Rahmetli İlhan Ayverdi (24 Ekim 1926-6 Kasım 2009)’yi ilk defa 1974 yılında gördüm. Kubbealtı Cemiyeti’ndeki çalışma odasında bir sürü fiş arasında pırıldayan iki göz, gülümseyen bir yüz… Bense henüz liseden mezun olma kavgasını kazanamamış bir idealist genç. Aramızdaki en güçlü bağ, o yıllar için sıkı bir okuyucusu olduğum Kubbealtı Mecmuası idi. “Böyle bir mecmuanın sıkı bir okuyucusu olduğumu söylememde mübalağa var zannedenler olabilir. Asla bir mübalağa yok!... Çıktığı günden beri takip ettiğim bir mecmua idi. Başında da Nihad Sami Banarlı(1907-1974) gibi bir “kültür ve edebiyat devi” vardı. Nihad Sami beyi resimli Türk Edebiyatı Tarihi adlı eserinden de takip ediyorduk. Yalan olmasın ayda bir mi iki ayda bir mi fasikül fasikül çıkardı. Bir dergiyi takip eder gibi alır (İzmir Millî Eğitim Yayınevinden) ve her fasikülü aylık dergi okur gibi okurdum…

Biliyorum…

Farkındayım…

İlhan Ayverdi’yi anlatacaktım; Nihad Sami Banarlı’ya geldi söz. Zaten o yıllarda Kubbealtı Mecmuası, Nihad Sami Banarlı ve İlhan Ayverdi isimleri birbirinden ayrılmaz ve birbirini son derece sağlan bir şekilde tamamlayan isimlerdi. İddia ediyorum; 1970’lerde Nihad Sami Banarlı, Kubbealtı Mecmuası ve İlhan Ayverdi olmasaydı, dilde tahribat tam bir başarıya ulaşacaktı. O zamana kadar belirli bir “tahribat başarısı” (Geoffrey Lewis’in “trajik başarı”sına nazireolarak söyledim “tahribat başarısı”nı.) yaşanmıştı ama son darbe 1960 ve 1970’lerde vurulmak isteniyordu; bu ekip bunu engelledi.

Nihad Sami bey 13 Ağustos 1974 günü ebedî âleme göçünce, bayrak İlhan Ayverdi rahmetliye devredildi. O yıllarda başladığı lügat çalışmalarıyla, Türkçe’nin en büyük lügatini neşretti. Ahmet Topaloğlu’nun da desteğiyle süren bu çalışma yaklaşık 30 yıllık bir emekten sonra 2005’te neşredildi.

Hem Kubbealtı Mecmuası, hem de lügat çalışması ile 20. asır Türk irfanına büyük katkıları olan İlhan Ayverdi hatırasına Altay Vakfı, geçen yıl 9 Kasım 2019 günü, Ankara’da bir çalıştay düzenledi.

Altay Vakfı’nın düzenlediği ve Ankara Ticaret Odası’nın desteklediği toplantıyı Güner Topuz ve Ayşe Topuz’un koordine ettiler. Tertip heyetinde Mustafa isen, Ayhan Pala, Güner Topuz, Rahmi Keleş ve Melike Yılmaz görev aldılar. İlhan Ayverdi’nin vefatının 10. Yılı münasebetiyle gerçekleştirilen toplantıda Türkçe’nin değişik yönleri ele alındı. Çalıştayın ufkunu, Vakıf başkanı Rahmi Keleş ve Ayşe Topuz’un açış konuşmaları çizmişti aslında. Toplantıda şu konuşmalar yapıldı:

Prof. Dr. Mustafa İsen: Türkçenin Yazı Dili Oluşumu

Prof. Dr. Belkıs Altuniş Gürsoy: Türkçenin Sâdeleşmesi

D. Mehmet Doğan: Türkçeye Devlet Müdahalesi

Prof. Dr. Semahat Yüksel: Dile Müdahaleye karşı Kubbealtı’nın Tutumu

Prof. Dr. Mustafa Tahralı: Kubbealtı’nın Çalışmalarında İlhan Ayverdi ve Kubbealtı Faaliyetleri

Güner Topuz: İlhan Ayverdi’nin Şahsiyeti ve Mânevî Dünyâsı

Mustafa İsen, Türkçenin tarihi seyri ve yazı dili oluş sürecini güzel örneklerle izah etti. Belkıs Altuniş Görsoy, özellikle Ömer Seyfeddin ve Ziya Gökalp’in “yeni lisan” hareketini vukuflu bir şekilde gözler önüne serdi. D. Mehmet Doğan ise devletin dile müdahale örneklerini, o günlerin (1930’lar) neşriyatından verdi ve bir yandan hafıza tazelememize katkıda bulundu, öbür yandan hiç görmediğimiz belgeleri ortaya çıkararak bizleri şaşırtmaya devam etti.

Semahat Yüksel, yukarıda izah etmeye çalıştığım ama tam anlatamadığım Kubbealtı kalesinin dildeki tahribata karşı dimdik duruşunu anlattı. Mustafa Tahralı Türkçe mücadelesinin mecmua ve cemiyet yönünü dile getirdi. Güner Topuz ise bir “kültür dervişi” olan İlhan Ayverdi’nin gayreti, azmi ve bunları besleyen mânevî yönünü gözler önüne serdi.

Toplantının sonunda değerlendirme paneli yapıldı. Panelde Prof. Dr. Mustafa İsen, Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı, Prof. Dr. Levent Bayraktar ve bendeniz konuştuk… Fakir bendeniz, meselenin tek başına dil meselesi olmadığını; esas konunun “eşyaya soru sorma” özelliğini kullanmak olduğunu ifade ettim ve eşya ile ilişkilerini yoğunlaştırmayan kültürlerin kavram ve kelime üretemeyeceklerini; bu yüzden de kelime hazinelerinin dar olacağını belirttim. Ayrıca, etrafımızda gördüğümüz pek çok “madde”nin adlarını bilmediğimizi; çünkü onlara soru sormadığımızı ve onların bir adlarının olması gerektiğini örneklerle açıkladım…

Ben de bi tuhafım!..

Çalıştayda konuşulanları niye anlatmaya çalışıyorum ki?... Bunların hepsi ve buraya yazamadığım görüşler, çalıştay kitabında yayınlandı. Meraklıları ele alınan konuları, kimin ne dediğini, çalıştay kitabından uzun uzun okurlar.

Kitap isteme adresi:

Altay Kültür, Sanat ve Eğitim Vakfı

Bayındır 2 Sok. Çınar Apt. 58/11 Kızılay-ANKARA

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.