Haşim Akten


YALANLA KUTSALLAŞTIRILAN DEVLET

Kur’an, iktidarla barışık bir kitap değildir...


Bugün Türkiye’de:

  • Hukuk “olağanüstü şartlara”
  • Adalet “devletin ihtiyacına”
  • Hak “zamanı değil” cümlesine bağlandığını,

Her kriz anında aynı refleks: “Devlet tehdit altında.” Denildiğinde 

  • Hukukun askıya alındığını
  • Eleştirinin suç olduğunu
  • Sorgulamanın düşmanlığa dönüştüğünü görüyorum.

Bugün:

  • Yalan söyleyen siyasetçi “dava adamı”
  • İsraf eden yönetici “hizmetkâr”
  • Zulme sessiz kalan bürokrat “sabırlı mümin” olarak sunuluyor.

Din:

  • Adaleti emretmek için değil,
  • İktidarı korumak için kullanılıyor.

Bu, dindarlığın siyasallaşması değil; dindarlığın araçsallaştırılmasıdır.

 

“Yerli ve milli” değiller etiketiyle muhalefetin tasfiyesi edildiğini görüyorum.

Devlet güçlü olduğu için değil,
itiraz olmadığı için ayakta gibi göründüğüne şahitlik ediyorum.

Dine en büyük zarar dindar iktidardan geldiğini hüsranla izliyorum.

Bugün gençlerin önemli bir kısmı: Dinden değil, Dindar iktidarın pratiğinden uzaklaşıyor.

Çünkü gördükleri şey şu:

  • Adalet yok
  • Merhamet yok
  • Hesap verme yok

Ama sürekli:

  • Ayet
  • Hadis
  • Dini sembol var.

Din adalet üretmeyince, sembole dönüşür. Sembol çoğalınca, inanç boşalır.

Beka söylemiyle ahlakı askıya alan iktidarlar, devleti değil kendilerini korur; dini değil iktidarlarını savunur.

Ve tarih şunu yazar: Dine yaslanarak yapılan her zulüm, ilk darbeyi dine vurur.

Bir iktidar “beka” diyerek her şeyi meşrulaştırıyorsa, ilk sorulacak yer saray değil, Kur’an’dır.

Çünkü İslam’da: Devlet korunur ama adalet feda edilemez.

Siyasal dil şunu söyler: “Şartlar olağanüstü, bazı şeyler görmezden gelinebilir.”

Kur’an ise sınırı çizer: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.
Adil olun; bu takvaya daha yakındır.” (Maide 8)

Yani:

  • Tehdit varken de,
  • Düşman varken de,
  • Savaş varken de

adalet askıya alınamaz.

İslam’da “beka” diye bir hüküm yoktur. Adalet vardır.

Siyasal dindarlık der ki:

“Devlet için bazen doğruyu söylemeyebiliriz.”

Kur’an açık konuşur: “Allah’ın laneti yalancılaradır.” (Âl-i İmrân 61)

Peygamber ise meseleyi kapatır:

“Mümin her günahı işleyebilir ama asla yalan söylemez.”

Devlet için yalan söyleyen dindarlık, İslamî değil, pragmatiktir.

Zulmün adı “hikmet” olamaz

İktidar dili sık sık şunu üretir:

“Her şeyi bilmiyorsunuz, bunda bir hikmet var.”

Kur’an buna izin vermez:

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur.” (Hûd 113)

Zulüm: Kimin yaptığına bakılmaksızın zulümdür. Ayetle süslenince ibadet olmaz. İslam’da zulmün dindarı olmaz.

Güce itaat değil, adalete bağlılık esastır

Siyasal din anlayışı: “Güçlü olan meşrudur.”

Kur’an tam tersini söyler:

“Emanetleri ehline verin ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin.”
(Nisâ 58)

Hadis daha nettir:

“Zalim idareci karşısında hakkı söylemek en büyük cihaddır.”

Yani:

  • Susmak ibadet değildir
  • İtaat mutlak değil
  • Adalet ölçüdür
  •  

Din, iktidarı değil insanı korumak için vardır

Kur’an’ın özeti şudur:

“Biz peygamberleri apaçık delillerle gönderdik ve
insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye kitabı indirdik.”
(Hadîd 25)

Dikkat:

  • “Devlet ayakta kalsın” demiyor
  • “İktidar güçlensin” demiyor
  • “İnsan adaleti ayakta tutsun” diyor

Din:

  • Sarayı korumaz
  • Makamı kutsamaz
  • Gücü temize çekmez

Beka adına adaleti askıya alan her iktidar,
Kur’an’a değil korkuya dayanır.

Adalet üretmeyen dindarlık,
Allah’a değil iktidara çalışır.

 

Yalan–İman İlişkisi ve Bugünkü Dindar Elitin Kur’an’la İmtihanı

Bu çağın en büyük kırılması şudur: Dindarlık artarken, doğruluk azaldı. Ve bu bir tesadüf değil, siyasal bir tercihtir.

 

Yalan ile İman Arasında Mesafe Yoktur

Bugün siyasal dindarlık şunu söylüyor: “Devlet için söylenen yalan, yalan değildir.”

Oysa İslam bu kapıyı en baştan kapatır.

Peygamber açık konuşur:

“Mümin her hatayı işleyebilir;
fakat yalan söylemez.”

Bu sözün arkasındaki ilke nettir:

  • Günah, zayıflıktır
  • Yalan ise ahlaki çöküştür

Kur’an ise meseleyi daha sert koyar:

“Allah’ın laneti yalancıların üzerinedir.” (Âl-i İmrân 61)

Burada “küçük yalan–büyük yalan” ayrımı yoktur.
“Maslahat”, “strateji”, “devlet aklı” istisnası da yoktur.

İslam’da yalan, sonucu ne olursa olsun meşru değildir.

Ama bugünkü pratikte:

  • Yalan → “iletişim dili”
  • Çarpıtma → “algı yönetimi”
  • Gerçeği gizleme → “devlet sorumluluğu” olarak sunuluyor.

Bu artık günah değil, sistemdir.

 

Bugünkü Dindar Elit Neden Kur’an’dan Rahatsız?

Çünkü Kur’an:

  • Gücü kutsamaz
  • Çoğunluğu meşrulaştırmaz
  • “Bizden” olana ayrıcalık tanımaz

Kur’an’ın dili tehlikelidir:

Hesap sorar.

Bugünkü dindar elit ise:

  • Ayeti sever
  • Ama ölçüyü sevmez
  • Sembolü kullanır
  • Ama hükmü istemez

Neden?

Çünkü Kur’an şunu der:

“Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan,kendinizin, ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisâ 135)

Bu ayet, bugünkü düzen için yıkıcıdır.

Çünkü:

  • “Bizimkiler” diye bir alan bırakmaz
  • “Ama şimdi sırası değil” demez
  • Güce göre eğilmez

 

Kur’an, iktidarla barışık bir kitap değildir.

 

Yalan neden bu kadar yaygınlaştı?

Çünkü yalan:

  • Hataları gizler
  • Hesap vermeyi erteler
  • Sorumluluğu dağıtır

Ve en önemlisi:

İktidarı ayakta tutar.

Ama bunun bedeli ağırdır:

  • Güven biter
  • Ahlak aşınır
  • Din inandırıcılığını kaybeder

Gençler dinden değil, bu çelişkiden kaçıyor.

 

Acı gerçek

Bugün Türkiye’de:

  • Kur’an okunuyor
  • Ama adalet üretilmiyor
  • Hadis paylaşılıyor
  • Ama doğruluk yok

Bu yüzden din:

  • Hayat düzeni olmaktan çıkıyor
  • Siyasi aksesuar hâline geliyor
  •  

Yalanı devlet aklı,
adaletsizliği hikmet,
suskunluğu itaat sayan bir dindarlık
Kur’an’a değil iktidara bağlıdır.

 

Kur’an’dan korkan dindar elit,
aslında Allah’tan değil,
hesabını veremeyeceği bir geçmişten korkuyordur.