Kırım Türkleri, Karadeniz’in kuzeyinde yer alan güzel, güzel olduğu kadar da stratejik öneme sahip Kırım yarımadasında asırlarca yaşayan, burada devlet kuran ve uzun müddet Osmanlı Devleti’nin himayesinde bulunan aynı dili konuştuğumuz, aynı dine mensup olduğumuz kardeşlerimizdir.

*

Altınordu Hanlığı’nın gücünü kaybetmesiyle Hacı Giray tarafından 1441’de kurulan Kırım Hanlığı, İstanbul’un fethinden sonra 1474’te Osmanlı Devleti himayesi altına girdi. Osmanlı, Kırım Hanlığına farklı bir uygulamada bulunarak on altıncı yüzyıla kadar içişlerinde serbest bıraktı. 1584’te takta geçen II. İslam Giray döneminde Cuma hutbelerinde halife sıfatıyla padişahların adı okunmaya başlandı. Kırım Türkleri, ihtişamlı zamanlarında Moskova’ya kafa tutarak baskınlar düzenledi ve bazı bölgeleri yakıp yıktı (1571). Kırım Hanlığı gücünü yitirmeye başlayınca Rus Çarlığının boy hedefi haline gelmeye başladı. Nitekim 1773 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması ile Kırım, Osmanlı hâkimiyetinden ayrılarak bağımsız bir devlet haline geldi ve ardından Rus Çarları tarafından 1783 yılında ilhak edildi.

*

Rus Çariçesi II. Katerina (Yekaterina), Doğu Avrupa ve Asya’da küresel ilhaka dayalı büyük bir güç olma planını uygulamaya koydu. İşgale uğrayan toplulukların bir türlü karşı koyamadığı bu siyaset “Ruslaştırma politikası” idi. Bu politika gereği Ruslar, -Amerika, Büyük Britanya ve Fransa’nın yaptığı gibi işgal ettikleri kıt’a, ülke ve bölgelerdeki yerli halkı katlederek yok etmek gibi-  işgal ettikleri topraklardaki yerli halkları ya tamamen imha ediyor veya yaşadıkları yerlerden zorla çıkartarak emellerini gerçekleştiriyorlardı. Ruslar, yerlerinde bırakılan halkları Hıristiyanlaştırma başta olmak üzere çeşitli kültürel erozyona uğratarak Ruslaştırma cihetine gitmişler, bölgenin en güzel ve stratejik öneme sahip yerlerine Rus göçmenlerini yerleştirmişlerdi. Ruslaştırma siyasetinin sonunda, yerli halka ait maddî ve manevî her türlü güzelliklerin “ezelden beri Ruslara ait” olduğu ilân edilmişti. Kırım’ın işgalinin ardından da benzer politika uygulanmaya başlandı. Rus Devleti Kırım’ın “vahşi bir kavim” olduğunu iddia ettiği Kırım Türklerinden temizlenmesi ve yerine “asil bir ırkın (Slavların)” yerleştirilmesini arzuluyordu. II.Katerina, “Krım –bez krıskih tatar- Türksüz Kırım”ın gerçekleşmesi, Karadeniz’in bir Rus gölü haline gelmesi ve “Çargorod(İstanbul)”un Rusya’nın üçüncü başkenti olması anlamını taşıyordu.

*

Çarlık Rusya’sı bu amaç doğrultusunda Kırım Türklüğüne karşı eşi görülmemiş bir katliama başlamasıyla birlikte, Kırım Türklerinin büyük bir kısmı “Ak Topraklar” dedikleri Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar. 1783-1922 yılları arasında Osmanlı topraklarına göç eden Kırım Türklerinin sayısının en az 1.800.000 olduğu belirtilmektedir.

134 yıl boyunca devam eden Çarlık Rusya’sının bu uygulamaları, 1917 Bolşevik İhtilâli ile geçici bir kesintiye uğrasa da umutlar çok kısa sürmüş ve kabul edilen Toprağın Sosyalleştirilmesi Kanunu ile meydana gelen sunî açlık neticesinde on binlerce insan hayatını kaybetmişti.

Kırım Türkleri, “insan kasabı” lakaplı Stalin’in 1927 yılında iktidara geçmesiyle tekrar Çarlık dönemindeki acı günlerine dönmeye başladı. Bu dönemde Ruslaştırma faaliyetleri yeniden acı yüzünü gösterdi ve millî kültürün imhasına hız verildi. Özellikle Sovyetler Birliği içerisinde yer alan Müslüman cumhuriyetler üzerinde yoğunlaştırılan devlet adamları ile millî aydınların tasfiye edilerek ortadan kaldırılması Kırım’da da büyük tesirler meydana getirdi. 1930’lu yılların başlarında uygulamaya konulan kollektifleştirme çalışmaları sonucu 40-50 bin Kırım Türk köylüsü Ural veya Sibirya’ya sürüldü. Bunların akabinde, bu sefer 1938-40 yıllarında Sovyetler Birliği’nin genelinde, özellikle münevverlere yönelik uygulanan kitlesel imha hareketi yine Kırım’da şiddetli bir şekilde hissedildi. Sovyet hâkimiyetinin dinmek bilmeyen bu baskıları altında ne yapacağını şaşıran Kırım Türk halkı 1941’de Alman işgaline maruz kaldı. Bu işgal bir bakıma, Rusların asırlardır hayalini kurduğu “Türksüz Kırım” sevdasını temellerini attı.

*

Yazımızın ikinci kısmında II. Cihan Harbi’nde Kırım Türklerinin durumu, 18 Mayıs 1944 sürgünü öncesi ve sonrasında yaşananlarla ilgili tarihi bilgilere yer vereceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.