İrfan Sönmez


BİR HAYALİN PEŞİNDEN KOŞMAK

Beklendiği gibi YPG silah bırakmadı, herhalde ikinci süreci başlatan AKP ve MHP liderleri dışında bırakacaklarına inanan da yoktu.


Beklendiği gibi YPG silah bırakmadı, herhalde ikinci süreci başlatan AKP ve MHP liderleri dışında bırakacaklarına inanan da yoktu.

Bir hayalin peşinde toplumu aylarca sürüklediler. Apo'yu meşru muhatap alarak onun omuzlarına  yeni yıldızlar eklediler. Ülkenin birliğinden yana olan insanlarda bile "bu iş nereye varacak?" endişesini yarattılar.

Geldiğimiz nokta ortada.

Terör elbette bitmeli, ama bunun yolu Örgüt liderini cilalamaktan, akıl dışı talepler karşısında susmaktan geçmez.Sınırları belli olmayan müzakerelerin sonu, Örgüt ve uzantıların her gün biraz daha çıtayı yükseltmeleri, beklentilerini artırmalarıdır. Nitekim öyle de odu. Şartsız denilen süreç -silah bırakmaktan- çıktı, devleti PKK'nın taleplerine göre şekillendirmeye kadar vardı.

Toplumu karamsarlığa iten de bu talepler ve talepler karşısında partilerin aldığı tutum oldu. Komisyona sunulan raporlarda AKP ve MHP lafı yuvarlayarak -bekle gör- siyaseti izlediler. DEMP  öteden beri ayrılıkçı çevrelerin dillendirdiği, özerklik, ana dilde eğitim, vatandaşlık tanımının değiştirilmesi, Kürt varlığının anayasaya derç edilmesi, Öcalan ve PKK tutuklularının bırakılması,bölgede çıkarılan petrol ve üretilen elektrikten pay verilmesi gibi devlet içinde devlet anlamına gelen istemlerde bulundu. GB raporunda ise ana dilde eğitim ve vatandaşlık tanımının değiştirilmesi vardı. Bazı  partilerin DEMP'le aynı noktada buluşması haklı endişelere yol açtı.

 PKK ve DEMP'in taleplerinin bir kısmına diğer partilerin de ılımlı yaklaştığını söyleyebiliriz. Daha Erdoğan'ın Başkanlığı döneminde Mehmet Metiner'e hazırlatılan 1991 tarihli  -Kürt Raporunun- DEMP'in bugünkü talepleri ile çok farkı yok. SHP'nin 90'lı yıllarda hazırladığı rapor da çok farklı değil. SP, 2009'da hazırladığı raporda vatandaşlık tanımın değiştirilmesini,yeni bir anayasa yapılmasını ancak bu sorunun asla Öcalan'la görüşülmemesini istemişti. Bugün aynı SP  -Apo ile görüşmelere cevaz vererek- kendi raporundan farklı bir noktaya düşmüştür. Benzer bir belirleme 1993 tarihli Hikmet Özdemir raporunda da vardır, Özdemir TBMM ve Hükümetin örgütle masaya oturmasının yanlış olacağını savunmuştur.

İYİ Parti,ZP,Anahtar Partisi ve BBP'yi istisna edersek, diğer partilerin PKK'nın bir kısım taleplerine -olumlu- bakması toplumdaki endişe ve tedirginliğin ana sebeplerinden biridir.  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi( örtülü özerklik), ana dilde eğitim, milletsiz vatandaşlık tanımı aslında  bunu isteyen  partilerin tarihten hiç ders almadıklarını,burunlarının ucunu bile göremediklerini gösterir. Endülüs Emevi devleti merkezi bir devlet olduğunda sanatta, edebiyatta, felsefede büyük işler yapmış, merkezi yönetim zayıflayıp, her şehir ayrı bir baş çekince de kolayca yutulup yok olup gitmiştir. Büyük Selçuklular Z.Velidi Togan'ın ifadesiyle; ailenin tekil üyelerine değil tamamına yetki veren bir yönetim geleneğini temsil ettikleri ve  her bölge ayrı bir hanedan üyesi tarafından  yarı bağımsız olarak yönetildiği için, Melikşah'tan sonra İmparatorluk İran,Irak,Kirmanşah,Suriye ve Rum(Anadolu) Selçukluları olarak beş parçaya bölünmüştü

Özerklik bir birleştirme yöntemi değil, ayrışma yöntemidir. Tarih bunun örnekleri ile doludur.

Gelinen noktada süreç,  sorunun çözümüne katkı sunmadığı gibi Öcalan'ın parlatılmasına, toplumdaki çatlağın büyümesine,ayrışma düşüncesinin derinleşmesine sebep olmuştur.Örgütle masa kurmak, ona hayal bile edemeyeceği meşruiyet ve Kürtlerin temsilciliği payesini altın tepside sunmuştur.