Son zamanlarda büyük bir marifet, kuvvetli bir söz, her kapıyı açan sihirli anahtar, insanlarda güven uyandıracak sağlam bir teminat gibi bir çok insanın, hatta siyasetten ekonomiye, diplomasiden askeriyeye, sosyal politikalardan hukuka, ticaretten aile hayatına ve benzer birçok konu hakkında koca koca insanların ağzından, olur olmaz "kırmızı çizgi" hassasiyetini duyuyoruz.

Yani dile getirdikleri şey kendileri açısından konuşulması mümkün olmayan konular.

Peki niye?

Bireyler ve toplumlar, sorunlarını konuşmazsa nasıl çözüm bulacaklar?

Aslında, üstü örtülü söyledikleri şudur:

"Konuyu ancak benim hassasiyetlerimi kabul ettiğinde, benim gibi düşündüğünde konuşabiliriz"

Oysa, bir konu hakkında ortak noktada buluşulduysa konuşacak mevzu kalmamıştır.

Bu bakımdan kırmızı çizgi beyanı ya "konuşmayacağım" demektir, yahut tribünlere oynamak yani duygu köpürtmesi yapmaktır.

Sorumluluk mevkisinde olanlar, sorunları konuşmaya açık olmalıdır ve konuşurken hassasiyetlerini dile getirmelerinde bir sakınca yoktur.

Tam aksine gerektiğinde hassas olduğu alanları söylemelidir ki, taraflar bu hassasiyetlere zarar vermeden çözüm arayabilsin.

Müzakereciler, kesinlikle aklın ve sözün gücüne inanmalıdır.

Bireyler ve toplumlar sorunlarına ancak böyle çözüm bulurlar.

Malum, hepimiz trafik bilgisine sahibiz.

Şoför olanlarımız bilir.

Karayollarında sürücüleri en çok kırmızı ışıklar rahatsız eder.

Zira kırmızı ışıklar, gerekli olmalarına rağmen sürücüler için rahatsızlık kaynağı, trafiğin akışını engelleyici faktörlerdir.

Yine hepimiz biliyoruz ki, kırmızı ışıklar kaza risklerini azaltmak ve trafik akışını düzenlemek için konulmuştur.

Yollarda araç çoğalıp trafik sıkışınca yetkililer yeni çözüm yolları bulmanın arayışına girmişler şehir merkezleri ve kavşaklarda alt/üst geçit, tüneller yapmışlar, şehirlerin kıyısından kenarından çevre yolları açmışlar, daha hızlı ve güvenli şehirlerarası yolculuklar için otobanlar yapmışlardır.

Yani ihtiyaca göre çözüm üretme gayreti göstermişler, kırmızı ışıksız yolculuk yapma imkanını aramışlar bu alanlarda yatırım yapmışlardır.

Bize göre, tıpkı trafikte olduğu gibi

Sosyal, siyasal, hukuki, iktisadi vb. alanlarda da çözüm aranmalı, toplumun tıkandığı alanlarda çözüm üretilmelidir.

Çözüm üretmek konuşulacak konuları sınırlandırmakla, konuşulamaz ilan etmekle, farklı düşünce içinde olanları hain ilan etmekle olmaz.

Bu dışlayıcı, ötekileştirici daha tehlikelisi düşmanlaştırıcı üslup toplum için tehlikelidir.

Hasılı kelam;

Yani her ortamda kırmızı çizgi hassasiyetini dile getirmek doğru ve sağlıklı değildir.

Adeta çözüm için yolları kapamaktır.

Kırmızı çizgi hassasiyetinin beyanı ya bir komplekstir, yahut duygu köpürtmesi yaparak çözüm bulacak akla ve yönteme uzak durarak acizliği gizlemektir.

İşin doğrusu Kırmızı çizgi; konuşmaktan korkmak, kolay olanın arkasına sığınmaktır.

Sorumluluk mevkisinde olanların, "sorun çok önemli" diyerek inisiyatiften kaçma hakkı olamaz.

Böyle yapanlar, barışın, çözümün, uzlaşmanın, bir arada yaşama iradesini ortaya koymanın ve sosyal problemlere çözüm aramanın önünde en büyük engeldir.

Kim böyle yapıyorsa, ya sorun çözme becerisini sahip değil, yahut topluma kötülük yapıyordur.

Mesele, siyasette, hukukta, adalette, ekonomide, güvenlikte, eğitimde, iletişimde, sosyal hayatta, demokraside hasılı hayatın her alanında yurttaşlarına özgürlük alanları açmak, yeşil ışıkları çoğaltmaktır.

Biliyoruz ki, iktidar ortakları günden güne "Kırmızı çizgiler" koymakta her gün kırmızı çizgilerini çoğaltmaktadır.

Ve böyle yaptıkları için, adeta toplumun nefes alma yolları her gün biraz daha daraltılmaktadır.

Hayatı her gün biraz daha zorlaşan toplum kesimlerinin rahata ermesi, kendini özgür, mutlu ve huzurlu hissedebilmesi için muhalefetin ilkeler düzeyinde bir araya gelerek umut olması gerekmektedir.

Yasal olarak varlığı tanınan her parti görüşmelere ortak edilmeli, katılımı sağlanmalı, katkısı alınmalıdır.

Sosyolojik ve siyasi olarak toplumda var olan kesimleri yok saymak, görmezden gelmek ve konuşulmaya değer bulmamak kapsayıcı değil, ötekileştirici olmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti gerçek bir Cumhuriyetse eğer, cumhur arasında ayrımcılık yapamaz, yapılmasına müsaade edemez.

Vatandaşlık bağıyla bağlı her yurttaş ülkenin asli unsurudur.

Bütün ilişkiler bu zemin üzerinde gerçekleştirilmeli, dışlayıcı ve ötekileştiricilerin şerrinden korkulmamalı cesur olunmalıdır.

Değişimin gücü, bilenler ve cesurların tavır ve tutumundan ortaya çıkar.

Her gün nefes alanlarımızın daha da daralmasını önlemek, yaşanabilir özgür ve huzurlu bir ülke inşası için, siyasetçiler değil toplumun bütün kesimleri cesur olmalıdır.

Özgürlük sadece cesurların çabasıyla gerçekleşmez.

Entelektüeller, sermaye sahipleri, akademisyenler, meslek sahipleri, esnaflar, memurlar, demokrat sendikalar vb. herkes üzerine düşeni, gücü, imkanı, bilgisi ve emeği nispetinde ortaya koymalı, değişim talebine omuz vermelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.