Selçuk Özdağ'la Milliyetçilik üzerine dobra dobra söyleştik

Selçuk Özdağ

Yaşamını çok ağır bedeller ödemesine rağmen devletinin bekası, Türk milletinin refahı ve huzuru için adayan Gelecek Partisi Sivil Toplum ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Enpolitik Haber Sitemizin Başyazarı Do?

1-BUGÜN SIYASAL VE TOPLUMSAL ALANDA ÖNEMLI BIR ZEMINE SAHIP OLAN MILLIYETÇILIK KAVRAMINI NASIL TARIF EDIYORSUNUZ?

1- Bu sorunun hem çok uzun hem de derin manalar içeren yönleri var. Bununla beraber tarihi, ideolojik ve popüler yaklasimlarin, tanimlamalarin disinda konuya farkli bir yaklasim getirmekte bir sakinca olmadigi kanaatindeyim. Kisaca ifade etmek gerekirse insanin dogustan sahip oldugu en önemli sifatlarindandir hangi milletten (irktan-soydan) oldugu. Bu konuda kisi bir seçenege sahip degildir. Mesela kisiler dinini, inancini, fikrini, vatandaslik statüsünü ve hatta cinsiyetini bile kendi tercihi ile degistirebilirken dogumla birlikte elde ettigi milliyetini (irk-soy) degistiremez. Buradan yola çikarak kisilerin ait olduklari basta “milliyet” gibi kavramlarin onlarin hayatlarinda önemli bir yer tutmasi kaçinilmazdir. Kendisini bir guruba bir klana bir aileye, bir cemaate kisaca herhangi bir çevreye ait hisseden kisiler, dogal olarak bu konuda çalismak üretmek ve gurubunu yüceltmek ileriye tasimak isteyeceklerdir. Ideolojik yaklasimlardan bagimsiz olarak milliyetçilik kavraminin temelinde insani, hissi ve aidiyet duygusuyla beraber kendi milletinin degerlerini kültürünü, tarihini, ürettiklerini ve sahip oldugu her bir hususu öncelemek vardir. Bu durumun milliyetçilik kavraminin soyut ama belki de en temel muharrik etkenlerinden biri oldugu kanaatindeyim. Bu kavramin teorisyenligini yaparak ideolojik altyapisini olusturanlarin konuya bakis açilarinda farkliliklar olabilir. Ideolojik temellendirmeler bir tarafa, bu his ve düsüncelerle baslayan kendi milletini önceleyen duygular zamanla siyasi, tarihi ve kültürel birikimlerin tecrübesi ile milliyetçilik kavraminin bugün geldigi tartismalarin konusunu olusturur. Tüm bu tecrübeler bir milletin ya salt kültürel (din, dil, folklorik temalar vs.) bir kimlikle herhangi bir egemen devletin içinde yasamasini ya da insa ettikleri ulus-devlet sistematiginde hayat bulmasini saglar. Ilkinde bir devlete sahip olmak ya da kurmak seklinde tezahür etmesi dogal olan bu süreç digerinde kurdugu devleti yasatmak ve güçlendirmek sekline devam edecektir.
2-TÜRK MILLIYETÇILIGININ TARIHSEL SÜREÇ IÇINDE GEÇIRDIGI EVRELERI SIRALAR MISINIZ?

2- Türk milliyetçiliginin tarihsel sürecinin temelinde esasen 19. YY. da Avrupa’da baslayan ve Osmanli topraklarina sirayet eden farkli milliyetçilik akimlarinin büyük etkisi vardir. Osmanli Imparatorlugunun son dönemlerinde farkli milletlerin baskaldirisina ve parçalanmaya bir tepki olarak Türk Milliyetçiliginin temellerinin atildigi söylenebilir. Devlet-i Ebed-i Müddet diye ifade edilen Osmanli imparatorlugunun çökmek ve yikilmakta oldugunu gören Osmanli (Türk) aydinlarinin bir çikis ve kurtulus kapisidir milliyetçilik düsüncesi (Türkçülük) düsüncesi. Bu düsünce köklerini kesfetme ve gerçek kimligini bulma çabalari ile birlikte sonraki yüzyilda ulus devlet olma yolunda bir mihenk ve farkindalik olusturmustur. Fransiz devrimi ile vücut bulmaya baslayan milliyetçilik kavraminin temelinde dillendirilen milli egemenlik, bagimsizlik, esitlik ve laiklik kavramlari aslinda, milliyetçiligin evrensel degerleri esas alan bir kavram oldugunu gözler önüne sermektedir. Bugün kimi zaman sadece kendi milletine öncelik veren içe kapanmaci, yer yer irkçiliga dayanan ve baska uluslara yasam hakki tanimayan milliyetçilik anlayisinin bu manada özüne ihanet ettigi açiktir.
Osmanli imparatorlugu yöneticileri, basta imparatorlugu rahatlatacak bir süreç olarak gördügü milliyetçilik akimlarinin kendilerine yansimayacagini düsündüler. Ancak çok uluslu imparatorluk yapisi ile bu durumun mümkün olmadigi kisa zamanda anlasildi. Gayrimüslim tebaa içinde hizla yayilmaya baslayan milliyetçilik cereyani iç isyanlarla devam etmistir. Tanzimat’la birlikte Genç Osmanlilar tarafindan (Osmanlicilik) bir ideoloji etrafinda çesitli din ve milliyetlere mensup Osmanli tebaasini bazi haklar vererek ortak bir vatan etrafinda bir arada tutma çabasi, gayrimüslimlerin isyanlarina devam etmesi ile islevsiz kalmistir. Osmanlicilik bu manada farkli milliyetleri bir arada tutmaya yaramayinca Müslüman unsurlari bir arada tutmanin daha dogru olacagi düsünüldü. 1870'lerden itibaren ve de özellikle II. Abdülhâmid Dönemi'nde Islamcilik ön plana çikmis, bu manada 'Osmanli milleti' kavrami ile birlikte 'Islam milleti', 'Islam ümmeti' tanimlamalariyla millet kavramina yeni bir içerik kazandirilmaya çalisilmistir. Osmanli vatani anlayisi, Islamî vatan kavramina evrilmistir. O dönem itibariyle Osmanli aydinlari arasinda vatan savunmasi ile Islâm'in savunulmasi esdeger görülmeye baslamistir. Fakat bu da sorunu çözmemis ve Türklerin disindaki Müslüman unsurlar da Imparatorluktan ayrilma sürecine girmislerdir. Zira tüm etnik ve milli unsurlar milliyetçilik kavraminin, yeni ama etkili bir varolus mücadelesinde en geçerli anlayis ve yol olduguna inaniyordu.

O döneme kadar Türklük kavramina bakis çok da hos görülen bir kavram degildi. 'Cahil Anadolu köylüsü' anlaminda horlayici bir üslûpla tanimlanan yakistirmalara konu edildigini de özellikle ifade etmek gerekir. Ayrica Osmanli imparatorlugunda, Türk kavrami Islam disinda düsünülmemis ve dini pota içinde eritilmistir. Türk ve Müslüman ayni manaya gelmekteydi. Çok ilginçtir ki Türkler Müslüman olan diger milletlere nazaran kendi millî kimligini Islâm ümmeti içinde çok daha fazla yitirmislerdir. Ahmet Agaoglu: 'Islamiyet Türk'ün dinidir, din-i millîsidir, kavmîsidir. Türk Islamiyet'i cebren, mahkûm, maglup olarak degil, hakim galip olarak kabul etmistir. Bin seneden beridir ki Islamiyet'in en agir yüklerini, omuzlarina alarak tasimaktadir. Islamiyet yolunda Türk her seyini unutmustur. Lisanini, edebiyatini, iktisadiyatini ve hatta bazen mevcudiyet-i kavmiyesini bile.' diyerek bu gerçege vurgu yapmistir. Müslümanlik Türk Milletinin ruhudur diyen Yahya Kemal Beyatli, Islamiyet'i 'millî din' olarak nitelemistir.

Türklerin geçmisiyle ve tarih içindeki yerleri itibariyle farkli bir millet olduklarinin farkina varmalari yine 19. yüzyilda Batinin etkisi altinda ortaya çikmis ve gelismistir. Belki de bu yüzden Türk milliyetçiligi, çagdaslasma hareketinden bagimsiz düsünülemez. 19. yüzyildan itibaren Türk kaynaklari üzerinde çalisan batili sarkiyatçi ve Türkologlardan Joseph de Guignes'in Hunlarin Türklerin Mogollarin ve Tatarlarin Tarihi, Arthur Lumley Davids'in Türk Dili Grameri, Polonya asilli Mustafa Celaleddin Pasa'nin Eski ve Modern Türkler, Leon Cahun'un Asya Tarihine Giris adli eserleri yikilisa karsi çikis arayan Osmanli(Türk) aydinlari arasinda Türklük suurunun yesermesinde önemli etkileri olmustur. Tanzimat Dönemi'nde Ibrahim Sinasi, Ziya Pasa ile baslayan Türkçülük batidaki Türkoloji eserlerinin etkisi ile büyük bir gelisme göstermistir.

Süleyman Pasa 1876'da yayinlanan Tarih-i Alem adli eserinde Islamiyet'ten önceki Türk tarihinden bahseder. Davids ve Guignes'in eserlerinden etkilenerek yazilan bu eser modern Türk tarihçiliginde Islâmiyet'ten önceki Türklere dair ilk yazidir. Ayrica Süleyman Pasa'nin en büyük hizmeti askeri okullarda ders programina millî tarih dersini koymus olmasidir. Genç Osmanlilar içinde yer alan Ali Suavi, Özbekler tekkesi seyhi Süleyman Efendi Azerbaycanli Mirza Feth Ahunzâde de dil ve kültür gibi ilmi Türkçülük çalismalarinda önemli kisiliklerdir. Bunlarin yaninda vatan ve hürriyet fikirlerini dillendiren Namik Kemal, eserlerinde her ne kadar vatan, millet ve Türkistan gibi kavramlari kullanmis ise de Osmanlicilik fikrinin en önde gelen savunucularindandir ve basta Atatürk olmak üzere birçok Türk aydininin fikrî manada yetismesinde etkisi olmustur.

Osmanli imparatorlugunda milliyetçilik (Türkçülük) akiminin bu ilk evresi daha çok batidaki Türkoloji çalismalarinin tesiri altinda ilmi bir çerçevede neset etmistir. Bu manada genel olarak aydinlarin kültürel çabalari 'Osmanli milliyeti' ve 'Islam Birligi' amacina yönelikti. 1. Mesrutiyet ile resmi dilin Türkçe olmasi Sabah, Tercüman-i Hakikat ve Ikdam gibi gazetelerde milli kimlik vurgulu konularin tartisilmasina imkân vermis, dolaysiyla takip eden süreçte milliyetçilik hareketine ciddi manada katki saglamistir. Bu süreçte Semseddin Sami’nin Kamus-u Türkî adli eseri ve tarihte ilk defa 'Türk Gazetesidir' basligiyla çikan Ikdam gazetesinin kültürel manada yeserttigi Türkçülük düsüncesi ülkede milliyet fikriyatinin tanitilmasinda önemli bir yere sahip olmustur. Türkçülügün edebî manada neset ettigi olayin 1897 Türk-Yunan savasi ile vuku buldugunu söylemek yanlis olmaz. Bu dönemin kutup ismi Mehmet Emin'in (Yurdakul), coskun vatanseverlik ve milliyetçilik duygulari ile kaleme aldigi Türkçe siirleri bunun ilk örnekleridir.

Milliyetçilik (Türkçülük) kavraminin bir diger evresinin 20. YY. baslarinda Rusya Türkleri arasinda yayginlik kazanmaya basladigini söyleyebiliriz. Kültürel milliyetçilik ile baslayan ve giderek Pan-Slavizme tepki olarak gelisen ve Pan-Türkizim olarak nitelendirilen bir yapiya büründügünü ifade edebiliriz. Dilde, fikirde, iste birlik' parolasi ile ortak bir edebî dilin temellerini atan Ismail Gaspirali’dan Hüseyin-zâde Ali (Turan) ve Ziya Gökalp’e Türkçülügün, ideolojik temellerine oturmaya basladigini söyleyebiliriz. Ama bütün bunlarin ötesinde Rusya'dan Türkiye'ye gelen Yusuf Akçura’nin Üç Tarzi-Siyaset adli makalesinde “Osmanli Milleti vücuda getirmekle ugrasmak beyhude bir yorgunluktur' diyerek konuya farli bir pencere açmistir. C. W. Hoster'e göre, 1848 'Komünist Manifestosu' komünistler için nasil bir rol oynamissa, Akçura'nin makalesi de Türkçüler için benzer bir rol oynamistir demektedir.

25 Aralik 1908 tarihinde Yusuf Akçura, Necip Asim ve Veled Çelebi'nin öncülügünde, Ahmed Mithat, Emrullah Efendi, Bursali Mehmed Tahir, Ahmed Hikmet Bey, Korkmazoglu Celal, Akyigitzâde Musa, Fuad Raif Bey tarafindan kurulan “Türk Dernegi” Türkçülük fikrine dayanan ilk teskilât olma

özelligine sahiptir. Bununla beraber Genç Kalemler Hareketi, Türk Yurdu dernekleri, Türk Yurdu Cemiyeti, ve nihayet bu manada en etkililerinden olan ve 25 Mart 1912 tarihinde resmen kurulan Türk Ocaklari, Türkçülük fikriyatinin ve ideolojinin yapi taslarini olusturmustur.

Türkiye Cumhuriyeti ile beraber Milliyetçilik kavramini, Milli Mücadeleyi yürüten kadrolara atfedilen 'milliyetçiler' tanimlamasindan ayri düsünemeyiz. Tamamen milliyetçi saiklerle hareket bu kadrolara o günlerde özellikle batililarin bakis açisi bu sekilde idi. Mustafa Kemal ve arkadaslari, soyut, idealize özlem ve güzellemelerin odaginda bir milliyetçilik anlayisi yerine yakin ve gerçekçi hedeflerin merkezinde bir ulus–vatan kavramina yönelmistir. Sonuç odakli, vatandaslarinin refah ve zenginligini amaçlayan, çagdas medeniyet idealini gerçeklestirmeye yönelik somut adimlar atmistir. Bu manada milliyetçilik anlayisinin vatandaslik bilinci ile güç kazanan tarafina isaret ederek irk temelli yaklasimlari dislamistir. Türk milletinin beka ve gerçekçi hedeflerinin Islamcilik ve Turancilik gibi uzak hayaller yerine tüm milletler ile medeni iliskiler kurabilen gerçekçi ve modern bir milliyetçilik modelini ortaya koymustur.

Son olarak, neset ettigi Osmanlinin son döneminden cumhuriyete giden yolda islevlik kazanan Türk milliyetçiliginin, modern dünyada ne ifade ettigini, yakin geçmisten günümüze hangi evrelerden geçtigini de ayri bir baslikta anlatmak ve yorumlamak gerektigini düsünüyorum.

 

(Devam edecek)