HAKKI ÖZNUR : GLADYO PLANLADI ,ÇEKİÇ GÜÇ DESTEK VERDİ, PKK KATLİAM YAPTI

Ülkücü fikir ve siyaset adamı, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun Dava ve Yol arkadaşı, Milliyetçi, Ülkücü camianın Kanaat önderlerinden, araştırmacı-yazar Hakkı Öznur, Başbağlar katliamının 29. yılında Başbağlar katliamını
Güncel 7.07.2022 21:13:00 0

Ülkücü fikir ve siyaset adamı, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun Dava ve Yol arkadaşı, Milliyetçi, Ülkücü camianın Kanaat önderlerinden, araştırmacı-yazar Hakkı Öznur, Başbağlar katliamının 29. yılında Başbağlar katliamını ele alan, katliamı yapan PKK terör örgütünü ve PKK’yı “maşa” olarak kullanan dış mihrakları anlatan, belgesel niteliğinde bir yazılı açıklama yayımladı.

Açıklamasında, Başbağlar katliamının arkasında PKK vb. örgütleri taşeron olarak kullanan, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak ve iç savaşa sürüklemek isteyen, 93 sürecinde işlenen bir çok suikastler de rolü ve eli bulunan “Çekiç Güç”ün de parmağı olduğunu söylemiştir.

Öznur açıklamasında “Çekiç Güç” denen kirli ve karanlık gücün Ortadoğu’da başta Barzani ailesi olmak üzere bütün bölücü gruplara her türlü desteği verdiğini, terör örgütü PKK ile de ilişkisi olduğunu 93 sürecinde ve sonrasında PKK’ya silah, cephane, lojistik yardımında bulunduğunu, himaye ettiğini, açıklamasında yazmıştır.

Hakkı Öznur açıklamasında yine tarihe not düşerek, Başbağlar Katliamını yapan PKK militanlarının içinde Kripto Ermenilerin olduğunu yazmıştır. Yazısında, Bölücü örgütlere, “Derin Sol” örgütlere, Sol çevreler içinde yer alan kripto Ermenilere ve kripto Yahudilere dikkat çekmiştir. Öznur açıklamasında, “Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri kripto Ermeniler ve kripto Yahudiler’dir.” demiştir.

Hakkı Öznur’un tarihe öneme sahip açıklamasının tam metni:

BAŞBAĞLAR KATLİAMININ ARKASINDA GLADYO VE ÇEKİÇ GÜÇ VARDIR

1993, Türkiye’nin en karanlık yılı. Siyasi suikastlar, cinayetler, PKK katliamları, şüpheli ölümler…

Türkiye’de, 1993 yılının Temmuz ayında meydana gelen iki olay, ülke tarihinin en acı hatıraları olarak kayda geçti. 2 Temmuz Sivas olayları ( Madımak), 5 Temmuz Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde yapılan katliam.

Sivas olayları (Madımak) ve Başbağlar katliamı ile laik-antilaik, Alevi-Sünni çatışması çıkarıp, toplumu cepheleştirmek ve kamplaştırmak istemişlerdir.

'Kirli Güç' olan Çekiç Güç destekli PKK eylemleri ile birlikte suikastlar da devam ediyordu. 1991-1994 yılları arasında Çekiç Güç'e karşı çıkanlar, peş peşe suikast ve şüpheli ölümlerle hayatlarını kaybedecekti. Bingöl-Elazığ karayolunda korumasız yola çıkarılan 33 erimizin şehit edilişi, Sivas ve Başbağlar olayları, yine 1993 yılının en karanlık olaylarındandır.

1990-1994 sürecinde, 30 civarında jandarma karakoluna PKK tarafından silahlı, bombalı düzenlendi. 1990-1994 arasında 2968 vatan evladı, PKK terör örgütü tarafından şehit edildi.

93 yılında meydana gelen Sivas ve Başbağlar olayları, birlikte planlandı. Alevi-Sünni çatışması çıkartılmak istendi. Başbağlar katliamı sonrası üç bildiri bırakıldı. Bildirilerde; “Sivas ve Dersim'in intikamı alındı” ifadeleri yer aldı.

Bu katliamın, üç gün önce Sivas’ta Madımak Oteli ve çevresinde yaşanan olaylarda 37 kişinin ölmesinin intikamı gibi gösterilmeye çalışılması, milletimizi karşı karşıya getirme kurgusudur.

Madımak ve Başbağlar olayları birlikte ele alınmalı ve ikisi birlikte muhakeme edilmelidir. Madımak ve Başbağlar olayları, birbirinden bağımsız değildir. Başbağlar’ın sırları, 29 yıla rağmen çözülmedi, çözdürülmedi.

​Madımak provokasyonunun ardından, PKK tarafından, Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde gerçekleştirilen katliamın acısı, aradan geçen 29 yıla rağmen tazeliğini koruyor. Şehitlerin yakınları, adaletin tecelli olacağı günü bekliyor.

BAŞBAĞLAR KATLİAMI PLANLI BİR KATLİAMDIR

Başbağlar katliamı hala derin bir yaradır. 29 yıldır yürekleri yakan acı, Başbağlar katliamı,

29 yıl önce 5 Temmuz 1993 yılında, Erzincan'ın Başbağlar köyünde bir katliam yaşandı. Başbağlar katliamı, 1993 yılının Temmuz ayında, bir hafta içinde gerçekleşen ve Türkiye’yi derinden sarsan iki olaydan birisidir. Sivas olaylarından üç gün sonra, 5 Temmuz 1993 günü saat 20.00 sularında, Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne saldıran 150 kadar PKK’lı militan 1.5 saat örgüt propagandası yaptıktan sonra tüm erkekleri kurşuna dizdi. Daha sonra köy ateşe verildi ve 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakıldı. PKK'li caniler 28 kişiyi kurşuna dizerek, 5 kişiyi de yakarak şehid etti. Başbağlar köyünde toplam 33 sivil masum insan, PKK tarafından hunharca katledildi.

Başbağlar’ın terör örgütü tarafından seçilmesi bir tesadüf değildi. Bilerek seçilmişti. İç savaş tahrikçilerinin amacı, Alevi-Sünni çatışmasını körüklemekti. Başbağlar katliamı bilinçli bir şekilde gerçekleştirildi. Başbağlar köyü, Sünni bir kimliğe sahipti. Çevrede yer alan Alevi köyleriyle de düşmanlık sebebi sayılan herhangi bir ilişkileri söz konusu olmamıştı.

Sivas olayları (Madımak) ve Başbağlar katliamı ile laik-antilaik, Alevi-Sünni çatışmaları çıkarıp, toplumu cepheleştirmek ve kamplaştırmak istemişlerdir.

Mazisi 700 yıla dayanan Başbağlar’da yaşanan katliam, milletimizin ortak acısıdır. Ortak yasının adıdır. Başbağlar katliamı, açık bir vahşet örneği olmasına rağmen, birtakım çevrelerce görmezlikten gelindi. Başbağlar katliamı, Türkiye'nin halen kanayan yarasıdır.

Türkiye’nin yakın tarihine kara bir leke olarak geçen Başbağlar katliamının üzerindeki sis perdesinin bir türlü aralanmaması, olaya ilişkin davanın oldubittiye getirilmesi manidardır.

Bu dünyada adalet tecelli etmese de Adl-i İlahi’de, Mahkeme-i Kübra’da mutlak adalet tecelli edecektir. Failler, yataklık edenler ve ihmal edenler hak ettikleri cezayı bulacaklardır.

ÇEKİÇ GÜÇ HELİKOPTERLERİ BAŞBAĞLAR ÜZERİNDE NE GEZİYORDU?

Katliamın faili belli. Emperyalist güçlerin taşeronu PKK. Başbağlar katliamını PKK’nın yaptığı, ancak bu kanlı eylemin, kendilerine yabancı bir devlet veya devletler tarafından sipariş verildiği, PKK’nın bir “stratejik bir maşa” olarak kullanıldığı bir gerçektir.

5 Temmuz 1993 günü, OHAL kapsamında olmadığı halde Başbağlar semalarında ABD helikopterleri uçuyordu. ABD'nin oluşturduğu Çekiç Güç'ün Başbağlar semalarında ne işi vardı? Başbağlar, OHAL dışında bir köy olmasına rağmen Çekiç Güç helikopteri, olay günü Başbağlar semalarında ne geziyor?

PKK, Başbağlar’da katliam yaparken Başbağlar semalarında karanlık güç, Çekiç Güç helikopterleri uçuyordu. Çekiç Güç’ün PKK’ya lojistik destek sağladığı açık ve nettir. PKK tarafından gerçekleştirilen başta Başbağlar olmak üzere birçok katliamda, PKK içindeki kripto Ermeni militanlar, eylemlerde yer almıştır.

1993 yılı katliamlar, suikastlar, faili meçhuller, Çekiç Güç cinayetleri yılıdır. Yine Alevi-Sünni çatışması çıkarıp, Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya yönelik planların , senaryoların uygulandığı yıldır.

'Kirli Güç' olan Çekiç Güç destekli PKK eylemleri ile birlikte suikastlar da devam ediyordu. 1991-1994 yılları arasında Çekiç Güç'e karşı çıkanlar, peş peşe suikast ve şüpheli ölümlerle hayatlarını kaybedecekti.

Başbağlar katliamı, açık bir vahşet örneği olmasına rağmen, birtakım çevrelerce görmezlikten gelindi. Başbağlar katliamın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, olayın aydınlatılmasına dair hala herhangi bir adım atılmamış, esaslı bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.

Türkiye’nin yakın tarihine kara bir leke olarak geçen Başbağlar katliamının üzerindeki sis perdesinin bir türlü aralanmaması anlamlıdır. Başbağlar’ın gerçek failleri, onlara katliam emrini veren, gladyonun merkezidir. Alman istihbaratı vb. Türkiye düşmanı merkezler de Madımak olayında, Başbağlar katliamında, PKK vb. taşeron örgütleri kullanmıştır.

Başbağlar katliamının ardından güvenlik güçlerinin olayı daha ayrıntılı bir şekilde araştırmak istemesi, özellikle, koalisyon hükümetinin SHP kanadı tarafından engellenmeye çalışılmıştır. SHP, Başbağlar dosyasının kapatılması için büyük uğraş veriyordu.

BAŞBAĞLAR DOSYASINI KAPATTILAR!

Başbağlar katliamı, açık bir vahşet örneği olmasına rağmen, birtakım çevrelerce görmezlikten gelindi. Başbağlar katliamın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, olayın aydınlatılmasına dair hala herhangi bir adım atılmamış, esaslı bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır. 1994 yılında, Erzincan DGM’de başlayan Başbağlar katliamı duruşmaları, İzmir DGM’ye alınmıştır. Erzincan’da açılan davanın, İzmir’e alınması da çok manidardı. Adalet Bakanlığı’na hâkim olan ve kadrolaşan mezhepçi zihniyet, Başbağlar katliamında yer alan sanıkların Sol görüşlü olması nedeniyle davanın mağdurlarca takibinin zorlaşması ve mağdurlar üzerinde her türlü psikolojik baskıların uygulanması için davayı sudan sebeplerle İzmir’e aldırdılar. İzmir DGM’de devam eden davada Başbağlar mağdurlarına her türlü baskı yapılıyordu. Katliamı yapanlar, onların suç ortakları ve arkalarındaki o karanlık odaklar ortaya çıkmasın, deşifre olmasın diye uğraşılıyordu.

1998 yılında dava takipsizlikle kapanırken, 2013 yılında zaman aşımına uğramıştır. 2013 yılında Meclis araştırma komisyonu kurulması talebi reddedilmiş, olay adeta üstü kapatılmak istenmiştir.

Bosna –Hersek’in İlk Cumhurbaşkanı ,siyaset adamı ve düşünür Aliya İzzetbegoviç'in Srebrenitsa Katliamı ile ilgili söylediği meşhur bir söz var. 'Unutulan katliamlar tekrar edilir.' Katliamları unutursak tekrar ederler unutmamalıyız.

MUHSİN YAZICIOĞLU: PKK STRATEJİK BİR MAŞADIR

Milletin adamı, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas olayları gibi Erzincan Başbağlar katliamının arkasında da “Gladyo türü karanlık odaklar, yapılar var” diyordu. Yazıcıoğlu’na göre, Başbağlar katliamını yapan terör örgütü PKK, küresel güçlerin stratejik bir maşasıydı. PKK, bu hain ve alçakça yapılan katliamda sadece taşeronluk yapmıştır.

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, şehadetinden 16 yıl önce BBP 2. Genişletilmiş İstişare Toplantısı’nda Sivas ve Erzincan olaylarını da geniş bir şekilde ele almış, bu konularla ilgili partililere şu önemli sözleri söylemişti:

“Dün, insanlarımızı Sağcı-Solcu diye kamplara bölerek karşı karşıya getiren zihniyet, bugün yeni fesatlar içindedir. Halkımızı bu defa Türk-Kürt, Alevi-Sünni ve laik-antilaik şeklinde kamplara ayırmaya çalışmaktadırlar. Nitekim Sivas olayları, bu fesat planın bir denemesidir. Hemen ardından ise Erzincan’da Başbağlar köyünde yapılan katliamla, bu planın başka bir safhası yürürlüğe konulmuştur. Biz, kaynağı ne olursa olsun şiddet ve terörün her türlüsüne karşıyız. Nitekim Sivas olaylarında kibriti yakarak Madımak Oteli’ni ateşe veren zihniyete ne kadar karşıysak, Madımak Oteli’ni yakan insanlık dışı canilere de o denli karşıyız. Fakat Türkiye’de bazı çevreler, Sivas olaylarını, Müslümanlığı karalama kampanyasına dönüştürerek, gündemden hiç indirmezlerken, Erzincan’ın Başbağlar köyünde yapılan katliamı görmezlikten gelmektedirler. Bu, açık bir çifte standarttır. Biz, güneydoğuda sınır karakollarımızı basarak, gencecik askerlerimizi şehit eden eşkıya ile Sivas’ta oteli ateşe veren zihniyet arasında hiçbir fark görmüyoruz. Ama ülkede kamuoyu oluşturma aygıtlarını tekellerinde bulunduran egemen çevreler her nedense bu tür olayları değerlendirirken sürekli çifte standart kullanmaktan öte gitmiyorlar. Bu zihniyetleri de en az terör eylemleri kadar şiddetle kınıyoruz.”

TERÖRİSTBAŞI ÖCALAN BAŞBAĞLAR KATLİAMINI PKK’NIN YAPTIĞINI İTİRAF ETMİŞTİR

Katliamın ardından olay yerinde ele geçen, “Kamuoyuna Duyurulur” başlıklı, 5 Temmuz 1993 tarihli ve “PKK Dersim Eyaleti ARGK Komutanlığı” imzalı bildiride ise kanlı eylem üstleniliyordu. Başbağlar katliamı ile ilgili bir başka bildiride de “38’in, Dersim’in intikamını alıyoruz. Bu Sivas’ın karşılığıdır” yazıyordu.

PKK'nın merkezi yayın organı Serxwebun'da da eylemi örgütün gerçekleştirdiği kabul edilmişti. Madımak'tan 3 gün sonra Erzincan'daki Başbağlar köyünde gerçekleşen katliamı, PKK'nın yaptığı ortaya çıkmıştı. PKK'nın merkezi yayın organı Serxwebun'da da eylemi örgütün gerçekleştirdiği kabul edilmişti.

Abdullah Öcalan, Başbağlar katliamını örgütün gerçekleştirdiğini savunmalarında kabul etmiştir. Öcalan, olaydan habersiz olduğunu ve olayın sorumlusunun Dr. Baran kod adlı bir PKK sorumlusu olduğunu ifade ederek, katliamı PKK’nın düzenlediğini kabul etmişti. Olayın PKK'nın yayını Serxwebun'da da PKK'nın yaptığı şekliyle yazılmıştı. Abdullah Öcalan da savunmasında, eylemi PKK'nın yaptığını söylemiş, kendi inisiyatifi dışında eylemi gerçekleştiren Dr. Baran isimli PKK yöneticisini suçlamıştı.

Dr. Baran, Başbağlar katliamından uzun süre sonra başka konularda Öcalan ile ters düşerek öldürülmüştü. Murat Karayılan da karanlık örgütün kirli tarihini anlattığı PKK yayınında Başbağlar katliamını yaptıklarını söylüyor.

Başbağlar katliamının emrini veren kişi olarak gösterilen, PKK’nın Tunceli ve Erzincan sorumlusu “Doktor Baran” kod adlı “Müslüm Durgun”, örgütün en acımasız yöneticilerinden biriydi. 1990’ların başında PKK MK ve ARGK askeri konsey üyeliğine seçildi. Müslüm Durgun, 12 Mart 1994 günü Tunceli ilinin kuzeybatısındaki Yılan Dağı bölgesinde, “Öcalan’a muhalefet etmek, örgüt talimatlarına uymamak” gerekçesiyle, PKK lideri Öcalan’ın emriyle boğdurularak öldürüldü.

Müslüm Durgun, PKK’nın 5. kongresinde özel gündem maddesi olarak ele alındı ve hakkında “devrim şehidi” kararı çıktı. PKK’ya göre Durgun, infaz edilmemiş, intihar etmişti. Örgüte göre Durgun’un intihar sebebi, verdiği sözleri yerine getirmediği için duyduğu sorumluluğun yarattığı bunalımdı.

BİR KRİPTO: YÜCEL HALİS

Türkiye, terör örgütü yöneticilerinden Yücel Halis’i, 12 Mehmetçiğin şehit düştüğü, Dağlıca saldırısında ve kaçırılan 8 Mehmetçiği Kuzey Irak’a giden DTP milletvekillerine tutanakla teslim eden kişi olarak tanıdı. Kod adı Alişer Koçgiri olan PKK militanı Yücel Halis’in oldukça ilginç, karanlık ve kirli bir geçmişi var. Yücel Halis, PKK içinde “Koçgiri cellâdı” olarak biliniyor.

PKK’lı Yücel Halis, terör örgütüne 1988 yılında katılmıştı. 1991-1993 yılları arasında, 2 yıl cezaevinde yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra, PKK’nın sesi olan, İstanbul’da çıkan “Özgür Gündem” gazetesinde müessese müdürlüğü yaptı. 17 Nisan 1994’e kadar bu görevini sürdürdü.

Görünürde legal bir gazetede çalışmış olsa da illegal olarak örgütsel çalışmalarını devam ettirdi. Özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da PKK’nın örgütsel çalışmalarında yer aldı. 1994’ten sonra, teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın talimatıyla, örgütün Lübnan topraklarında bulunan kampı Bekaa’ya gitti.

Teröristbaşı Öcalan, 1994-1996 sürecinde örgüt içinde yeni bir yapılanmaya gider. Öcalan, 1921 yılında girişilen “Koçgiri isyanı”na atfen Koçgiri adını verdiği, sözde yeni bir eyalet daha kurmuştu. Öcalan, “Koçgiri eyaleti” olarak adlandırdığı Sivas-Zara-Divriği-Kangal ve Hafi bölgelerini kapsayan bu alanın sorumlusu olarak da 1995 yılında kripto Yücel Halis’i görevlendirdi.

Bu durum, terör örgütü PKK açısından şudur: Sivas, Erzincan ve Tunceli hattında Alevi-Sünni çatışması çıkartmak, kaosu derinleştirmekti. Öcalan, özellikle Yücel Halis’i ve kendilerini Kürt Alevi’si olarak tanımlayan PKK militanlarını, kitlesel çatışmaların çıkması ve eylemlerin artması için görevlendirmişti.

Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek, Alevi-Sünni, Türk-Kürt çatışması yaratmak için hazırlanan bu kaos planı doğrultusunda, 2 Temmuz 1993 Sivas (Madımak) olaylarından 3 gün önce, Erzincan-Sivas karayolunu kesen PKK’lı grubun içinde Yücel Halis de vardır.

Yücel Halis ile ilgili bir tanık, şunları söylemektedir: “Yücel Halis, Alevi kökenlidir. Örgüt içindeki Alevileri ajite ederdi. Sünni köylere yönelik eylemler gerçekleştirdi.”

PKK’da yer almış başka bir şahıs da şunları söylüyor:

“1994’te Selimiye köyüne yapılan baskın talimatını, Abdullah Öcalan bizzat Alişer Koçgiri (kod isimli) Yücel Halis’e verdi. Bu eylem yapılmadan önce Alişer, “Madımak Oteli’nin yakılması olayına karışanlardan bir tanesi bu köydür. Bu köy, Sünni Türk köyüdür, Aleviler yalnız değil, onlara sahip çıkılması lazım. Bölgede Alevilerin güçlü olduğunu ispatlamak amacıyla bu eylemin yapılması gerekiyor. Yani bölgede Alevilerle Sünnilerin birbirleriyle çatışması gerekiyor.” dedi. Selimiye köyüne gidildiğinde, köyde bulunan koruculardan dokuzu bir araya topladıktan sonra bu şahıslardan bir tanesinin eline saz verilip sazı çalması istendi. Şahıs sazı çalarken yanındaki 9 kişiyle birlikte tarandılar ve hepsi öldü.”

DAĞLICA, AKTÜTÜN KARAKOLLARINA YAPILAN HAİN SALDIRILARDA YER ALMIŞTIR

1994-1997 yılları arasında, güvenlik güçlerimize yönelik birçok kanlı eylemin içinde yer alan Yücel Halis, 1997 yılında terör örgütü lideri Öcalan’ın çağrısıyla Şam’a gitti. Daha sonra bir süre Ermenistan’da kaldı. Örgütün, Lübnan’daki Mahsum Korkmaz Akademisi adı verilen kampında bir süre yeni gelen PKK militanlarını eğitti. 2005 yılında PKK’nın Hakkâri bölge sorumlusu oldu.

Yücel Halis, Kandil’den aldığı emir ve talimatla, 21 Ekim 2007’de Dağlıca’da 12 askerimizin şehit edildiği, kanlı baskını planladı. Irak’ın kuzeyinden topraklarımıza giren 250 kişilik terör örgütü militanlarının, Hakkâri’nin Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca beldesinde, askeri konvoyumuza kurduğu pusu ve saldırısı sonucu 12 vatan evladımız şehit düşmüş, 8 askerimiz kaçırılarak Zap Vadisi’ndeki örgüt kampına götürülmüştü.

Yücel Halis, öldürüldüğü 10 Ekim 2011 tarihine kadar birçok kanlı eylemi planladı ve eylemlerde yer aldı. Katıldığı eylemlerden biri, güvenlik güçlerine göre, 4 Ekim 2008 günü Hakkâri Şemdinli’deki Aktütün Karakolu’na yapılan saldırıydı. PKK’nın bu kanlı eyleminde, 17 Mehmetçiğimiz şehit düşmüştü.

KRİPTO ERMENİLER, BDP’LİLER, KATİL YÜCEL HALİS’İN EVİNİ ZİYARET ETTİLER

Yücel Halis adlı vatan haini, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin KCK’ya yönelik olarak, kuzey Irak’ta Hakurk ve Hinere kamplarına yönelik, 10 Ekim 2011 günü düzenlediği hava operasyonunda 6 PKK’lı ile birlikte öldürüldü. Terör yapılanması HPG açıklamasında, öldürülen Alişer Koçgiri kod adlı Yücel Halis ile ilgili şunlar söyleniyordu:

“Alişer Koçgiri yoldaşımızın asıl ismi Yücel Halis’tir. Are ve Hakurk alanlarında gerilla çalışmalarına katılmıştır. Alişer yoldaşın birikimi, ideolojik teorik derinliği ve çok yönlü deneylerinden ve militanca duruşundan dolayı HPG meclis üyeliğine seçilmiş ve şahadetine kadar da bu görevi yerine getirmek üzere alanlarda çalışmalarda yer almıştır.”

Güvenlik güçlerimizce öldürülen PKK’lı militan Yücel Halis’in ailesinin Ankara Dikmen’deki evi de, dönemin BDP yöneticileri tarafından art arda ziyaret ediliyordu.

BDP İl Başkanı Ahmet Aday ve bir grup BDP’li, teröristin ailesini ziyaret ediyordu. Burada, BDP Ankara İl Başkanı Ahmet Aday, Mehmetçiklerimizin katillerinden biri olan, PKK militanı (HPG askeri konsey üyesi) Yücel Halis için, “Yücel Halis, tüm Kürtlerin şehididir” diyordu.

Teröristin ailesi adına bir konuşma yapan amca Ziya Halis de terör örgütü olan PKK’ya (KCK) adeta selam gönderircesine, ziyaretten memnuniyet duyduğunu ifade ediyordu. Bir nevi terör örgütünün propagandasını yapıyordu.

Kapatılan DTP’nin devamı olan BDP’nin milletvekilleri de Ankara’da PKK’lı militan Yücel Halis’in ailesinin evine sözde taziye ziyaretine gidiyordu. BDP’liler, 19 Ekim’de 24 şehit verdiğimiz Hakkâri Çukurca’daki kanlı katliamdan dört gün sonra, Van’da meydana gelen, Türkiye’yi yasa boğan, depremin ikinci gününde, Yücel Halis denen teröristin taziyesine katılıyorlardı.

PKK’nın sesi olan ROJ TV’de 24 Ekim 2011’de yayınladığı haberde, Yücel Halis’in evine gidenler arasında BDP’li vekiller, Sırrı Süreyya Önder, Nursel Aydoğan, Akın Birdal, katıldığını ana haber olarak duyuruyordu. Hatta terör örgütü mensubunun evindeki görüntüleri bile yayınlıyordu.

PKK’nın azılı liderlerinden biri olan, HPG yöneticisi Yücel Halis için öldürülmesinden 20 gün sonra, Ankara Dikmen’deki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi’nde, sözde bir hayır yemeği veriliyordu. Yemeğe amcası Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı ve yine aynı zamanda Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin kurucu ve ilk genel başkanı olan Ziya Halis, KESK Genel Başkanı, İHD Genel Başkanı ve BDP PM üyeleri ve çeşitli Sol örgütlerin temsilcileri de katılmıştı.

Ziya Halis, 20 Ekim 1991 yılında yapılan genel seçimlerde SHP’den Sivas milletvekili seçilmişti. SHP-CHP birleşmesi sonucu DYP-CHP hükümetinde önce Şehircilikten Sorumlu Devlet Bakanlığı daha sonra da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlerinde bulunmuştu.

Amca Ziya Halis, güvenlik güçlerimize yönelik birçok kanlı eylemleri planlayan, vatan evlatlarının hain pusularda şehit olmasına yol açan, kanlı eylemleri bizzat yöneten ve yer alan, bir katil olan yeğeninden dava adamı olarak bahsediyordu.

PKK propagandasına dönüşen, sözde taziye yemeğinde, Madımak olaylarını çarpıtan, bölücü ve ayrımcı bir dil kullanan amca Halis, Başbağlar ve diğer kanlı eylemlerde şehit düşen askerlerimizden ve sivillerden tek bir söz bile etmiyor, ayrımcılık yapmaya, Alevi vatandaşlarımızı istismar etmeye, gerçekleri tahrip etmeye devam ediyordu.

Bu ülkede milletvekilliği ve bakanlık yapmış bir kişi olan Ziya Halis, terör örgütü PKK’ya gösterilen milli tepkileri ise konuşmasında şovenistlikle itham ediyordu. Ziya Halis, azılı bir katil olan yeğenine övgüler dizerken, 11 gün önce Hakkâri Çukurca’da (Kekliktepe) PKK tarafından şehit edilen Mehmetçiklerden ve 9 gün önce Van depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımızdan hiç bahsetmiyordu.

PKK 45 YILDA 500 KÖY BASMIŞ ONLARCA KÖYDE TOPLU KATLİAM YAPMIŞTIR

Başbağlar katliamı… Unutmadık! Unutturmayacağız! PKK'nın katliamları, Başbağlar'la sınırlı değil. PKK terör örgütü, 1978 ile 2022 arası 500 köy basmıştır. 400 köyde toplu katliam yapmıştır. (Kundaktaki bebekler dahil öldürdüğü çocuk sayısı 850 civarındadır) 9 bin civarında sivil masum insanı katletmiştir. 10 binden fazla askerimizi polisimizi şehit etmiştir. PKK, yaptığı katliamlarla sivil ve masum insanların kanını döktü ve dökmeye devam ediyor.

PKK, Marksist-Leninist Türk Sol’unun önemli bir bölümünün mukaddesi olmaya devam ediyor. PKK ve HDP destekçisi, Amerikancı Türk Sol’u, bugün PKK’ya karşı bir tavır alamıyor.

Totaliter teori ve pratikte, üstüne yok olan PKK diktatörlüğüne destek veren sözde aydınlar, sözde akademisyenler, terörizme bilinçli olarak en açık desteği veren vatan hainleridir.

2015-2016 sürecinde hendeklerin önünde “Keleştir silahımız, Nevruzdur bayrağımız. PKK’dır partimiz, TC’dir rakibimiz” denilerek Türkiye’ye kin kusan, devlete başkaldıran, Amerikan, İngiliz, İsrail uşağı taşeron PKK terör örgütüne desten veren, işte bu beşinci kol çevrelerdir.

Amerikancı Sol çevreler, bölücü terör örgütü PKK’yı bırakalım kınamayı, “hendek” eylemlerine arka çıkmışlardır.

HDP ve PKK yandaşı aydın müsveddeleri, yine Türkiye düşmanlarıyla beraberler. Bunlar ABD, AB ve Rus lobilerinin uşağı, katil BAAS rejiminin gönüllü muhafızlarıdır. Sözde aydınlar terör örgütü PYD’yi değil devleti suçlamaya devam ediyorlar.

Dünyanın en kanlı sivil katliamlarını yapan terör örgütüne ‘Çiçek Çocukları’ muamelesi yapan, Amerikancı Türk Solcuları, sözde aydınlar, sözde akademisyenler, devlete ise terör örgütü muamelesi yapmaktadır.

Diyarbakır’da, Ankara’da, İstanbul’da vb. yerlerde tonlarca bomba kullanılarak gerçekleşen saldırılar ve bu saldırılarda hayatını kaybeden çocukların, sivil insanların, askerlerin, polislerin, PKK destekçisi devlet ve demokrasi düşmanı bu vatan hainleri için bir önemi yoktur. Bunlar, PKK’lı katillerin, bebek katillerinin, canilerin yasını tutar, onların cenaze törenlerine katılır, başrolde yer alırlar.

APO İTİNİ “BARIŞ MELEĞİ”, TERÖRİSTLERİ DE “ÇİÇEK ÇOCUKLARI” GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORLAR

Apo itini, “Barış Meleği”, Zerdüşt PKK’yı “Barışsever”, teröristleri de “Çiçek Çocukları” gibi göstermeye çalışmışlardır. Cinayet şebekesi, bebek katili PKK terör örgütünü özgürlükçü ve barış yanlısı gibi bir STK gibi göstermeye kalkarak algı operasyonu yapmışlar ve meşrulaştırmaya çalışmışlardır.

Hendek sürecinde “Kürt kanıdır kanımız, Apo’dur başkanımız. Kürdistan toprağımız, gerilladır adımız” gibi ırkçı, bölücü marşlar söyleyen, terör örgütü militanlarına sahip çıkan, terör örgütünü masum göstermeye çalışan sözde akademisyenler, küresel emperyalizmin yerli işbirlikçileridir.

PKK’ya destek açıklaması yapanların ve teröre destek bildirilerini imzalayanların demokrasiyle, hukukla, ilimle, bilimle ilgileri yoktur. Üniversite kürsüleri onlar için birer teröre destek ve propaganda aracı olmuştur. Bunlar, aydın görünümlü terör destekçileridir.

Teröre destek vermek ifade özgürlüğü olamaz! Bebekleri öldüren bir terör örgütü ile dayanışma içine girenler, bebek katillerine arka çıkanlar, ifade özgürlüğünden bahsedemezler.

Sol tandanslı, çoğu etnik ve mezhep ayrımcılığı yapan sicilleri bozuk, soğuk savaş döneminden kalma, bir kısmı onların ardılları olan sözde akademisyenler, yine iç savaşa hizmet etmekteler, terör baronlarına, silah lobilerine, akademik lojistik sağlamaktalar.

HDP/PKK çizgisinde yayınlanan açıklama ve bildirilerin haysiyet ve mantığı yoktur. Türkiye’yi karalayan bölücü söyleme sahip bildiriler, en çok HDP’yi, Kandil’i ve Amerika’yı memnun etmiştir. Yapılan açıklamalar ve bildiriler, PKK’ya dokunma bildirisidir.

Ruhlarını şeytana satmış sözde aydınlar, sözde akademisyenler, bebek katillerine hamilik yapmışlardır.

Bunların çoğu devletten maaş alan, devletin beslediği kişilerdir. Birçoğu da ABD, AB ve Soros’un vakıflarından maaş almaktadırlar. CIA vb. istihbarat servisleriyle ilişkili yapılarla bağlantıları vardır. Bunların yaptığı düpedüz devlet düşmanlığıdır, nüfus ajanlığıdır, beşinci kol faaliyetlerinde yer almaktır.

Karen Fogg’un çocukları olarak bilinen güya akademisyen ve araştırmacı unvanı yakıştırmış bu güruh, terör örgütünün eylemlerini hep savunmuşlardır. Bölgede elinde silahlarla halka kan kusturan PKK despotizmine karşı çıkacaklarına, hak ve özgürlükler ihlal eden, devlete başkaldıran PKK terör örgütünün borazanlığını yapıyorlar. Bunların yaptığı ülkeye, vatana ihanettir. Bunun adı müstemleke zihniyetidir. Bunun adı mandacılıktır.

Şiddeti meşrulaştırılan, devletin yaptığı operasyonları katliam olarak nitelendirenler, düşünce özgürlüğünden söz edemez.

PKK kurucularından kripto Ermeni Sakine Cansız’a selam gönderen, Amerikancı Solcular, PKK tarafından katledilen kundaktaki bebeklere, sivil insanlara geldi mi üç maymunu oynuyorlar.

Terör örgütü PKK tarafından katledilen Şenay, Neşe, Ayşegül, Dilay, Esma, Aynur, Nesrin, Ahmet, Mehmet, Mustafa, İsmail, Rüstem, Uğur, Necmettin, Kubilay gibi öğretmenler, Eren gibi gençler Bedirhan gibi bebekler, PKK destekçisi Türk Solcuları için hiçbir şey ifade etmez. Çünkü vicdansızlardır, ahlaksızlardır, namussuzlardır.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK PROBLEMLERİNDEN BİRİ KRİPTO ERMENİLER VE KRİPTO YAHUDİLERDİR!

Erzincan, Tunceli vb. yerlerden gelen kripto Ermeniler de PKK’lı terörist Yücel Halis’in ailesine sözde taziye ziyareti altında açıkça desteklerini gösteriyordu. Ülkemizin en büyük problemlerinden biri kripto Ermeniler ve kripto Yahudilerdir. Türkiye’de, medya ve siyasette kendi kimliklerini gizleyerek Türk’e düşmanlık eden kriptolar, güçlü ve etkili bir kesimdir.

Mehmetçiklerimizi, polislerimizi, sivil ve masum insanlarımızı şehit eden PKK’lı hainler arasında kripto Ermeniler de vardır. PKK ve benzeri Türk ve Kürt Sol’una mensup bazı örgütlerin, gladyo tarafından taşeron olarak kullanıldığı, bugün açık bir gerçektir.

Başta PKK olmak üzere derin Sol örgütlerin kurucuları, liderleri, militanları, ideologları arasında, çok sayıda Kürt görünen, Alevî görünen, ismi Müslüman, kartta dini İslam yazan ama asıl kimliği Ermeni olan Yahudi olan kriptolar vardır. Marksist örgütler, bölücü örgütler içinde kripto Ermenilerin ve kripto Yahudilerin olduğunu Ortadoğu’da bütün çevreler bilir.

Ülkemizde aslen Ermeni olmalarına rağmen kendilerini Kürt-Alevi diye tanımlayarak gizlenen, on binlerce kripto Ermeni vardır.

Kimliklerini gizleyerek, sözde Müslüman gözüken kriptolar, bugün hayatın her alanında varlar. PKK içerisinde, Ermeni kökenli elemanların varlığı, dikkat çekici kadar çoktur.

Türkiye’nin son 45 yılında milletimizi acılara boğan, etnik ve mezhep çatışmalarının arkasında kim, kimler olduğunu öğrenmek istiyorsak Türkiye düşmanı, İslam düşmanı, kripto Yahudileri, Pakraduniliği, Pakradunileri, kripto Ermenileri, çok iyi bilmek zorundayız. Türk düşmanı, Ermeni-Yahudi karışımı Pakraduniler, kripto Ermeniler, her yere sızmıştır.

Bu konuda devletimiz ve istihbarat kurumları, çok hassas olmalı, bu hainleri, bu kriptoları çok ciddi takip etmeli, deşifre etmeli ve gizlendikleri yerleri bulup devlet ve millet aleyhine olan kirli ve karanlık çalışmalarına dur demelidir. Bu kriptoların ve beşinci kol grupların devletimiz ve milletimiz aleyhine olan kirli faaliyetlerini engellemelidir.


Salı 7 ° / 3.7 °
Çarşamba 8.6 ° / 1.9 °
Perşembe 5.7 ° / 3.9 °