google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Çok ciddi bir insan meselemiz var. Buna cehalet meselesi diyeceğim ama değil, öyle yanlışlar yapılıyor ki cehaletle izahı mümkün değil. Partilerin, siyasetçilerin yanlışları bu tipler tarafından meşrulaştırılıyor.

Bazı şeyleri sadece aldanmakla izah edemezsiniz. İnsanlar gördüklerini, işittiklerini bile bazen yok sayabiliyorlar.

28 Şubat sürecinde Şeyh diye geçinen biri bir kadınla basıldı. Çirkinlik hepimizin gözleri önünde oldu, tevili mümkün olmayan görüntülere tanık olduk. Ama ne oldu? O çirkinliğe rağmen bazıları o kişinin peşinden gitmeye devam etti.

15 Temmuz darbesinden sonra FETÖ'nün sayısız din ve insanlık dışı eylemi ortaya çıktı. Bunları tek tek saymaya gerek yok. Soru çalmalar, darbe ihaneti, özel hayatların tarassut edilmesi, yalan, iftira, suçsuz günahsız insanların çeşitli torba davalarla hapishanelere gönderilmesi bunlardan bazıları.

Bu eylemlere şahit olan birinin muhasebe yapması, gördüklerini, yaşadıklarını gözden geçirerek  kendisine yeni bir yol çizmesi gerekmez mi? Ama bazıları için gerekmiyor. Hala sosyal medyada bütün bu çirkinlikleri savunan, çeşitli tevillerle hakikate gözlerini yuman aynı yolda devam eden bir sürü insan var.

Elbette kurunun yanında yaş da yanmış, haksızlığa uğrayan bir sürü insan da olmuştur. Ancak böyledir diye yapılan yanlışlar görmezden gelinemez. Olayı sadece yapılan kimi hukuki yanlışlar üzerinden okumak gerçeği perdelemekten, bilinçli bir körlüğe kapı aralamaktan başka işe yaramaz.

Özeleştiri kültürünün olmadığı toplumlarda gerçeği bulmak, yanlışlardan arınmak zordur. İnsanlar genellikle hakikatin peşinde değil, kendi zannının peşinden gidiyor. Onun için bataklıklar kurutulamıyor, ihanetlerin önü alınamıyor.

Aynı şey partiler için de geçerli. TV ekranlarına yansıyan yanlışlar, siyasetçilerin her gün kendi kendini yalanlayan beyanları toplumu uyandırmaya yetmiyor. İnsanlar sefalet içinde, zam haberlerinin ardı arkası kesilmiyor, ama partimiz hala partimiz, liderimiz hala liderimiz olmaya devam ediyor. Çünkü hakikat arayışı yok, başarı veya başarısızlık diye bir kriterimiz yok. Başka bir ülkede bu kadar kötü bir yönetim tarihe gömülür. Üç gün bile iş başında kalamaz. Bizde partizanlık o hale gelmiş ki başarıyı değil, başarısızlığı, doğruyu değil, yalanı ödüllendiriyor. Kısacası hakikate değil, insanlara partilere bağlanıyoruz. Böyle olunca da başarı veya başarısızlık anlamsız hale geliyor.

Bilerek, isteyerek ülkeyi başarısızlığa, kötü yönetime mahkum eden bu düşünce sakameti ortadan kaldırılmadıkça hiç bir şey değişmez. İnsanlar hallerini değiştirmedikçe Allah insanların durumunu değiştirmez. Bu krizi, kötü yönetimi isteyen, tahkim eden biziz. Bu kafa yapısı değişmediği müddetçe halimizi kötüden iyiye tahvil etmek mümkün olmayacaktır. Hülasa insan sorunu halledilmedikçe hiç bir sorunumuz çözülmez. Onun içindir ki her gün biraz daha dağılıyor, biraz daha geriye gidiyoruz. Korkarım ki uyandığımızda çok geç kalmış oluruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.