Kanal İstanbul tartışmalarını 80'li yıllardaki köprü tartışmaları ile özdeşleştirmek isteyen çevreler var. Hatırlanacağı gibi o dönemde Özal'ın köprü projesine Nejdet Calp karşı çıkmış, yaparım/yaptırmam tartışmaları uzun süre kamuoyunu meşgul etmişti. Bu özdeşleştirme ile sol veya CHP'nin tıpkı Boğaz Köprüsüne karşı çıktığı gibi Kanal İstanbul'a da karşı çıktığı, aslında projenin tıpkı boğaz köprüsü gibi -masum ve yararlı- bir proje olduğu anlatılmaya çalışılıyor.

Bu özdeşleştirmenin yanlış olduğunu Kanal İstanbul ile Boğaz Köprüsünün aynı kefeye konulamayacağını başta belirtmekte fayda var. Boğaz köprüsü herhangi bir uluslararası anlaşmayı ilgilendirmiyordu. Oysa Kanal İstanbul ile Montrö anlamsız hale getirilerek bir barış denizi olan Karadeniz büyük devletlerin bir çekişme alanı haline getiriliyor.

Kaç gündür internet medyasında Aytunç Altundal ile on yıl kadar önce yapılan bir mülakatın görüntüleri dolaşıyor. Rahmetli Altundal, daha Kanal İstanbul çılgınlığı ortada yokken Büyük Ortadoğu Projesinin çatısının Karadeniz olduğunu, bunun için de ABD'nin Montrö'yü delmeye çalışacağını söylüyor. Bu sadece bir öngörü değil, ABD ve BOP'u iyi bilen uzman bir kişinin parçaları bir araya getirdikten sonra vardığı sonuç. On yıl önce bir tahminden ibaret olan bu düşünceler bugün Kanal İstanbul ile ete kemiğe bürünüyor. Onun için her mesele iktidar/muhalefet rekabeti içinde ele alınamaz. Sonuçlarının, yansımalarının çok iyi hesaplanması, atılacak her adımın iyi düşünülmesi gerekiyor. Batı zaten hiç bir zaman boğazların Türkler tarafından yönetilmesini içine sindirememişti. Bugün bu projenin yaratacağı gerilim ve çatışma ortamı aynı hazımsızlığı yeniden gündeme getirebilir. Dolayısıyla böyle bir proje sadece ekonomik getirileri üzerinden değerlendirilemez. Önce milli egemenlik ve ülke bütünlüğü ve uluslararası taahhütler açısından ele alınır. Ekonomik faydaları ancak ondan sonra ele alınabilir. Kaldı ki böyle bir projenin bir ekonomik getirisinden de söz edilemez. Kanal'ın etrafını çok katlı kulelerle doldurmak, evler, villalar yapmak tahrip edilen tabiat varlıklarının yanında bir kazanç olarak mütalaa edilemez. Konut bir ihracat ürünü değildir ve sadece geri kalmış toplumlar için ekonomik bir estrümandır. Üretemeyen toplumlar gayri menkule yatırım yapar. Son on sekiz yılın ekonomik başarısının(!?) arkasında da gelinen kriz noktasında da bu gayri menkul ekonomisi vardır. Kanal İstanbul hala gelinen noktadan dersler çıkarılamadığını, kendi kendimize satacak ürünler dışında bir şey yapmadığımızı göstermektedir.

İktidar Hz.Adem'i cep telefonuyla konuşturan -uçuk uzmanların- söz ve raporlarına değil, halkın ve konunun gerçek uzmanlarının sözlerine kulak vermelidir. Türk milleti BOP'un dolayısıyla ABD'nin hizmetkarı değildir. Dün Lozan tartışmaya açıldı, bugün Montrö. Biri devlet olarak varlığımızın, diğeri egemenlik ve bağımsızlığımızın tescili olan bu anlaşmaları reddetmek onların bize kazandırdığı kazanımları ve teyit ettiği milli hukukumuzu tehlikeye atmaktır. Ecevit'e anlatıldığında bu projeden vazgeçmişti, BOP'la devam eden bir ilişki yoksa bugün Türkiye'yi yönetenler de vazgeçmelidir.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.