ÇOCUKLAR VE OYUN

Eklenme Tarihi: 23.04.2017 11:48:33 - Güncellenme Tarihi: 02.06.2020 04:32:30

Bugün 23 Nisan.

Bugünün, çocukluğumuzdan beri zihnimize yerleşmiş çok derin hatıraları vardır. Çocukluğumuzda okuduğumuz şiirler, taşıdığımız bayraklar, büstler aklımızdan kolay kolay çıkmaz. Başlangıçta ne olduğunu belki de çok iyi kavrayamadığımız ama Atatürk ve Cumhuriyet sevgisinin oluşmasında da önemli etkisi olduğunu düşündüğüm 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu öğrendiğimiz bir gündü. Başta çocuklarımız olmak üzere bütün milletimizin bayramı kutlu olsun.

Çocuk dünyası, en naif dünyadır. İçinde hinlik, kurnazlık, hesap-kitap, çıkar, husumet, hınç barındırmaz. Çocuklar, masumiyetin kendisini gösterdiği varlıklarımızdır. Ağlamaları da, gülmeleri de samimidir. Ne ise o olarak kendilerini ifade ederler. Öğrenmek için sorarlar, korktukları için ağlarlar, sevindikleri için gülerler. Yalandan ve riyadan uzaktırlar. Bildiklerini, olduğu gibi söylerler. Çocuktan al haberi, boşuna söylenmemiştir.

Onların en çok sevdiği, oyundur. Oyun, kendi dünyalarının biricik hayat kaynağıdır. Oyun sayesinde hayatı öğrenirler. Başkalarıyla yaşamak, oyunun kurallarına uymakla mümkündür. Oyunun kurallarına uymayan çocuklar mızıkçılıkla suçlanır, kolay kolay oyuna alınmazlar, dışlanırlar. Oyun esnasında hile yapmak isteyen çocuklar ayıplanır.

Yarışma esasına dayalı oyunlarda kazanmak da kaybetmek de mümkündür. Kazanmak durumunda da kaybet durumunda da hayatın devam ettiğini görürler. Kazananlar da kaybedenler de kendileri gibidir ve arkadaşlarıdır. Hayatın, her iki hali de içinde barındırdığından haberdar olurlar. Daha hayatın başında, oyun sayesinde, hayal kırıklıklarıyla mücadele etmek gerektiğinin şuurunu kazanmaya başlarlar.

Oyun, yaratıcılığı geliştirir. Sorunlarla başa çıkma yollarını ve problem çözme yeteneğini kazandırır. Takım oyunlarında başkalarıyla birlikte bir ekip olma ruhunu öğrenirler; başarının sadece insanın kendisinden geçmediği, başkalarıyla birlikte bir amaç için birleşildiği ve ekip arkadaşlarıyla aralarında güven duygusu oluştuğunda gerçekleştiği tecrübe edilir. Oyun sayesinde başkalarına bağlanma, onları yarı yolda bırakmama öğrenilir.

Çocukların ahlaki ve zihinsel gelişimlerinde, şahsiyet oluşturmalarında oyundan daha etkili bir yol yoktur.

Çocukların bol bol oyun oynamaları, derslerini oyun gibi geçirmeleri sağlanmalıdır. Oysa günümüz çocuklarına baktığımızda, ifade etmeye çalıştığım tarzda bir öğrenme ve gelişmeye yönelik oyundan çok uzak olduklarını görüyor ve onlar adına üzülüyorum.

Yalnızlık ve teknolojiye bağımlılık, çocukların da bir hastalığı artık. Hazır oyuncaklarla kendi başlarına sadece makineleri muhatap alarak oyun oynayan çocuklar var.

İletişimsizlik, başkalarıyla birlikte olma ruhu mevcut durumda çocuklarda hiçbir biçimde gerçekleşemiyor. Kendi oyuncağını kendisi yapmayan, arkadaşlarıyla futbol oynamak yerine elektronik ortamlarda sanal futbol oynayan çocuklarda hangi yetenek gelişebilir?

Çocuklar, kendi gerçekliklerinden uzak bir biçimde kapalı ortamlarda, doğadan kopuk olarak yaşamaya mecbur bırakılmış durumdalar. Bir böceğin resminden bile korkan çocuklar var artık. Renkleri doğadan değil, boyama kalemlerinden öğrenen çocuklar var artık.

Çocukları, oyun açısından ihmal eden bir eğitim, yaratıcı ve yapıcı şahsiyetlerin yetişmesine katkı sağlayamaz. Oyunun asli tabiatına uzak olan çocuklar, bayramlarda da nasıl sevinileceğini bile bilemezler.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1081/cocuklar-ve-oyun

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI