Sessiz kalarak bir günah daha işlememek için yazıyorum.    
17/25 Aralıktan sonra dine karşı bir soğuma rüzgarı sardı her yanımızı. 15 Temmuz ihanetinden sonra bu soğuma iyice katmerlendi. Tabii ki sadece FETÖ’nün yaptıkları değildi sebep! Yıllardır süregelen ve halkın bazı cemaat ve tarikatlarda gördükleri hataların da birikimi ile oluştu bu tavır. Derken ülkemizi saran siyasi kutuplaşma da eklenince iyice çığırından çıktı bu mesele. Halkımız ve özellikle gençlerimiz TV’lerde dini bir program görünce hemen zaplamaya, başka kanallara geçmeye başladılar. Bu tavır öyle bir noktaya geldi ki, deistlerin sayısının artmasına sebep oldu. Hatta kendini dindar addeden halk bile dini bir söylemden, tarikat ve cemaat konuşmalarından iyice rahatsız olmaya başladılar. Dini grup, cemaat, tarikat veya hocaların birbirleriyle çelişen tutumları, birbirlerini suçlayıcı tavırları gençleri sorgulamaya sürükledi. Hatta ailelerin içinde bile tartışmaların yoğunlaşması ile boşanmalara varan bir tehlike arz etmeye başladı. Dini bir program seyretmektense Survivor izlerim daha iyi denmeye başlandı. Bol bol küfür ve eşcinsellik içeren Netflix aboneleri her abonenin beş kişi olduğunu varsayarsak milyonları buldu. Diğer platformları saymıyorum bile. Sosyal medya kullanıcılarının sayısı ise söylemeye gerek yok.
    Asıl söylemek istediğim İslam, sanki yanlış yapanların dini imiş gibi dinden uzaklaşma hızla yayılıyor. Din Allah’ın dini, yanlış yapanların dini değil. Dini FETÖ gibi içlerinde sakladıkları ihanet uğruna kullanmaya kalkışanların ise hiç değil. Yolsuzluk yapan birisini camide görünce, camiden soğumak çok saçma. Rant için her türlü haramı göze alanların yaptığı inşaatı Besmele ile açmasına şahitlik etmek dinden soğumak için bahane olamaz, olmamalı. Zaman zaman siyasi söylemlerle örtüşen vaazlar ve hutbeleri dinleyince camiye küsmek hiç akıl işi değil. Hele ki hiç iman işi değil. 
Ama bir gerçek var ki; Birisi çıkar da “Benim şeyhim filanca ülkedeki depremdekileri kurtardı” derse, genç de soracaktır; “Somadakilere neden yardım edemedi?” Birisi şeyhe bir tenkitte bulununca “Şeyhe savaş açmak Allah’a savaş açmaktır!” derse, genç de soracaktır, “Yeryüzünde bunca zalim varken Allah bana mı savaş açacak?” Birileri çıkar imanın temellerine dinamit koyarcasına kader yoktur diye saçmalarsa, gencinde kafası tabii olarak karışacaktır. Gence de haksızsın demiyorum, yanlış pencereden bakıyor, resmin tamamını göremiyorsun derim. Bu Anadolu topraklarında Mevlânalar, Yunuslar, Hacı Bayramlar, Hacı Bektaşlar yetişmiş ve onların suladığı gönüllerde hâlâ onların kokusunu taşıyanların var olduğunu da unutma. Herkes yanlış değil ey genç!
Şimdi bu insanlığını kaybetmişlerin yaptıkları yüzünden dinden soğudum diyen gençlere derim ki! Hayır ben değil, Mevlâna Mesnevîsinde der ki;
Bâyezîd zamanında bir kâfiri, kutlu bir Müslüman çağırıp ona; “İslâm ile nurlansan, hem de necat ehli olup sürur bulsan” deyince kâfir dedi ki, “Eğer bu îman, âlemin şeyhi Bâyezîd’in ki gibiyse ben de şüphesiz öyle îmana güç ve takat yok. Onun gayreti ve himmeti, benim tahammülümden fazladır. Gerçi din ve îmandan uzağım ama onun îmanına inanmışım. Onun herkesten yüce, Hakk’a sadakatinden dolayı pek latîf ve nurlu olduğuna îman etmişim. Gerçi ağzım, muhkem bir şekilde mühürlüyse de onun îmanına gizlice inanmışım. Yok eğer sizlerin îmanı, îman ise ona bir arzum ve meylim yoktur! Kimde îmana bir meyil zuhur etse sizi görünce ona bir gevşeklik gelir. Zîra sizin îmanınızın adı kalmış, manası yok olmuştur! Çöle, kurtuluş yeri demek gibidir bu! Sizin îmanınızı görenin îman aşkı söner.”
    Haklısınız gençler, bu yanlışları yapan kimlerse, kime kızıyorsanız, yanlışını gördüğünüz her ne ise, her kim olursa olsun maalesef imanın adı kalmış, manası yok olmuş. Siz onlara değil, Allah’ın dinine bakın. Bir kere bile yalan söylemediğini müşriklerin bile kabul ettiği bir Peygamber’in getirdiği dine iman etmişsiniz. Öyle üç beş çapulcuya imanınızı mı vereceksiniz? Hâşâ! Gulyabanilerin, yol kesicilerin söylediklerine değil asırlara seslenen ilmin kaynağı Kur’ân’ın ve en güzel insan Peygamber aleyhisselam’ın sözlerine, haline ve davranışlarına bakmalı değil misiniz?  
    Allah aşkına söyleyin gençler, deistlerin inanıyorum dediği Allah nerede? Ama senin, benim iman ettiğimiz Allah, bize şah damarımızdan daha yakın. Deistlerin inanıyoruz dedikleri Allah, çekilmiş köşesine hâşâ! Oturuyor öyle mi? Senin, benim iman ettiğimiz el-Müheymin olan Allah ise, her an kullarını gözetip muhafaza ediyor. Eğer ahiret yoksa, her yapılan kötülüğün bir karşılığı olmayacaksa insanlık ne duruma düşer bir düşünsenize. Herkes istediği kötülüğü nasılsa gören olmadı diyerek yaparsa halimiz nice olur? “Kimse görmezse de Allah görüyor. Allah’ın kötülere cezası çok şiddetlidir” diyen bir dini bırakalım da deist mi olalım hâşâ!
    Bu din zalimlerin, kötülerin, çıkarcıların, rantçıların, ahlaksızların dini değildir. Bu yüce din Allah’ın dinidir. Dini yanlış yorumlayanlara kızıp dinden soğuma. Bu mükemmel dini sen öğren, yaşa ve yaşat. Ama Allah aşkına dinini terk etme.
    İş bulamadığın için kızıyorsun. Liyakate değer verilmediği için kızıyorsun. Çeşitli bahanelerle tarafgirlik almış başını gidiyor diye kızıyorsun. Daha neler neler. Elbette haklısın ama bir düşünsene! Bu yüce din İslam, tüm bu kötülüklere son vermek için “La” yani hayır demek için gelmedi mi? Evet aynen öyledir ve makamlardaki ve postlardaki saltanatlara son vermek için geldi. Bunu hiç unutma. 
    Bir şey daha söyleyeyim. İman için sadece dudakların Kelime-i Şehadet getirmesi yetmez. Allah kalbini de istiyor. Kalb ise aşkın merkezidir. Bunu sakın unutma. Ne diyor Yunusumuz; “Yaradılanı severim, Yaradan’dan ötürü” Böyle mükemmel bir dinden gulyabaniler yüzünden soğumak da neyin nesi? Her tarikat, her cemaat sapık değil. Tasavvuf bu milletin en kıymetli hazinesidir. İnşallah öyle de devam edecektir. Sapıklara bakıp tevazusundan kendini göstermeyen, reklamını yapmayan samimi Müslümanlara da düşman olma sakın.
    Yapmayın, etmeyin gençler. Siz bizim en büyük servetimizsiniz. Bir başörtülü, bir sakallı yanlış yapınca hemen dinden uzaklaşmaya meyletmeyin. Din başörtüsünden de, sakaldan da önce ahlâk dinidir. Bunu anlamamış olanların yanlışlarına değil ahlâkın zirvesi ve en güzel örnek Efendimiz Muhammed aleyhisselam’a bakın. İffet abidesi Fatıma’ya bakın. Dinimizin yarısını öğrendiğimiz ilim dolu Aişe’ye bakın.
    Son söz… Ey tüccarlar dürüst olmazsanız işyerinizi Besmele ile açmanızın bir anlamı olmaz. Ey hakimler, adil olmazsanız “Allah” demenizin bir anlamı kalmaz. Ey yöneticiler, inansın inanmasın tüm vatandaşların hakkını eşit olarak korumazsanız “Allah” demenizin bir manası olmaz. Hayat tarzınızı garibanların seyrettiğini unutmayın. Bilin ki “Fakirlik neredeyse küfür olayazdı” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Ey siyasiler, kul yapısı kanunlarla her şeyi doğru yapamayacağınız için yanlışlarınız da çok olacaktır. Zaten yanlış yapmama ihtimaliniz de yoktur. Bari bu yanlışlarınıza dini katarak insanları dinden soğutmayın. Ey cemaatlerin liderleri “Mü’minler kardeştir” düsturunca bir araya gelmezseniz, her biriniz sanki ayrı dindenmiş gibi davranmaya devam ederseniz, ömrünüzce zikir çekseniz de bir anlamı olacak mı bilmiyorum. Ey tarikat şeyhleri haddim olmadan diyorum ki lütfen müritlerinize söyleyin ki; tarikat ehli olduklarını her fırsatta dile getirip, oy toplamak için çabalayan parti mensupları gibi kendilerini ve tarikatlarının reklamını yapmaktan vazgeçsinler ve Fetö gibi siyasetle uğraşmasınlar. Tarikat dervişliktir, siyasi kavga değil. Siyasi rakiplerinizden birisi gelip tarikatınıza girmek isterse almayacak mısınız? Müritlerinizin henüz olgun olmadıkları için yaptıkları her hata insanların tarikatlara düşman olmasına sebep olmakta. Hiç olmazsa kendilerini gizlesinler. Bu yanlışlar yapmaya devam ederseniz, nesillerimizi dinden uzaklaşmalarına sebep olacaksınız. Bu vebalden nasıl kurtulacaksınız?
    Allah için yalvarıyorum sizlere, apaçık olan bu yanlışlardan kendinizi kurtarın. Yoksa nesillerimizi kaybedeceğiz.
    Peygamber âşıklarıyla dolu Anadolu’nun gerçek gönül erlerinin ellerinden öpüyor ve şükranlarımı sunuyorum.
    Diyanete de haddimi aşarak özürlerimi beyan ederek derim ki; Allah aşkına dünyanın değiştiğini görmüyor musunuz? Yüz yıllık vaaz tarzınızdan vazgeçin. Tepeden gelen hutbeyi okuyan imamlarımızı TV spikeri konumundan kurtarın. Öğretmenlere olan güven kadar imamlarımıza güveniniz yok mu? Eğitin, ideal aşılayın. Camilerimizi buzdolabı olmaktan kurtarıp, asrın acımasız çarkları arasında madden ve manen perişan insanımızın sığındığı sımsıcak korunaklar yapın. Her camiye bir kadın kolu kurarak, kadınlara caminin kapılarını açın ve teşvik edin. 
    Ey gençler inançlarını layıkıyla yaşayamayan, hatta yaşamayan bizlere bakıp da bu yüce dinden soğumayın. Bizi affedin ne olur. Yarın huzuru mahşerde bizden şikayetçi olmayın. Bizim günahlarımız bize yeter zaten.
    Sessiz kalarak bir günah daha işlememek için yazdım. Allah’ım bizi affet.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.