İnsan, kişi varlığı olmakla manevi bir mahiyet kazanır. Şöyle de denilebilir: İnsan, manevi bir varlıktır. Onun manevi varlık olması, içinde yaşadığı çevreyi dünya haline getirmesi anlamına gelir ya da çevresini dünya yapmakla manevi varlık olma halini elde eder.

Çevre, yaşadığımız maddi ortamdır. Mekan da diyebileceğimiz ve ovalar, dağlar, yollar, sokaklar, ağaçlar, nehirler, oturduğumuz evin duvarları, pencereleri.

Maddi ortam olan çevre bütün insanlar için ortaktır. Bir köy, bütün köylülerin ortak mekanı, merası, tarlaları, ormanları, nehirleri, dağları, tepeleri ile hazır bulunulan maddi mekanlar olarak kendi başlarına ne güzel ne de çirkindirler. Güzellik, çirkinlik, kutsallık, anlam ve değer fiziki çevrenin kendisinde bulunan anlam ve değerler değildir. Köylüler bu çevreye anlam ve değer yüklemeye başladıkları andan itibaren çevrelerini dünyaya dönüştürmeye başlarlar.

Çevreyi dünya haline getiren varlık, aynı zamanda kişi varlığıdır ve kişi olmakla çevreden, kendi biyolojik yapısından gelen etkileri tersine çevirerek onları aşma imkânını elde eder. Hem kendi doğal yapısının hem de kendi dışındaki fiziki dünyanın üstüne çıkma da diyebileceğimiz bu durum bizi sanatın, ahlakın, hukukun, felsefenin, dinin, bilimin, dilin kısacası kültürün dünyasına taşır. Bu dünya, tarihselliğin dünyasıdır ve insan özgürlüğünü, böyle bir dünyaya açılmak suretiyle gerçekleştirir ve yaşar.

Tarihsel dünya tekillikler alanıdır ve tekrarın yaşanmadığı bir alan olması nedeniyle de bu dünyada yasalara rastlanmaz. Bu alan, manevi/tinsel bir alandır; insan tarafından oluşturulur ama insanı da oluşturan bir alandır. Bundan dolayı insan, manevi/tinsel olan bu alan dolayısıyla da manevi/tinsel bir varlık adını alır.

İnsanı sadece biyolojik/doğal bir varlık olarak ele alan görüşler ile onu sadece manevi/tinsel bir varlık olarak ele alan görüşler hep eksiktir. Çünkü insan, tinselliğini bir beden aracılığıyla gerçekleştirebilir ve bedenin inkârı aynı zamanda insanı yok etmek anlamına gelir. Onun tinselliğini ihmal etmek de insanı sadece bedenden meydana gelmiş bir canlı olarak görmek anlamını taşır. Oysa insan, bedeni ve tinselliğiyle birlikte dünyada bulunan ama aynı zamanda dünyalar inşa eden bir varlıktır. Bundan dolayı özgürlük ve zorunluluk insanda bir arada bulunan ve böylece de insan, hem doğal dünyaya hem de özgürlükler dünyasına ait olarak var olmaktadır.

İnsana ait tarihsel dünyayı açıkladığını iddia edenlerle çevrili bir ortamda yaşıyoruz. Oysa tarihsel dünya açıklanabilir bir dünya değildir; zira orası, anlamaya dayalı bir dünyadır. Anlamak da, bir tür yorumlamaktır. Tarih konusunda ahkâm kesenler, biliniz ki, sadece kendi öznel anlamaya dayalı yorumlama tarzlarını genel geçer hakikatlermiş gibi ifade ediyorlar. Çünkü tarihsel alan, bizim içinde bulunduğumuz ve karşımıza bir nesne olarak koyamadığımız bir dünya olduğu için özne-nesne ilişkisinden uzaktır. Orada epistemeloji, özellikle pozitivist epistemoloji hiç mi hiç iş görmez ve bu alan sadece hermeneutik için izin veren bir alandır.

Avrupa ile kriz başladığı günden bu yana Avrupa hakkında ahkâm kesenler, Avrupa hakkında lehte veya aleyte hüküm verenler takvim yapraklarının arkasında yazılı bilgilerin ve kulaktan dolma duyduklarının dışında derinliğine olarak Avrupa?nın bilim, felsefe, sanat, din alanlarında ürettiklerinden habersiz bir biçimde ifadeler kullanmak suretiyle sadece duygu ve temennilerini dile getirmiş oldular. Duygularımızı ve dileklerimizi dile getirmekte son derece özgürüz. Buna denilebilecek bir şey yoktur. Ancak bir kültür ve medeniyet hakkında hüküm vermek, duygu ve dileklerin ötesinde bir bilgi ve derin bir anlama işidir. Anlama ise muhakkak surette o kültür ve medeniyetin metinlerine müracaat etmeyi gerektirir. Metinleri de kendi tarihsel ve kültürel bağlamlarında ve diğer bağlamlarla da ilişkili bir biçimde ele almak zorunluluğu vardır.

Her kültür ve medeniyetin dayandığı kavramlar ve bir dünya görüşü olduğu unutulmamalıdır. Yani kültür ve medeniye, bir ruh ve beden sahibidir. Avrupa, sadece politik olarak ifadesini bulan gerginliklerin kaynağı olan bir coğrafya değil; İngiliz, Fransız, Alman Aydınlanması, Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi, Modern bilimin doğuşu, teknolojinin gelişmesi, yetiştirdiği filozof ve bilim insanlarıyla insanlığı yaptığı katkılar gibi hususlar da dikkate alındığında dünyada merkezi bir yer işgal etmektedir. Avrupa?nın ruhu, asıl olarak ürettiklerinde aranmalıdır. Yıllardan beri ülkemizde gerçekleştirilen demokratikleşme çabalarının yöneliminin AB Standartları olduğu unutulmamalıdır. Ancak şu da unutulmamalıdır ki, Avrupa?nın bizim ile ilişkileri, çok yüzlüdür. Sadece Avrupa?nın mı? Elbette hayır. Arap Dünyası, Rusya, Uzak Doğu ile ilişkilerimizde durum daha iyi değildir. Devletler arası ilişkiler ile toplumlar ve kültürler arası ilişkileri karıştırmamak gerekir.

Medeniyetler Çatışması tezine en büyük itiraz bizim ülkemizden gelmiş ve bizler, tam tersine olarak Medeniyetler İttifakından bahsetmiştik. Çünkü Medeniyetler Çatışması, İslâm Dünyası ile Hıristiyan Dünyasını karşı karşıya getirmeyi hedefleyen bir proje idi. Oysa bugün, Batı Medeniyeti olarak adlandırılan medeniyet, İslâm felsefe ve biliminden mahrum kalsaydı, Orta Çağın dogmatizminden ve aralarında yaşadıkları savaşlardan kolay kolay kurtulamazlardı. Batı Medeniyetine olan katkımız ve bundan sonra da kendimizden hareketle bütün insanlığa yapacağımız katkılarla medeniyet mecrasının yeni yollar açması ve zenginleşmesini hedeflemek zorundayız. Politik çatışmalar, uzun süreli çatlakların oluşmasını gerektirmemeli ve küçülen dünyamızda, her toplumun birbirlerine olan katkıları sayesinde insanlık için daha ideal bir gelecek tasavvuru oluşturulmalıdır. Hiçbir devlet, kendi iç kamuoyu için dış ilişkilerinde husumete varan gerginlikler oluşturmak hakkına sahip değildir. Holanda?da seçim bitti, yakında kriz de bitecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.