Din algımızla hayat tarzımız ve seçimlerimiz arasında güçlü bir ilişki vardır.
Dinden ne anlıyorsak onu tatbik etmeye ve yaymaya çalışırız. Bu idrak biçiminde, çevrenin, okulun, ailenin,ekonomik, sosyal ve kültürel şartların, en önemlisi -karakter yapımızın- büyük etkisi vardır. Yaradılış olarak yumuşak tabiatlı biri ile sert tabiatlı birinin dindarlığı aynı olmaz. Tıpkı savaş ve çatışma şartlarında dini kimliği oluşan biri ile barış şartlarında dini kimliği teşekkül eden birinin dindarlığının veya din anlayışının bir olamayacağı gibi. Eğitimin de kimlik oluşturmada etkisini unutmamak gerekir.
Hiç şüphesiz, Müslüman kimliği bu unsurların tesiri ile şekilleniyor.
Ancak İslam tarihi ve Müslüman toplumlar üzerine yapılan araştırmalarda, kültürel unsurlar içerisinden süzülüp gelen bazı tarihi olayların din anlayışı üzerindeki etkilerine dikkat çekilir. Mesela Emevi siyasetinin, Kerbela'nın, Hz.Osman'ın katlinin,Sıffın Savaşının bugünkü bölünmelerde, farklı ekollerin ortaya çıkmasında tesirlerine işaret edilir. Şiilik, Sunnilik ve Haricilik bu tarihi olayların ortaya çıkardığı-dini zihniyet- biçimleridir.Bu, din kisvesi altında dünün bugüne hükmetmesinden başka bir şey değildir.
Julius Welhausen," İslamiyetin İlk Devrinde Dini-Siyasi Muhalefet Partileri " isimli kitabında Müslüman zihnine tesir eden ilk dönem ayrışmalarını mercek altına alır, Haricileri anlatırken bu fırkanın din anlayışını " Mübalağalı dindarlık" olarak niteler.Bu kanaate nasıl ulaştığını ise örneklerle anlatır: Sıffın'da Muaviye tarafından gelen hakem talebine, bunun bir tuzak olduğunu anlayan Hz.Ali'yi neredeyse-hakeme- zorla bu grup mecbur etmiştir.
Hz.Ali hakem olayında oyuna getirilince bu topluluk bu defa "Hüküm Allah'ındır" diyerek Hz.Ali'yi muaheze etmeye, yargılamaya başlar, şöyle anlatır Wellhausen:"...Müslümanların ihtilafında gerçek arabulucu ve hakem olarak Kuran'a herkesten önce boyun eğenler bunlardı, kitleyi arkalarında sürüklemiş,Hz.Ali'yi bunu kabule mecbur etmişlerdi.Ama sonradan hakem heyetine karşı sesini yükselten de bunlar olmuştu...On iki bin kişi Hz.Ali'den ayrılıp Küfe'ye gitmedi. Bunlar tahkim yani hüküm Allah'a aittir parolasıyla Harura'ya çekildiler. Genellikle bunlar yaygın olarak Harici'ler olarak anılırlar."(s.3-9)
Harici'lerin başında ve önünde genelde Kurra'lar bulunuyordu. Bunlar Kuran'ı ezbere biliyor, yazarın ifadesiyle, idare edici, yol gösterici sıfatıyla kamu işlerine karışıyor,kitle üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalışıyorlardı.Kuran onların gözünde incelemek için değil, uygulama ve iman gücü içindi.(s12) Hakem olayının kabulünde de bu grubun yönlendirmeleri etkili olmuştu. Bunlardan Misar b.Fedeki,Zeyd b.Husayn gibi isimler Hz.Al'yi Suriyelilerle anlaşmaya zorlamış, bunu kabul etmediği takdirde, hz.Osman'ın uğradığı akibetle tehdit etmişlerdi.Sonradan bu iki şahıs en azgın Haricilerden oldular.(s.15)
Abartılı dindarlık,dine rağmen dindarlık veya krala rağmen bir nevi kralcılık olarak tanımlanabilir. Bu tip dindarlıkta; teferruatta titizlik, esas ve asıl olanda ise tam bir kuralsızlık, sınır tanımazlık hakimdir. Şöyle misallendirir yazar:"Toplumu parçalamakta hiç tereddüt etmezler,Hz.Osman'ın katliyle övünür ve bu olayı ayırıcı alamet haline getirirler,şüphelendikleri herkesi bu konuda zorlu bir sınava tabi tutarlar, Hz.Osman'ın katlini doğru bulmayanları acımdan öldürürler, onların cihadı artık dinsizlere karşı değil, aksine doğru inançlı Müslümanlara karşıdır."(s.19) Öyle ki davasında haklı olup olmadığından şüpheye düşen yandaşlarını bile tekfir eder, kanını helal görürler.(s.23)Yani karıncayı incitmekten imtina eden, ama farklı düşüneni dilim dilim doğramayı meşru gören sakat bir din anlayışı.
Bu topluluk hz.Ali'den ayrıldıktan sonra kendi içlerinden bir halife seçer, hedef dinsiz ilan ettikleri hz.Ali ve taraftarlarına karşı cihada girişmektir. Sonrasını Wellhausen şöyle anlatır:"Küfe'den ayrılan bir grup yolda büyük sahabilerden Habbab b. Erden'in oğlu Abdulla b.Habbab'a rastlarlar.(bir şüpheli yakalamışlardır) Onu hz.Osman ve hz.Ali ile ilgili düşüncelerinden imtihan ederler, verdiği cevaplardan tatmin olmazlar.Bu Basra'lı Hariciler diğer hususlarda pek ince, pek vicdanlı düşünüşlüydüler:Birisi ağaçtan düşmüş bir hurmayı önce ağzına attığı için yemeden tükürürken,bir diğeri, haklı bir sebep olmadan öldürmüş olduğu bir domuzun bedelini Hıristiyan sahibine ödüyordu.Fakat bunlar kendileri ile aynı inanca/düşünceye sahip olmayan bir Müslüman'a karşı müsamahasızdılar. İbn Habab'ı bir su kenarına sürükleyip orada koyun gibi boğazladılar,ona refakat eden karısını da aynı şekilde öldürdüler."(s.25) İbn Abbas,Müslümanların kanını sel gibi akıtmaktan çekinmeyen bu topluluğun önemsiz meselelerde günaha girmekten korku duymalarını" şaşkınlıkla karşılamış,bir türlü anlamlandıramamıştır.(s.47)
Tek doğrunun dinin kendi anladıkları şekli olduğuna inanan bu zümre, Emeviler döneminde onlarca isyan çıkardı, bazı bölgelerde kısa süreli hakimiyet kurdu. On binlerce Müslüman'ın kanına girdi, öldürecek kimseyi bulamadıklarında bazen görüş farklarından dolayı birbirlerini tekfir edip öldürdükleri bile oldu.
Sonradan beden olarak sahneden çekildilerse de zihniyet olarak varlıklarını sürdürdüler.Çağımızda din adına ortaya çıkıp, bütün mücadelesini, düşmanlığını, kinini öteki Müslümanlara yönelten örgütler, yapılan bu zihniyet biçiminin on dört asır sonraki uzantılarıdır.En önemli vasıfları karşı olmak, muhalefet etmek,her uyuşmazlığı öldürerek, yakarak, yıkarak çözmeye çalışmalarıdır. Din içi çoğulculuğa tahammülleri yoktur.Bilgileri kıt, zihin dünyaları dardır. Öğrenmek veya bilgilerini test etmek için değil, şartlanmak, ön yargılarını güçlendirmek, düşmanlıklarını, öfkelerini sivriltmek için okurlar.İslam dünyasında ortaya çıkan benzeri hareketlerin çoğu o ülkelerdeki sistemin zaaflarından beslenirler.Okulları, camileri, kursları vardır. Buralarda her türlü denetimden azade -düşmanlık üreten- bir eğitim verirler. Sistemin güçlü olduğu yerlerde aynı işleri merdiven altında yaparlar. Bu tip hareketlerin Müslümanları ve Müslümanlığı esir almaması için özellikle eğitimde denetim mekanizmalarının sağlıklı çalışması şarttır.Görmezden gelmenin sonucu Yalova'da olduğu düşman kabul ettikleri, askerin,polisin kanının akıtılmasıdır.
Wellhausen, çalışmasında, Şiilik ve Sunniliğin ortaya çıkışı ile ilgili de değerli bilgiler verir.Bu günü anlamak için bazen geçmişin örtüsünü aralamak, bu tip çalışmalardan yararlanmak gerekir.
