarım Politikalarında eş güdüm ihtiyacı
07.04.2019 On beş mart 2019?a dair?
27.03.2019 Halkın feraseti ve beka meselesi!
11.03.2019 İstanbul?un ya da Antalya?nın vefası!
26.02.2019 Kavramlar üzerinden kutuplaşmak!
17.02.2019 Markalaşma ve bir başarı hikayesi!
09.02.2019 Türkiye markası ve zihinsel eşik!
31.01.2019 Eyvah! Saman ithal ediyoruz, tarım sektörü battı
18.01.2019 Rauf Denktaş Stratejik Araştırmalar Enstitüsü
29.12.2018 Akıllı teknolojiler ve tarım 4.0
15.12.2018 Türkiye'nin marka şehir vizyonu
11.12.2018 Türkiye?nin turizm stratejisi ve sosyal politika işlevi
05.12.2018 Türkiye su zengini mi?
30.11.2018 2019 Türkiye ve dünyada Çorum yılı!
11.11.2018 Ulusal ekonomiler ve küresel şirketler
29.10.2018 Türkiye Gemisi 29 Ekimde limanda!
26.10.2018 Araştıma ve Geliştirme Politikaları
13.10.2018 Astronot yada çiftçi olmak!
03.10.2018 Halep?te bilim, savaş, medeniyet!
26.09.2018 İnsan ömrü 280 yıl!
19.09.2018 Pakdemirli ve tarım üzerine
11.09.2018 Kötüyü bertaraf etme reçetesi
06.09.2018 Küresel ısınma insanlık için tehdit mi??
31.08.2018 Dünya Peynir Şampiyonlar Ligi
27.08.2018 Süt sektörü ve peynir vizyonu
16.08.2018 Kaos tellalları!
10.08.2018 Bedirhan bebek!
04.08.2018 Uzman Bilgi ve Tarım Danışmanlığı ?
19.07.2018 Niyet Halis ya akibet!
12.07.2018 Acının günü!
01.07.2018 Prof.Dr. Tauf Nigzes
23.06.2018 Kent kültürü ve beyin göçü!
21.06.2018 İki seçenek var!
13.06.2018 'Komşu anneye bir kap yemek götürmek!'
12.06.2018 Kent kültürü ve beyin göçü!
30.05.2018 Gezide kaybolmak!
24.05.2018 Antalya?nın bir 'Güzel Ada'sı ?
20.05.2018 Bir Osmanlı güzeli ?Cumalıkızık?
18.05.2018 Üniversite ve yerel dinamikler-2
17.05.2018 Üniversitenin sinerjik etkisi
10.05.2018 Halkın vizyonu ve koltuk kapmaca!
02.05.2018 Başkanlığın götüreceği süreç!
28.04.2018 Zihin Kestiren Sistemler
19.04.2018 Kırın örtülü zenginliği
05.04.2018 Marka Olmak yada Olmamak!
28.03.2018 Yeni kuşak tatlandırıcılar - 2
27.03.2018 Şeker ve Tatlandırıcılar Sektörü
15.03.2018 Hakikaten ?Ne işimiz var Afrin?de!?
05.03.2018 Müttefiğe Zeytin Dalı!
30.12.2017 BİLİMİN IŞIK ETKİSİ!
24.12.2017 KENDİNE YABANCI!
20.11.2017 BEDBAHT İNSAN TİPOLOJİSİ
27.09.2017 DİL BAYRAMI; MİLLÎ EĞİTİM ve ENGRİ BÖRDS
17.09.2017 ÜNİVERSİTENİN TOPLUMSAL ROLÜ !
11.09.2017 İYİLERİN ZİRVE ÇAĞI
30.08.2017 30 AĞUSTOS: ?BİR OLMAK, VAR OLMAK !?
27.08.2017 TARIM CİDDİ BİR İŞTİR, ROMANTİZMİ KALDIRMAZ
12.08.2017 MEDYA'NIN MEDYASI! Ya da MEDYA?NIN MEDYAN?I OLMAK!
01.08.2017 ÂKİL İNSAN OLMAK!
23.07.2017 Türkiye Haklı !
28.06.2017 DUYGUSAL TEKNOLOJİ!
23.05.2017 HER YÜZYILDA YENİ BİR ENERJİ!
26.01.2017 BAŞKANLIĞA GÖTÜREN SÜREÇ!
28.12.2016 KARANLIKTAN DİRİLİŞE-2
25.12.2016 KARANLIKTAN DİRİLİŞE-1