Öyle bir yerdeyiz ki !

Dünyada salgınla mücadele son hız devam ediyor, geri kalmış ülkeler sınıfında incelenmeyen tüm ülkeler vatandaşlarına bu süreci kolaylaştırabilmek için tüm imkanları seferber ediyor. Geçen gün ülkelerin vatandaşlarına yaptığı yardımları yıllık GSYH’ye oranlayan istatistikler gündem oldu. Twitter’da bu konuda harika grafikler hazırlayanlar var, var olsunlar. Bu grafiklere göre Türkiye Cumhuriyeti GSYH’nin sadece %1,1’ini vatandaşlarına yardım yapmak için ayırabilmiş. Bu oranı görünce suratım ekşidiöyle bir yerdeyiz ki toparlaması zor olacak.

Bir ileri, iki geri

Mangalda kül bırakmayan, Edirne’nin doğusunda esip gürleyen ama sınır kapısından dışarı bir adım atınca miyavlayan iktidarın bize unutulmaz kıyaklarından biri oldu bu tablo. Sorsanız hazine doluyor taşıyor, sorsanız oraya buraya aşı yardımından geri kalmıyoruz ama daha kendi vatandaşlarımıza gerçekten kendilerine fayda sağlayabilecek bir yardımı tesis etmekten aciziz. Ne alınan tedbirler, ne de atılan adımlar salgınla mücadeleyi hızlandırmıyor. Biz durduğumuz yerde bir ileri, iki geri yapıp duruyoruz. Bu iktidar burada olduğu sürece de bu değişmeyecek.

Bu utanç değil de nedir ?

Başarısızlık yetmiyormuş gibi bir de art niyet var tabii. Salgın öne sürülerek bu toplumun tüm ulusal bayramlarının kutlanmasına yasak getiren iktidar, şu anda Filistin eylemlerine gıkını çıkartamıyor. Filistin’in bu ulusun tüm nezaketine rağmen, bu ulusa uluslararası arenada arka çıktığını görebilen oldu mu ? Bu rasyonel perspektiften uzak anlayış, dış politikada da bizi böyle mahvediyor işte. Doğu Türkistan’da olan biten tüm rezillikler gün yüzü gibi ortadayken, tüm dünya bu olaylara karşı tavır almışken Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin ulusumuzun bu hassasiyetine karşı tek bir kınama mesajı dahi yayımlayamamış olması utanç değil de nedir ?

Filistin için ağla; Doğu Türkistan için sus

Bir başka boyutu da; bir eylem Filistin için yapıldığında bulaş gerçekleşmiyor da Doğu Türkistan için yapıldığında mı bulaş gerçekleşiyor ? Doğu Türkistan eylemleri için toplanan ve maalesef ki İYİ Parti ve Gelecek Partisi dışında siyasi partilerimizden de dişe dokunur bir destek göremeyen vatandaşlarımıza, Doğu Türkistanlı dostlarımıza bu muamele yapılırken vicdanlar hiç acımadı mı ? Filistin için ağla, Doğu Türkistan için sus. Bu rezaleti kabullenemiyorum, kabullenebilenleri de inanın kendimi zorlasam da anlayamıyorum. Doğu Türkistan’da insanlık suçu işleniyyor ve Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri gıkını çıkartamıyor bundan da öte ses çıkarmaya kalkanların da kafasına sopa indiriyor.

Bu hastalığın şifası sandıkta

Hiç şüphesiz dış politika akılcılığı ve dengeleri gözetmeyi gerektiriyor. Borderline kişilik bozukluğa yakalanmışçasına diplomasi yürütülmeye kalkılırsa motor hararet yapıyor. İşte bu denge kurulamadığı için bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı, Çinli mevkidaşının yanında el pençe duruyor. İşte bu denge kurulamadığı için Doğu Türkistan’da olan bitenlere karşı en ufak bir tepki verilemiyor. İşte bu denge kurulamadığı için motor hararet yapıyor. Kendi cümleleriyle ifade etmem gerekirse ‘’Mazlumun sesi olacağız !’’ diyenlerin, zayıf durumda olanlara kan kusturanların yanında el pençe hazır beklediği günleri hep birlikte görüyoruz. Bu hastalığın şifası sandıkta ulusun kendilerini okşamasıyla gelecek, hiç merak etmeyin hem bu çılgınları hem de yatağa düşen gidişata şifasını birlikte vereceğiz.

Tek dertleri sandıktan mağlup olmadan çıkmak

Biz ulus olarak ıstırap çekenlere şifasını vermek için sandığı hevesle bekliyoruz, biz sandığı beklerken siyasi arena panayır alanına dönmüş durumda. Yolunu kaybedenler, koltuğumuzu da kaybederiz korkusuyla veterinerde aşı gören asabi kediler gibi pıhlıyorar. Ne yaptıkları, ne yapmak istedikleri, ne hedefledikleri, ne planladıkları hiç belli değil. Tek dertleri sandıktan bir şekilde mağlup olmadan çıkabilmek açıkçası tüm hesaplar bunun için yapılıyor. Kamuoyundaysa gözler muhalefet tarafına odaklanmış durumda. Muhalefetin nasıl bir ittifak kuracağı, tek aday çıkaracaklarsa bu adayın kim olacağı, yeni sistem önerileri vesaire derken gözler muhalefete çevrilmiş durumda. Tabii bu şaşırtıcı da değil, muhalefetin bu temasları yoğun şekilde yaptığını biliyoruz. Şimdiye kadar kulislerden edinebildiğim bilgilere göre geniş tabanlı bir ittifak ve bir cumhurbaşkanı adayı üzerinde uzlaşılacak gibi görünüyor, Kemal Bey’e dikkat.

Bu kadarı bize yetti

Yeni sistem önerisi konusunda da tüm muhalefet partileri çalışma yapsa da Prof. Dr. Serap Yazıcı'nın ekibiyle birlikte hazırlamış olduğu parlamenter sistem önerisi şu anda tüm muhalefet partileri için yol gösterici bir konumda görünüyor. Muhalefetin bazı hususları açıklamak noktasında geciktiğini, daha hızlı hareket etmesi gerektiğini düşündüğümü sıkça dile getiriyorum. Muhalefet partilerin tabanları arasındaki uyum sürecini seçime bir ay kalaya bırakmamalı, sistem önerisini de bir an evvel kamuoyuyla paylaşarak gündem belirleyici konuma gelmeli. Muhalefete geç kalmamama uyarımı yinelerken, bir başka konuya dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Millet İttifakının istikbali, muhalefetin stratejisi herkesin merakını cezbediyor ama bunlar konuşulurken öbür taraftaki gelişmeleri göz ardı ediyoruz gibi geliyor bana. Muhalefetin ne yapacağı meselesinin yanında iktidar kanadının ne alemde olduğu da çok önemli değil mi ?  Öyleyse oraya bakıverelim;

Cumhur İttifakı, bileşenlerinin seçmenlerini epey etkiledi.

İki partinin seçmenlerinin karakteristik özelliklerinde de değişimler gerçekleşti.

AKP’nin çizgisi daha önce olmadığı kadar milliyetçi, daha önce olmadığı kadar otoriter hale geldi.

MHP’nin çizgisi daha önce olmadığı kadar İslamcı, daha önce olmadığı kadar saldırgan hale geldi.

AKP ve MHP arasındaki ortaklık ilk günkü gibi değil.

AKP tabanında, MHP’ye çok taviz verildiği için rahatsızlık var.

MHP tabanında, AKP’nin bazı konulardaki tavrı için rahatsızlık var.

Ne ola ki bu konular ?

HDP’nin kapatılması konusunda AKP ve MHP arasında ciddi bir itilaf var. Parti kapatmayı doğru bulmayan AKP’yle; HDP’nin behemehal kapatılmasını savunan MHP bu konuda anlaşmazlık yaşıyor. Zaten mesele de o yüzden bu kadar uzadı.

Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını, kapatılmasa da fevkalade etkisiz bir konuma getirilmesi konusunda ısrar eden MHP’yle; bu konuda tereddütleri olan AKP arasında uyuşmazlıklar gözle görülür vaziyette.

Yerel Yönetimler Bakanlığının kurulması, tüm illerin büyükşehir statüsüne taşınıp tek bir büyükşehir belediye başkanının seçilmesi ve bu seçilmiş başkanın diğer tüm ilçe belediye başkanlarını ataması yönünde bir tavsiyesi olan MHP’yle; buna sıcak yaklaşmayan AKP arasında itilaf var.

Yeni seçim sistemi konusunda AKP’nin dar veya daraltılmış bölge üzerine yaptığı çalışmalara son derece mesafeli duran MHP, seçim barajının da %5’e düşürülmesi konusunda ısrar ediyor. Yani seçim sistemi ve seçim kanunu konusunda iki parti arasında bir konsensüs sağlanabilmiş değil.

İşte bu ana dört konuya haiz bazı diğer ayrılıklarla da birlikte iki parti arasında tartışmalar var. AKP ve MHP, heyetlerini oluşturup aylar önce yeni anayasa için taslak çalışmalarına başlamıştı ama bu çalışmalarda da tıkanma var. Bu çalışmalarda da iki parti asgari müştereği bulmakta zorluk çekiyor.

Biliyorsunuz MHP’den geçtiğimiz günlerde anayasa için taslak niteliğinde bir öneri geldi.

Bu taslak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini biraz daha makyajlayıp, biraz daha yola koymak üzerine yazılmış bir öneri.

Cumhurbaşkanının kararnamelerini meclis onayına sunan, bütçe yapma yetkisini meclisle cumhurbaşkanı arasında bölüştüren, cumhurbaşkanına kendi başına fesih yetkisi tanımayan, HSK seçimlerini tamamen meclise bırakan, meclisten gelen kararları cumhurbaşkanının veto edemediği bir model tarif ediliyor.

Yine hakkıyla olmasa da dünyada kabul gören başkanlık sistemine şu anki zırvaya kıyasla görece benzer bir sistem.

Ayrıca bu sistemde sadece cumhurbaşkanı değil, yardımcısı da seçimle görev başına geliyor. Böylece cumhurbaşkanı halk oyuyla seçilen tek yürütme erki olmaktan çıkıyor.

MHP bu taslağı ilan ederek, tüm partileri bu taslak üzerine çalışmaya ve mülahazalarını paylaşmaya davet etti.

Muhalefetin bu taslağa yönelik yorumları bekleniyor ama ben ondan çok AKP kanadının bu öneriyi nasıl okuduğunu merak ediyorum.

Acaba MHP, bu taslağı önden açıklayarak ittifak ortağına gözdağı mı veriyor ?

Her lafın sonu ısrarla ‘’Cumhur İttifakı devam edecektir.’’ diye biterken, bir yandan da bu taslağın ilan edilmesi MHP’nin ittifak ortağına ültimatomu olabilir mi acaba ?

Cumhur İttifakı bileşenleri arasındaki dengelerin nasıl şekilleneceğini birlikte izleyerek göreceğiz.

Gelelim muhalefetin bu ve buna benzer oltalara pardon önerilere nasıl yaklaşması gerektiğine.

Muhalefet, ucu güçlendirilmiş parlamenter sisteme çıkmayan hiçbir müzakerede yer almamalı.

Ucuz tongaları yutup kaşalot gibi sistemi güçlendirme yalanına asla meşruiyet kazandırmamalı.

Muhalefet, güçlendirilmiş parlamenter sisteme uzanan yeni anayasa için vatandaşlarla çalışmalı.

Çünkü incir ağacından oklava, darı unundan baklava, bu mayadan da bu ülkeye sistem olmaz.

İhtiyar eşeğe ruj sürmeye hacet yok.

Hiç hacet yok, bu kadarı yetti bize..

Yetti…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.