Mustafa Alimoğlu


DEĞİŞMEYEN MİLLİ SPORUMUZ: TAKİYYE ve OKSİMORONLUK

Atatürk dizisi etrafında dönen tartışmalar ve son YAŞ kararları sonrası bir kadın subayın Amiral yapılması bu toprakların o bilindik milli sporunu hatırlattı. !


Atatürk dizisi etrafında dönen tartışmalar ve son YAŞ kararları sonrası bir kadın subayın Amiral yapılması bu toprakların o bilindik milli sporunu hatırlattı. ! 

Herkesin her şeyden (yaşam tarzı-dozajı farklı da olsa) bulabileceği bir Türkiye yaratan iktidarın, birazdan zikredeceğim bu milli spora katkısı tartışmasız muazzamdır. Bana sorarsanız büyük de bir başarısıdır. 

 

Düşünebiliyor musunuz; sıradan bir yurdum insanı bile kameraların karşısına geçti ve bu ülkede ne kadar özgür ve rahat yaşadığına gerekçe olarak mesela doktor dövebildiğini ifade etmişti. Bu derin özgürlük hali ve dayanılmaz hazzı, belki bir gün kendi çocuğu da doktor olursa sonlanır ama şehir efsaneleri ile bezenmiş bir dizi ezikliğin kötü kokan ifrazat gibi dışarı atıldığı, bunun da özgürlüğe evrildiği dönemin ete kemiğe bürünmüş oksimoron halidir bu.

 

Esasen mevcut iktidar zihniyetinin toplumu dönüştürme konusunda bu denli başarılı olmasının altında birçok sebep vardır. Mesela muhalif kesimlerin kendi söylemlerini iktidarın argümanları ile ispata çalışması bunlardan biri ve belki de en önemlisi. Ayrıca yine etrafında siyaset yaptıkları birçok değeri, zaman içinde karşı tarafın kullanımına kaptırmaları da bunda etkili olmuştur. Bu durumun sadece siyasetin diliyle açıklanacak bir şey olmadığı kanaatindeyim. Ülkede kıyamet kopsa, söz konusu sarmaldan çıkılamıyorsa bunun altında başka şeyler de var demektir. 

 

İktidarın kuşattığı ve sınırlarını çizdiği alan içinde nasıl ve ne dozda bir muhalefet yapılacağı konuşuluyorsa ki evet, burada tek suçlunun bu otoriter yönetim anlayışı olduğuna mı inanmalıyız? 

İktidarın eğip bükerek kendine uygun yerli milli bir çerçeve oluşturduğu her konuya, memleket meselesi diye üstüne atlayan muhalefet, bu ideolojik körlük ile bu kadar başarı gösterebildiyse bu bile mucizedir aslında.

 

Esasen anlatmak istediğim şey kurumsal muhalefet değil. Daha çok onun da beslendiği kaynak. Yani toplumun dinamikleri. Gerçi kurumsal ya da toplumsal fark etmez, bunlar birbirinden ayrı düşünülecek yapılar değil. Sonuçta sapla samanı bile birbirinden ayıramayan, geçmişin jakoben ve “devletin sahibi biziz” diyen anlayış her daim gücü eline geçiren iktidarların gizli mottosu oldu.

 

Geçmişte Atatürk soslu iktidarlar da mesela hiçbir zaman aklı başında samimi dindar Müslüman veya inançlı bir toplum istememişti. Onlar da hep yönetebilecekleri cami cemaati ve eğitimsiz kesimlerden bir muhafazakâr toplum istediler. Tıpkı bugün mevcut iktidar gibi. Ve dinin, inancın, camilerin, imam hatiplerin boca edildiği 20 küsür yılın sonunda diyanetin başındaki kişi; gençlerimiz salavat bile getirmeyi bilmiyor offf offf diye yakınıyor. Ama arkadaş bunun böyle olmasını zaten sizler istemediniz mi? Eğitimden bilimden kalite ve liyakatten nefret eden bir söylemi yüceltmediniz mi? Bunu dillendirmediniz mi? Hatta bunu teşvik etmediniz mi?  Eee şimdi; alın size cami cemaati!  alın size eğitimden nefret eden cahil oksimoron kalabalıklar. Ve Erdoğan’a bu konuda kimse yüklenmesin. O, tüm bu olup bitenlerin sebebi değil sonucudur.!

 

 

Gelelim esas konumuza:

Ülkede nerdeyse rejim değişmiş, atı alan Üsküdar’ı geçmişken, aydınlarımızın(!), gazeteci ve yazarların, sanatçıların, Atatürk, laiklik, bilimsellik ve hayat tarzı hassasiyetleri gerçekten  göz yaşartan cinsten.  Neymiş efendim; yakında iki kadeh rakı dahi içemeyeceklermiş, kızlarımız mini etek giyemeyecekmiş. Yahu iktidar o iki kadeh rakıyı içmek için sizleri teşvik bile etse yakında onu isteseniz bile yapamayacaksınız (ekonomik olarak). İktidar, bir sabah kalkıp şeriat falan ilan etmeyecek. Belki sizin bile bunu isteyeceğiniz bir süreci bilinçli ve yavaş yavaş ilerletiyor. Siz bu lafları ederken birilerinin yüksek rakımlı yerlerden kaba taraflarıyla gülüp işte budur yahu dediklerinden eminim. 

 

İktidar elitinin birer ikişer mavi boncuk dağıttığı farklı kesimlerin niye bu kadar sevindirik olduklarını anlayan beri gelsin. Ekonomik olarak iflas etmişiz ama buna sebep olanlar bir iki okumuş çocuğa makam verince birden mutluluğa gark oluyoruz. 

İktidar yandaşlarının, bilinen Atatürk muarızlığına rağmen Atatürk dizisi hakkında ses yükseltir gibi yapmasından da hayli onurlanan bir muhalif kitlemiz var.  Aynı şekilde bir kadın subayın amiral yapılması karşısında da yine aynı seküler çevre; işte bu, cumhuriyetin ve kadınlarımızın başarısıdır naraları atıyor. Neymiş efendim; iktidar Atatürk’ün ve cumhuriyetin kurucu değerlerinin önemini anlamış, bu saatten sonra bu çerçevede bir politika yürütecekmiş, iktidarın tüm bu icraatları bunun göstergesiymiş. !

Eğer tüm bu sevindirik haller bir goygoy dan ibaret değilse ve inanılarak yapılıyorsa, Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin önü açık demektir. Artık gizli saklı herhangi bir ajandaya falan ihtiyaç kalmamıştır. Bu saatten sonra gelişine vurup geçebilir. 

 

Seküler ve muhalif kesimlerin bu halleri inanın karşı tarafın o hep eleştirdiğimiz durumlarından farklı değildir. Mesela muhafazakâr hassasiyet söylemi ne kadar itici olmaya başladıysa, seküler/muhalif figürlerin bu türden hassasiyet söylem ve itiraz dili de bir o kadar irrite edici olmaya başladı. Aynı ülkede bir arada yaşayıp da birbirlerini bu kadar az tanıyan bir topluluk da (ve de aydın kesimi!) az bulunur hani. 

 

Ehem ile mühim farkını bir türlü anlayamayan yoz ve bi-netice tartışmaların bıkkınlığı ile zaman öldürüp duruyoruz. Birbirine had bildiren, kapak yapıp taraftar gazı alan karşıt mahallelerin sakinleri olan sizler; aslında sizler aynı insanlarsınız. Yok birbirinizden bir farkınız.

 

Mesela cumhuriyet ve 10 Kasımlarda da değişmeyen bir geleneğimiz vardır. 

Devedişi gibi holdingler, bankalar, irili ufaklı bir sürü seküler! kişi ve kuruluş, izleyenlerin gözlerini yaşartan Atatürk, cumhuriyet temalı dramatik reklamlarını, temaşa eylemeyi seven mümtaz halkımız için piyasaya sürerler.

Hisli halkımız ise birkaç dakikalığına ülkenin ne şartlar altında kurulduğunu, kurucusunu falan hatırlar. Peki sonra, sonrası yok, hepi topu budur. Amaç hasıl olmuş, duygular hamasetle coşturulup, gözler bir nebze buğulandırılmış ve bir sonraki yıl dönümlere kadar gazlar alınmıştır.

Esasen sadra şifa olmayan arızi hamaset yüklemeleri ile yapılmak istenilen tam olarak; ülke de sistem (hatta rejim) değişmiş, atı alan Üsküdar’ı geçmişken Atatürk ve Cumhuriyet hamasetleri ! boca edilmek suretiyle olan biten bütün bu yıkımın perdelenmesidir. Birilerinin bıyık altından da güldüklerine kalıbımı basarım.

 

Ve unutmadan, bu toprakların geleneksel sporu olan oksimoronluk konusunu asla es geçmeyen, altı kaval üstü şişhane her kesimden mümtaz takiyyecilerin de Atatürk ve Cumhuriyet hassasiyetlerini bir kez daha tebrik ediyorum !!!