Selçuk Özdağ İle Özel Röportaj: 'Cumhuriyetin Şehir ve Mimarî Tefrikası - 2'

Doç. Dr. Selçuk Özdağ ile şehircilik anlayışımızın köklerine inerek keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Özdağ, şehircilik ve mimariye olan ilgisi ve bilgisiyle Türklerin fethettikleri yerleri kültürleriyle nasıl bayındır hale geti
Güncel 29.03.2022 17:43:00 0

ENPOLİTİK: Kamu binaları nasıl yapılıyor? Kim inşa ediyor?

SELÇUK ÖZDAĞ: Osmanlı’da bakanlık, adliye, valilik, tapu müdüriyeti gibi kamu kuruluşlarına ait resmi binalar yoktur. Yani, klasik dönemde resmî yapı, kamu kuruluşu binası yoktur. Peki, resmî bina, kamu kuruluşu binası yok ise, resmî işlemler nasıl ve hangi mekânlarda yürütülüyordu?

Resmî işler, resmî devlet görevlilerinin konaklarında yürütülüyordu. Osmanlı’daki konak mimarîsi ve kültürü önemlidir.

Bugün hâlâ bazı şehirlerimizde gördüğümüz Vali Konağı, Kadı Konağı, Paşa Konağı gibi yerleşkeler Osmanlı resmî binalarıdır.

Hükümet Konakları ise daha sonra; 1860’lardan sonra inşa edilmeye başlanmıştır.

ENPOLİTİK: Şehrin sivil yerleşiminin esasları, teamülleri vardır, öyle değil mi?

SELÇUK ÖZDAĞ: Halkın istifadesi için yapılan camiler, medreseler, hanlar, hamamların inşa mantığı aynıdır.

Hepsinde ihtiyaç, mahallî malzeme ile inşada insanî boyut mutlaka gözetilmiştir. Mesela bir camiden yüksek ev, bina veya yapı görmeniz mümkün değildir. Şehirde, abidevî (anıt özelliği taşıyan) tek yapı kubbe ve minaresiyle camiidir. Şehrin en büyük camisi ise, Ulu Camii’dir.

Klasik ticaret merkezi çarşıdır. Esnaf, meslekler itibariyle aynı çarşıda toplanmıştır. Camiden sonraki en önemli yapı hamamdır. Zaten camisiz ve hamamsız Türk şehri düşünülemez.

İmarethaneler, medreseler, tekke ve zaviyeler, han, kervansaray, çeşme, köprü, türbe ve mezarlıklar şehrin diğer önemli yapılarıdır.

Bilge Mimar Turgut Cansever, “Ev ve Şehir” isimli kitabında mahalle hakkında şöyle yazmıştır:

“Mahalle, bir şehirde kendi kendini yöneten idari bir birimdir. İnsan ölçeğindeki bu mahallelerde, mahalle sakinleri aynı zamanda çevre bilincinin farkına varırlar. Bu mahallenin yani çevrenin her türlü sorumluluğuna katılırlar.”

Bu durum, Osmanlı şehrinin değişmez bir kuralıdır.

Şehirler; dağların yamaçlarına yaslanmıştır. Neden? Öncelikle tarım arazileri korunmuştur, tarım arazileri şehir toprağı olmamıştır. İkinci olarak, depremler için ciddi bir tedbir alınmıştır. Düz ovalarda kurulan şehirlerdeki yıkımı görüyoruz şimdi.

Sakarya örneği herkes için ders olmalı. Sakarya, topoğrafik olarak koyu yeşil arazi üzerine inşa edilmiştir. Yani sulak, yemyeşil topraklar üzerine inşa edilmiştir. Tabii deprem olunca da hepsi yıkıldı. Acı bir şekilde yaşadık.

Şehirleri dağların yamaçlarına inşa etmenin bir özelliği de nedir, biliyor musunuz?

Yamaçlarda inşa edilen her ev, önündeki evden biraz daha yüksektedir. Böylece hiçbir ev, bir diğerinin güneşine mani olmaz. Bütün evler ve bütün şehir, güneş ışığı alır.

Düşünün; şehirler aydınlık, evler aydınlık, insanlar aydınlık, mutlu, mesut…

Aydınlık insanlar, aydınlık şehirler kurar; aydınlık şehirler ise aydınlık nesiller yetiştirir. Bu yüzden şehirler, yapısı ve mimarîsiyle halkının değerlerini, inançlarını, velhasıl kültürünü yansıtır.

Osmanlı’yı büyük yapan budur. Medeniyet haline getiren bu anlayıştır.

Osmanlı, dünya içinde kendi dünyasını kurmuştur, yaşamıştır, yaşatmıştır.

Osmanlı’da toprak kullanımı, arazi kullanımı, mekân kullanımı kısaca bu şekildedir.

-Devamı Gelecek-


Pazartesi 3.8 ° / 0.5 °
Salı 2.7 ° / -3 °
Çarşamba 3.2 ° / -3.9 °