2014 Yerel seçimlerinde ikamet ettiğim ilçede Ak parti yönetiminde Yürütme Kurulu üyesi olarak yaklaşan seçimlerde görev alacak Sandık Müşahitleri ve Sandık Kurulu üyeleri için eğitim seminerlerini yürütüyordum.

O seçimlerde, Fetö ile Ak Parti arasında ipler gerilmiş ve mücadele başlamıştı.

Seçimlerde, Fetö taraftarlarının sandıklarda görev almak için CHP’ye üye oldukları ve Cihan Haber Ajansı muhabiri olarakta sandıklara müdahalde bulunacakları ve bu tehlikeye karşı uyanık olunması gerektiğini eğitime aldığımız arkadaşlarımıza söyleme gereği duymuştuk.

Eğitim sürecinde arkadaşlarımıza “Kayıtdışı ekonomiden*” hareketle kayıtdışı siyaset yapmak isteyen yapılara karşı uyanık olunması gerektiğini söylüyordum.

Yani siyasete, şu veya bu şekilde dışarıdan müdahale etmek veya ele geçirdiği enstrümanlarla yönetmeye çalışmanın antidemokratik olduğunu ve bu sebeple kayıtdışı olarak görmemiz gerektiğini ifade etmiştim.

Buradan hareketle; ülke yönetiminde yer alan seçilmişler dışında ve milli iradenin üzerinde siyaset kurumunu etkisiz kılan/kılmaya çalışan vesayet odaklarının “kayıt dışı” olduğunu söyledim.

Ak Parti'nin siyasi hayatının en azından on iki yılı yargıda, orduda, üniversitede, bürokrasinin değişik birimlerinde, ekonomide ve medyada oluşan bu türden yapılarla mücadeleyle geçmiştir.

Aslına bakarsanız, vesayet odaklarının baskısına maruz kalan sadece Ak Parti iktidarları değildir.

Bütün seçilmiş iktidarlar bu baskıya maruz kalmıştır.

Buna rahmetli Ecevit hükümetleri de dahildir.

Ak Parti bu yapılarla mücadele ederken birlikte çalıştığı Fetö ile (o zamanlar cemaat deniyordu) içeride yaşadıkları güç savaşında, daha doğrusu cemaatin iktidar üzerinde kurmak istediği gizli vesayet çabasına direnince, kıyasıya yapılan çatışma süreci 2016/15 temmuz ihanet kalkışmasına kadar uzandı.

Ak Parti, birlikte yol arkadaşlığı yaptığı yapının (cemaatin) üzerlerinde kurmak istediği vesayete de haklı olarak karşı çıktı.

Bu süreci, Ak Parti adına lider Erdoğan üstlendi ve parti içinde var olan büyük koalisyonun meşru tarafları ise, parti içinde bir bir etkisiz hale getirildi.

Böylece Ak parti, Erdoğan’ın partisi haline dönüştürüldü.

Yaşananlardan sonra, oluşan korku sebebiyle,  Erdoğan'ın partiyi ve ülkeyi yönetmesinde sorunlar başladı.

Devleti yöneten irade herşeyden şüphelenir oldu.

Ve FETÖ’nün devlet içinde organize olma yönteminin getirdiği endişe ve korku, bir nevi otoriterleşmeye doğru evrildi.

Özgürlükçü anlayış ve adalet hassasiyeti askıya alındı.

FETÖ’ye karşı verilecek mücadelede, geçmişte bu örgütün (cemaatin) ve siyasi iradenin “gadrine uğrayan Ergenekon, Balyoz benzeri yapılar pardon” denilerek yargılandıkları mahkemelerde beraat ettiler veya ettirildiler.

“Gün hain örgüte karşı birlikte olma günü” denildi ve hain örgüte karşı ortak mücadele dönemine geçildi.

Ne olduysa ve oluyorsa bundan sonra olmaya başladı.

Bu örgüte karşı güçlenen Erdoğan, elde ettiği siyasi meşruiyetle devlete istediği biçimi verme arzusunu aşikar etti.

İşte tam bu süreçte, kenarda bekleyen dünün vesayetçi kurumlarının aktörleri Erdoğan’a “yeşil ışık” yaktı.

Ve Ak parti ilk on yılında vesayet odaklarına karşı, milletin, meşru siyasetin, demokrasi ve özgürlüklerin yanında aldığı pozisyonu terk ederek Yargıda, Orduda,Üniversitede, Ekonomide, Medyada kendi hakimiyetini kurdu.

Bütün bunlar “Milli İradenin Üstünlüğü” söylemleri üzerinden yapıldı.

Ama, Milli İradenin bir kısmını temsil eden, yani milli iradenin bir kısmını oluşturan demokratik sistemin olmazsa olmazı muhalefet ve denetleyici kurumlar etkisizleştirildi ve muhalif siyaset, terör örgütlerinin işbirlikçisi olarak etiketlenmeye ve dışlanmaya başlandı.

Erdoğan seçilmiş olmanın verdiği güçle, gücünü otoriterlikten yana kullandı.

Otoriterleştikçe de toplumsal desteği azaldı.

Toplumsal desteği azaldıkça daha fazla devletçi ve otoriteryen politikalara sığınmayı çözüm olarak gördü.

Hatta, yaşadığımız Covid-19 salgınıyla muhalefeti temizlenmesi gereken “virüs” olarak gördüğünü söylemekte hiçbir sakınca sakınca görmedi.

Erdoğanın, 2016’da gerçekleşen ihanet kalkışmasından sonra girdiği yeni yolda en büyük yardımcısı ise, ülke siyasetinin şaibeli yüzü, toplum nezdinde 1000/1 oyu bile olmadığı için meşruiyeti olmayan, siyasetin karanlık yüzü olarak bilinen bir gruptur.

Bu yapının görünen yüzü hergün bir tv kanalında iktidarı destekleyici, yön gösterici açıklamalar yapmakta "2014 yılından beri iktidarda olduklarını söylemekte beis görmemektedir.

Maalesef Erdoğan bunu söyleyen kişiye

"Hadi ordan!" diyememektedir.

Erdoğan’ın en büyük destekçisi şimdi onlar.

Hem de, 28 Şubat mağdurlarının desteklediği Ak Partiyle birlikte.

Bu malum yapıya göre, 28 Şubat bile FETÖ’ye karşı yapılmış!

Girdiği Milli Güvenlik Kurulunda yaklaşık dokuz saat terleyen ve mahkemelere çıkıp milletin hukukunu, demokrasi ve özgürlükleri savunan rahmetli Erbakan değil, Fetullah Gülen’miş gibi!

İşin garip tarafı yeni süreçte, 28 Şubat mağdurları ve failleri aynı safta ve elde edilen iktidarın korunması için, toplumda yükselen demokrasi, adalet ve özgürlük taleplerine karşı birlikte hareket etmeyi "dini ve milli görev" görev olarak görmektedirler.

Hülasa; yaşanan yirmi yıllık sürecin sonunda Erdoğan’a “buyur devlet içinde istediğin gibi yapılan, milletin desteğini al ama ülkenin nasıl yönetileceğine dair kararları biz alalım” diyen ve daima kendini gizlemeyi beceren vesayet odaklarıyla kıyılan nikah ve "kayıtdışı siyaset" var ortada.

Bu oyunu, tezgahı, nikahı bozmak ve milletimizi Geleceğe taşımak yine, milletin bağrından çıkan evlatlarına, kurdukları partilere ve bizatihi milletin kendisine düşüyor.

Sözü şimdilik, İbrahim Hakkı’nın söylediği gibi,

"Hak, şerleri hayr eyler,

Zannetme ki gayr eyler,

Ârif ânı seyr eyler,

Mevlâ görelim neyler,

Neylerse, güzel eyler…

diyerek bitirelim.

*TDK sözlük:Herhangi bir biçimde yazılı belgesi olmayan, kayda geçmemiş, ilgili kurum ve mercilerden gizlenen.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.