Virüs vakası birçok ülkenin olduğu gibi Türkiye'nin de kimyasını bozdu. Sokaklar boşaldı, sosyal ilişkiler durma noktasına geldi, insanlar gönüllü mahpusluğa döndüler. Umarım bu vesileyle hayatın, sağlığın, özgürlüğün değeri daha iyi anlaşılır. Bir şey daha oldu, her gün TV'lerde seyrettiğimiz agresif, hasımlaştırıcı siyasi konuşmalara ara verildi. İnsanlar korkmadan televizyonları açar hale geldiler. Her gün aynı kişi veya kişileri aynı mimik ve sözlerle seyretmekten daha büyük işkence olabilir mi? Belki de virüsün tek faydası bu oldu.

Hükümet virüsün yaygınlaşması üzerine bir tedbir paketi açıkladı, doğruları yanlışları olan bir paketti. Virüse karşı korunma adı altında el çabukluğuna getirilerek arada müteahitlere de kıyak geçildi. Umreye gidişlerin, futbol maçlarının durdurulmasında gecikildi. Daha erken davranılabilirdi. Risk gurubunda olan insanlarla ilgili tedbir almakta da gecikildi. Sağlık bakanı iyi bir performans gösterdi ama yeterince şeffaf olunamadığına, test sonuçları pozitif çıkanların sayısı ile ilgili gerçek bilgiler verilmediğine dair şüpheler var. Umre ziyaretlerinin durdurulması ile ilgili bazı çevrelerden yakınmalar geliyor. Kuran kendi elimizle kendimizi tehlikeye atmamamızı emreder.(Bakara 195) Hayati bir tehdit söz konusu ise umre sünnettir bırakılabilir. Lakin umre veya hac ziyaretlerinin terk edilmesi yeni değil. Emevi tarihinde yasak konulduğuna dair bilgiler de var. Emevi Halifesi Abdülmelik Bin Mervan 2 yıl Hacca gitmeyi yasaklamış, Kudüs'te Kabe benzeri bir yapı yaparak insanların hac farizasını orayı tavaf ederek yapmasını istemiştir. Bunun nedeni, Abdullah Bin Zübeyr'in Mekke'de halifeliğini ilan etmesi ve hac için gidenlerin onun etkisinde kalma korkusudur.

İnsan hayatı her şeyden önemlidir. Bu bakımdan siyasi iradenin virüsün yayılmasını önlemeye matuf tedbirlerine uymak gerekir. Bunu bir tatil gibi görüp pikniğe, geziye veya başka etkinliklere gitmenin vesilesi yapmak alınan tedbirleri sonuçsuz hale getirir. Nitekim bugün itibarı ile vaka sayısı bini geçmiş, ölü sayısı otuza yaklaşmıştır. İnsanların toplu bulunduğu sosyal mekanların bir süreliğine olsa da kapatılması doğrudur. İtalya bunu yapmadığı için çok ağır bir bedel ödüyor.

İnfaz yasasında değişiklikler yaparak ceza indirimine gidilmesinin konuşulduğu bu günlerde kapasitesinin üstünde tutuklu barındıran mahpushanelerin durumunun da ele alınması şarttır. Öncelikle risk gurubunda olan hasta mahkumlar derhal tahliye edilip ev hapsine alınmalıdır. Dün itibarıyla risk gurubunda olan 65 yaş üzeri insanların dışarı çıkması yasaklandı. Cezaevlerinde de böyle bir uygulamaya gidilerek belli yaşın üzerindekiler ev hapsine alınabilir. Bir Avukat arkadaşım akciğer kanseri olan iki müvekkili için infaz savcılığına erteleme için başvurduğunu ama henüz netice alamadığını söyledi. Bu salgında kanser hastalarının içeride tutuklular arasında bırakılması infilaka hazır bir bombanın toplum içinde bırakılmasıdır. Bu konuda daha çabuk davranılması elzemdir. Bu vesile ile infaz yasası ilgili de bir şeyler söylemek isterim: Mükerrirler, silahlı eyleme karışmış örgüt üyeleri, uyuşturucu tacirleri, tecavüzcüler hariç diğer suçları kapsayan bir af çıkarılmalıdır. Buna silahlı eyleme karışmamış örgüt suçları da dahildir. Devletin görevi sempatizanı militan yapmak değil, ıslah etmek, topluma kazandırmaktır. Özellikle çocuklu kadın mahkumların durumu mutlaka dikkate alınmalıdır.

Büyük bir sınavdan geçiyoruz. Her insanımızın hayatı değerlidir. Bu salgını en az kayıpla atlatmak için uzmanlara, devlete kulak verilmeli, biz Türküz bize Aids maids kar etmez havalarına girmemeliyiz. Hastalık en çok da böyle davrananları vurur.

               

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.