İyilerle kötülerin mücadelesinde hep kötüler avantajlıdır, çünkü hiç bir kural tanımazlar, yalan, iftira, kara çalma gibi her yöntemi kullanırlar. Ahlaki kaygıları, insani hassasiyetleri yoktur. Tek endişeleri çıkarlarıdır. Bu bazen siyasettir, bazen ticarettir, bazen bürokraside bir makamdır. Menfaatleri tehlikeye düştüğünde canavara dönüşürler, her şeyi yıkıp dökerler.
Bu tiplere en çok siyasette rastlanır. Son yıllarda siyasi rekabette kullanılan söz ve araçlara bakıldığında ne dediğim daha iyi anlaşılır. Kötüler için siyasi rakip yok, siyasi düşman vardır. Onun için muhatap ya FETÖ'cü, ya PKK iş birlikçisi yahut başka mahfillerle ilişkili haindir. Bu suçlamaların gerçek olmaması önemli değildir, gerçek olmadığını, söyleyen, iddia eden de bilir. Ama karşı taraf düşmansa her şey mübahtır. Düşmana karşı kul hakkı hesabı yapılmaz.
Siyasetin bir kavga alanına dönüşmesi, siyasetçinin her gün biraz daha itibarsızlaşması bundandır. Kötünün kullandığı yöntemler iyiyi siyasetten kaçırır. Kimse bu kirliliğin, kokuşmuşluğun içine girmek istemez. Bu da her geçen gün siyasetin kalibresinin, siyasetçinin profilinin düşmesine neden olur.
Daha düne kadar hangi siyasetçilere hiç bir vicdani hassasiyet taşımadan yapılan gerçek dışı suçlamaları hatırlayın. Seçim kazanmak uğruna her iftira ölçüsüz bir şekilde kullanılmıştı. Bugün de yine hiç bir pişmanlık, nedamet gösterilmeden tam tersi söyleniyor. Ne yazık ki vatandaş ta bu kirli siyaset biçimine onay veriyor.
Toplumlar önlerinden gidenleri taklit ederler, onların hal ve davranışları topluma da sirayet eder. Bu tek taraflı bir hastalık değildir, İmam-ı Gazali toplumun bozulmasını yöneticilerin bozulmasına, yöneticilerin bozulmasını ilim adamlarının, aydınların bozulmasına bağlar. Bugün siyaset sadece ülkeyi kötü yönetmekle kalmıyor, sosyal ahlakı da bozuyor. İnsanların davranışları değişiyor, çıkar çatışmasında her yolu kullanmak meşrulaşıyor. Galiba kötü siyasetin bir millete, bir halka bıraktığı en kötü miras da budur.
Bu çürümüşlük, sadece siyasetin üst katmanlarına mahsus bir durum değil, genel bir hastalık, alt birimlerde de aynı kuralsızlığı, ölçüsüzlüğü görmek mümkün. Böyle olunca da siyaset giderek toplumu ifsat edecek gruplara, kadrolara kalıyor.
Partiler gerçekten iyi bir yönetim, milli menfaatleri kişi ve grup çıkarlarının önüne almak istiyorlarsa önce bunun kadrolarını oluşturmak zorundadırlar. İyi bir siyaset, iyilerle yürür. (Bununla bir partiyi kastetmiyorum.) Bilginin, liyakatin, ahlakın olmadığı bir yerde halka hizmet değil, halka yalan, iftira, ahlaki çürüme ve yozlaşma götürülür. Toplumu kanunlardan ziyade onu tatbik edenler yönetir. Dünyanın en iyi yasaları kötülerin elinde bir kötülük aracına döner. Bugün Kuzey Kore Anayasası dünyanın en demokrat, en özgürlükçü anayasalarından biridir. Ama aynı Kuzey Kore dünyanın en baskıcı, en otoriter ülkelerinden de biridir. Aslolan kağıt üzerinde yazılı olanlar değil, uygulamadır. Bu da insanla ilgilidir. İnsan sermayesi kötü olan bir toplum huzurlu, barışçı, adil bir yönetim oluşturamaz. Böyle bir toplumda siyaset uzlaştırmaz, dövüştürür, kutuplaştırır. Partiler gerçekten iyi, kaliteli, insan odaklı bir yönetim istiyorlarsa önce siyasetin insan sermayesini buna göre oluşturmalıdırlar. Kötülerle, ruhlarını ihtiraslarının esiri haline getirmiş olanlarla huzurlu bir dünya kurulamaz.  
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.