Bu yazı (Kâmil Yeşil / 2014-24 Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi, Yazar) yayımlanan bir yazı üzerine kaleme alınmıştır.
Kamil Yeşil’in ilgi yazısıyla ilgili görüşlerimize devam ediyoruz.
YEŞİL: “Programlarda resmi ideolojik söylem ve eylemlere öncelik verildiğini görüyoruz; buna karşılık Maarif Modeli'nin ortak metnindeki hedefe ulaştıracak eser ve sanatçılar yer almıyor. Müzik müfredatı, tamamen ideolojik, kişi kültünü öne çıkarıyor ve bunu 30’lu yılların yaygın vasıtası marşlar üzerinden gerçekleştiriyor. Birkaçını sayalım: “Ey Ata Minnet Sana, Gençliğe Çağrı, Emanetine Sahibim Atam, İleri Marşı, Yaşasın Cumhuriyet, Atatürkçüyüz, Biz Genciz, On Dokuz Mayıs Marşı, Güçlükleri Yeneceğiz, Adımız Andımızdır, Biz Atatürk Gençleriyiz, Ata’m, İzindeyiz.” Yeni, ideolojisiz Anayasa’yı konuştuğumuz bu günlerde Andımız zihniyeti ile aynı karede buluşacak bu muhteva yeni tartışmaları da tetikleyecektir. Güftelerdeki itikadı zedeleyen problemli ifadelere girmiyoruz. Sormak yaraşır: Son 22 yılda görülmeyen bu ideolojik tutumun, Maarif Modeli müfredatta yer almasının izahı nedir acaba? Her iki hizmet biriminde yönetici, uzman ve akademisyen olarak görev yapanlar acaba bu müfredatı okudular mı? Okudularsa onaylamak anlamına gelir ki bu da Maarif Modeli adına son derece üzücüdür…
Yetkililer çok iyi bilirler ki 30’lu yıllarda marşlar; müzik değeri taşıdığı için değil; ideolojik şartlanmayı sağladığı için tercih edilen bir müzik türü idi. Bunun en son örneği, 28 Şubatçı anlayışın İstiklal Marşı’na karşı alternatif olarak sarıldığı Onuncu Yıl Marşı’dır. Milli mutabakat metni olarak İstiklâl Marşı, bu anlayışı aşar. Derste müzik türü olarak marşlara yer verilecekse geleneksel mehter marşlarından birkaç örnek; mesela Yıldırım Gürses’ten Fetih Marşı, Gençlik Marşı (Dağ başını duman almış) ve 15 Temmuz Marşı yeterlidir.”
AY: Onuncu Yıl Marşı’nın İstiklal Marşı yerine alternatif sunulduğunu ilk defa sizden duyuyorum. “Marşlar; müzik değeri taşıdığı için değil; ideolojik şartlanmayı sağladığı için tercih edilen bir müzik türü idi.” görüşünüze katılamıyorum. Çünkü Marş: “Merasim yürüyüşüne uyan (Nim Sofyan 2/4, Sofyan 4/4) usulünde, Türk müziği makamlarında yapılmış çalgısal veya sözlü müzik eserleridir. Bu usullerle çocukların ruhuna ve beynine rahat nüfuz ettiği için ilk eğitime marşlarla başlanılır. Yine marş, kuvvetli ve düzenli bir ritme sahip, genellikle uygun adım yürüyüşler için yazılan ve askeri bandolarda çalınan müzikal eserdir. Elbette marşlar farklılıkları (askeri, çocuk, gençlik, değerler, orman, sevgi, Atatürk, milli bayramlar, milli kişiler, cenaze marşları vb.) farklı amaçlarla yazılabilir. Marşlarımız çok zengindir ve yazdığınız 3-4 marş yeterli değildir.
“Programlarda resmi ideolojik söylem ve eylemlere öncelik verilip verilmediğini” henüz incelemediğim için bilmiyorum. Yalnız “Maarif Modeli'nin ortak metnindeki hedefe ulaştıracak eser ve sanatçılar yer almıyor.” cümlesinde hangi eserleri ve sanatçıları görmek istediğinizi bilmek isterdik. Ayrıca ismini yazdığınız marşlardan neden tepkilisiniz anlayamıyorum. Marşlar tarihimizi ve zamanı belirten önemli bestelerdir.
“Sormak yaraşır: Son 22 yılda görülmeyen bu ideolojik tutumun, Maarif Modeli müfredatta yer almasının izahı nedir acaba?” cümlenizden de MEB yeni yönetiminin hazırladığı yeni sistemden memnun olmadığınızı anlıyoruz.
YEŞİL: “Müfredatta Erkin Koray ve MFÖ’ye yer verilmesi bağlamında söyleyelim; Türk edebiyatı müfredatından hayatta oldukları için çıkarılan yazar ve şairlere karşılık, müzik müfredatında Sezen Aksu’ya yer verilmesinin yeni bir tartışma konusu olacağını da hatırlatırız. Hem yukarıdaki ideolojik marşlar hem örnek şarkılar hakkında başka bir hatırlatmamız da şudur: İsimler ve eserler müfredata bir kez alındı mı çıkarılması büyük tartışma ve sorunlara yol açmaktadır. Kısa vadede çözüm olarak görülen içerik bir zaman sonra bizatihi sorunun kaynağı olmaktadır. Dolayısıyla bu hususta çok dikkatli olunmalıdır.
YEŞİL: “Müzik derslerine ait taslak müfredata bakışımız budur. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli özel olarak Şah Hatayi, Karacaoğlan, Yunus Emre, Emrah, Pir Sultan Abdal, Nida Tüfekçi, Muzaffer Sarısözen, Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Murat Çobanoğlu gibi derleme, repertuar oluşturma, notaya alma, icra etme gibi hizmetleri ile öne çıkan üstadlara yer vermelidir. Çünkü türkülerimiz; romanlarımız, hikayelerimizdir. Tarihimiz, inancımız, vatanımız, Yemen’den Balkanlara türkülerde yaşar.”
AY: Gerçekten bu isimler yok mu?
YEŞİL: “Güzel sanatlar liselerinin müfredatında Batı müziği her daim ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Müfredatı yazanlar fakültede aldıkları eğitim doğrultusunda, ağırlığı Batı Müziğine verirken fakülteden aldıkları eksik ve taraflı eğitim sebebiyle Türk müziğinin tarihi ve felsefi temelleri üzerine nerdeyse hiçbir üniteye yer verilmemiştir. Makam adını (rast, segah, kürdilihicazkâr, hicaz, uşşak, nihavend vs.) veriyor fakat kelime anlamı nedir, makamın özellikleri nelerdir, neden bu adı almıştır, makamlar neye göre ayırt edilir, makam güfte ve beste arasındaki ilgiye dair hiçbir teorik bilgi yer almıyor. Müfredat bu haliyle milli sesimizin yankılandığı müzik kültürümüze, öğrencilerin estetik zevkine hizmet etmeyecektir. Oysa Türk müziği sadece ses, saz (çalgı âletleri), güfte ve icradan ibaret değildir.”
AY: Çok Sesli Müzik eğitimi yapan Güzel Sanatlar Eğitimi Böl. Müzik Eğitimi ABD’lerde ve Konservatuvarlarda bu konu 1990’lı yıllarda aşılmıştı. İTÜ TMDK mezunlarının “müzik öğretmeni” olarak atanması ve programa Türk müziği derslerinin/çalgılarının konulması ile çatışma iç barışa dönüşmüştü. “Türk müziğinin tarihi ve felsefi temelleri üzerine nerdeyse hiçbir üniteye yer verilmemiştir.” cümlenize şaşırdım. Çünkü, Sn. Bakan yer sözünde “milli değerler öğretilecek” diyordu. Eğer yazdığınız doğru ise 2025 Türkiye Yüzyılında bu kabul edilemez…
YEŞİL: “Müziğimiz ilmî, tarihî ve folklorik özelikleriyle diğer milletlerin müziklerinden ayrılır. İbni Arabi’nin deyişiyle müziğimiz ilk ilahi sesten, “elestü bi-rabibiküm” nidasından izler taşır. Bizim kültürümüzde bestekârlar o ilk sesin tınısını unutamadıkları ve onu hatırladıkları için müzik yaparlar. Bundan dolayı müfredatta müziğin ilmî yönüne dair kısa, öğretici metinlere de yer verilmelidir. Bu bağlamda Çinuçen Tanrıkorur’un Türk Müziği Kimliği, Müzik, Kültür Dil, Osmanlı Dönemi Türk Musikisi, Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler, Türkçeye tercüme edilen İhvan’us Safa’da Müzik Düşüncesi, İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın Hoş Sadâ, Yılmaz Öztuna’nın Türk Musikisi kitaplarından seçme kısa metinlerle öğrencilerimize bir müzik kültürü kazandırılmalıdır. Artık Sinan Çetin’in ironik bir üslupla ele aldığı “Mutlu Ol Bu Bir Emirdir” dönemi çok gerilerde kaldı. Bütün mevlid ve kandil gecelerinde televizyonlarda, radyolarda söylenen, bütün İslam coğrafyasında okunan salavat-ı şerifin, Tekbir’in de Itri’ye ait olduğunu söylemeli ve bestelendiği şekliyle öğrencilerimize öğretebilmeliyiz…”
AY: Katılıyorum. Herhalde MEB Akademisinde bu konular öğretmenlere anlatılacaktır.
YEŞİL: “Geleceğimizi devralacak öğrencilerin kahir ekseriyeti akademik liselerde okudukları için öğrencilerin böyle bir eksik bilgi ve duyarsızlıkla yetiştirilmesi düşünülemez. Bundan dolayı belli başlı eserler ve portreler bu yeni müfredatta mutlaka yer almalıdır. Öğrenciler; Türk müziğinin en eski üstadlarından son dönem temsilcilerine varıncaya kadar Mesud Cemil, Tanburi Cemil, Hafız Burhan, Şerif Muhittin Targan, Münir Nurettin Selçuk, Alaeddin Yavaşça, Cinucen Tanrıkorur, Safer Dal, Bekir Sıtkı Sezgin, Ahmet Hatiboğlu, Nida Tüfekçi, Muzaffer Sarısözen, Kani Karaca, Amir Ateş gibi bestekâr ve icracıların eserlerini müfredatta görmelidir. Müfredatı hazırlayan kişilerden ve branş öğretmenlerinden beklentimiz bu isimlere yer vermeleri, bu isimlerin ve eserlerinden yapılan seçmelerin ilköğretim ve orta öğretimde yerlerini almalarıdır. Çünkü ilahilerden Kerkük hoyratlarına, Mevlid’den Semailere kadar hepsi bizim sesimizdir…
AY: Katılıyorum.
YEŞİL: “Edebiyat-musiki arasındaki ilgiden yeni bir Türkiye bilinci, köklü bir değerler eğitimi çıkarabiliriz. Bu konuda Türkü, ilahi, hafif Batı müziği, oratoryo ve şarkı formlarında bestelenen Yunus Emre şiirleri bile yeterlidir. Milletimizin en çok dinlediği Mevlid’e yani dini ve tekke musîkisine dair hem teorik hem icrai örneklere ihtiyacımız var. Bakanlık, kağıt üzerinde yapılan bu müfredatın uygulamasını yakından takip etmelidir. Artık yerli, İslami kültürü müzik yoluyla taşıyan isimlerin eserlerini bütün ilköğretim ve ortaöğretim müfredatına alma zamanı gelmiştir ve müfredatlar güncellenirken bu hassasiyetin gösterilmesi gerekir. Türkiye Yüzyılı Maarif Model'i Yahya Kemal’in; “Çok insan anlayamaz eski musikimizden / Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden” anlayışıyla hazırlanmalı ve müziğimiz millete iade edilmelidir. Bunun için en önemli adım öncelikle müfredatla sonra da Milli Eğitim Akademisi tarafından atılmalıdır…
AY: Siz bu müfredat değişikliğini hem beğenmiyor hem çok şey bekliyorsunuz.
1/ “Değerler Eğitimi” diyoruz, daha değerler de anlaşamıyoruz.
2/ “Millilik”, “Uygarlık” diyoruz, onlarda anlaşamıyoruz.
3/ Bakanlık kimseyi takip etmez, edemez.
4/ “Pedagojik olarak”, sadece “İslami kültür” müzik yolu ile çocuklara aşılanamaz.
5/ Yine iş “müzik öğretmeninin” mesleğini sevmesine kalmıştır.
6/ Müzik öğretmenleri mutlaka iyi derecede bir çalgı çalmalıdır.
7/ Müzik öğretmeninin konuşması, diksiyonu düzgün olmalıdır.
8/ Müzik öğretmeni, liyakatli ve ehliyetli bir öğretmen olmalıdır.
Soru: Bu özellikleri MEB Akademisi sağlayacak mıdır?