Korkunun iktidarı

İnsanın en iyi bildiği duygu korkudur. İnsanın davranışlarını, olup bitenlere yaklaşımını ve bu doğrultuda da belli ölçüde hayata bakışını da çizen duygu korudur. Çünkü bir bebek dünyaya geldiğinde hayatta kalkmayı, ölümden korkmayı ve buna paralel olarak da yardım istemek için ağlamayı becerebilir. Daha sonra mutluluk ve güvende olma duygusuyla birlikte birey hayatı kavramaya başlar, eğer bu duyguları tadamazsa korkunun iktidarı devam eder.

Hayatın lilasını kucaklamak

Eğer insan korkunun iktidarını sarsacak mutluluk gibi duyguları yaşayamamışsa, bu duygularla birlikte hayatın lilasını kucaklamayı da öğrenememişse zorluklar başlar. Çünkü korku, karamsarlığı, karamsarlık da umutsuzluğu beraberinde getirir. Hele bir de korkunun iktidarına sevgisizlik eşlik ederse işte o zaman iş fena boyuta ulaşır. Zira bu insanlar gerçekten özgürlüğünü kazanmış, hayata sevgiyle bakabilmeyi öğrenen bireyler olmayı kolay kolay öğrenemezler. Sevilme ve güvende olma duygusu böylesine önemli işte.

Etten makineler…

Bu duygulardan mahrum kalmış insanlar kendilerine kolay kolay güvenemezler, kolay kolay diğer insanları sevemezler çünkü bu korkunun içeride bıraktığı tortunun hep renklere bir husumeti var olur. İnsan içindeki karanlığın hesabını etrafındaki renklere sormaya başlar, hesap sormaya başladıkça da kendisinden uzaklaşır. Kendisinden uzaklaştıkça da hem mutsuz hem de umutsuz olan et yığını makineye dönüşür. Olanı biteni fazla umursamayan, kendisiyle kavga eden etten bir makine oluverir.

Otoriter rejimler korkuyu sever

Her insan sevilecek, korkunun benzini solduracak ve umudun tohumlarını yeşertecek kadar şanslı olmaz, ne yazık ki olamaz. Hayatta en mutsuz olanlar, hayata dair umutsuzluğu iliklerinde hissedenler, güzellikleri göremeyen bireyler genelde korkunun benzini solduramayan ya da bunu görece başarsa da umudu yakalamayanlar olur. Umudu yakalayamamak beraberinde bir boş vermişliği beraberinde getirir. Bu duyguyla birlikte birey yavaş yavaş kötü duygulara alışır, alıştıkça da otoriteler için daha kolay kontrol edilebilir hale gelir.

Otoriter rejimler umudu sevmez

Dünyadaki tüm otoriter rejimler işte böyle insanların toplumda giderek artmasını ister, bunu gerçekleştirebilmek için de elinden geleni yapar. Korku ikliminin sağlanması, korku ikliminin beslenmesiyle birlikte bireyler düşünmeyen hatta düşünmeye teşebbüs etmekten dahi korkan et yığınlarına dönüşür.  Düşünmekten dahi korkan bireyler de kolayca manipüle edilebilir, kolayca boyunduruk altına alınabilir. Bu yüzden tüm otoriter rejimler önce bireylerin umutlarını yok edip, onları düşünmekten korkar hale getirir daha sonra da kimi bahanelerle toplumu birbirine düşman eder.

Dehşet dengesi içinde Türkiye…

Bu bir döngüdür, siyaset bilimince ortaya konmuştur. Bugün Türkiye Cumhuriyeti bu korkunç döngünün kritik bir eşiğine dayanmış durumda. Ülkeyi yönetenler kendi koltuklarını kaybetme ihtimaline dahi tahammül edemeyerek hem bu toplumu birbirine düşman ediyor hem de bireyleri düşünmekten dahi korkutmaya çalışıyor. Bugün Türkiye Cumhuriyeti bu dehşet dengesi içinde kapana kısıldı bu kapandan kurtulabilmek için yırtınıyor. Sevginin dahi siyasi görüşlere göre paye edildiği günlerde birileri hain, birileri de kahraman. Hainlerin neden hain, kahramanların neden kahraman olduğunu da sadece bu çarkı çevirenler biliyor.

Kaybedecek can kalmadı…

Dün Halkların Demokratik Partisi’nin İzmir İl Başkanlığı kana bulandı, gencecik bir kadın katledildi. Gencecik bir kadın sırf birilerinden farklı düşündüğü için öldürüldü. Gencecik bir kadın sırf birilerinin lügatında hain kabul edildiği için öldürüldü. Bu olay tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için kan donduran bir hadise. Hiçbir siyasi görüş ayrımı olmaksızın, hiçbir ideoloji ayrımı olmaksızın, hiçbir cinsiyet ayrımı olmaksızın, hiçbir inanç ayrımı olmaksızın hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti olarak acı çekiyoruz. Bu acı öyle kolay kolay da ortadan kaybolacak gibi görünmüyor, bu acı bir partinin değil; tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak acısı…

Bu acı yarım kalan hayallerin acısı…

Bu acı yarım kalan mutlulukların acısı…

Bu acı yarım kalan aşkların acısı…

Bu acı yarım kalan şarkıların acısı…

Bu acı yarım kalan bir hayatın acısı…

Bu hadise üzerinden siyasi rant hesabı yapma çabası veya böyle bir acı üzerinden siyasi kutuplaşma malzemesi çıkarma çabası en hafif tabiriyle utanmazlık olacaktır.

Eminim buradan dahi oy hesabı yapmayı aklına getiren efendiler; bırakınız bu toplum en azından birlikte yas tutabilmeyi başarsın, birbirinin gözyaşını okşamayı hatırlasın.

Paramparça edildik bırakınız bari ortak acıların kollarında buluşalım.

Olup bitenler artık işin ne kadar tehlikeli bir yere gittiğinin en vahim kanıtı.

Elimizde içi, özü, damarları, sinirleri tamamıyla boşaltılmış sadece kaplaması duran kabuk bir devlet kaldı.

Değer atfedilen tüm kavramlar, ilkeler, olgular birer birer ortadan kaldırıldı ve yavaş yavaş öldürüldü özgürlük.

Duygularımızı, sevinçlerimizi, hüzünlerimizi dahi yok eden ve özümüzü vakumlayan bu zihniyet artık demokratik yollarla yolcu edilmeli.

Sormak isterim;

Tetiği çeken yakalandı ama ya o tetikçiye bu cesareti verenler ne olacak ?

Peki ya bu korku iklimini yaratarak silahları konuşturanlar ne olacak ?

Onlar suçlu değil mi ?

Elde bu kabuk devleti bırakanlar suçlu değil mi ?

Bir zihniyetin çizdiği bir çerçeve var ve tüm aktörler bu çerçeveye uymak zorunda sanki.

Hain tanımlaması da, vatansever tanımlaması da, demokrasi tanımlaması da bu çerçevede çizilen ve sığ bir zihniyetin zorlama ürünlerinden çok daha fazlası.

Öyleyse niçin hale bu sığ zihniyetin dikta ettiği siyaset sınırları içinde duruyor muhalefet partileri ?

Niçin kendi çerçevesini çizemiyor ? Niçin kendi sınırlarını kendisi tayin edemiyor ?

Niçin birilerinin hain dediğine hain demek zorunda kalıyor ? Niçin demokrasiyi herkes için isterken halen tedirginlik yaşıyor ?

Muhalefet partileri kendi çerçevesini çizmeli.

Daha sonra bu çerçevede Aydınlık Türkiye’yi çizmeli.

Elimizde içi, özü, damarları, sinirleri tamamıyla boşaltılmış sadece kaplaması duran kabuk bir devlet kaldı.

Artık zaman kalmadı…

Artık takat kalmadı…

Artık sabır kalmadı…

Artık nefes kalmadı…

Artık ömür kalmadı…

Ve en önemlisi de artık kaybedilecek canlar kalmadı…

Kabuk devleti iyileştireceğiz çünkü iyileştirmek zorundayız.

Kaybedilecek Deniz kalmadı, kaybedilecek mavi kalmadı…

İyileşecek bu kabuk devlet, iyileşecek…

İyileşecek, iyileşecek kabuk devlet…

‘’Bir şiir yazmalı,

Şairi tüm insanlık olsun,

Varsın yanalım uğuruna,

Dünya kurtulsun,

Ve çocuklar gülsün…’’

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.