Hüseyin Acarlar


Bir Ramazan Ayında İrilere masalar(-2-)

Bir Ramazan Ayında İrilere masalar(-2-)


Masalımızın birinci bölümünü önceki yazıda anlatmıştım.Kaldığımız yerden devam edelim;

Prenseslere gelince; onların adlarını da öğrenmiş ulemadan.

Birinci resimdeki Hind prensesi “Furek”miş.

İkinci resimdeki Çin prensesi “Yağma Naz” imiş.

Üçüncü resimdeki Saklep prensesi “Nesrin Nuş” imiş.

Dördüncü resimdeki Mağrip prensesi “Azer Yun” imiş.

Beşinci resimdeki Harzemşah prensesi “Hoş Peri” imiş.

Altıncı resimdeki Rum prensesi “Hüma” imiş.

Yedinci resimdeki de Kisra güzeli “Dürs” imiş.

Geylani, İslam Vatanseversilistresavar’ın tutmuş elinden koridorun sonunda yedi kümbetin başında duran heybetli yedi adamın olduğu salona götürüp bırakmış. Hiçbir şey söylemeden de sır olup kayboluvermiş.

Buradaki ulemadan öğrenmiş yedi kümbete yedi yıldız konacağını.Yedi güne denk gelen yedi vadi aşılarak, yedi farklı renge bürünüp yediler meclisine varacağını uzun uzun dinlemiş ulemadan.

Birinci kümbet kara kümbet Keyvan’a (Zuhal, Satrün) aitmiş.

İkinci kümbet sarı kümbet Güneş’e aitmiş.

Üçüncü beyaz kümbet Zühre’ye (Venüs) aitmiş.

Dördüncü mavi kümbet Utarit’e (Merkür) aitmiş.

Beşinci Kümbet Yeşil’e (Ay) aitmiş.

Altıncı kümbet Kırmızı’ya (Merih) aitmiş.

Yedinci kümbet Kızıl Kahve Rengine ( Mars) aitmiş.

Kümbetlerin başında duran yedi azametli ulemadan İbrahim Hakkı, bir cetvel verip tembih etmiş: “unutma ki Mars’ın sokaklarını Tillo’nun sokaklarından iyi bilirim.”

Farabi, mucidi olduğu çalgı aletlerinden kanunu vermiş ve tembihlemiş; “Kâinatın sahibi kâinata sessiz bir senfoni yüklemiştir. Bunun “es”i yoktur. Bitiş notasını okumak İsrafil’e kalmıştır. Senin hayat notanda son nota Azrail’in okumasına bırakılmıştır.”

Gazali, bir kalem uzatmış ve uyarmış: Unutma ki kalpleri keşfetmek, insanı anlamak istiyorsan sana kalemle öğretenin emaneti kaleme hak ettiği değeri vereceksin. “

Sühreverdi, “Nehcül Belağa” denilen bir derleme kitap vermiş ve demiş ki; “ Bu kitabın sözlerinin sahibi der ki ‘ilim bir noktadır. Cahiller çoğaltır.’ Sizin dönem cahilliğin altın çağıdır.”

Piri Reis, bir harita vermiş ve tembihini yapmış: “seni yaradan, sana yol haritası bir kitap bir de elçi gönderdi. Hayatın kullanma kılavuzu harita o kitaptadır.”

Biruni, kulağına fısıldayıp bir hadisi hatırlatmış: “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hainlere güvenilecek. İnsanlardan şahitlik etmeleri istenmediği halde şahitlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler”

İbn Haldun, ‘Mukaddime’sini hediye etmiş ve tembihlemiş: “Unutma ki gerçek ilim sahipleri Kâbe gibidir. Uzak toplumlar tavafa gelir. Kendi toplumu, kıymetinden habersiz kalır.”

Simurg olduğunu anlar ve yedi vadi aşarsa, İskender’in ulaşamadığı “ab-ı hayata” ulaşabilecekken fakirin rüyası yarıda kesilir misali, zabıtadan yediği tekmeyle rüyadan uyanmış İslam Vatanseversilistersavar. Zabıtanın “Ulan bura otel mi?” hakaretleri kulağında, rüyanın müşkülatı zihninde Sultanahmet’e doğru yola revan olmuş…

Gökten düşmeyen üç elmadan kime ne kısmet düştü ise…