Av. Meryem Türktekin


AYM Başkanından iktidara hukuk dersi

Can Atalay Kararı AYM Başkanına Hukuk Dersi Verdirdi; Milli İradeye Baskı Yine de Değişmedi! CB Hatay’daki mesajlarına Zonguldak’ta da devam etti…


Demokrasi ve hukukun üstünlüğü bilincinin oturmamış olduğu ülkelerde gazeteci olmakta zordur, akademisyen olmakta, avukat olmakta. Hatta iktidar partisi vekili değilseniz, milletvekili olmakta!

Tüm kanunları bilseniz dahi konunun siyasi bir boyutu varsa, iki kere ikinin dört ettiğini dahi anlatamazsınız bazı dosyalarda. Anlaşılan o ki, Hatay Milletvekili Can Atalay’ınki de böyle bir dosya... 

Bildiğiniz üzere Anayasa Mahkemesi, tutuklu Milletvekili Can Atalay hakkında iki defa hak ihlali kararı vermesine rağmen hem alt derece mahkemesi hem de Yargıtay bu kararları tanımadı. Meclis Başkanı’nın yurtdışında olduğu dönemde, Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın başkanlığında TBMM toplandı, Anayasa md.84/2’ye ve muhalefetin yoğun itirazlarına rağmen Yargıtay 3. Dairesinin TBMM’ye ilettiği karar okundu, Can Atalay’ın vekilliği düşürüldü. 

Ortada bir kesin hüküm olmadığı halde, hem Can Atalay’ın seçilme hakkı, hem de temsile en çok ihtiyacı olduğu dönemde Hatay halkının iradesi ihlal edildi. Bırakın hukukun üstünlüğünü, anayasayı, demokrasiyi, bu karar en temel insan haklarımızın dahi artık ne derece risk altında olduğunun açık bir göstergesiydi.

Nitekim Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Prof. Zühtü Arslan, bu hafta AYM üyeliğine seçilen Yılmaz Akçil’in ant içme töreninde uzun bir konuşma yaptı. Özetle; bireysel başvurunun Türk yargı tarihinin en büyük reformlarının başında geldiğini, devletin devamının, toplum sözleşmesi mahiyetindeki anayasanın ve onun varlık nedeni olan temel hak ve özgürlüklerin korunmasına bağlı olduğunu, AYM kararlarının kesin olup, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını, Anayasa’yı yorumlama yetkisinin AYM’ye ait olduğunu, AYM kararlarını beğenmesek de bir hukuk devletinde bu kararlara uyulmasının anayasal zorunluluk olduğunu belirtti. Anayasa’nın hepimizi bağlayan ve kullandığımız yetkilerin meşruiyetini sağlayan bir toplum sözleşmesi olduğunu vurgulayarak, herkesin Anayasaya sadakat yükümlülüğü olduğunu ifade etti. 

 

AYM Başkanı giderayak, belki anlarlar ümidiyle olsa gerek, herkese güzel bir hukuk dersi verdi. Devletin devamı için hukukun üstünlüğünden, anayasadan ve adaletten şaşmayın! Demek istedi.


Evet, adalet herkese lazım!

Adaletsizlik bu kez Can Atalay’ı vurdu, kim bilir yarın kimleri vuracak…

Nobel ödüllü dünyaca ünlü insan hakları savunucu Elie Wiesel, insanlığın yüzyıllar boyu yaşadığı trajedilerden, yaşadığı toplumun acılarından çıkardığı tecrübe ile şöyle der;

“Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, ama itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı!”

İster Can Atalay’a, ister Canan’a…

İster Ahmet’e, Mehmet’e… 

İster Ayşe’ye, Fatma’ya…
 

İdeolojisi, mensubiyeti, dili, dini, ırkı her ne olursa olsun, adaletsizliğe karşı bıkmadan usanmadan itirazlarımızı koymalıyız ortaya…


Hukuk fakültelerinde seçilme hakkı ile ilgili en başta şu 3 kural öğretilir; 


1)Seçilme hakkı en temel insan haklarındandır.


2)Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında bir suçtan yargılanan bir kimse milletvekili seçilirse, halkın iradesi yok sayılamayacağından ve bütün Milleti temsil etmek üzere belli bir süreliğine seçildiğinden, bu hakkını kullanmasına engel olmayacak koruma tedbirleri uygulanır. 


3)Kesin hüküm giymemiş bir milletvekili cezaevinde tutulamaz. 

 

Öyle bir tutuluyormuş ki oysa…

Ülkede hukuk yoksa, adalet yoksa, demokrasi yoksa…

Sarayın allame-i cihan hukukçusu, AYM’nin Anayasayı yorumlama yetkisini kendine ait sanıyorsa…

Alenen, ‘AYM artık bir milli güvenlik sorunudur’ diye mahkemelere yol gösteriliyorsa…
 

Hukuk fakültesi öğrencileri bile bilir ki, Anayasamıza göre seçme ve seçilme hakkı md. 67 ile koruma altındadır ve md. 76’da belirtilen ‘seçilme yeterliliği’ kriterlerini taşıyan her yurttaş seçilme hakkını kullanabilir. Seçilir ise, halkı temsil etme yetkisi kazanır ve asli görev alanı olan parlamentoda çalışmaya başlar. Yasama faaliyetlerinde de anayasal düzeyde (md.83) bir dokunulmazlığa sahip olur. Yasama dokunulmazlığı denilen bu koruma, milletvekillerine temsil yetkisini müdahalelerle karşılaşmaksızın kullanabilmesi ve seçmen iradesini özgürce parlamentoya yansıtabilmesi için tanınmıştır. 

Yani seçilme hakkı, sadece seçimlerde aday olma hakkını değil, seçildikten sonra milletvekili olarak parlamentoda bulunma hakkını ve yasama dokunulmazlığından faydalanma hakkını da içerir. Bu da kuşkusuz, kişinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesini gerektirir. 
 

Milletvekili Can Atalay açısından ne yazık ki bu anayasal düzenlemelerin hepsinin rafa kaldırılmış olduğunu ve Hatay halkının iradesinin yasama organınca yok sayıldığını gördük…
 

Oysa seçme ve seçilme hakkı; tıpkı yaşam hakkı ve kişi dokunulmazlığı hakkı gibi 1. Kuşak insan haklarındandır. Uluslararası sözleşmelerde ve anayasalarda bugünkü üstün konumuna ulaşması da öyle kolay olmamıştır. İnsanlığın asırlar boyu verdiği büyük mücadelelerin bir sonucudur. Ve günümüzde devletin varlığının meşru kaynaklarındandır.

 

İnsan hakları ise; insanın, insana yaraşır bir şekilde yaşayabilmesinin ve diğer canlılardan ayırt eden olanaklarını gerçekleştirebilmesinin ön koşullarıdır. 

 

Biz Gelecek Partisi olarak, bu ön koşulların ancak insan haklarına saygılı, demokratik bir siyasal düzende gerçekleşebileceğine inanıyor ve bunun mücadelesini veriyoruz. 
 

Tüm baskılara rağmen ülkemizde hala demokrasiden, hukukun üstünlüğünden ve insan haklarından taviz vermeyecek hukukçular olduğunu biliyor, söz konusu kararın AYM tarafından ‘yok hükmünde’ kabul edileceğine inanıyoruz. 
 

Aziz milletimizin en büyük meclisini bu ihlale ortak edenleri ise, kamu vicdanı affetse dahi tarih affetmeyecektir! Bunu da biliyoruz.

Lakin AYM Başkanı tarafından verilen hukuk dersinin dikkate alınmasını, artık milli iradenin yok sayılmasından ve baskı altına alınmasından vazgeçilmesini hatırlatıyoruz. 

‘Adalet, halkın gıdasıdır. İnsan ona daima muhtaçtır!’ 

Seçilme hakkı ihlal edilen ve iradesini yok sayılanlarınki de dahil, oy hakkı (seçme hakkı) halka aittir. Tüm siyasetçiler daima ona muhtaçtır! 

Bedeni yaralı, yüreği yaralı bir halkı ‘Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa, o şehre herhangi bir şey gelmez’ diye korkutarak oy alamazsınız! 

Hatay’dan, Zonguldak’tan, her gün bir şehirden halka korku salamazsınız, milli iradeyi baskı altına alamazsınız! 

Günlerce enkaz altında devleti beklemek zorunda kalan; evladını, eşini, dostunu, anasını babasını, uzuvlarını, kaybeden, ölülerini kefensiz defneden; evini, barkını, işini gücünü her şeyini kaybeden; bir yıl boyunca her türlü yokluğa, yoksunluğa mahkum edilen bir halkı daha fazla hiçbir şeyle korkutamazsınız...!