Farklı maskeler taşıyan ama hepsi aynı amaca hizmet eden çok etkili bir- etnikçi - lobi var.
O kadar etkililer ki,PKK'nın taleplerini demokrasi ambalajına sarıp sunabiliyorlar. Karşı çıkanları kolayca fişleyebiliyor, demokrasi ve barış düşmanı ilan edebiliyorlar.
Onlara göre, PKK bir sebep değil sonuçtur. Terörü kışkırtan, zamanında Örgüt'ün taleplerinin yerine getirilmemesiymiş. Baskı, zulüm ve inkar politikası gençleri- haklı olarak- dağa çıkarmışmış. Yoksa bu çocukların her biri bir kanatsız bir melekmiş.
Cumhuriyet kurulduğundan beri Kürtlerin yaşamadığı, görmediği, tatmadığı zulüm kalmamış. Şeyh Sait bir mazlummuş. Onlara göre, devlet, isyan bastırma adı altında, her türlü hukuksuzluğu yapmış, Kürtleri ezmiştir.
Dersim İsyanı, isyan değil Kürt tedibi,diğer bazılarına göre ise alevi tedibiymiş.
Bu mantığa göre Şeyh Sait ne yaparsa yapsın, ne kadar insan öldürürse öldürsün devlet ona karışmayacaktı. Şeyh Sait devletini kuracak, devlet de ona yol verecek, seyredecekti.Karşı çıkmak Kürt düşmanlığıdır. Dersim'de havaya uçurulan köprüler, basılan karakollar, şehit edilen askerler bir kalkışma değildi. Bir tiyatro gösterisiydi. Devlet oraya müdahale etmeyecekti. Müdahalesi Kürt-Alevi düşmanlığıdır.
Peki bunlar Kürt tedibi veya Alevi düşmanlığı ise operasyonlar niçin isyan bölgeleri ile sınırlı kamıştır? Alevi veya Kürtler Dersim, Bingöl,Diyarbakır gibi bölgelerden mi ibarettir? Gerçekte Tunceli'de sürgüne gönderilenler, sadece isyan bölgesindekilerdir. Diğer bölgelere dokunulmamıştır. Üstelik eşkiyalıktan bezen diğer aşiretler milisleri ile birlikte isyancılara karşı devletin yanında yer almış, birlikte mücadele etmişlerdir. Üstelik TSK Dersim'e girmeden önce bölgeye nasihat heyetleri gönderilerek vatandaşın aşiret baronlarının oyununa gelmemesi için her türlü uyarı yapılmıştır. Kaldıki,Tunceli'nin Kürtlüğü tamamen ona zorla giydirilmeye çalışılan bir kimliktir.
Şeyh Sait isyanında asılanlar isyana fiilen iştirak eden, katliam yapanlardır. Devlet mesela Hakkari'deki, Van'daki vatandaşı getirip yargılamamıştır. Ama Şeyh Sait isyanının kapsamı ülkeyi yönetenleri korku ve endişeye sevk etmiş, isyana karşı çıkan hatta ona karşı savaşan ancak toplumda itibarı olan bazı kanaat önderleri de sürgüne gönderilmiştir. Bu da onlar da büyük hayal kırıklığına ve küskünlüğe neden olmuştur.
Büyük çaplı toplumsal olaylarda suçlu masum ayırımı yapmak zordur. Teknolojinin ilerlemediği o dönemde daha da zordur. Bu nedenle gadre uğrayanlar da olmuştur. Sürgünde sefalet çeken, memleket hasreti duyan,masumiyetini kimseye anlatamayan masumlar da olmuştur. Lakin bütün bu olayları onlar üzerinden okuyarak yapılan ihaneti, isyanları, katliamları görmezden gelmek bölücülüğü meşrulaştırmak, devletin meşru avunma hakkını kabul etmemektedir. İsyancı vuracak, öldürecek, bölecek, parçalayacak ama sesinizi çıkarmayacaksınız. Sesinizi çıkarmanız, Kürt düşmanlığı demektir.
Şimdi aynı mantık PKK ihaneti karşısında sergileniyor.Zamanında bazı demokratik düzenlemeler yapılsaymış, terör diye bir şey olmayacakmış. Yani neredeyse PKK'yı bir demokrasi hareketi, karşısında olanları ise demokrasi düşmanı ilan edecekler. Demokrasi dedikleri ise özerklik, ana dilde eğitim, anayasanın PKK'ya göre düzenlenmesi, halkın tamamını ilgilendiren bütün bu konularda halkın kahir ekseriyetinin yok sayılması. Süreç başladığından beri koro halinde bu talepleri Kürt sorununun çözümü olarak sunuyorlar.Terör sorununu Kürt sorununa çevirmeye çalışanlar da yine aynı çevreler.Meseleyi büyüten, dal budak salmasına sebep olan da bu çevreler. Sorunun çözümüne buradan başlanmadıkça,PKK biter, başka bir örgüt çıkarırlar. Sadece onlar olsa işimiz kolay, ne var ki yalnız değiller, ne diyordu siyasetçinin biri:"Anadolu huzura,Öcalan umuda, Ahmetler makama,Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız net." Bu çap ve vizyonla bu ülkenin hangi sorunu çözülebilir? Allah bu millete yardım etsin!
