İç politikada söylenecek söz kalmayınca yine Batı'ya dönüldü. Macron'la yapılan atışmaların, ABD'ye gönderilen mesajların arkasında hep tükenmişlik sendromu var.

Macron, İslam'a dil uzatarak terbiyesizlik etmiştir. Ama bu tepki İslam'a yapılan saldırıyı karşılamaktan ziyade iç politikada mevzi kazanma maksadına matuf. Nitekim Batı dünyasında Türkiye'ye yönelik her eleştiri kişiselleştirilerek cevaplanıyor. Böylece topluma bütün Batı beni hedef alıyor mesajı verilerek, ne kadar vazgeçilmez olunduğu ima ediliyor.

Macron'la kavganın İslami hassasiyetlerden kaynaklanmadığı şuradan belli, Macron İslam'a dil uzatmadan önce de aynı kayıkçı kavgası yapılıyordu. Yani içeriyi, dışarı ile konsolide etme yeni değil.

Bu üslubun Türkiye'ye faydası var mı, yok. Olmadığı hemen her ülkenin Türkiye'ye karşı pozisyon almasından belli oluyor.

Bu karşı çıkışlar hep -Batı' düşmanlığı- ile izah edilmiştir. En küçük eleştiri Batı'nın düşmanlığı olarak görülmüş, bu eleştirilerde haklılık payı olabileceği hiç düşünülmemiştir. Oysa Batı mütecanis bir kitle değil, dünyada mütecanis bir İslam dünyası olmadığı gibi mütecanis bir Batı dünyası da yok. İlişkilerde din faktörü önemli olmasına rağmen esas faktör ülkelerin milli menfaatleridir. Ayrıca çoğu zaman kamuoyu ile yönetimler arasında derin farklar olabilmektedir. Son Azerbaycan-Ermenistan savaşında bunun örnekleri görüldü. Hem Ermenistan devlet başkanı hem de dış işler bakanı bağlandıkları Batı televizyonlarının programcıları tarafından neredeyse işgalci diye azarlandılar.

Macron'la atışmak, ona buna efelik yapmak ülke sorunlarını çözmüyor. İşsizlik yerinde duruyor, döviz aldı başını gidiyor, enflasyon mutfağı yangın yerine çevirdi, biz hala Macron'a hava atmakla karınların doyacağını, askıda ekmek bekleyenlerin doyacağını, enflasyonun duracağını sanıyoruz. Daha absürt olan, döviz yükseldikçe ekonomi yönetiminin bunu ekonominin rayına oturması, istikrar kazanması olarak yorumlaması. Düne kadar dövize güvenen yolda kalır diyorlardı, şimdi döviz yükseldikçe ekonomi istikrar kazanıyor diyorlar. Demek ki dolar 8 TL yerine 18 TL olsa ekonomimiz daha da istikrar kazanmış olacak. Bu kafayla ekonomi yönetilir mi onu okuyucularımın ferasetine bırakıyorum.

Türkiye'nin meseleleri çözümsüz değil, lakin bu krizi çözecek kadrolar bugün ülkeyi yönetenler değil. Arabayı duvara çarptırana, hadi al devam et bir daha duvara çarp denilmez. Kriz kötü yönetimin, israfın, yolsuzluğun, yanlış yatırımların yandaş kayırmacılığının bir sonucu. Aynı şeyi bir daha yapacak olanlara ülke teslim edilmez. Otuz yıl önce ülkenin hangi sorunları varsa bugün yine aynı sorunlar var. Terör devam ediyor, ekonomik krizle aldılar ekonomik krizle devam ediyorlar, Terörsüz aldılar terörle devam ediyorlar. Güneyimizde bir sorun yoktu, yanlış Suriye politikasıyla Kanton düzeninin sorumlusu oldular. Yarı bağımlı bir yargı devraldılar tam bağımlı bir yargı inşa ettiler. Nereye baksanız dökülüyor. Bütün bunlar Macronla atışarak sümen altı edilecek sorunlar değil. Vatandaş sorunlarının çözümünü bekliyor, laf kalabalığı istemiyor. Duyun artık vatandaşın çığlıklarını.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.