İktidar sözcüleri sık sık iç cepheyi güçlendirmekten bahsediyorlar.
Ama söz ve eylemleri ile bu cepheyi zayıflatmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
İç cephenin güçlendirilmesi, bu ülke vatandaşlarının tamamını kucaklamakla olur.
İç cephenin güçlendirilmesi, adaletle, fırsat eşitliği ile olur.
İç cephenin güçlendirilmesi, ayrımcılığı önlemek,güvenliği sağlamakla olur.
Bunların hangisi var bu ülkede? Genel seçimlerde CB Erdoğan, mülakatların kaldırılacağına söz vermişti. Aradan neredeyse 3 sene geçti, verilen söz tutulmadı. Çünkü mülakatlar gençleri AKP ile ilişki kurmaya mecbur ediyor. Diğer partilere gençlerin aktif katılımını engelliyor.
Geçtiğimiz günlerde AKP grup Başkan vekili Leyla Şahin Usta öyle bir laf etti ki,bu zihniyetle -iç cephenin güçlendirilemeyeceğini gösterdi.CHP'yi muhatap alarak şöyle dedi:" Sunniler öldürüldüğü zaman sesiniz çıkmıyor, Aleviler öldürüldüğü zaman ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz..."
Bu, topluma baktığı zaman mezhepleri, meşrepleri gören ayrımcı bakış açısının bir ifadesi, parçalı ve ön yargılı bir bilinç altının dışa vurumudur. Alevi' de Sunni' de aynı iman havzasından beslenen,aynı kültürün çocuklarıdır. Alevilik bir din değil, İslam içi bir duyuş hissediş biçimidir. Muhal farz öyle olmasa bile bu ülkenin her vatandaşını soy kökünü, inancını, ideolojisini görmeden sahiplenmek hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Olaylara Alevi- Sunni farklılaşması veya ayırımı üzeriden bakmak iç cepheyi güçlendirmez. Muhalefeti susturmak için yargıyı sopa gibi kullanmak toplumu bütünleştirmez. Devletle vatandaş arasındaki bağı zayıflatan vatandaşın tutumu değil, iktidarın baskıcı, ayrımcı ve adaletle bağdaşmayan siyasetidir. Farklı partilere oy verenlere cenneti bile yasaklayıp, AKP'lilere tahsis eden bir zihniyet ve siyaset diliyle toplum bütünleştirilemez. Onun için iç cepheyi güçlendirelim diyenler önce üslup ve siyasetlerini gözden geçirmelidirler.
MUHALEFET BELEDİYELERİNİ BOĞMAK
Muhalefet partilerine ait belediyeler başarısız olsun diye iktidar hukuk ve demokrasi ile bağdaşmayan bir sürü engel çıkarıyor. Bu belediyelerin projelerinin finansmanı engelleniyor, gelir kaynakları küçültülüyor, AKP döneminde ödenmeyen borçları icra yoluyla tahsil edilme yoluna gidiliyor, en önemlisi yargının kılıcı enselerinde tutularak hareket kabiliyetleri sınırlanıyor. Son olarak yeni bir kanun teklifi ile, belediyeler ve bağlı kuruluşların dolaylı yada bedelsiz şekilde şirket edinmesi, şirket kurması veya kooperatiflere ortak olması Cumhurbaşkanının onayına bağlanıyor. Yani bunun anlamı, ben sadece Cumhurbaşkanı değilim, ben bütün belediyelerin de başkanıyım, siz sadece birer gölgeden, korkuluktan ibaretsiniz, demektir.Bu şartlar altında belediyeler nasıl hizmet verecek,belediye başkanları halkın taleplerine hangi yetkilerle cevap verecek? Hem muhalefete hayat hakkı tanıma hem de iç cepheyi kuvvetlendirmekten, safları sıklaştırmaktan söz et. Safları dağıtan, vatandaşla devlet arasına giren başkası değil,bu zihniyet ve siyaset tarzıdır. Bu belediyeler Yunan'a, Rus'a hizmet etmiyor, bu ülke vatandaşlarına hizmet ediyor.Kafasında bizden ondan ayırımı olanlar ülkeyi bütünleştiremezler.Siyaset halka hizmet için yapılır, engellemek için değil. Her yetkiyi bir kişinin nefsinde toplamak ona Tanrı payesi vermektir.Oysa biz taa elest bezminden beri 'Ondan başka' Tanrı tanımadığımızı ikrar etmiş bir milletiz.O yolda ve inançta yürümeye de devam edeceğiz.
