Sümer Ezgü; Milli Müziğimiz MEB’de, Gerektiği Gibi Yer Almalıdır...(2)

THM Ses Sanatçısı, Araştırmacı, TV Programcısı Sümer Ezgü ile “sanat, toplum, halk kültürü v.b.” konularında yaptığımız söyleşiye devam ediyoruz
Ropörtaj 12.03.2022 09:38:09 0

AY: “12. Engelsiz Yaşam Vakfı”, 2021 yılının en başarılı Türk Halk Müziği Sanatçısı ödülünü size vermiş. Antalya’da “Sümer Ezgü Sanat Akademisi'nde topluma eğitim veriyorsunuz.  Nasıl bir çalışma yürütülüyor?

EZGÜ: Ödülü, yapılan üretimin farkedilmesi ve değer görmesi olarak algılıyorum ve bu insanın hoşuna gidiyor.

Antalya Konyaaltı’nda açtığımız Sümer Ezgü Sanat Akademisi; “milli sazlarımız, batı sazları, halk oyunları, eşli salon dansları, bale, tiyatro, diksiyon, çocuk drama ve yetişkin sertifikalı drama eğitmenliği, THM-TSM ve çocuk koroları, müzik okulu sınav hazırlıkları, nota-solfej, ses eğitimi” gibi derslerin olduğu Türkiye’de çok az rastlanan kapsamlı bir okul.

MEB sertifikası ve yurtdışında da geçerli burs imkanı sağlayan London College sertifikası vermemiz ayrı bir özelliğimiz.

AY: “Sümer Ezgü İle Anadolu’dan Geldik” TV programımızın 13 bölümlük çekimleri bitti.  Halk kültürü her şarta rağmen devam ediyor! Çekimleriniz  nasıl geçti?

EZGÜ: Çok iyi geçti. Stüdyo programına göre daha zorlu ama anlamlı, arşivlik ve geleceğe tohum eken belge niteliğinde bir program. Televizyonculuk eskisi gibi değil. 6 günde 13 bölüm çekiliyor. Konuk organizasyonu, repertuvarlar, program içeriği, nitelikli program üretme çabası ve verimlilik açısından hep daha alt seviyede oluyor. Kendimi iyi hissetmiyorum bu zorlamada özsaygımı kaybediyorum. TRT’nin istediği bu yeni program Anadolu’dan Geldik’te otantik müziklerini çekerken halkın içinde rahat ediyorum. İletişimim çok rahat oluyor. Ciddiye alıyorum onları. Sömürmeden samimi olarak değer veriyorum.  Onlar beni seviyor ve güveniyor, Köy çalgıcıları, düğün çalanlar, halk sanatçıları, ozanlar aslında kültür taşıyıcılarıdır.Yani bizim milli kültürümüzün köklerini oralarda buluyoruz. Anadolu’nun gücünün, üretiminin ve birlikteliğinin içinde hissediyorum kendimi. Değerleri, gerçek olan neyse onu çekip aktarıyor, aldatmıyoruz halkımızı. Çok çabuk bitti diyorlar. Derleme çalışması gibi nitelikli programlar çıkarıyoruz.

AY: Ülkemizde 48 Konservatuvar var. THM eğitiminde önemli bir yol alındığına inanıyor musunuz?

EZGÜ: Her şeye rağmen inanıyorum. Oralardan yetişen gençlerin hepsi olmasa da, idealleriyle müzik üretenler ve eğitimin içinde yer alanlar var.

Halk müziği okul eğitimiyle yeterli olmayacağı için mahalli ustaların bu okullarda konuk edilmesi, videolarının izletilmesi ve çocuklara ustaların sanat sırlarının aktarılmasını öneririm. Çünkü işin bu usta çırak tarafı çok değerli. Ayrıca armoni bilgilerinin daha yeterli olması gerektiğini düşünüyorum. Ağırlıklı Klasik Batı Armonisi öğretiliyor ama, Türk Müziği Armonisi konusunun önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mezun olduktan sonra eserlerin ruhuna uymayan armoniler yazılıyor, bu da ya arabeskleştiriyor türküleri ya da uyumsuz düzenlemeler çıkıyor. Rahmetli Attila Özdemiroğlu ile Anadolu Müzikali projemi çalışıyorduk. Tamer Levent sahneleyecekti. Attila Abi “Sümer, biz 3 lü armoniyle de güzel şeyler yazdık ama bizim müziğimizde 2 li armoni daha doğru” demişti. Bu bilgi Kemal İlerici’nin kitaplaştırdığı ve öğrencisi Ertuğrul Bayraktar Hoca’dan bize aktarılan, benim de inandığım ve  uyguladığım bir sistemdir. Batı eğitimi almış arkadaşlarım ile çalışırken önceleri bunu algılayamayıp sonradan kabul ediyorlar. Laboratuvar çalışması gibi bu sesler denenmeli.

Ayrıca batı konservatuvar eğitimi alan müzisyen adayları mutlaka kendi öz müziğinin, melodik ve ritmik yapılarını öğrenmeli okullarda. Çünkü sonra alana çıkınca zorlanıyorlar. Sonuçta bu ülkenin sanatçıları onlar. Hele yurtdışı için bizim enstrümanlarımız bulunmaz nimet.

Son yıllarda Türk Müziği Konservatuvarlardan bağlamanın dışında kabak kemane, kaval, zurna, mey-balaban, tar gibi genç çalıcıların yetişmesi çok umut verici.

AY: THM’nin Konservatuvarlar ve Eğitim Fak. GSE Böl. Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı vasıtası ile  akademiye girmesiyle yayınların arttığını söyleyebilir misiniz?

EZGÜ: İdealist gençlerin nitelikli işler yapmaya çabaladığını görüyorum. Daha önceki mezunların bir bölümü istisnalar hariç daha artistlik işlerin peşinde ya da alanları dışındaki müziklerde var olmaya çalıştılar. Yeni mezunlar çoğunlukla otantizmi araştırıyor, köylere gidiyor, orijinal kayıtlar dinliyor işin aslını öğrenmeye çabalıyor.

AY: Halk oyunları ile de ilgilisiniz. Kardeşiniz aktif öğretici. Konservatuvarlar   THO         Bölümleri’nin   hakkında söyleyecekleriniz var mı?

EZGÜ: Kardeşim Taner, Sümer Ezgü Sanat Akd. kurum yöneticisi ve halk oyunları eğiticisi. Ayrıca  Belediye Konservatuvarı Halk Oyunları Bölüm Başkanı. Otellerde Türk geceleri adı altında yapılan kötü etkinlikleri, işi bilen mezun gençlerin yapmaları için projeleri var.

Sadece konservatuvarlarda değil, tüm üniversitelerde gençler bir sosyal-kültür çalışmaya zorunlu katılmalı ve halk oyunları da özellikle bu sistemde olmalı. Konservatuvar öğrencilerinin tümü halk oyunu dersi almalı. Çünkü halk oyunlarını bilen bir müzisyen halk müziği icrasında ritim, tavır ve duygu açısından daha başarılı olur.

AY: Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi hakkında görüşleriniz var mı?

EZGÜ: Çok sevindirici. Özellikle milli müziğimiz açısından çok önemsiyorum. Nitelikli hocalar var bünyesinde. Siyaset kurumu müdahale etmeden sadece destek pozisyonunda kalırsa eğitimde iyi sonuçlar alınacağını düşünüyorum.

AY: MEB’de okullarda halk çalgıları eğitiminin verilmesi gerektiğini neden söylüyorsunuz?

EZGÜ: Uygulamada ne yapıldı? Eskilerde  mandolin, sonrasında blok flüt ve melodika temel müzik eğitiminde kullanıldı. Çevremizde bu enstrümanları yetişkin olarak yaşamında kullanan yok. Çünkü dokuya uygun değil.

Dilli çoban kavalı, cura ve kabak kemanenin ilk öğretimde yer alması için Sümer Ezgü Sanat Akademisi olarak proje başlattık. MEB’de Temel Eğt Gnl Md.lüğü ile görüşmelerimiz sonunda bu halk sazlarımızın maalesef olmayan modüllerini kısa süreli ve temel seviyede yazdık ve MEB’e gönderdik. Düşünebiliyor musunuz bunlar daha yeni yazılıyor! Burdur ve Antalya Valilerimiz ve MEB il ve ilçe Müdürlüklerimiz, Halk Eğt Merkezleri, Akdeniz Ünv. ve MAKÜ ile koordineli olarak Akademimizin öğretmen katkılarıyla bu iki ili eğitimde seçilmiş okul ve öğrencilerle pilot bölge yapacağız.

Uygulama sonu raporlaştırılacak, bu enstrümanları çalabilen öğretmenlerin sistemde yer alması, çalacak öğretmenlerin yetiştirilmesi gibi teknik konular detaylandırılacak.

Basit halk türkülerinden 5 tanesini ortak repertuvar olarak belirledik, basit 2. ses yazıldı. Düşünün ki, dokuz on yaşında 20 tane standart üretilmiş çoban kavalı çalan çocuk Dere Geliyor Dere türküsünü iki sesli çalıyor. Burdur Çeltikçi’de 10 tane çocuk kabak kemane eğitimine başlamış durumda. Onları cura öğrencileriyle bir araya getirip topluca çaldırdığımızı hayal edin. Sonra bu çocuklar belki de kendi müziğine hakim, ilerinin önemli müzisyenleri, öğretmenleri olacak. Yani adı üzerinde milli eğitimimizde, milli müziğimiz olması gerektiği gibi yer almalı.

Bu arada dip not olarak yan flüt, piyano, keman, gitar çalması öğretilen müzik öğretmenlerimizin kaç tanesine istisnalar hariç milli bir enstrüman çalabilecek eğitim veriliyor dikkate değer bir durum. Yani bir batı sazını zorunlu olarak öğrenen öğretmen adayımız, bizden bir enstrümanı da çalabilmelidir. Müziğin gelişmesini istiyorsak müzik öğretmenine, milli müziğimizin gelişmesini istiyorsak milli müziği  de bilen müzik öğretmenlerine ihtiyaç var. Son dönem çok az da olsa bu yönde çaba var. Ayrıca milli enstrüman çalanların özellikle piyano çalmalarını da öneririm.

AY: Toplumun sorunlarıyla iç içesiniz. Tarım konusunda da röportajlar veriyorsunuz. Sınıf Öğretmenleri’nin “branş hocasından müzik eğitimi alması” konusunda ne düşünüyorsunuz?

EZGÜ: Milli kültür ile milli tarımın, ormanlarımızın, madenlerimizin, milli uçak, petrol, milli arabamızın yolu aynı yoldur. Onun için yerli tarımımızı destekliyorum.

MEB İlkokullarında müzik öğretmeni olmadığını ve alanı müzik olmayan sınıf öğretmenlerinin  birşeyler yapmaya çabaladığını ya da örneğin matematik telafisi yaptırdıklarını kastettiniz sanırım. Bence doğru olan, müzik eğitimini branş öğretmenleri vermelidir. Ortaokulda başlayan müzik eğitimi için geçmiş olsun derim. Onun için konserlerimizde topluca alkış temposu tutturulamıyor, topluca şarkı, türkü, törenlerde milli marş söylenemiyor. Müzik, anaokulunda başlar!

Ben size son olarak şunu söyleyeyim!

27 Aralık 1949 da Marshal yardımı karşılığında Türkiye ve ABD hükümetleri arasında Eğitim Komisyonu kuruluyor. Türkiye’nin borcunun yarısının tahsil edilmemesi karşılığında bölgede kilit ülke Türkiye’nin yeni dizaynının temeli olan eğitimi ikisi elçilik görevlisi CIA ajanı 4 Amerikalı ve 4 Türk’ten kurulu komisyon şekillendiriyor ve ABD Dışişleri adına Amerika Büyükelçisi denetleme yetkisine sahip. İlk, orta ve lise müfredatlarını belirleyen komisyonda oylar eşit çıkarsa kararı komisyon başkanı olarak ABD Büyükelçisi veriyor. 1994 de Milli Eğitim Geliştirme Komisyonunun 60 üyesinin 40 ının Amerikalı olduğunu okuyunca nutkum tutuldu. Babam Burdur Bucak’ta Oğuzhan İlkokulu Müdürü idi ve 60 lı yıllarda eğitim gönüllüsü adıyla bir Amerikalı bir süre Bucak’ta kaldı. Babam İngilizce konuşabildiği için bize de gelmişti. Köy Enstitüsü ekolünden yetişen babam, bu gelen kişilerin kasabalara kadar dokuyu çözmek için gelen ajanlar olduğunu çok iyi biliyordu. O kendi yöntemiyle Bucak’a tiyatrolar getirdi, yağlı güreşler tertipledi ve aldığı bağışlarla okul yaptırıp sonuç aldı. Okulunu kendi yaptığı yağlı boya resimlerle donattı, Bucak’a ışık oldu. Ama ben hala iş yapar gibi görünüp işlerin önünde engel ve öze dönüşte bir yavaşlık görüyorum ve o yıllardan kalıntıların bulunduğunu düşünüyorum.

Milli Eğitim sistemimizin ne derece milli olduğu, kendi kültür ve sanatını küçümseyen anlayışı ve eğitim sistemine ihaneti daha iyi görmek için yararlı olabilir diye yazdım bu son paragrafı. Müzikte de kendi müziğimizin ilgisiz kalmasını, devrim arabalarının, kapatılan uçak fabrikamızın akıbetiyle aynı buluyorum.

Oysa Atatürk “Beyler, şu sazın bağrında bir milletin kültürü dile geliyor” derken, bilimin ışığında çağdaşları olan dünya uygarlığında kültür ve sanatımızın kendi varlığıyla yerini almasının sinyallerini veriyor. Çünkü O, bilim ve uygarlığa hayran, batılı ama kesinlikle batıcı değil, milli bir kişilik. Aslında bu anlayış Türkiye’yi oturttuğu rotadır ve bu yolda gençlik, özgüvenle kendi kültürüne de sahip çıkmalıdır…

AY: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz…

EZGÜ: Rica ederim. Müzikli günler diliyorum. Dünyayı sanat ve  kültür kurtaracak.

 


Perşembe 5.7 ° / 3.9 °
Cuma 8.2 ° / -1.2 °
Cumartesi 3.1 ° / -0.4 °