Güncel Haber Girişi: 22.06.2022 - 20:56, Güncelleme: 22.06.2022 - 21:02

ÖMRÜNÜ DAVAYA VE BİLİME ADAMIŞ BİR ÜLKÜCÜ PORTRE: PROF DR. TURAN GÜVEN

 

ÖMRÜNÜ DAVAYA VE BİLİME ADAMIŞ BİR ÜLKÜCÜ PORTRE: PROF DR. TURAN GÜVEN

Merhum Prof. Dr. Turan Güven’in sağlığında yazdığı ancak vefatından sonra yayınlanan "Hayatın Kaynağı İnsanın Kökeni Din ve Bilim" kitabının tanıtımı Hamamönü semtinde Taceddin Dergâhı yakınında bulunan Yüzdeiki Kitapevi’nde yapıldı.
Hacettepe/Hamamönü semtinde faaliyette bulunan Yüzdeiki Kitapevi önündeki alanda yapılan tanıtım programında Gazi Üniversitesi emekli öğretim üyesi merhum Prof. Dr. Turan Güven’in "Hayatın Kaynağı İnsanın Kökeni Din ve Bilim" adıyla bastırılan bilim kitabı tanıtıldı. Yüzdeiki Kitapevi organizasyonunda, EKSEN Sendikası Genel Başkanı Dr. İsmail Yıldız’ın moderatörlüğünde yapılan Prof. Dr. Turan Güven’i anma ve kitap tanıtım programına; Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, Ülkü Ocakları Birliği’nin Genel Başkanlığını yapmış isimlerden Dr. İbrahim Doğan, Gönüllerde Birlik Vakfı Genel Başkanı Mahir Damatlar, araştırmacı-yazar Hakkı Öznur ile Haber Ajanda, Kültür Ajanda ve Haber Ajanda Net yazarı Hasan Yakup Cangüven katıldı. 68 kuşağının Ülkücü gençlik liderlerinden, bir dönem Selçuklu Vakfı’nın genel başkanlığını yapmış isimlerden Prof. Dr. Turan Güven, programda rahmetle, minnetle ve dualarla anıldı. Programa, ailesi, 68, 78 kuşağına mensup Ülkücü kuruluşların önde gelen isimleri, dava arkadaşları, öğrencileri ve çok sayıda genç katıldı. ÜLKÜCÜLÜK VE BİLİM YOLUNDA BİR ÖMÜR: TURAN GÜVEN Turan Güven ile 1968 yılında tanıştıklarını söyleyen, 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları’nın, Ülkü Ocakları Birliği’nin genel başkanlığını yapmış olan Dr. İbrahim Doğan, “Ben tıp öğrencisi iken, Turan Hoca Yüksek Öğretmenler Okulu öğrencisiydi. O yıllarda tanıdık birbirimizi. Yiğit, sözü mert bir insandı. Beraber cezaevine düştük, aynı cezaevinde yattık. Ben tahliye olduktan sonra Turan Hoca, tekrar cezaevine düştü. Ulucanlar Cezaevi’nde yatarken hiç unutamadığım şey, 80 cm'lik somyayı ikimiz paylaşırdık. Turan, sırt üstü dümdüz yatar, mendilini dörde katlar, gözlerinin üzerine koyar ve öylece hiç kımıldamadan sabaha kadar uyurdu" dedi. 12 Eylül 1980 öncesinden tanıdığı Turan Güven’in vatanseverliğinden, milliyetçiliğinden ve Ülkücü tavrından bahseden Gönüllerde Birlik Vakfı Genel Başkanı Mahir Damatlar, “Ben, Turan Güven Hoca’yı gençlik yıllarımda yakinen tanıdım. Onun dürüstlüğü, ilkeli bir insan oluşu beni daima etkilemiştir. Dün nasıl tanıdıysam vefatına kadar olan hayat çizgisinde hep düz yaşadı, hep düz bir istikamette gitti, dünyevi ve uhrevi görüş ve ölçülerini hiç bozmadan muhafaza ederek hakkın rahmetine kavuştu. Sağcısından Solcusuna, bir başka ideolojik, siyasi veya inanç grubundan kim olursa olsun Turan Hoca’yı bu vasfıyla tanıyanlar, hakkında hiçbir kötü söz söylemediler” dedi. Turan Güven’le pek çok hatırası olduğunu ifade eden Damatlar, başından geçen bir anıyı şu sözlerle yâd etti: “Hastalandığını duyduğumda çok üzüldüm. Turan Hoca’yı çok iyi tanıyan bir arkadaşımla yattığı hastanede ziyaret etmeye karar verdik. Hastane bahçesine girdiğimizde yanımdaki arkadaşa dönerek ‘Bak Turan Hoca bize pencereden el sallıyor’ dedim. Yukarı odasına çıktığımızda, her zamanki gülen yüzüyle ‘Mahir, seni uzaktan yürüyüşünden tanıdım’ diye söyledi. Ben de kendisine aynı tonda tebessüm ederek ‘Teşekkür ederim hocam, bu sizin nezaketiniz’ dedim. Ancak yanımdaki arkadaşım beni çok kıskanmıştı”. Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Ülkücü Hareket’in tarihini yazan araştırmacı yazar Hakkı Öznur, 35 yıldır yakından tanıdığı, ‘çok kıymetli dava büyüğüm, ağabeyim’ dediği, kadim dostu Turan Güven Hoca’nın 69 yıllık hayatından bahsetti. Turan Hoca’nın Milliyetçi-Ülkücü Hareketteki geçmişini, yapmış olduğu başkanlıkları, siyasi mücadelesini, akademik hayatını bilim çalışmalarını, dönemleriyle bir kronoloji halinde anlattı. Hakkı Öznur konuşmasında şunları söyledi: TURAN HOCA 68 KUŞAĞININ ÖNDE GELEN ÜLKÜCÜ GENÇLİK LİDERLERİNDENDİR Turan Güven Hocamız, Kadirli’nin Sarıdanışmanlı köyünde, 1950 yılında doğdu. İlk ve ortaokulu Kadirli’de okudu. Ortaokulda Milliyetçiler Derneği ile temas kurdu. Merhum Atsız hoca’nın çıkardığı dergiler ve kitaplarla o yıllarda tanıştı. Mersin Öğretmen Okulu’nda iki yıl (1964-1966) okudu ve başarılı öğrenciler arasına girerek Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’na seçildi. Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’nde öğrenci iken (1967-1968) Ülkücü Harekete girdi. 68 kuşağına mensup Turan Güven ağabey Avrupa’da esen öğrenci hareketlerinin Türkiye’yi de etkilediği bir süreçte, gayrimilli ideolojilere karşı safını; milli ve yerli bir hareket olan milletin hareketi, Anadolu hareketi vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, birliği, beraberliği, kardeşliği savunan vatanına, milletine, bayrağına sevdalı, vatansever, Ülkücü Hareketten yana seçti. 1968-1972 yılları arasında, Ankara’da FKF/DEV-GENÇ, DDKO vb. Marksist-Leninist, Komünist ve bölücü örgütlerin üniversitelerde estirdiği kızıl teröre karşı en önde mücadele eden, dönemin gençlik liderlerindendir. Komünistlerle hem sokaklarda hem de öğrencisi olduğu Fen Fakültesi’nde verilen o şanlı mücadelede yüreğiyle, bileğiyle ön saflardaydı. Sol terör örgütlerinin hedefinde olan Ülkücülerdendi. Ülkücü hareketin tarihinden önemli bir yeri olan Yüksek Öğretmen Okulu Ülkü Ocağı Başkanlığı’nı yaptı. 15 Mayıs 1969 tarihinde Ankara’da Aytekin Yıldırım’ın Başkanlığında kurulan İbrahim Doğan, Ramiz Ongun, Ali Güngör, Zeki Göncü, Ramazan Ceylan (Mirzaoğlu), Mehmet Keleş (Göktolga), İsmet Tuncer, Kürşat Özkan’la birlikte Ülkü Ocakları Birliği’nin kurucularındandır. 68 kuşağına mensup, dönemin Ülkücü gençlik liderlerinden, 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları Birliği’nin genel başkanlığını yapmış dava büyüklerimizden, 12 Mart öncesi cezaevine düşen ilk kadrolarımızdan, ilklerden olan İbrahim Doğan ağabey gibi ağabeylerimizle o tarihi destanlık mücadelede en önde dövüşen dava büyüklerimizdendir. ÜLKÜCÜ ŞEHİTLERİMİZDEN SÜLEYMAN ÖZMEN VE DURSUN ÖNKUZU’NUN ARKADAŞIYDI İlk Ülkücü şehitlerimizden Süleyman Özmen’in, Dursun Önkuzu’nun arkadaşıydı, ülküdaşıydı. Şehitlerimizin cenaze törenlerine katılan binlerce Ülkücüden biriydi. Turan Hoca ilk şehitlerimizden olan Dursun Önkuzu’nunda arkadaşıydı Yüksek Öğretmen Okulu ve Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu Türkiye’nin dört bir yanına öğretmen ve teknik adam olarak büyük hizmetler veren Ülkücüleri yetiştirmiştir. Komünistler tarafından çeşitli işkencelere tabi tutulmuş, kompresörle ciğerlerine hava basılmış ve pencereden atılarak 23 Kasım 1970 günü şehit edilen ülküdaşımız Dursun Önkuzu’da Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu, öğrencisiydi. Turan Hoca Yüksek Öğretmen’de okumuş bu okulun öğrencilerinin Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun öğrencilerinin, Fen Fakültesi öğrencilerinin hem dava arkadaşı hem başkanları hem ağabeyi olmuştur. TURAN HOCA CEZAEVİNE DÜŞEN İLK KADRODAN İLKLERDEN Ankara’da Komünistlerin okulları işgal etmeleri, Ülkücü öğrencileri okullara sokmak istememeleri, öğrenim özgürlüğünü engellemeleri, Ülkücülere silahlı saldırıları nedeniyle çıkan olaylardan dolayı üç kere cezaevine girdi ve bir ay da Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nda gözetim altında kaldı. Turan Güven ağabey 1970-1971 yılları arasında medrese-i Yusufiye’ye giren ilk ülkücülerdendir. Dr. İbrahim Doğan ağabey, Turan Güven Hocamızı, 50 yıl önce tanıyan, onunla 50 yıllık bir dava arkadaşlığı olan bir isim. 1968-1971 arasında Ankara’da Ülkücü mücadelede nasıl bir yiğitçe mücadele verdiklerini, Turan Hoca’nın o mücadeledeki yiğitliğini, duruşunu, tavrını, tarihe not düşerek anlattı. 1970-1974 arası 4 yıl Ulucanlar Cezaevi’nde yatan ÜOB Genel Başkanlığını yapmış dava büyüklerimizden olan Dr. İbrahim Doğan Ulucanlar Cezaevi’ne giren ülkücüler arasında, ÜOB mensuplarından Turan Hoca’nın da olduğunu birkaç kez cezaevine girdiğini konuşmasında ifade etti. TURAN HOCA MHP GENÇLİK KOLLARI GENEL BAŞKANLIĞI VE ÜNAY GENEL BAŞKANLIĞI DA YAPTI Turan Hoca, 1971 yılında Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in talimatıyla MHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı yaptı. Milliyetçi hareketin lideri Başbuğ Alparslan Türkeş’in özel olarak ilgilendiği ve Ülkücü gençlik hareketi içerisinde çeşitli alanlarda görevlendirdiği yiğit bir Ülkücüydü. Türkmen Ağası, dava büyüğümüz, Ülkücü hareketin tarihinde de büyük bir öneme sahip, büyük Ülkücü Dündar Taşer ağabeyin rahle-i tedrisatından geçen, dönemin gençlik liderlerindendir. Üniversite hayatında hep başarılı olan, hayatı boyunca ilmi bir disipline sahip olan, ilme büyük önem veren Turan Güven Hoca, 1975 yılında kurulan Üniversite, Akademi ve Yüksek Okul Asistanları Derneği’nin (ÜNAY) kurucularındandır. Bir dönem ÜNAY Genel Başkanlığı da yaptı. ÜNAY Başkanlığını, 1979 yılında o zaman Ankara’da asistan olan, bugün MHP Genel Başkanı olan Devlet Bahçeli’ye devretti. 12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri Deneği (ÜLKÜ-BİR) Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. TURAN HOCA HEM FİKRİN HEM İLMİN HAKKINI VEREN ÜLKÜCÜ BİR AKADEMİSYENDİR 1972 yılında Fen Fakültesi’ni ve Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Mezuniyetten hemen sonra Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’ne asistan olarak girdi. Yüksek Lisans, Doktora, Doçentlik unvanlarını Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nden aldı ve bu kurumda 24 yıl (1973-1997) hocalık yaptı. 1997 yılında Kırıkkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’ne Profesör olarak atandı ve burada dört yıl Biyoloji Bölüm Başkanlığı’nı yürüttü. Daha sonra Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi’ne Profesör olarak geçti. Yerli ve yabancı dergilerde çok sayıda bilimsel makaleleri yayımlanmıştır. Türkiye’de (1985-1997 yılları arasında) 12 yıl süreyle tüm liselerde kitapları okutuldu. Ülkemizin sayılı "Hücre/Hücre Biyolojisi" ve "Elektron Mikroskop" üzerine çalışan uzmanlarından olan bilim insanı Prof. Dr. Turan Güven, Darvinci, ateist, materyalist akademisyenlerle “evrim teorisi” üzerine televizyon programlarında tartışmalara katılmış, millî ve İslami değerlere düşman bu sözde akademisyenleri perişan etmiş, tezlerini çürütmüştür. Biyolojide özel çalışma alanı, “hücre/hücre biyolojisi” ve “elektron mikroskop”tu. Turan ağabeyin yazıları, birçok ülkücü dergide yayınlanıyordu. 1976-1980 arası “ÜLKÜ-TEK”de yazıları yayınlanıyordu. Ülkemizin sorunları üzerine birçok bilimsel yayınlar yapmıştır 2006 yılında yayınlanan “İnsan Gelecekte Yaşar” adlı otobiyografik kitabı, Anadolu irfanına sahip bir münevverin hayatıdır. Öğretici bir kitaptır. Herkesin, özellikle genç kuşakların mutlaka okuması ve ders çıkarması gereken bir hayat hikâyesidir. Bir idealistin, bir mefkurecinin, bir Ülkücünün hayat yolunda nelerle karşılaştığının, hangi zorluklardan, badirelerden geçerek akademik kariyere ulaşmasının, bugünlere gelmesinin nefis bir anlatımıdır. Birçoklarımızın kendimizi bulduğumuz, duygulanarak, gözyaşlarımızı içimize akıtarak okuduğumuz bir hayatın yaşanmışlığıdır anlatılan! SİYASETTE MUHSİN BAŞKAN AKADEMİ ÇEVRELERİNDE TURAN HOCA 28 ŞUBAT SÜRECİNDE BAAS ZİHNYETLİLER İLE MÜCADELE ETTİ DEMOKRASİYİ VE ADALETİ SAVUNDULAR Yakın politik tarihe askeri vesayet tarafından “Postmodern Darbe” olarak nitelenen 28 Şubat sürecinin, öncesinin, sürecin ve sonrasının çok iyi bilinmesi lazım. 9 Mart 1971’de darbe yapmaya kalkan devrimci Sol cuntalar, 28 Şubat sürecinde karşımıza çıkmıştır. MDD’ci/BAAS’çı çizginin takipçileri, 28 Şubat sürecinde sivil siyasete müdahale etmişler, BAAS’çı, otoriter, dikta rejimi kurmak istemişlerdir. Sivil iradeye boyun eğdirmişler ancak askeri bir müdahaleyi gerçekleştirememişlerdir. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, Amerikancı darbeler zincirine, ordu içindeki cuntalara, demokrasi dışı arayışlarda bulunan vesayetçi çevrelere, odaklara, millet adına, demokrasi adına karşı çıkmıştır. Her türlü vesayetçi çevrelerle mücadele etmiştir. Her zaman, hak, hukuk, adalet çizgisinde siyaset yapan, daima demokrasiyi, adaleti ve özgürlükleri savunan Muhsin Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde, BAAS tipi dikta rejimi kurmak isteyen, “demokrasiye balans ayarı yaptık” diyen ordu içindeki BAAS zihniyetli cuntalara ve onların işbirlikçilerine, millet adına meydan okumuş, oyunlarını bozmuş, bir büyük liderdir. Milletin adamı ve vicdanı olan Yazıcıoğlu, “Namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam”, “Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak, Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek, ABD-İsrail muhibbanı Çevik Bir ve şürekâsına, askeri vesayete, bürokratik oligarşiye ve beşli çeteye karşı çıkmıştır. Muhsin Yazıcıoğlu, askeri vesayete ve onun her türlü işbirlikçilerine şunları söylüyordu: “Ben 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat bunun moderni, bunun postmoderni hangisi olursa olsun hepsine karşıyım. Türkiye artık darbeler ülkesi olmayacak. Cuntalar ülkesi olmayacak. Mafya ülkesi olmayacak. Buna karşı hep beraber demokrasinin, temel insan haklarının yanında yer almak zorundayız.” BÇG’nin mimarı Güven Erkaya, Deniz Kuvvetleri bünyesinde “Batı Çalışma Grubu” (BÇG) adıyla hukuk dışı illegal yapılanmalar meydana getirmişti. Bu karanlık yapı daha sonra Genelkurmay Karargahı’na bağlı olarak çalışmış, 28 Şubat kararlarına karşı çıkan insanları fişlemiş, topluma gözdağı vermeye kalkmıştır. BAAS ZİHNİYETLİLER TSK İÇİNDE “BÇG” VB. HUKUK DIŞI, KARANLIK YAPILAR OLUŞTURDULAR 28 Şubat MGK kararları, vesayetçi çevreleri, milli ve manevi değerlere düşman “BEŞLİ ÇETE”yi sevindirmişti. Otoriter zihniyetli, antiparlamentarist, Sol darbeci çizgi, 12 Mart muhtırası öncesi ideolojik olarak kendini daha net göstermiştir. Kökleri, 1930’ların Kadro dergisine dayanan bu Sol çizgi, 1960’ların başında Yön dergisi, 1969-1971 arasında da Devrim gazetesi etrafında örgütlenmişler, devrim planları hazırlamışlar, asker-sivil karışımı bir Sol darbe yapmaya kalkmışlardı. 27 Mayıs 1960 sonrası (22 Şubat 1962-21 Mayıs 1963) iki kalkışmanın liderliğini yapan Albay Talat Aydemir’in zihniyetiyle 28 Şubat’ın aktörlerinden Çevik Bir, Güven Erkaya, Erol Özkasnak, Doğu Aktulga, Doğu Silâhçıoğlu’nun zihniyeti aynıdır. 1965-70 arasında TSK içinde kurulan Sol/MDD’ci cuntalarla 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Karargâhı’nda Org. Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın kurduğu demokrasi ve milli irade düşmanı hukuk dışı yapılanma, zihniyet olarak birbirinden farklı değildir. Milli Demokratik Devrim’ci (MDD) radikal subaylarla, 28 Şubat sürecinde “BATI ÇALIŞMA GRUBU” kuran radikal subaylar, aynı siyasal zihniyete mensuplardır. 9 Mart 1971 günü, Hava Kuvvetleri karargâhında devrim toplantıları yapan, devrim kabinesi hazırlayan, “Devrimci Çalışma Meclisi”, demokrasiye ‘balyoz’ vurmak isteyen antiparlamentarist radikal subaylarla, 28 Şubat sürecinde “demokrasiye balans ayarı yaptık” diyen Çevik Bir ve şürekâsı, demokrasi düşmanı, BAAS zihniyetli, karanlık çevrelerdir. ABD/İsrail muhibbi zihniyetin hâkim olduğu, demokrasi düşmanı BÇG, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun ülkenin dört bir yanındaki gezilerini, düzenlenen toplantılarda, kongrelerde, şölenlerde vb. etkinliklerde demokrasiye sahip çıkan askeri vesayeti eleştiren, demokrasi dışı arayışlara karşı çıkan konuşmalarını fişlemişlerdi. Bu atmosferde siyasette ve ilim çevrelerinde iki yürekli ses çıkmıştır. Sivil ve demokratik siyasetin savunucusu, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve milletin değerlerine bağlı, gerçek bir ilim adamı ve aydın olan Turan Güven Hocamız, 28 Şubat kararlarını “örtülü darbe” olarak nitelendirmişlerdir. “Bu kararlar ancak demokrasi ve özgürlüklere düşman, otoriter, totaliter, dikta rejimlerinde uygulanır” diyerek karşı çıkmışlardı. 28 ŞUBAT SÜRECİNDE “GÜNDÜZ” GAZETESİNDE YAZDIĞI YAZILARLA DEMOKRASİYİ SAVUNMUŞ DARBE PEŞİNDE KOŞAN “BAAS” ZİHNİYETLİLERİ ELEŞTİRMİŞTİR Turan Hocamız Milliyetçi/Ülkücü dergilerin çoğunda 1970 yılından beri çok sayıda fikri ve sosyal içerikli yazılar yazmıştır. 28 Şubat sürecinde günlük olarak yayınlanan Gündüz gazetesinde yazılar yazmıştır. Yazılarında demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü savunmuş, her türlü vesayetçiliğe karşı çıkmış, darbe peşinde koşan cuntalara karşı “ordu siyaset dışı kalmalıdır, ordunun siyasete bulaşması doğru değildir, milli iradenin üstünde güç olamaz” demiştir. Milletin adamı, “ŞEHİT LİDER” Muhsin Yazıcıoğlu da bir ilim ve irfan adamı olan Turan Güven hoca da yaşamları boyunca askeri vesayete, bürokratik vesayetlere, parti vesayetine, yargı vesayetine, hep karşı olmuşlardır. Adaleti, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmuştur. Tek adam, tek parti rejimi peşinde koşan zihniyetleri, ülke ve demokrasi açısından tehlikeli olarak görmüşler ve her türlü otoriter anlayışa ve otokratik siyasete, daima karşı çıkmışlardır. Sivil ve demokratik siyaseti savunmuşlar, darbecilerle, darbe peşinde koşanlarla, cuntalarla, bürokratik oligarşi ile her türlü kriptolarla daima mücadele etmişler, demokrasiyi ve milli iradeyi savunmuşlardır. TURAN HOCA 28 ŞUBAT SÜRECİNDE DİK DURUŞUYLA MAZLUMLARIN SESİ VE SÖZCÜSÜ OLDU Dönemin birçok siyasileri, birçok siyasi çevreler, 28 Şubatçılarla birlikte hareket ederken, askeri vesayeti savunurken, vesayetçi çevrelerin işbirlikçiliğini yaparken, milletin adamı “MUHSİN BAŞKAN”, ülkeyi felakete sürüklemek isteyen, tek partili rejim kurmaya çalışan Sol cuntalara, hukuk dışı yapılara, meydan okuyor, demokrasiden taviz vermiyordu. Patronlar kulübü “TÜSİAD”ın da içinde yer aldığı, “Beşli Çete” denilen Genelkurmay Karargâhı ile irtibatlı “sivil ihtilal kuvvetlerinin” ve ordu içindeki mezhepçi cuntaların antidemokratik baskıları devam ederken Muhsin Başkan, Meclis’te ve meydanlarda, Turan Güven Hoca ve Turan Güven Hoca gibi ilim ahlakına sahip, milli ve İslami değerlere bağlı bazı akademisyenler, gerçek aydınlar, üniversitelerde 28 Şubatçılarla, Baas’çı zihniyetle tarihi bir mücadele ediyordu. 28 Şubat, doğrudan halka ve onun yaşam biçimine karşı yapılmıştır. Türkiye’de başörtüsü yasağının en fazla mağduriyet ve tartışma yarattığı yer, üniversiteler oldu. Bir dönem başları örtülü olduğu için birçok öğrenci yükseköğrenim hakkını kullanamadı. Yasaklarla ilgili uygulamalar, 1990'ların ikinci yarısındaki 28 Şubat süreciyle zirveye çıktı. Askerin dolaylı yoldan siyasete müdahale ettiği '28 Şubat süreci', kamuda başörtüsü yasağının zirveye çıktığı dönem oldu. 28 Şubat 1997 yılında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında "irtica" ile mücadele adı altında antidemokratik baskılar, dayatmalar başladı. Demokrasiye, temel hak hürriyetlere aykırı olan 18 faşist madde, uygulamaya sokuldu. Aslında tavsiye niteliğinde olması gereken faşizan kararlar, hayata geçirildi. Listenin en etkin bir şekilde uygulanan maddesi, başörtülülere karşı kamu kurumlarında yaptırımlar içeren madde oldu. O dönemde başörtüsü yasağı, zamanın İstanbul Üniversitesi Rektörü’nün başörtüsünü yasaklayan 23 Şubat 1998 tarihli genelgesiyle başladı. Bu tarihte üniversitelerde eğitim gören başörtülü öğrenci sayısı, on binlerle ifade edilmekteydi. Bu öğrenciler okula geldiklerinde güvenlik ekipleriyle karşı karşıya kaldılar. BÇG adlı hukuk dışı yapı üniversitelere müdahale etti. BÇG ile irtibatlı laikçi-faşizan BAAS’çı zihniyete mensup kadrolar, üniversitelerde kurdukları "ikna odalarında" başörtülü öğrenciler, başlarını açmaya zorlandılar. Açmayanlar hakkında davalar açıldı. Öğrencilerin önünde iki seçenek vardı; ya başlarını açarak yükseköğrenime devam edecek ya da açmayarak üniversiteye veda edeceklerdi. Kimi evlerine döndü. Kimi, istemeyerek de olsa başlarını açarak ya da peruk, bere vs. yöntemlere başvurarak okullarına devam ettiler. Kimi de maddî imkânlar bulup yurt dışında okudular. YÖK’ÜN BASKILARINA BOYUN EĞMEDİ BAŞÖRTÜLÜ ÖĞRENCİLERE SAHİP ÇIKTI İşte bu süreçte Turan Hoca, görev yaptığı Kırıkkale Üniversitesi’nde başörtülü öğrencilere sahip çıktı, onların başörtülü olarak okula ve derslere girmesi için büyük mücadele verdi. Derslere soktu. YÖK ve üniversite yönetiminin baskılarına boyun eğmedi, tehditlere boyun eğmedi. BÇG ve YÖK’ten gelen başörtü düşmanı kararları çöpe attı, tanımadı. Mazlumların sesi ve sözcüsü oldu. Hüseyni sevdaya sahip Turan Hoca, Ülkücü duruşuyla, yiğit tavrıyla üniversitede tarih yazdı. Muhsin Başkan siyasette, Turan Hoca üniversitede millî ve yerli duruşlarıyla gönüllerde taht kurdular. Muhsin Başkan ve Turan Hoca, her zaman parti devletine, tek parti özlemcilerine otoriterleşmeye, otokrasiye, otoriter eğilimlere karşı durmuşlar, demokrasiyi, özgürlükleri savunmuş, hak, hukuk, adalet mücadelesi vermişlerdir. MUHSİN BAŞKAN TURAN HOCA’YI, HOCA MUHSİN BAŞKAN’I ÇOK SEVERDİ Şehit liderimiz Muhsin Başkan da Turan Hoca’yı çok sever, sayar ve onun ilmi düşüncelerine, görüşlerine çok büyük önem verirdi. Düzenlenen birçok istişari toplantılara Turan Hoca’yı da mutlaka çağırırdı. Hocamız konuşurken Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarımız dikkatle dinlerdi. Hocamızın görüşlerine Muhsin Başkan çok değer verirdi. Muhsin Başkan’ın davetiyle Turan Hoca, 28 Şubat sürecinde Büyük Birlik Partisi’ne (BBP) katıldı. 2002 yılında BBP Genel Başkan Yardımcısı olarak görev aldığı bu partiden, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimde BBP Osmaniye Milletvekili adayı oldu. Turan Hoca, küresel bir tertiple Keş dağları’nda şehit edilen, milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nu, Muhsin Başkan’ımızı çok severdi. Onunla 1974 yılından beri hukuku vardı. Muhsin Başkan için “Yiğit lider, istikameti, kıblesi dosdoğru, dava adamı” derdi. Şehit liderimiz Muhsin Başkanın cenaze törenine eş Fatma abla ve çocuklarıyla beraber katılmış yüzbinlerce insanımızla beraber, Kocatepe Camiinden Taceddin dergahına kadar tekbirlerle yürümüştü. Muhsinlerle de hüznümüz Allaha’dır bizim . Allah Muhsinlerle beraberdir. Muhsin Başkanın şehadetinden sonra Muhsin Başkan’la ilgili, düzenlenen bir çok programlara katılmış ve şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun milli ve yerli çizgisini, ilkeli, tutarlı ve dik duruşunu, milletten, hukuktan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana olan yiğit ve cesur tavrını hak, ,hukuk, adalet için verdiği tarihi mücadeleyi ve onunla olan dava ve yol arkadaşlığının şerefini anlatmıştır. Ülkücülük ve bilim yolunda bir ömür harcayan hayatında da ülkücülüğü yaşayan vefakar , fedakar ,feragat sahibi , yüreği güzel, gönlü güzel, gönül insanı, Bilim Adamı Turan Hoca, her zaman şunu vurgulardı: “Türkiye’nin en önemli sorunu: kaht-ı rical. Eskilerin kaht-ı ricâl yani devlet adamı kıtlığı dedikleri bir süreç yaşanıyor ülkemizde. Millet önderlerine, gerçek devlet adamlarına ihtiyacımız var.” Ömrünü davasına ve ülküsüne adamış olan Turan Hocamız Muhsin Başkanın can ağabeyi dava arkadaşı, ülküdaşıydı. Muhsin Başkan’ın şehadete yürümesi sonrasında, ardından yaptığı bir konuşmada söylediği şu sözleri çok önemlidir: “Türkiye, Türk dünyası onun yokluğunu derinden hissedecek. Muhsin Başkan, bu aziz milletin vicdanıydı, sesiydi. Anadolu insanının temsilcisiydi. Muhsin Başkan, milletin sevdiği, değer verdiği, güvendiği bir siyaset adamıydı. Onun yokluğu hem devlet nezdinde hem millet nezdinde derinden hissediliyor. Toplumun bütün kesimleri, onu özlemle arıyor. Birleştirici, bütünleştirici, yol gösteren, sağduyulu, itidalli tavrıyla hep örnek olmuştur.” İLKELERİN VE DEĞERLERİN ADAMI: TURAN GÜVEN Çukurova’nın asil ve yiğit evladı Turan Hocamız’da İslam ahlakı vardı. Ahlaklı, faziletli, dürüst, haysiyetli bir insandı. Daima fikirlerin ve ülküsünün adamı oldu. İstikameti-kıblesi dosdoğru bir dava adamıydı. İman ve ahlak abidesi bir şahsiyetti. Kamil bir Müslümandı, feraset sahibi bir bilim adamıydı. Ülkücü Hareketin kitabını yazan, büyük mütefekkir Seyit Ahmet Arvasi Hocamız, 1980 öncesi Hergün gazetesinde “Türk–İslam Ülkücüsü Kimdir?” yazısında, Türk-İslam Ülkücüsünün tarifini yapıyordu. Hepimiz şahidiz ki yaşayışla, duruşuyla, tavrıyla Turan Hoca, tam bir Türk-İslam Ülkücüsüdür, Nizam-ı Âlem Ülkücüsüdür. Ülkücülük en güzel dava adamlarında yaşanır. Turan Hoca’da tam bir Ülkücü gibi yaşadı. Davasından asla taviz vermedi. Bir ilim, ahlak ve karakter adamı olan Turan Hoca, bir Ülkücü gibi yaşamıştır. Turan ağabey gönül insanıydı, dava adamıydı, bilim insanıydı. Hasbiydi, vefalıydı, kadirşinastı, kısacası adam gibi adamdı. İlmi, fikrî ve felsefî derinliği olan bilim insanı ülkücü aydınlarımızdan Turan Hoca deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık, vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Turan Hoca ,son nefesine dek Hakk’ı zikretti ,hakkı tavsiye etti. Hep dik durdu, düz yaşadı. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı. 69 yıllık ömrünü, hayatını, verdiği yüce ülküsüne, davasına adadı. Yüce Mevla’mız, bizi, ilimleriyle amel eden kullarından eyleyip, hesabımızı müyesser eylesin. ÜLKÜCÜ HAREKET’İN TARİHİNDE KÖKLÜ BİR GEÇMİŞE SAHİP SELÇUKLU VAKFI’NIN GENEL BAŞKANLIĞINI DA YAPMIŞTIR Turan Hoca, 1979 yılında Ülkücü şehitlerin aileleri ve cezaevlerinde yatan Ülkücüler için kurulmuş olan ilk ismi SOGEV olan (Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı, daha sonra Selçuklu Sosyal Güvenlik, Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı olmuştur) Selçuklu Sosyal Güvenlik, Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı olan 1996 yılında Selçuklu Vakfı adına alan bu kurumunda yıllarca başkanlığını yaptı. SOGEV’de şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu da başkanlık yapmıştır. Turan Hoca vefalı, vefakâr hasbi bir ülkücüydü. Ülkücü şehitlerimizin aileleri ile cezaevlerinde yatan ülküdaşlarımızın aileleri ve ülküdaşlarımızın durumları ile de daima yakından ilgilenmiş ve onları ziyaret etmiş sahip çıkmıştır. Soyadı gibi “GÜVEN” di Güvenilir insandı. Problem çözücüydü. Duruşu tavrı ve karakteriyle çok sevilen saygı duyulan bir isimdi. Camiamızda, danışılan, fikirleri mutlaka alınan ve değer verilen bir şahsiyetti. Turan Güven Hocamız, 2006 yılında Dr. Lütfü Şehsuvaroğlu’ndan Selçuklu Vakfı Genel Başkanlığı’nı devraldı. 2010 yılına kadar bu görevi yürüttü. Kısa bir süre sonra tekrar Selçuklu Vakfı’nın genel başkanlığına seçildi. Bu ulvi görevi, 2017 yılına kadar sürdürdü. Bayrağı halef-selef olduğu Dr. Lütfü Şehsuvaroğlu’na devretti. “ÂLİMİN ÖLÜMÜ ÂLEMİN ÖLÜMÜ GİBİDİR” Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor: “Âlimler yeryüzünün kandilleridir.”, “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” Rasulullah aleyhisselama “İlim nedir?” diye sorulunca, “Amelin kılavuzudur.” buyurmuştur. İlim; karanlıkları aydınlatan nur, âmâlara rehber, insanlığa mürşit, amel için kılavuz ve dünyada da ahirette de kurtuluşun reçetesidir. İlim, biz Müslümanlar için hayatımızı aydınlatan ve ahiretimize yön veren, en önemli vasıflardan biri olmalıdır. Efendimiz aleyhisselam, yine ilim hakkında şöyle buyurmuştur: “İlimden bir mesele öğrenmek, bütün varlığı ile dünyadan daha hayırlıdır.” Hz. Ali’nin şu ikazı ne kadar ibretlidir: “Ey ilim sahipleri! İlminizle amel edin; hakikaten ilim ehli sadece ilmiyle amel edendir.” Efendimiz aleyhisselam, şöyle buyurmuştur: “Yalnızca şu iki kişiye gıpta edilir: Birisi, Allah’ın kendisine verdiği malı Allah yolunda harcayıp tüketen; diğeri ise Allah’ın kendisine verdiği ilimle amel eden ve onu başkalarına öğreten kimse.” Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Şeref, övünç ve değer olarak bu derece ve bu rütbe, insana yeter. Zira peygamberlik rütbesi üstünde hiçbir rütbe yoktur. Dolayısıyla bu rütbenin varisinin şerefi üstünde de hiçbir şeref yoktur. İlim ile ameli birbirine bağlayan unsur ise haşyet, yani Allah korkusudur. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki: “Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayıcıdır. İlim ile Allah korkusunun birbirinden ayrılmayacağını büyük İslam âlimleri söylüyor. Demek ki gerçek ilim, insanı haşyete, yani Allah korkusuna sevk eden ilimdir. Hakiki haşyet ise mutlaka kişiyi salih amel işlemeye teşvik eder. İşte Turan Hoca, ilmiyle amel edenlerdendi. Sürekli okuyan, araştıran, sorgulayan ve ilmi ahlaka sahip bir akademisyendi. Turan Hoca’nın ardından bizlerin söyleyebileceği tek bir söz kaldı: “Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir.” Yüce Mevla’mız bizi ilimleriyle amel eden kullarından eyleyip hesabımızı müyesser eylesin.” Çok kıymetli, Ülkücü büyüğümüz, ağabeyimiz, örnek dava adamı Prof. Dr. Turan Güven Hocamızı, rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.” Prof. Dr. MEHMET ÖZ: TURAN HOCA FİKİR VE MÜCADELE ADAMIDIR   Prof. Dr. Mehmet Öz, Turan Güven hocanın fikir ve mücadele adamı olduğunu vurguladığı konuşmasında Turan Güven'in hayatta iken yazdığı  Hayatı Kaynağı İnsanın Kökeni Din ve Bilim kitabı hakkında önemli bilgiler verdi.   Din ve bilim hakkında, özellikle Darwinizm konusunda yapılan tartışmalara güzel bir cevap niteliğinde olan kitabın Turan Güven hocanın iç dünyasını yansıttığını,  ifade eden Prof. Öz; bir bilim adamı ve inançlı bir insanın iç dengesini nasıl kurduğunu bu kitapta görmenin mümkün olduğunu söyledi.   Sağlığında kitabı yayına hazırlamasını vasiyet ettiği, anneden kardeşi olan, Haber Ajanda Net yazarı Hasan Yakup Cangüven de kitabın hazırlanış sürecini şu sözlerle anlattı. “Abimle, sık sık telefonla birbirimizi arar hal-hatır sorardık. Yine telefonda görüştüğümüz bir gün, sesi çok kötü geliyor, ciğerden gelen bir sesle öksürüyordu. Önemli bir şeyin olmadığını, biraz üşüttüğünü söyledi. Ziyaretine geleceğimi ve kendisini doktora götüreceğimi ısrar ettim. Batıkent’te üst ölçekte sağlık hizmetleri veren özel bir sağlık kuruluşuna gitmeye razı ettim. Muayene ve yapılan tetkiklerin ardından doktor tam teşekküllü bir hastaneye hiç vakit kaybetmeden gitmemizi tavsiye etti. Bunun üzerine hemşerimiz olan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İrfan Taştepe’nin Balgat semtinde bulunan özel muayenehanesine gittik. Taştepe, yapılan muayene ve çıkan sonuçları incelediğinde hastaneye yatması konusunda ağabeyime tavsiyede bulundu ve hemen Gazi Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Servisi’ni aradı ve yatışını sağladı. Daha sonra, burada yapılan muayene, tetkik ve kontrollerin sonunda akciğer kanseri teşhisi konuldu. Hiç vakit kaybetmeden tedavisine başlandı. Düzenli aralıklarla Gazi Hastanesi ile üst ölçekte sağlık hizmeti sunan özel bir hastanede sağlık kontrollerini yaptırmaya devam etti. Yine Gazi Hastanesi’nde yattığı ve tedavisinin devam ettiği günlerde, uzun zamandır üzerinde çalıştığı kitabı tamamladığından bahisle, revize etmesi gereken birkaç küçük husus kaldığını, kendisini toparlar toparlamaz bunları tamamlayacağını söyledi. Tedavinin uzun sürmesi, durumunun ağırlaşması ve buradan çıkamaması halinde (kitapta geçen bazı teknik konularda işin uzmanı ismini verdiği bazı akademisyen arkadaşlarını arayıp bulmamı) kitabı yayına hazır hale getirmem konusunda gerekli prosedürleri tamamlamam için bana vasiyette bulundu. Sonra, evinde istirahat ettiği bir zamanda kitaba ait dokümanların bir kopyasını bir hafıza kart içinde bana teslim etti. Ağabeyim hastalığın teşhisinden sonra iki yıl yaşadı. Hastalık yapılan tıbbı müdahalelere, alınan ilaçlara ve uygulanan tedavilere cevap vermedi. Ağabeyim, 23 Kasım 2019 tarihinde vefat etti. Vefatından hemen sonra vasiyeti üzerine, kitabı ince bir tasnif, dikkat ve titizlikle okudum. Görüşlerine başvurulmak üzere ismini verdiği akademisyen arkadaşlarını bulup, onlarla görüştüm. Kitaba ve bölüm başlıklarına uygun; ulusal ve uluslararası hakemli, bilimsel, akademik ve kültürel dergilere, vakıf ve çeşitli internet sitelerinde yayınlanan makaleleri ile yazılarını taradım. Yaptıklarımın “Bir Redaksiyon Çalışması” olduğunu söyleyemem. Küçük yazım hatalarını tashih etmenin, mükerrer yazılanları çıkarmanın, konu başlıklarını tasnif etmenin dışında; bir okuyucu olarak yaptıklarım kitapta orijinal metne sadık kalarak ilmi dokusunu bozacak, anlam bütünlüğünü dağıtacak bir kelime, bir söz veya bir cümle ilavesinde bulunmadan, kompozisyonun felsefi akışını korumak ve prova okuması yapmaktan ibaret kaldı. Gözümden kaçan noktalar kaldıysa bu benim dikkatsizliğimin ve ihmalimin bir sonucudur. Bunların da okuyucularca hoş karşılanacağını ümit ederim. Yaptığım uzun okuma, araştırma ve çalışmanın sonunda bugün, Turan Hoca’nın vasiyetini ve üzerime yüklediği bu ağır sorumluluğu yerine getirmenin, emaneti teslim etmenin ve bana duyduğu güvene layık olmanın sevincini yaşıyorum.” Ağabeyi Turan Güven’in imrenilecek bir hayat yaşadığını ifade eden Cangüven; “Ağabeyim, düşünceleriyle, fikirleriyle, çalışma ve hayat tarzıyla imrenilecek bir hayat yaşadı. 70 yıllık ömründe aynı dili konuştu, aynı çizgiyi korudu, aynı tavrı sürdürdü, inandığı yolda yalpa yapmadan yürüdü. Hiçbir siyasi ve ekonomik nemalanma peşinde koşmadı. Makam-mevki kapmak için yağ çekme basitliğine tamah etmedi. Dünya malının ve eşyanın kölesi olmadan yaşadı. ‘Fikrin de bir namusu vardır’ diyerek hep kendisi oldu, hep insan kaldı. Günlük hayatında Allah’ın koyduğu maddi ve manevi ölçülere bağlı yaşamaya çalıştı. O, yüksek ahlak ve yüksek karakter vasfına sahip örnek bir şahsiyetti. Ağabeyi Turan Güven Hoca’nın, teşkilatçılığı ve sosyal nezaketi ile her çeşit dünyevi ve siyasi düşüncelere sahip olanların da saygısını kazandığını ve bunun ölümlü her insana nasip olmayacak çok önemli bir haslet olduğunu kaydeden Cangüven; “Ağabeyim, görev aldığı çeşitli sivil toplum kuruluşlarında önemli hizmetlerde bulundu. Her kesimden, her görüşten insanların adil olması, dürüst olması ve emin bir kişi olması bakımından sevgilerini kazandı. Cemiyet insanı olma vasfıyla, hayatını devletine, milletine, vatanına adamış, ülkesinin gelişmesi ve büyümesi için kafa yormuş bir idealist, ülkü ve dava adamıydı” dedi. Turan Hoca’nın çok kitap okuduğunu belirten Cangüven; “Akademik ve bilimsel çalışma alanı dışında sosyoloji, psikoloji, felsefe, mantık, siyaset, araştırma, dünya klasikleri ve aktüel alana dair çıkan yeni kitapların ekseriyetini alıp okurdu. Türkiye ve dünyayı yakından takip eder-izlerdi. O, olayları bilimsel ve tarihsel gelişmelerle birlikte yorumlama derinliğine haiz bir entelektüel, profili yüksek bir münevver ve fikir insanıydı.” diye konuştu. Hastalığın teşhisinden son nefesini Hakk’a teslim ettiği ana kadar ailesi, çocukları ve torunlarıyla yanında bulunduğunu ifade eden Hasan Yakup Cangüven, “Allah, her mümin ve Müslümana imanının koruyarak son nefesini teslim etmeyi nasip etsin. Ağabeyim Turan Güven, İslam esaslarını ortaya koyan, rahmet ve hikmet kapısını aralayacak “AMENTÜ” duasını son nefesine kadar okuyarak imanını muhafaza etmeye çalışmış, hayatın öbür dünya boyutunu bu dünyada iken idrak etmiş, bu hayattan baki âleme göçüp giden mümin bir insandı. Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun” dedi.
Merhum Prof. Dr. Turan Güven’in sağlığında yazdığı ancak vefatından sonra yayınlanan "Hayatın Kaynağı İnsanın Kökeni Din ve Bilim" kitabının tanıtımı Hamamönü semtinde Taceddin Dergâhı yakınında bulunan Yüzdeiki Kitapevi’nde yapıldı.

Hacettepe/Hamamönü semtinde faaliyette bulunan Yüzdeiki Kitapevi önündeki alanda yapılan tanıtım programında Gazi Üniversitesi emekli öğretim üyesi merhum Prof. Dr. Turan Güven’in "Hayatın Kaynağı İnsanın Kökeni Din ve Bilim" adıyla bastırılan bilim kitabı tanıtıldı.

Yüzdeiki Kitapevi organizasyonunda, EKSEN Sendikası Genel Başkanı Dr. İsmail Yıldız’ın moderatörlüğünde yapılan Prof. Dr. Turan Güven’i anma ve kitap tanıtım programına; Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, Ülkü Ocakları Birliği’nin Genel Başkanlığını yapmış isimlerden Dr. İbrahim Doğan, Gönüllerde Birlik Vakfı Genel Başkanı Mahir Damatlar, araştırmacı-yazar Hakkı Öznur ile Haber Ajanda, Kültür Ajanda ve Haber Ajanda Net yazarı Hasan Yakup Cangüven katıldı.

68 kuşağının Ülkücü gençlik liderlerinden, bir dönem Selçuklu Vakfı’nın genel başkanlığını yapmış isimlerden Prof. Dr. Turan Güven, programda rahmetle, minnetle ve dualarla anıldı. Programa, ailesi, 68, 78 kuşağına mensup Ülkücü kuruluşların önde gelen isimleri, dava arkadaşları, öğrencileri ve çok sayıda genç katıldı.

ÜLKÜCÜLÜK VE BİLİM YOLUNDA BİR ÖMÜR: TURAN GÜVEN

Turan Güven ile 1968 yılında tanıştıklarını söyleyen, 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları’nın, Ülkü Ocakları Birliği’nin genel başkanlığını yapmış olan Dr. İbrahim Doğan, “Ben tıp öğrencisi iken, Turan Hoca Yüksek Öğretmenler Okulu öğrencisiydi. O yıllarda tanıdık birbirimizi. Yiğit, sözü mert bir insandı. Beraber cezaevine düştük, aynı cezaevinde yattık. Ben tahliye olduktan sonra Turan Hoca, tekrar cezaevine düştü. Ulucanlar Cezaevi’nde yatarken hiç unutamadığım şey, 80 cm'lik somyayı ikimiz paylaşırdık. Turan, sırt üstü dümdüz yatar, mendilini dörde katlar, gözlerinin üzerine koyar ve öylece hiç kımıldamadan sabaha kadar uyurdu" dedi.

12 Eylül 1980 öncesinden tanıdığı Turan Güven’in vatanseverliğinden, milliyetçiliğinden ve Ülkücü tavrından bahseden Gönüllerde Birlik Vakfı Genel Başkanı Mahir Damatlar, “Ben, Turan Güven Hoca’yı gençlik yıllarımda yakinen tanıdım. Onun dürüstlüğü, ilkeli bir insan oluşu beni daima etkilemiştir. Dün nasıl tanıdıysam vefatına kadar olan hayat çizgisinde hep düz yaşadı, hep düz bir istikamette gitti, dünyevi ve uhrevi görüş ve ölçülerini hiç bozmadan muhafaza ederek hakkın rahmetine kavuştu. Sağcısından Solcusuna, bir başka ideolojik, siyasi veya inanç grubundan kim olursa olsun Turan Hoca’yı bu vasfıyla tanıyanlar, hakkında hiçbir kötü söz söylemediler” dedi.

Turan Güven’le pek çok hatırası olduğunu ifade eden Damatlar, başından geçen bir anıyı şu sözlerle yâd etti: “Hastalandığını duyduğumda çok üzüldüm. Turan Hoca’yı çok iyi tanıyan bir arkadaşımla yattığı hastanede ziyaret etmeye karar verdik. Hastane bahçesine girdiğimizde yanımdaki arkadaşa dönerek ‘Bak Turan Hoca bize pencereden el sallıyor’ dedim. Yukarı odasına çıktığımızda, her zamanki gülen yüzüyle ‘Mahir, seni uzaktan yürüyüşünden tanıdım’ diye söyledi. Ben de kendisine aynı tonda tebessüm ederek ‘Teşekkür ederim hocam, bu sizin nezaketiniz’ dedim. Ancak yanımdaki arkadaşım beni çok kıskanmıştı”.

Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Ülkücü Hareket’in tarihini yazan araştırmacı yazar Hakkı Öznur, 35 yıldır yakından tanıdığı, ‘çok kıymetli dava büyüğüm, ağabeyim’ dediği, kadim dostu Turan Güven Hoca’nın 69 yıllık hayatından bahsetti.

Turan Hoca’nın Milliyetçi-Ülkücü Hareketteki geçmişini, yapmış olduğu başkanlıkları, siyasi mücadelesini, akademik hayatını bilim çalışmalarını, dönemleriyle bir kronoloji halinde anlattı.

Hakkı Öznur konuşmasında şunları söyledi:

TURAN HOCA 68 KUŞAĞININ ÖNDE GELEN ÜLKÜCÜ GENÇLİK LİDERLERİNDENDİR

Turan Güven Hocamız, Kadirli’nin Sarıdanışmanlı köyünde, 1950 yılında doğdu. İlk ve ortaokulu Kadirli’de okudu. Ortaokulda Milliyetçiler Derneği ile temas kurdu. Merhum Atsız hoca’nın çıkardığı dergiler ve kitaplarla o yıllarda tanıştı. Mersin Öğretmen Okulu’nda iki yıl (1964-1966) okudu ve başarılı öğrenciler arasına girerek Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’na seçildi. Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’nde öğrenci iken (1967-1968) Ülkücü Harekete girdi. 68 kuşağına mensup Turan Güven ağabey Avrupa’da esen öğrenci hareketlerinin Türkiye’yi de etkilediği bir süreçte, gayrimilli ideolojilere karşı safını; milli ve yerli bir hareket olan milletin hareketi, Anadolu hareketi vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, birliği, beraberliği, kardeşliği savunan vatanına, milletine, bayrağına sevdalı, vatansever, Ülkücü Hareketten yana seçti.

1968-1972 yılları arasında, Ankara’da FKF/DEV-GENÇ, DDKO vb. Marksist-Leninist, Komünist ve bölücü örgütlerin üniversitelerde estirdiği kızıl teröre karşı en önde mücadele eden, dönemin gençlik liderlerindendir. Komünistlerle hem sokaklarda hem de öğrencisi olduğu Fen Fakültesi’nde verilen o şanlı mücadelede yüreğiyle, bileğiyle ön saflardaydı. Sol terör örgütlerinin hedefinde olan Ülkücülerdendi. Ülkücü hareketin tarihinden önemli bir yeri olan Yüksek Öğretmen Okulu Ülkü Ocağı Başkanlığı’nı yaptı.

15 Mayıs 1969 tarihinde Ankara’da Aytekin Yıldırım’ın Başkanlığında kurulan İbrahim Doğan, Ramiz Ongun, Ali Güngör, Zeki Göncü, Ramazan Ceylan (Mirzaoğlu), Mehmet Keleş (Göktolga), İsmet Tuncer, Kürşat Özkan’la birlikte Ülkü Ocakları Birliği’nin kurucularındandır.

68 kuşağına mensup, dönemin Ülkücü gençlik liderlerinden, 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları Birliği’nin genel başkanlığını yapmış dava büyüklerimizden, 12 Mart öncesi cezaevine düşen ilk kadrolarımızdan, ilklerden olan İbrahim Doğan ağabey gibi ağabeylerimizle o tarihi destanlık mücadelede en önde dövüşen dava büyüklerimizdendir.

ÜLKÜCÜ ŞEHİTLERİMİZDEN SÜLEYMAN ÖZMEN VE DURSUN ÖNKUZU’NUN ARKADAŞIYDI

İlk Ülkücü şehitlerimizden Süleyman Özmen’in, Dursun Önkuzu’nun arkadaşıydı, ülküdaşıydı. Şehitlerimizin cenaze törenlerine katılan binlerce Ülkücüden biriydi. Turan Hoca ilk şehitlerimizden olan Dursun Önkuzu’nunda arkadaşıydı

Yüksek Öğretmen Okulu ve Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu Türkiye’nin dört bir yanına öğretmen ve teknik adam olarak büyük hizmetler veren Ülkücüleri yetiştirmiştir.

Komünistler tarafından çeşitli işkencelere tabi tutulmuş, kompresörle ciğerlerine hava basılmış ve pencereden atılarak 23 Kasım 1970 günü şehit edilen ülküdaşımız Dursun Önkuzu’da Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu, öğrencisiydi. Turan Hoca Yüksek Öğretmen’de okumuş bu okulun öğrencilerinin Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun öğrencilerinin, Fen Fakültesi öğrencilerinin hem dava arkadaşı hem başkanları hem ağabeyi olmuştur.

TURAN HOCA CEZAEVİNE DÜŞEN İLK KADRODAN İLKLERDEN

Ankara’da Komünistlerin okulları işgal etmeleri, Ülkücü öğrencileri okullara sokmak istememeleri, öğrenim özgürlüğünü engellemeleri, Ülkücülere silahlı saldırıları nedeniyle çıkan olaylardan dolayı üç kere cezaevine girdi ve bir ay da Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nda gözetim altında kaldı.

Turan Güven ağabey 1970-1971 yılları arasında medrese-i Yusufiye’ye giren ilk ülkücülerdendir. Dr. İbrahim Doğan ağabey, Turan Güven Hocamızı, 50 yıl önce tanıyan, onunla 50 yıllık bir dava arkadaşlığı olan bir isim. 1968-1971 arasında Ankara’da Ülkücü mücadelede nasıl bir yiğitçe mücadele verdiklerini, Turan Hoca’nın o mücadeledeki yiğitliğini, duruşunu, tavrını, tarihe not düşerek anlattı.

1970-1974 arası 4 yıl Ulucanlar Cezaevi’nde yatan ÜOB Genel Başkanlığını yapmış dava büyüklerimizden olan Dr. İbrahim Doğan Ulucanlar Cezaevi’ne giren ülkücüler arasında, ÜOB mensuplarından Turan Hoca’nın da olduğunu birkaç kez cezaevine girdiğini konuşmasında ifade etti.

TURAN HOCA MHP GENÇLİK KOLLARI GENEL BAŞKANLIĞI VE ÜNAY GENEL BAŞKANLIĞI DA YAPTI

Turan Hoca, 1971 yılında Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in talimatıyla MHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı yaptı. Milliyetçi hareketin lideri Başbuğ Alparslan Türkeş’in özel olarak ilgilendiği ve Ülkücü gençlik hareketi içerisinde çeşitli alanlarda görevlendirdiği yiğit bir Ülkücüydü. Türkmen Ağası, dava büyüğümüz, Ülkücü hareketin tarihinde de büyük bir öneme sahip, büyük Ülkücü Dündar Taşer ağabeyin rahle-i tedrisatından geçen, dönemin gençlik liderlerindendir.

Üniversite hayatında hep başarılı olan, hayatı boyunca ilmi bir disipline sahip olan, ilme büyük önem veren Turan Güven Hoca, 1975 yılında kurulan Üniversite, Akademi ve Yüksek Okul Asistanları Derneği’nin (ÜNAY) kurucularındandır. Bir dönem ÜNAY Genel Başkanlığı da yaptı. ÜNAY Başkanlığını, 1979 yılında o zaman Ankara’da asistan olan, bugün MHP Genel Başkanı olan Devlet Bahçeli’ye devretti. 12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri Deneği (ÜLKÜ-BİR) Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

TURAN HOCA HEM FİKRİN HEM İLMİN HAKKINI VEREN ÜLKÜCÜ BİR AKADEMİSYENDİR

1972 yılında Fen Fakültesi’ni ve Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Mezuniyetten hemen sonra Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’ne asistan olarak girdi. Yüksek Lisans, Doktora, Doçentlik unvanlarını Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nden aldı ve bu kurumda 24 yıl (1973-1997) hocalık yaptı. 1997 yılında Kırıkkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’ne Profesör olarak atandı ve burada dört yıl Biyoloji Bölüm Başkanlığı’nı yürüttü. Daha sonra Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi’ne Profesör olarak geçti. Yerli ve yabancı dergilerde çok sayıda bilimsel makaleleri yayımlanmıştır. Türkiye’de (1985-1997 yılları arasında) 12 yıl süreyle tüm liselerde kitapları okutuldu.

Ülkemizin sayılı "Hücre/Hücre Biyolojisi" ve "Elektron Mikroskop" üzerine çalışan uzmanlarından olan bilim insanı Prof. Dr. Turan Güven, Darvinci, ateist, materyalist akademisyenlerle “evrim teorisi” üzerine televizyon programlarında tartışmalara katılmış, millî ve İslami değerlere düşman bu sözde akademisyenleri perişan etmiş, tezlerini çürütmüştür.

Biyolojide özel çalışma alanı, “hücre/hücre biyolojisi” ve “elektron mikroskop”tu. Turan ağabeyin yazıları, birçok ülkücü dergide yayınlanıyordu. 1976-1980 arası “ÜLKÜ-TEK”de yazıları yayınlanıyordu. Ülkemizin sorunları üzerine birçok bilimsel yayınlar yapmıştır

2006 yılında yayınlanan “İnsan Gelecekte Yaşar” adlı otobiyografik kitabı, Anadolu irfanına sahip bir münevverin hayatıdır. Öğretici bir kitaptır. Herkesin, özellikle genç kuşakların mutlaka okuması ve ders çıkarması gereken bir hayat hikâyesidir. Bir idealistin, bir mefkurecinin, bir Ülkücünün hayat yolunda nelerle karşılaştığının, hangi zorluklardan, badirelerden geçerek akademik kariyere ulaşmasının, bugünlere gelmesinin nefis bir anlatımıdır. Birçoklarımızın kendimizi bulduğumuz, duygulanarak, gözyaşlarımızı içimize akıtarak okuduğumuz bir hayatın yaşanmışlığıdır anlatılan!

SİYASETTE MUHSİN BAŞKAN AKADEMİ ÇEVRELERİNDE TURAN HOCA 28 ŞUBAT SÜRECİNDE BAAS ZİHNYETLİLER İLE MÜCADELE ETTİ DEMOKRASİYİ VE ADALETİ SAVUNDULAR

Yakın politik tarihe askeri vesayet tarafından “Postmodern Darbe” olarak nitelenen 28 Şubat sürecinin, öncesinin, sürecin ve sonrasının çok iyi bilinmesi lazım.

9 Mart 1971’de darbe yapmaya kalkan devrimci Sol cuntalar, 28 Şubat sürecinde karşımıza çıkmıştır. MDD’ci/BAAS’çı çizginin takipçileri, 28 Şubat sürecinde sivil siyasete müdahale etmişler, BAAS’çı, otoriter, dikta rejimi kurmak istemişlerdir. Sivil iradeye boyun eğdirmişler ancak askeri bir müdahaleyi gerçekleştirememişlerdir.

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, Amerikancı darbeler zincirine, ordu içindeki cuntalara, demokrasi dışı arayışlarda bulunan vesayetçi çevrelere, odaklara, millet adına, demokrasi adına karşı çıkmıştır. Her türlü vesayetçi çevrelerle mücadele etmiştir.

Her zaman, hak, hukuk, adalet çizgisinde siyaset yapan, daima demokrasiyi, adaleti ve özgürlükleri savunan Muhsin Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde, BAAS tipi dikta rejimi kurmak isteyen, “demokrasiye balans ayarı yaptık” diyen ordu içindeki BAAS zihniyetli cuntalara ve onların işbirlikçilerine, millet adına meydan okumuş, oyunlarını bozmuş, bir büyük liderdir.

Milletin adamı ve vicdanı olan Yazıcıoğlu, “Namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam”, “Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak, Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek, ABD-İsrail muhibbanı Çevik Bir ve şürekâsına, askeri vesayete, bürokratik oligarşiye ve beşli çeteye karşı çıkmıştır.

Muhsin Yazıcıoğlu, askeri vesayete ve onun her türlü işbirlikçilerine şunları söylüyordu: “Ben 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat bunun moderni, bunun postmoderni hangisi olursa olsun hepsine karşıyım. Türkiye artık darbeler ülkesi olmayacak. Cuntalar ülkesi olmayacak. Mafya ülkesi olmayacak. Buna karşı hep beraber demokrasinin, temel insan haklarının yanında yer almak zorundayız.”

BÇG’nin mimarı Güven Erkaya, Deniz Kuvvetleri bünyesinde “Batı Çalışma Grubu” (BÇG) adıyla hukuk dışı illegal yapılanmalar meydana getirmişti. Bu karanlık yapı daha sonra Genelkurmay Karargahı’na bağlı olarak çalışmış, 28 Şubat kararlarına karşı çıkan insanları fişlemiş, topluma gözdağı vermeye kalkmıştır.

BAAS ZİHNİYETLİLER TSK İÇİNDE “BÇG” VB. HUKUK DIŞI, KARANLIK YAPILAR OLUŞTURDULAR

28 Şubat MGK kararları, vesayetçi çevreleri, milli ve manevi değerlere düşman “BEŞLİ ÇETE”yi sevindirmişti. Otoriter zihniyetli, antiparlamentarist, Sol darbeci çizgi, 12 Mart muhtırası öncesi ideolojik olarak kendini daha net göstermiştir. Kökleri, 1930’ların Kadro dergisine dayanan bu Sol çizgi, 1960’ların başında Yön dergisi, 1969-1971 arasında da Devrim gazetesi etrafında örgütlenmişler, devrim planları hazırlamışlar, asker-sivil karışımı bir Sol darbe yapmaya kalkmışlardı.

27 Mayıs 1960 sonrası (22 Şubat 1962-21 Mayıs 1963) iki kalkışmanın liderliğini yapan Albay Talat Aydemir’in zihniyetiyle 28 Şubat’ın aktörlerinden Çevik Bir, Güven Erkaya, Erol Özkasnak, Doğu Aktulga, Doğu Silâhçıoğlu’nun zihniyeti aynıdır.

1965-70 arasında TSK içinde kurulan Sol/MDD’ci cuntalarla 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Karargâhı’nda Org. Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın kurduğu demokrasi ve milli irade düşmanı hukuk dışı yapılanma, zihniyet olarak birbirinden farklı değildir. Milli Demokratik Devrim’ci (MDD) radikal subaylarla, 28 Şubat sürecinde “BATI ÇALIŞMA GRUBU” kuran radikal subaylar, aynı siyasal zihniyete mensuplardır.

9 Mart 1971 günü, Hava Kuvvetleri karargâhında devrim toplantıları yapan, devrim kabinesi hazırlayan, “Devrimci Çalışma Meclisi”, demokrasiye ‘balyoz’ vurmak isteyen antiparlamentarist radikal subaylarla, 28 Şubat sürecinde “demokrasiye balans ayarı yaptık” diyen Çevik Bir ve şürekâsı, demokrasi düşmanı, BAAS zihniyetli, karanlık çevrelerdir.

ABD/İsrail muhibbi zihniyetin hâkim olduğu, demokrasi düşmanı BÇG, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun ülkenin dört bir yanındaki gezilerini, düzenlenen toplantılarda, kongrelerde, şölenlerde vb. etkinliklerde demokrasiye sahip çıkan askeri vesayeti eleştiren, demokrasi dışı arayışlara karşı çıkan konuşmalarını fişlemişlerdi.

Bu atmosferde siyasette ve ilim çevrelerinde iki yürekli ses çıkmıştır. Sivil ve demokratik siyasetin savunucusu, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve milletin değerlerine bağlı, gerçek bir ilim adamı ve aydın olan Turan Güven Hocamız, 28 Şubat kararlarını “örtülü darbe” olarak nitelendirmişlerdir. “Bu kararlar ancak demokrasi ve özgürlüklere düşman, otoriter, totaliter, dikta rejimlerinde uygulanır” diyerek karşı çıkmışlardı.

28 ŞUBAT SÜRECİNDE “GÜNDÜZ” GAZETESİNDE YAZDIĞI YAZILARLA DEMOKRASİYİ SAVUNMUŞ DARBE PEŞİNDE KOŞAN “BAAS” ZİHNİYETLİLERİ ELEŞTİRMİŞTİR

Turan Hocamız Milliyetçi/Ülkücü dergilerin çoğunda 1970 yılından beri çok sayıda fikri ve sosyal içerikli yazılar yazmıştır. 28 Şubat sürecinde günlük olarak yayınlanan Gündüz gazetesinde yazılar yazmıştır. Yazılarında demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü savunmuş, her türlü vesayetçiliğe karşı çıkmış, darbe peşinde koşan cuntalara karşı “ordu siyaset dışı kalmalıdır, ordunun siyasete bulaşması doğru değildir, milli iradenin üstünde güç olamaz” demiştir.

Milletin adamı, “ŞEHİT LİDER” Muhsin Yazıcıoğlu da bir ilim ve irfan adamı olan Turan Güven hoca da yaşamları boyunca askeri vesayete, bürokratik vesayetlere, parti vesayetine, yargı vesayetine, hep karşı olmuşlardır. Adaleti, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmuştur. Tek adam, tek parti rejimi peşinde koşan zihniyetleri, ülke ve demokrasi açısından tehlikeli olarak görmüşler ve her türlü otoriter anlayışa ve otokratik siyasete, daima karşı çıkmışlardır. Sivil ve demokratik siyaseti savunmuşlar, darbecilerle, darbe peşinde koşanlarla, cuntalarla, bürokratik oligarşi ile her türlü kriptolarla daima mücadele etmişler, demokrasiyi ve milli iradeyi savunmuşlardır.

TURAN HOCA 28 ŞUBAT SÜRECİNDE DİK DURUŞUYLA MAZLUMLARIN SESİ VE SÖZCÜSÜ OLDU

Dönemin birçok siyasileri, birçok siyasi çevreler, 28 Şubatçılarla birlikte hareket ederken, askeri vesayeti savunurken, vesayetçi çevrelerin işbirlikçiliğini yaparken, milletin adamı “MUHSİN BAŞKAN”, ülkeyi felakete sürüklemek isteyen, tek partili rejim kurmaya çalışan Sol cuntalara, hukuk dışı yapılara, meydan okuyor, demokrasiden taviz vermiyordu. Patronlar kulübü “TÜSİAD”ın da içinde yer aldığı, “Beşli Çete” denilen Genelkurmay Karargâhı ile irtibatlı “sivil ihtilal kuvvetlerinin” ve ordu içindeki mezhepçi cuntaların antidemokratik baskıları devam ederken Muhsin Başkan, Meclis’te ve meydanlarda, Turan Güven Hoca ve Turan Güven Hoca gibi ilim ahlakına sahip, milli ve İslami değerlere bağlı bazı akademisyenler, gerçek aydınlar, üniversitelerde 28 Şubatçılarla, Baas’çı zihniyetle tarihi bir mücadele ediyordu.

28 Şubat, doğrudan halka ve onun yaşam biçimine karşı yapılmıştır. Türkiye’de başörtüsü yasağının en fazla mağduriyet ve tartışma yarattığı yer, üniversiteler oldu. Bir dönem başları örtülü olduğu için birçok öğrenci yükseköğrenim hakkını kullanamadı. Yasaklarla ilgili uygulamalar, 1990'ların ikinci yarısındaki 28 Şubat süreciyle zirveye çıktı.

Askerin dolaylı yoldan siyasete müdahale ettiği '28 Şubat süreci', kamuda başörtüsü yasağının zirveye çıktığı dönem oldu. 28 Şubat 1997 yılında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında "irtica" ile mücadele adı altında antidemokratik baskılar, dayatmalar başladı. Demokrasiye, temel hak hürriyetlere aykırı olan 18 faşist madde, uygulamaya sokuldu. Aslında tavsiye niteliğinde olması gereken faşizan kararlar, hayata geçirildi. Listenin en etkin bir şekilde uygulanan maddesi, başörtülülere karşı kamu kurumlarında yaptırımlar içeren madde oldu.

O dönemde başörtüsü yasağı, zamanın İstanbul Üniversitesi Rektörü’nün başörtüsünü yasaklayan 23 Şubat 1998 tarihli genelgesiyle başladı. Bu tarihte üniversitelerde eğitim gören başörtülü öğrenci sayısı, on binlerle ifade edilmekteydi. Bu öğrenciler okula geldiklerinde güvenlik ekipleriyle karşı karşıya kaldılar. BÇG adlı hukuk dışı yapı üniversitelere müdahale etti. BÇG ile irtibatlı laikçi-faşizan BAAS’çı zihniyete mensup kadrolar, üniversitelerde kurdukları "ikna odalarında" başörtülü öğrenciler, başlarını açmaya zorlandılar. Açmayanlar hakkında davalar açıldı. Öğrencilerin önünde iki seçenek vardı; ya başlarını açarak yükseköğrenime devam edecek ya da açmayarak üniversiteye veda edeceklerdi. Kimi evlerine döndü. Kimi, istemeyerek de olsa başlarını açarak ya da peruk, bere vs. yöntemlere başvurarak okullarına devam ettiler. Kimi de maddî imkânlar bulup yurt dışında okudular.

YÖK’ÜN BASKILARINA BOYUN EĞMEDİ BAŞÖRTÜLÜ ÖĞRENCİLERE SAHİP ÇIKTI

İşte bu süreçte Turan Hoca, görev yaptığı Kırıkkale Üniversitesi’nde başörtülü öğrencilere sahip çıktı, onların başörtülü olarak okula ve derslere girmesi için büyük mücadele verdi. Derslere soktu. YÖK ve üniversite yönetiminin baskılarına boyun eğmedi, tehditlere boyun eğmedi. BÇG ve YÖK’ten gelen başörtü düşmanı kararları çöpe attı, tanımadı. Mazlumların sesi ve sözcüsü oldu. Hüseyni sevdaya sahip Turan Hoca, Ülkücü duruşuyla, yiğit tavrıyla üniversitede tarih yazdı. Muhsin Başkan siyasette, Turan Hoca üniversitede millî ve yerli duruşlarıyla gönüllerde taht kurdular.

Muhsin Başkan ve Turan Hoca, her zaman parti devletine, tek parti özlemcilerine otoriterleşmeye, otokrasiye, otoriter eğilimlere karşı durmuşlar, demokrasiyi, özgürlükleri savunmuş, hak, hukuk, adalet mücadelesi vermişlerdir.

MUHSİN BAŞKAN TURAN HOCA’YI, HOCA MUHSİN BAŞKAN’I ÇOK SEVERDİ

Şehit liderimiz Muhsin Başkan da Turan Hoca’yı çok sever, sayar ve onun ilmi düşüncelerine, görüşlerine çok büyük önem verirdi. Düzenlenen birçok istişari toplantılara Turan Hoca’yı da mutlaka çağırırdı. Hocamız konuşurken Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarımız dikkatle dinlerdi. Hocamızın görüşlerine Muhsin Başkan çok değer verirdi.

Muhsin Başkan’ın davetiyle Turan Hoca, 28 Şubat sürecinde Büyük Birlik Partisi’ne (BBP) katıldı. 2002 yılında BBP Genel Başkan Yardımcısı olarak görev aldığı bu partiden, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimde BBP Osmaniye Milletvekili adayı oldu.

Turan Hoca, küresel bir tertiple Keş dağları’nda şehit edilen, milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nu, Muhsin Başkan’ımızı çok severdi. Onunla 1974 yılından beri hukuku vardı. Muhsin Başkan için “Yiğit lider, istikameti, kıblesi dosdoğru, dava adamı” derdi.

Şehit liderimiz Muhsin Başkanın cenaze törenine eş Fatma abla ve çocuklarıyla beraber katılmış yüzbinlerce insanımızla beraber, Kocatepe Camiinden Taceddin dergahına kadar tekbirlerle yürümüştü. Muhsinlerle de hüznümüz Allaha’dır bizim . Allah Muhsinlerle beraberdir.

Muhsin Başkanın şehadetinden sonra Muhsin Başkan’la ilgili, düzenlenen bir çok programlara katılmış ve şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun milli ve yerli çizgisini, ilkeli, tutarlı ve dik duruşunu, milletten, hukuktan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana olan yiğit ve cesur tavrını hak, ,hukuk, adalet için verdiği tarihi mücadeleyi ve onunla olan dava ve yol arkadaşlığının şerefini anlatmıştır.

Ülkücülük ve bilim yolunda bir ömür harcayan hayatında da ülkücülüğü yaşayan vefakar , fedakar ,feragat sahibi , yüreği güzel, gönlü güzel, gönül insanı, Bilim Adamı Turan Hoca, her zaman şunu vurgulardı: “Türkiye’nin en önemli sorunu: kaht-ı rical. Eskilerin kaht-ı ricâl yani devlet adamı kıtlığı dedikleri bir süreç yaşanıyor ülkemizde. Millet önderlerine, gerçek devlet adamlarına ihtiyacımız var.”

Ömrünü davasına ve ülküsüne adamış olan Turan Hocamız Muhsin Başkanın can ağabeyi dava arkadaşı, ülküdaşıydı. Muhsin Başkan’ın şehadete yürümesi sonrasında, ardından yaptığı bir konuşmada söylediği şu sözleri çok önemlidir:

“Türkiye, Türk dünyası onun yokluğunu derinden hissedecek. Muhsin Başkan, bu aziz milletin vicdanıydı, sesiydi. Anadolu insanının temsilcisiydi. Muhsin Başkan, milletin sevdiği, değer verdiği, güvendiği bir siyaset adamıydı. Onun yokluğu hem devlet nezdinde hem millet nezdinde derinden hissediliyor. Toplumun bütün kesimleri, onu özlemle arıyor. Birleştirici, bütünleştirici, yol gösteren, sağduyulu, itidalli tavrıyla hep örnek olmuştur.”

İLKELERİN VE DEĞERLERİN ADAMI: TURAN GÜVEN

Çukurova’nın asil ve yiğit evladı Turan Hocamız’da İslam ahlakı vardı. Ahlaklı, faziletli, dürüst, haysiyetli bir insandı. Daima fikirlerin ve ülküsünün adamı oldu. İstikameti-kıblesi dosdoğru bir dava adamıydı. İman ve ahlak abidesi bir şahsiyetti. Kamil bir Müslümandı, feraset sahibi bir bilim adamıydı.

Ülkücü Hareketin kitabını yazan, büyük mütefekkir Seyit Ahmet Arvasi Hocamız, 1980 öncesi Hergün gazetesinde “Türk–İslam Ülkücüsü Kimdir?” yazısında, Türk-İslam Ülkücüsünün tarifini yapıyordu. Hepimiz şahidiz ki yaşayışla, duruşuyla, tavrıyla Turan Hoca, tam bir Türk-İslam Ülkücüsüdür, Nizam-ı Âlem Ülkücüsüdür.

Ülkücülük en güzel dava adamlarında yaşanır. Turan Hoca’da tam bir Ülkücü gibi yaşadı. Davasından asla taviz vermedi. Bir ilim, ahlak ve karakter adamı olan Turan Hoca, bir Ülkücü gibi yaşamıştır. Turan ağabey gönül insanıydı, dava adamıydı, bilim insanıydı. Hasbiydi, vefalıydı, kadirşinastı, kısacası adam gibi adamdı.

İlmi, fikrî ve felsefî derinliği olan bilim insanı ülkücü aydınlarımızdan Turan Hoca deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık, vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir.

Turan Hoca ,son nefesine dek Hakk’ı zikretti ,hakkı tavsiye etti. Hep dik durdu, düz yaşadı. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı. 69 yıllık ömrünü, hayatını, verdiği yüce ülküsüne, davasına adadı. Yüce Mevla’mız, bizi, ilimleriyle amel eden kullarından eyleyip, hesabımızı müyesser eylesin.

ÜLKÜCÜ HAREKET’İN TARİHİNDE KÖKLÜ BİR GEÇMİŞE SAHİP SELÇUKLU VAKFI’NIN GENEL BAŞKANLIĞINI DA YAPMIŞTIR

Turan Hoca, 1979 yılında Ülkücü şehitlerin aileleri ve cezaevlerinde yatan Ülkücüler için kurulmuş olan ilk ismi SOGEV olan (Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı, daha sonra Selçuklu Sosyal Güvenlik, Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı olmuştur) Selçuklu Sosyal Güvenlik, Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı olan 1996 yılında Selçuklu Vakfı adına alan bu kurumunda yıllarca başkanlığını yaptı. SOGEV’de şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu da başkanlık yapmıştır.

Turan Hoca vefalı, vefakâr hasbi bir ülkücüydü. Ülkücü şehitlerimizin aileleri ile cezaevlerinde yatan ülküdaşlarımızın aileleri ve ülküdaşlarımızın durumları ile de daima yakından ilgilenmiş ve onları ziyaret etmiş sahip çıkmıştır.

Soyadı gibi “GÜVEN” di Güvenilir insandı. Problem çözücüydü. Duruşu tavrı ve karakteriyle çok sevilen saygı duyulan bir isimdi. Camiamızda, danışılan, fikirleri mutlaka alınan ve değer verilen bir şahsiyetti.

Turan Güven Hocamız, 2006 yılında Dr. Lütfü Şehsuvaroğlu’ndan Selçuklu Vakfı Genel Başkanlığı’nı devraldı. 2010 yılına kadar bu görevi yürüttü. Kısa bir süre sonra tekrar Selçuklu Vakfı’nın genel başkanlığına seçildi. Bu ulvi görevi, 2017 yılına kadar sürdürdü. Bayrağı halef-selef olduğu Dr. Lütfü Şehsuvaroğlu’na devretti.

ÂLİMİN ÖLÜMÜ ÂLEMİN ÖLÜMÜ GİBİDİR”

Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor: “Âlimler yeryüzünün kandilleridir.”, “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” Rasulullah aleyhisselama “İlim nedir?” diye sorulunca, “Amelin kılavuzudur.” buyurmuştur.

İlim; karanlıkları aydınlatan nur, âmâlara rehber, insanlığa mürşit, amel için kılavuz ve dünyada da ahirette de kurtuluşun reçetesidir. İlim, biz Müslümanlar için hayatımızı aydınlatan ve ahiretimize yön veren, en önemli vasıflardan biri olmalıdır. Efendimiz aleyhisselam, yine ilim hakkında şöyle buyurmuştur: “İlimden bir mesele öğrenmek, bütün varlığı ile dünyadan daha hayırlıdır.”

Hz. Ali’nin şu ikazı ne kadar ibretlidir: “Ey ilim sahipleri! İlminizle amel edin; hakikaten ilim ehli sadece ilmiyle amel edendir.”

Efendimiz aleyhisselam, şöyle buyurmuştur: “Yalnızca şu iki kişiye gıpta edilir: Birisi, Allah’ın kendisine verdiği malı Allah yolunda harcayıp tüketen; diğeri ise Allah’ın kendisine verdiği ilimle amel eden ve onu başkalarına öğreten kimse.”

Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Şeref, övünç ve değer olarak bu derece ve bu rütbe, insana yeter. Zira peygamberlik rütbesi üstünde hiçbir rütbe yoktur. Dolayısıyla bu rütbenin varisinin şerefi üstünde de hiçbir şeref yoktur.

İlim ile ameli birbirine bağlayan unsur ise haşyet, yani Allah korkusudur. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki: “Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayıcıdır. İlim ile Allah korkusunun birbirinden ayrılmayacağını büyük İslam âlimleri söylüyor. Demek ki gerçek ilim, insanı haşyete, yani Allah korkusuna sevk eden ilimdir. Hakiki haşyet ise mutlaka kişiyi salih amel işlemeye teşvik eder. İşte Turan Hoca, ilmiyle amel edenlerdendi. Sürekli okuyan, araştıran, sorgulayan ve ilmi ahlaka sahip bir akademisyendi.

Turan Hoca’nın ardından bizlerin söyleyebileceği tek bir söz kaldı:

“Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir.” Yüce Mevla’mız bizi ilimleriyle amel eden kullarından eyleyip hesabımızı müyesser eylesin.”

Çok kıymetli, Ülkücü büyüğümüz, ağabeyimiz, örnek dava adamı Prof. Dr. Turan Güven Hocamızı, rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.”

Prof. Dr. MEHMET ÖZ: TURAN HOCA FİKİR VE MÜCADELE ADAMIDIR

 

Prof. Dr. Mehmet Öz, Turan Güven hocanın fikir ve mücadele adamı olduğunu vurguladığı konuşmasında Turan Güven'in hayatta iken yazdığı  Hayatı Kaynağı İnsanın Kökeni Din ve Bilim kitabı hakkında önemli bilgiler verdi.

 

Din ve bilim hakkında, özellikle Darwinizm konusunda yapılan tartışmalara güzel bir cevap niteliğinde olan kitabın Turan Güven hocanın iç dünyasını yansıttığını,  ifade eden Prof. Öz; bir bilim adamı ve inançlı bir insanın iç dengesini nasıl kurduğunu bu kitapta görmenin mümkün olduğunu söyledi.

 

Sağlığında kitabı yayına hazırlamasını vasiyet ettiği, anneden kardeşi olan, Haber Ajanda Net yazarı Hasan Yakup Cangüven de kitabın hazırlanış sürecini şu sözlerle anlattı. “Abimle, sık sık telefonla birbirimizi arar hal-hatır sorardık. Yine telefonda görüştüğümüz bir gün, sesi çok kötü geliyor, ciğerden gelen bir sesle öksürüyordu. Önemli bir şeyin olmadığını, biraz üşüttüğünü söyledi. Ziyaretine geleceğimi ve kendisini doktora götüreceğimi ısrar ettim. Batıkent’te üst ölçekte sağlık hizmetleri veren özel bir sağlık kuruluşuna gitmeye razı ettim. Muayene ve yapılan tetkiklerin ardından doktor tam teşekküllü bir hastaneye hiç vakit kaybetmeden gitmemizi tavsiye etti. Bunun üzerine hemşerimiz olan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İrfan Taştepe’nin Balgat semtinde bulunan özel muayenehanesine gittik. Taştepe, yapılan muayene ve çıkan sonuçları incelediğinde hastaneye yatması konusunda ağabeyime tavsiyede bulundu ve hemen Gazi Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Servisi’ni aradı ve yatışını sağladı. Daha sonra, burada yapılan muayene, tetkik ve kontrollerin sonunda akciğer kanseri teşhisi konuldu.

Hiç vakit kaybetmeden tedavisine başlandı. Düzenli aralıklarla Gazi Hastanesi ile üst ölçekte sağlık hizmeti sunan özel bir hastanede sağlık kontrollerini yaptırmaya devam etti. Yine Gazi Hastanesi’nde yattığı ve tedavisinin devam ettiği günlerde, uzun zamandır üzerinde çalıştığı kitabı tamamladığından bahisle, revize etmesi gereken birkaç küçük husus kaldığını, kendisini toparlar toparlamaz bunları tamamlayacağını söyledi. Tedavinin uzun sürmesi, durumunun ağırlaşması ve buradan çıkamaması halinde (kitapta geçen bazı teknik konularda işin uzmanı ismini verdiği bazı akademisyen arkadaşlarını arayıp bulmamı) kitabı yayına hazır hale getirmem konusunda gerekli prosedürleri tamamlamam için bana vasiyette bulundu. Sonra, evinde istirahat ettiği bir zamanda kitaba ait dokümanların bir kopyasını bir hafıza kart içinde bana teslim etti.

Ağabeyim hastalığın teşhisinden sonra iki yıl yaşadı. Hastalık yapılan tıbbı müdahalelere, alınan ilaçlara ve uygulanan tedavilere cevap vermedi. Ağabeyim, 23 Kasım 2019 tarihinde vefat etti.

Vefatından hemen sonra vasiyeti üzerine, kitabı ince bir tasnif, dikkat ve titizlikle okudum. Görüşlerine başvurulmak üzere ismini verdiği akademisyen arkadaşlarını bulup, onlarla görüştüm. Kitaba ve bölüm başlıklarına uygun; ulusal ve uluslararası hakemli, bilimsel, akademik ve kültürel dergilere, vakıf ve çeşitli internet sitelerinde yayınlanan makaleleri ile yazılarını taradım.

Yaptıklarımın “Bir Redaksiyon Çalışması” olduğunu söyleyemem. Küçük yazım hatalarını tashih etmenin, mükerrer yazılanları çıkarmanın, konu başlıklarını tasnif etmenin dışında; bir okuyucu olarak yaptıklarım kitapta orijinal metne sadık kalarak ilmi dokusunu bozacak, anlam bütünlüğünü dağıtacak bir kelime, bir söz veya bir cümle ilavesinde bulunmadan, kompozisyonun felsefi akışını korumak ve prova okuması yapmaktan ibaret kaldı. Gözümden kaçan noktalar kaldıysa bu benim dikkatsizliğimin ve ihmalimin bir sonucudur. Bunların da okuyucularca hoş karşılanacağını ümit ederim.

Yaptığım uzun okuma, araştırma ve çalışmanın sonunda bugün, Turan Hoca’nın vasiyetini ve üzerime yüklediği bu ağır sorumluluğu yerine getirmenin, emaneti teslim etmenin ve bana duyduğu güvene layık olmanın sevincini yaşıyorum.”

Ağabeyi Turan Güven’in imrenilecek bir hayat yaşadığını ifade eden Cangüven; “Ağabeyim, düşünceleriyle, fikirleriyle, çalışma ve hayat tarzıyla imrenilecek bir hayat yaşadı. 70 yıllık ömründe aynı dili konuştu, aynı çizgiyi korudu, aynı tavrı sürdürdü, inandığı yolda yalpa yapmadan yürüdü. Hiçbir siyasi ve ekonomik nemalanma peşinde koşmadı. Makam-mevki kapmak için yağ çekme basitliğine tamah etmedi. Dünya malının ve eşyanın kölesi olmadan yaşadı. ‘Fikrin de bir namusu vardır’ diyerek hep kendisi oldu, hep insan kaldı. Günlük hayatında Allah’ın koyduğu maddi ve manevi ölçülere bağlı yaşamaya çalıştı. O, yüksek ahlak ve yüksek karakter vasfına sahip örnek bir şahsiyetti.

Ağabeyi Turan Güven Hoca’nın, teşkilatçılığı ve sosyal nezaketi ile her çeşit dünyevi ve siyasi düşüncelere sahip olanların da saygısını kazandığını ve bunun ölümlü her insana nasip olmayacak çok önemli bir haslet olduğunu kaydeden Cangüven; “Ağabeyim, görev aldığı çeşitli sivil toplum kuruluşlarında önemli hizmetlerde bulundu. Her kesimden, her görüşten insanların adil olması, dürüst olması ve emin bir kişi olması bakımından sevgilerini kazandı. Cemiyet insanı olma vasfıyla, hayatını devletine, milletine, vatanına adamış, ülkesinin gelişmesi ve büyümesi için kafa yormuş bir idealist, ülkü ve dava adamıydı” dedi.

Turan Hoca’nın çok kitap okuduğunu belirten Cangüven; “Akademik ve bilimsel çalışma alanı dışında sosyoloji, psikoloji, felsefe, mantık, siyaset, araştırma, dünya klasikleri ve aktüel alana dair çıkan yeni kitapların ekseriyetini alıp okurdu. Türkiye ve dünyayı yakından takip eder-izlerdi. O, olayları bilimsel ve tarihsel gelişmelerle birlikte yorumlama derinliğine haiz bir entelektüel, profili yüksek bir münevver ve fikir insanıydı.” diye konuştu.

Hastalığın teşhisinden son nefesini Hakk’a teslim ettiği ana kadar ailesi, çocukları ve torunlarıyla yanında bulunduğunu ifade eden Hasan Yakup Cangüven, “Allah, her mümin ve Müslümana imanının koruyarak son nefesini teslim etmeyi nasip etsin. Ağabeyim Turan Güven, İslam esaslarını ortaya koyan, rahmet ve hikmet kapısını aralayacak “AMENTÜ” duasını son nefesine kadar okuyarak imanını muhafaza etmeye çalışmış, hayatın öbür dünya boyutunu bu dünyada iken idrak etmiş, bu hayattan baki âleme göçüp giden mümin bir insandı. Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun” dedi.

Habere ifade bırak !
Administrator Administrator
Administrator Administrator
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.