Giriş; Haziran 2021 dönemi gerek Türk dış politikası, gerek bölgesel/küresel diplomasi anlamında yoğun geçiyor. Haziran ayının siyaseten sıcak bu dinamizmi halen de sürüyor. NATO, G7 ve  ABD-AB Zirveleri, başta ABD ve Rusya liderleri olmak üzere  küresel sistemin güçlü aktörlerinin bu dönemde birbirleriyle yüzyüze görüşmeleri  ve sorunlu dosyaları masaya koymaları,  İsrail ve   İran  gibi ülkelerde kritik siyasi gelişme ve seçimler  bu hareketli  dönemin bazı önemli örnekleri olarak dikkat çekmektedir. İçinde bulunduğumuz Haziran ayının yoğunluğu  içinde  gözden kaçırılmaması gereken önemli  bir gelişme daha bulunuyor. Bilhassa bölgesel etkileri ve  Türkiye dahil bir sıra ülke için taşıdığı önem muvacehesinde dikkatle değerlendirilmesi gereken bu gelişme Ermenistan’da dün (20 Haziran 2021) günü yapılan erken parlamento seçimleridir. Eski Başbakan Paşinyan’ın seçimlerden birinci  çıkmıştır. Yeni hükümeti de muhtemelen adı geçen  kuracaktır. 

Komşumuz  Ermenistan tarihi seçim dönemlerinden birini yaşıyor. Esasında SSCB sonrası dönemde,  ülkede hemen her seçim özel bir anlam ve önem taşımıştır. Ancak 20 Haziran 2021   seçimlerinin öncekilerden  daha kritik bir mahiyeti bulunuyor. Herşeyden önce Ermenistan siyaseti, 30 yıla yakın bir zamandır işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümünü kaybetmiş olarak bu seçimlere giriyor. Bu siyasi / askeri  başarısızlığın  veya tersten okursak Azerbaycan’ın topraklarını işgalden kurtarmadaki  başarısının Ermenistan seçimleri üzerinde de mutlak  gölgesi bulunuyor. Seçimler neredeyse tamamen bu savaşın sonuçlarına endekslenmiş durumda. Erken seçimlerin savaşın akabinde  Başbakan Paşinyan üzerinde yoğunlaşan, askeri kesimin de dahil olduğu  büyük siyasi/ toplumsal baskılar sonucu gerçekleştiğinin de bu vesileyle tekrar    hatırlanması gerekir.

I.Başbakan Paşinyan yönetimi  44 gün savaşıyla büyük bir darbe almış, cepheden gelen çözülme haberleri sokakları hareketlendirmiş, buna cumhurbaşkanı ve ordudan gelen  istifa baskıları da eklenince ortaya ağır bir siyasi kaos çıkmıştı.  Moskova’nın arabuluculuğunda  (Türkiye bu süreçte yer almamıştır)   9/10 kasım 2020 ateşkesini imzalamasıyla birlikte Paşinyan’ın siyasi gücü büyük  bir zemin kaybetmeye başlamış, bazı araştırmalara göre Eylül 2020’deki  % 60’lardan, Nisan 2021’de  % 30’lara düşmüştür. 2018 erken seçimlerinde aldığı oyun % 70 civarında olduğu  hatırlandığında bu düşüşün ciddi bir anlam içerdiği şüphesizdir. Bununla birlikte Paşinyan’ın güç kaybı diğer muhalif partilerin prestij kazanması anlamına da gelmemiş, savaş hezimeti   halkta  ülkedeki siyasi sisteme   karşı genel bir tepki doğurmuş,  bütün siyaset yapısı   farklı ölçülerde de olsa destek kaybı yaşamıştır.

Bugüne kadar girdiği iki seçimden de,  kendisinden büyük beklentileri bulunan halkın desteğiyle büyük başarıyla çıkan ve 132 sandalyeli Parlamentoda 88 milletvekiliyle güçlü bir konuma gelen Paşinyan savaş sonrası dönemde Taşnak ve  Müreffeh Ermenistan Partileri  dahil çeşitli  parti ve grupları bir araya getiren Vatan Kurtuluş Cephesi’nin protestolarına teslim oldu. Sonuçta da,  onyıllardır   işgal ettiği toprakları  Azerbaycan’a bırakmak zorunda kalan iktidar   sokakların şiddetli tepkisinin hedefi oldu ve Başbakan Paşinyan  istifa etmek zorunda kaldı. Böylece   20 haziran erken seçimlerinin yolu da açılmış oldu.   Tabii ki önceki seçimlerde lehine  oluşan  şartların   Paşinyan için bu kez artık aynı  ölçüde kolay olmayacağı da en başından itibaren belliydi.

Ermenistan’ın bağımsızlığından bugüne  geçen  yaklaşık 30 yıllık dönem,  sokakların  siyasi sistem üzerindeki güçlü  etkisinin hikayesi  olarak da özetlenebilir. Gerçekten de ülkeyi 1991’den bugüne yöneten  birçok  iktidar   bu güç odaklarıyla yüzleşmiş, çoğunlukla da ona teslim olmuştur. Bu güç savaşlarının da kısmi etkisiyle Ermenistan 1991’deki  bağımsızlık ilanı sonrasında kalıcı  iç/dış siyasi istikrara kavuşamamış, bu  haliyle,  kendisi gibi  SSCB’den ayrılan  çoğu  ülkenin de birçok yönden  epeyce  gerisinde kalmıştır. Bu durum doğal olarak Ermeni halkın günlük yaşamından,   bölgesel barış, istikrara kadar birçok bakımdan  ciddi  olumsuzluklara yol açmıştır. Bugün Ermenistan; mütevazi milli hasılası, 4 bin dolar civarında dolaşan kişi başına milli geliri, Moskova’nın üzerine düşen  soğuk gölgesi  ve neredeyse bütün komşularıyla sorunlu ilişkileri vb. nedeniyle  yıkılmışlığı  yaşamaktadır.

Ermenistan’da siyaset sokakların gölgesinde kalmıştır derken ne  kastedilmektedir. Kısaca hatırlamak gerekirse SSCB dönemi sonrası ülkenin ilk Devlet Başkanı Petrosyan kanlı sokak gösterileri neticesinde görevinden ayrılmak durumunda kalmıştı.  Ekim 1999 ise ülke tarihine emsali zor görülebilecek bir sayfa olarak geçti. Başbakan Sargisyan ve Meclis Başkanı Demirciyan Parlamento’ya  yapılan kanlı  baskın sonucunda yaşamlarını yitirdiler. Sürekli sokakların tehdidi altında görev yapan Başkan Koçaryan da tutuklanmış, mahkemeler neticesinde hapse atılmıştır. Şiddet ve oy sahtekarlıklarıyla anılan seçimlerle iktidara gelen  Başkan Sarkisyan ise  2015’de  başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçilmesiyle birlikte bu kez başbakan olmak istemiş, ancak yine sokakların tepkisi neticesinde görevinden kısa bir süre sonra  ayrılmak durumunda kalmıştı. Bu siyasi gelenek yine   Başbakan Paşinyan bakımından da geçerli olmuş,  yukarıda bahsettiğimiz  Sargisyan’a karşı sokaklarda patlayan öfkenin doğurduğu bir lider olarak  iktidara gelmişti. Kendisi de  bir gün iktidardan belki benzeri şekilde giderse muhtemelen  kimse  şaşırmayacaktır.

II. Bu genel görünüm içinde Ermenistan’da seçim sisteminin;  ülke barajlarını (partiler ve ittifaklar için farklı barajlar)   parti listelerini  ve dar bölge karışımını içeren karma   bir sistem  olduğu hatırlanmalıdır. Bir nevi büyük partileri kollayan, küçükleri ise parlamento   dışında tutmayı tercih eden bir sistem. Bu seçim sistemi çoğunlukla  tartışma mevzu olmuş,  siyasi istikrarsızlığın önemli nedenlerinden biri olarak görülmüştür. Seçim kanununda geçtiğimiz  aylarda yapılan bazı değişikliklerle  yeni sistem bir  ölçüde nisbi temsil esasına göre düzenlenmiş,  bununla birlikte seçim barajlarının düşürülmesi, böylece  parlamento dışı partilerin de temsil hakkını elde edebilmeleri gibi hususlar üzerinde  tartışmalar ise  devam etmiştir.

Ermeni halkının savaş sonrasında siyasi sisteme duyduğu genel güven kaybının yansımaları seçim kampanyalarını da etkilemiş, örneğin, eski dönemlerde büyük kitlesel mitingler yapabilen geçici Başbakan  Paşinyan’ın gittiği bazı bölgelerde   bu kez  “hain” suçlamalarıyla karşılandığı da olmuştur. Seçim kampanyalarında  eski devlet başkanı Koçaryan öncülüğündeki muhalefet ülkenin güvenliği, Azerbaycan’a karşı tekrar ayağa kalkabilme gibi konulara odaklanırken, Paşinyan daha çok savaş döneminin muhasebesine ağırlık vermiştir. Kampanya döneminde  milli güvenlik, Azerbaycan’la ilişkilerin geleceği, Azerbaycan’ın elindeki Ermeni esirlerin iadesi vb. konular ağırlıkla gündeme gelmiştir. Adayların görüşlerinin örtüştüğü konular  ise Rusya ile ilişkilerin  geliştirilmesi gereği  üzerine olmuştur. Rus barış gücünün bölgede Ermenilerin koruyucusu olarak kalması da adaylarca dile  getirilen   ortak görüşler arasındadır.

Seçimlerde 25 civarında seçim bloğu ve siyasi partinin  yarışı yaşanmıştır. Bu güçler arasında Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi ile Koçaryan liderliğindeki   muhalefet (aşırı ve yayılmacı  Taşnaklar da dahildir) Ermenistan İttifakı ön planda olmuştur. Sandıklardan gelen verilere  göre, epeyce gergin bir   siyasi ortamda gerçekleşen  seçimin sonuçlarıyla ilgili şu hususlar  belirtilebilir.

-Seçimlere katılım oranı çok düşüktür. 2.6 milyon seçmenin sadece % 50’si sandıklara gitmiştir. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, böylelikle halk genel anlamda siyasete  tepkisini açıkça ortaya koymuştur.

- Oyların yaklaşık % 55’i Paşinyan için oy kullanılmıştır. Böylece adı geçen bir önceki seçimlere göre epeyce  sandalye yitirmiştir. Rakibi  Koçaryan bloğu ise % 21’de kalmıştır.  Nihai sayılar değişebilse de Paşinyan’ın Parlamentodaki 105 sandalyeden  72’sini, seçimlere hile karıştırıldığını   iddia eden  Koçaryan’ın ise 21‘ini kazanması beklenmektedir. Onur İttifakı da sandıklardan üçüncü güç olarak çıkmıştır. ( % 5 ve 6 milletvekili)  (Geçerli seçim sistemine göre her parlamento seçiminde sandalye sayısı bir miktar değişebilmektedir ! )

III. Bu siyasi görünüm ışığında, Ermenistan’ın siyasi geleceğine yönelik  bazı genel değerlendirmelerde bulunmak gerekirse;

i.Başbakan Paşinyan’ın bu sonuçlarla, 7 bin civarında insanın yaşamını kaybettiği 44 gün savaşı sonrasında yüz yüze kaldığı ağır baskılar karşısında bir nebze de olsa nefes alma imkanı bulacağı,  ancak herhalukarda ülkede demokrasi, insan hakları gibi alanlarda eskisine nazaran gerileme yaşanmasının, milli güvenlik ve savunmanın ise ön plana çıkmasının beklenebileceği, bununla birlikte bu seçim sonuçlarıyla  doğacak  yeni  siyasi ortamın ne ölçüde ve ne kadar kalıcı / sürdürülebilir olacağının tahmininin kolay  olmadığı, zira  ülkenin ağır ekonomisinin, yaşam şartlarının ağırlığının, dış politika sorunlarının ciddi  etkisini  sürdüreceği, bu sorunların  yeni hükümet  üzerinde adeta bir Demoklesin  Kılıcı gibi duracağı,    zira Ermeni halkının tepkisinin ortaya koyabilme konularında yukarıda da özetle işaret ettiğimiz gibi büyük tecrübesinin bulunduğu ve bunun adeta bir siyasi geleneğe dönüştüğü, dolayısıyla yakın dönemde bunlar ve diğer çeşitli öngörülün/öngörülemeyen faktörlerin etkisiyle yeni bir seçimlerin de gündeme gelebileceği,

Bu itibarla;  Ermeni siyasetinin önümüzdeki dönemde halkın ve kamuoyunun dikkatini yönlendirmeye çalışacağı ve istismar edebileceği alanlardan birinin de dış politika olacağı, bunun da en başta Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkileri etkileyeceği,

Şayet yeni iktidar böyle bir tutuma yönelirse, en başta bu  ülkelerle ilişkilerinde yeni sorunların da önünün açılabileceği, bölgesel barış, istikrar ve kapsamlı işbirliğinin uzak bir hayal olmayı sürdüreceği gibi yorumlar  ilk anda akla gelmektedir.

Yeni Ermenistan yönetimi, bölgenin en güçlü ekseninin Türkiye –Azerbaycan ittifakı olduğu, bunun her şart altında gelişerek ve derinleşerek süreceği, buna mukabil Moskova’nın ise şartlara göre değişebilecek politikaları kararlılıkla uygulayacağı, ancak bunların her zaman Erivan’ın lehine olmayabileceği     gerçeğini ivedilikle idrak etmelidir.    

Seçim sonrası dönemin belki de en önemli özelliklerinden  biri, Rusya’nın,  Ermenistan iç ve dış politikasında  ana faktör olmayı sürdüreceğidir. Rusya’nın Erivan üzerinde büyük  baskı ve kontrolü devam edecektir.  Son savaşın  sonuçlarından da görüldüğü üzere,  Ermenistan siyasi, askeri durumu, ekonomisi vb. itibariyle   tam anlamıyla  Moskova’nın himayesinde, daha doğrusu  kontrolündedir. Sınırları, keza yeni oluşan jeo-stratejik ortamda Yukarı Karabağ’ın korunması  tamamen Rusya’ya emanettir.  Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarının geniş bir bölümünü kurtardığı 44 gün savaşı sonrasında da Moskova’nın ağırlığı ve etkisi  artmıştır. Rus askeri bölgeye geri dönmüştür.  Bu jeopolitik bağımlılığı   değiştirebilecek  bir siyasi yapı Ermenistan’da bugün için mevcut değildir, yakın dönemde de olmayacaktır. Yeni Paşinyan hükümeti de ancak bu gerçeklerin belirlediği sınırlar içinde ülkeyi yönetebilecektir. Bu sınırları zorladığında ise yine çeşitli baskı kanalları, bu meyanda sokaklar tekrar devreye girebilecektir.

Yukarıda seçim sonrası dönemin Türkiye boyutunun önemine kısaca işaret edilmiştir. Filhakika,   bütün ilgili taraflarca Ermenistan iktidarına bilhassa Türkiye ile ilişkilerinin değeri hususunda gerçek bir yüzleşme, değerlendirme yapması gerektiği tavsiye edilmelidir. Türkiye/Türk düşmanlığından kurtulabildiği ölçüde kendisine yeni ufuklar açılacağını, yeni ilişkiler ve işbirliği alanları doğacağını ve hatta gerçek anlamda bağımsızlığını yaşayabilme imkanlarını elde edebileceğini ne kadar erken anlarsa bunun en başta kendisinin  yararına olacağını görmesi tarihi bir gelişme teşkil edecektir. Erivan yönetimi bu iç hesaplaşmaya öncelikle Başkan Biden’ın 24 nisan açıklaması sonrasında yaşadığı  zafer sarhoşluğundan biran önce çıkmakla ve Türkiye ile ilişkilerini yeni baştan değerlendirmekle  başlayabilir. Türkiye ile düşmanlık ilişkilerini sürdürdüğü müddetçe Ermenistan’a barış, huzur ve refah  gelmeyecek, her zaman Moskova’nın gölgesinde yaşamaya mahkum kalacaktır. Öte yandan Türkiye-Azerbaycan arasında son olarak 15 haziran 2021 günü Şuşa’da imzalanan Şuşa Bildirisi;  gerek Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin gelecekteki mahiyeti, gerek bu ülkelerin bölgeye/ küresel gelişmelere  bakışlarını en açık tarzda ortaya koyması bakımından en başta Ermenistan’ın dikkatle incelemesi ve gerekli sonuçları çıkarması yararlı bir belge olmaktadır.

Son olarak;  Ermeni halkı  özgürlüğü, refahı, dış dünyaya açılmayı, barışı, komşularla iyi ilişkileri  hakketmektedir. Eski  Başbakan Paşinyan’ın kazandığı bu seçimler sonrasında Ermenistan’da  oluşacak yeni siyasi iktidarın  bu irade ve sorumluluğu  sağlıklı ve gerçekçi bir şekilde benimsemesi   ve buna göre de gerekli adımları atması  umulur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.