G A L İ P ERDEM'i 27.ölüm yıldönümünde rahmetle anıyoruz.

G A L İ P ERDEM

Türk Milliyetçisi Gazeteci Galip Erdem 27. senei devriyesinde düşünceleri ve örnek yaşam tarzıyla saygıyla ve özlemle anılıyor.

Enpolitik olarak Türk Milliyetçisi ve Gazeteci Galip Erdem'i saygıyla, özlemle ve rahmetle anıyor yıllar önce kaleme almış olduğu “Bedava Ülkücülük” yazısını siz okurlarımızla paylaşıyoruz

 "Samimiyetinizden şüphe etmiyorum. Domuzdan yana değilsiniz, biliyorum! Doğruluğuna inandığınız fikirlerin ezilmek istenmesine üzülüyorsunuz. Fazilet temeli üstüne kurulacak bir Türkiye'yi şiddetli özlüyorsunuz. Dâvanızın başarıya ulaşması için sık sık dua ettiğinize, hattâ, zafer rüyaları gördüğünüze bile eminim. Ama ne yazık ki, bundan başka hiçbir şey yapamıyorsunuz. Mücadele ile yegâne ilginiz Allah vere de bizimkiler kazansa diyerek, tehlikeli kulakların duyamayacağı bir sesle dua ederek seyirci kalmaktan ileri gidemiyor.

Tanınmağa cesaret edemiyorsunuz. Saflarınızı kuvvetlendirmek üzere aralarına katılmaktan korkuyorsunuz. Böylece bir çetin dâvanın bütün yükü bir avuç adamın omuzlarına yükleniyor. O bir avuç adam mücadeleyi kazanırsa ne âlâ, avuçlarınız patlayıncaya kadar alkışlayacaksınız. Onları olduklarından daha büyük gösterecek, olağanüstü vasıflar tanıyacak, şımartacaksınız. Ama yenildikleri vakit, ama her yönden saldıran çeşitli düşmanların üstün kuvvetine dayanamayıp ezildikleri vakit hiçbiriniz ortalıkta görünmeyecek, âdeta hep birden «toz» olacaksınız. Artık o yenilmişlerle karşılaşmamak için sokakta yolunuzu değiştirecek, selâm vermekten çekineceksiniz. Yalnızlığın çilesini dolduran, ihanetin ıstırabı ile kahrolan o bir avuç insan yine size darılmayacak, umudunu kesmeyecek. Mücadelesini devam ettirecek.

Rahatınızın kaçmaması, düzeninizin bozulmaması uğruna her şeye katlanacaksınız. Yanlış anlamayın: O bir avuç adam elbette ki, sizin hesabınıza değil, gönül verdikleri bir ülkünün hizmetinde çalışıyorlar. Hak yolunun yolcuları, siz olsanız da olmasanız da, yollarından dönmeyeceklerdir. Yalnız, bir noktayı unutmayınız: Bu oyun daima böyle oynanmaz. İmkânla iman birleşmediği müddetçe dâva kazanılamaz. Kazanılsa bile, zaferde sizin en ufak bir payınız olmaz. Hiç değilse olduğunuz gibi görününüz, bedava ülkücülükten vazgeçiniz. Bu kadarı bile, kazanmasını istediğiniz taraf için bir hizmettir. Sizi hesaba katmamış, yardımınıza bel bağlamamış olurlar. Hep seyirci kalacağınızı, hiçbir zaman sahaya çıkmayacağınızı bilirlerse, ona göre hazırlanırlar.

Sizi haksız bulmuyorum. İnsanoğlu'nun önce nefsinin hizmetçisi olduğunu unutmuyorum. Sadece, sırf nefslerine hizmet etmek isteyen bir insanın bile, zaman zaman nefsinden fedakârlık yapmak zorunda kalacağını hatırlatmak istiyorum. Tarih, hiçbir şey kaybetmeyeyim derken her şeyi kaybedenleri çok görmüştür..."

GALİP ERDEM KİMDİR* ESERLERİ VE SÖZLERİ

Galip Erdem 10 Mart 1930 tarihinde Rize'nin Fındıklı ilçesinde doğdu. İlkokulu burada okuduktan sonra babasının memuriyeti sebebiyle eğitimini Bitlis, Siirt ve Erzurum şehirlerinde devam ettirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. İş hayatına 1953 yılında PTT'nin Yenişehir şubesinde başladı. Bunun yanında Milli Emlak Genel Müdürlüğü, İETT ve GİMA T.A.Ş'de görev yaptı. Ayrıca 1959 senesinde Bayındırlık Bakanlığında Tevfik İleri'nin müşaviri olarak yer aldı. 1966 yılından itibaren Milli Eğitim Bakanlığında, Başbakanlıkta, Turizm Bakanlığında müşavirliklerde bulundu.

1982 yılında emekli oldu. Kendisine verilen emeklilik parasınıda 12 Eylül Askeri Darbesi'nde hapse atılan ülkücü gençlere dağıttı. Öte yandan Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nın avukatlığını yaptı. Ülkücülere destek vermek amacıyla arkadaşlarıyla birlikte Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı'nı kurdu, Bunun yanında Galip Erdem yaşamı boyunca birçok eser de kaleme aldı. Yazdığı yazılar Başsanat, Karakedi, Türk Yurdu, Tercüman, Ölçü, Son Havadis, Yeni İstanbul, Düşünen Adam, Sabah, Zafer, Bizim Anadolu, Devlet, Töre, Ocak, Bozkurt, Ortadoğu, Hergün, Yeni Sözcü, Bakış gibi pek çok gazete ve dergide yayımlandı.



ESERLERİ

- Ülkücünün Çilesi 

- Sosyalizm ve Milliyetçilik Üzerine Mektuplar 

- Suçlamalar

- Mektuplar 

- Kenan Evren'e Açık Mektup 



SÖZLERİ

- Milliyetçiliği zaɾaɾlı sayan ve millet biɾlikleɾinin oɾtadan kaldıɾılmasını isteyen ideolojileɾ bile; kitaptan hayata, nazaɾiyeden uygulamaya geçilince, başaɾısız kalmış; millet sevgisinin büyük gücüne yenilmişleɾdiɾ.

- Özüne yabancılaşan bir milletin hiçbir sahada ilerlemesinin mümkün olmadığını unutmayız. Teknik gelişmeleri benimserken, millî kültürümüze bağlanmanın bir milliyetçilik şartı olduğunu, en ziyade kalkınmış ülkelerin, millî kültürlerinden kopmadıklarını biliriz.

- Yaɾın, seçim zamanı, milletin huzuɾuna, tıpkı benim gibi, utanaɾak çıkacaksınız. Aɾtık, «Oylaɾınızı bize veɾin, heɾ istediğinizi yapalım;» diyemeyeceksiniz. Deseniz bile, söylediğinize önce kendiniz inanmayacaksınız. Evet, itiɾazlaɾınızın heρsi yeɾindediɾ. İlk bakışta, «Eksik olsun böyle siyaset» diyeɾek, milletin müşfik sinesine dönmek en iyisi gibi geliɾ. Sıɾf şahıslaɾınızın şeɾefini koɾumak açısından bakıldığı zaman, en haysiyetli davɾanış geɾçekten buduɾ. Ama unutmayınız ki; asıl sahibine teslim edeceğiniz iktidaɾ emaneti, belki iyi niyetli, fakat hiç şüphesiz sizden daha acemi elleɾe düşecektiɾ. Çok kısa biɾ zaman içinde tökezleyip; yeɾini veɾmek üzeɾe, biɾ başkasını aɾayacağı yahut milletçe yıkılacağı da doğɾuduɾ. Ne vaɾ ki, o çok kısa müddet zaɾfında. Tüɾkiye'miz çok büyük şeyleɾ kaybedebiliɾ. Heρinizi, fedakâɾlığa davet edeɾim. «Kayıtlı ve şaɾtlı» biɾ hâkimiyete ɾazı olunuz. 

- Türk Milliyetçiliği, ırkçılık temeline dayanan bir dünya görüşü değildir. Başlıca; dil tarih ve kültür anlayışına bağlıdır. Yalnız böyle bir hükümden, milletimizin meydana geliş çağındaki ırki mayamızı ve hele, soy birliğini küçümsediğimiz bir manâ asla çıkartılmamalıdır. 

- Esir Milletler dâvası, diğer milletlerden önce biz Türkleri ilgilendiren bir konu idi. Çünkü bugün 200 milyona ulaştıkları tahmin edilen insanların yarısı Türk'tür. Gerçi, sömürgeci devletlerin gerçeği saklamalarından ötürü esir millettaşlarımızın tam sayılarını bilmek çok güçtür. Yine de, çeşitli kaynaklardan alınan rakamların karşılaştırılması sonunda yüz milyon Türk'ün millî bağımsızlıktan, insan hak ve hürriyetlerinden yoksun bir durumda yaşadıkları söylenebilir. Milletdaşlarımız Rusya, Çin ve İran başta olmak üzere Afganistan, Irak, Suriye, Lübnan, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya devletlerinin sınırları içindedirler. Kendi öz devletlerinden, bayraklarından, varlıklarını devam ettirmek ve kültür değerlerini korumak hakkından yoksundurlar. Sömürgeciliğin zalim çarkları arasında ezilmektedirler. Seslerini kimse duymamaktadır.

- Türk Milliyetçileri kültür değişmelerinin kaçınılmazlığını bildikleri gibi, kültür sahasındaki gelişmelere de elbette taraftardırlar. Ancak millî kültür mayamızın korunmasını, daha yüksek kültür değerlerine ulaşmanın öz kaynaklarımızı geliştirme şartına bağlı olduğunu unutmazlar. Kültür değişmelerinin, milletimizin ve insanlığın kültürüne hizmet açısından bakılınca, tek taraflı değil, karşılıklı bir alıp verme şeklinde olması gerektiğine inanırlar. 

- Batının, ilim zihniyeti, maddî medeniyeti ve teknik gelişmesinin dışında kalan yönlerine de hayranlıkla bağlı bulunan, milletimizi kendi ölçülerine göre yeniden eğitmeye uğraşan siyasetçiler, komünizme karşı çıksalar da Türk milliyetçilerinin hedefi sayılacaklardır.

- Horlanan değerlerimizin başında, hiç şüphesiz Türkçemizi ele almak zorundayız. Türk dili, batı dillerinin istilâsına uğramıştır. Öyle ki Cumhuriyet öncesinin yanlış tutumu, Arapça ve Farsça kelimelerin dilimize doldurulması büyük bir şuursuzluk örneği olarak gösterilirken, batı dillerinden gelen binlerce kelime hiç sıkıntı çekmeden ve maalesef çoğu zaman yetkili makamların yardımı ile dilimize yerleşmiştir. Kesin bir rakam vermenin imkânsızlığını belirttikten sonra, 900 yıl boyunca Türkçemize giren yabancı kelimelerin sayısı, Cumhuriyet dönemi içinde alınan ve resmî yazışmalarda kullanılan kelime sayısından çok fazla değildir. Türkçemiz, sorumluların niyetini münakaşa etmeden söyleyelim: Halkın dili olmaktan çıkmış, Osmanlı çağı dilinin Avrupacası haline gelmiştir.

- Öğɾetmen, milletini çok sevdiği, Tüɾk çocuklaɾını yabancı pɾopagandalaɾın şaɾtlandıɾmalaɾından kuɾtaɾmak ve öz değeɾleɾimize bağlı tutmak için çalıştığı zaman sayın Bakanlık müthiş biɾ öfkeye kapılıyoɾ, acele müfettiş yolluyoɾ, soɾuştuɾma açıyoɾ. Hem, ne soɾulaɾ! Aslında cevap veɾmek bile biɾ tenezzüldüɾ. Ülkücü öğɾetmenleɾ de, Allah ɾazı olsun, cevaptan ziyade deɾs veɾmiş; milletin, milliyetçiliğin, bayɾağın, Bozkuɾt'un mânâsını öğɾetmişleɾdiɾ. Süɾgünleɾ, liseleɾe yeteɾsiz sayılıp oɾtaokullaɾa yollananlaɾdan biɾ kısmının, üniveɾsite asistanlık imtihanlaɾına giɾip kazanması, sayfalaɾa sığmayacak biɾ destanın, soɾumlulaɾı utandıɾacak gülünç sayfalaɾıdıɾ.