Tarih: 13.06.2021 14:28

Türk Milliyetçiliği Ülküsünün Kutup Yıldızı: Dündar Taşer

Facebook Twitter Linked-in

Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Ülkücü Hareket’in kanaat önderlerinden  Hakkı Öznur,  Ülkücü Hareket’in kurucularından, fikri mimarlarından Ülkücü Hareketin fikri ve siyasi  gelişiminde tarihi önemi ve rolü olan aziz  Dündar Taşer’in vefatının 49. yılında,  Dündar Taşer’in 47 yıllık hayatını fikri ve siyasi çizgisini, Türk siyasi hayatındaki yerini, Milliyetçi-Ülkücü hareketteki tarihi önemini,  duruşunu, tavrını, bilge kişiliğini anlatan tarihi öneme sahip bir yazı  kaleme aldı. Merhum Alparslan Türkeş’in “Türkmen ağası” dediği, Alperen ruhlu veli bir Türk milliyetçisi olan Dündar Taşer ile ilgili yazısının tam metni:

DÜNDAR TAŞER’İN BÜYÜK TÜRKİYE’SİNİ, OĞUZ’UN ÇOCUKLARI KURACAK, DEVLETİ  OĞUZ’UN ÇOCUKLARI YÖNETECEKTİR…

Ülkücü Hareket’in siyasal anlamda kurucusu, Milliyetçi Hareket’in lideri merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş, fikri mimarı ise aziz Dündar Taşer’dir.Taşer Türk-İslam ülküsünün örnek bir şahsiyeti, yılmaz bir savaşçıydı. Milletinin derin ve saf kültürü ile mücehhez, insan sevgisiyle dopdolu, asil davranışlarıyla, efendiliği ve engin kültürüyle, bilge bir dava adamıydı.

İslam’a, Türklük’e, Türk’ün teşkilatçılığına ve büyük devlet kurma hassasiyetine hayran, keskin görüşlü, kıvrak zekalı büyük bir Türk milliyetçisiydi. Geniş tarih bilgisi, milletine olan inanç ve güveniyle meselelere fevkalade isabetli teşhisler koymuş, çözümü yine milletinde bulmuştu. Müstesna şahsiyetiyle davasını yaşayan yılmaz bir mücadele adamı olarak, Ülkücü hareketin şerefli mazisi ve mücadele geleneğinde, önde gelen isimlerden biri olarak hak ettiği yeri almıştır.

İlk gençlik yıllarından beri milliyetçi ruha ve aksiyona sahiptir. 3 Mayıs 1944 olaylarında Türk milliyetçilerine karşı düzenlenen “Haçlı Seferi”nde, Atsız ve arkadaşlarının tabutluklarda, hücrelerde işkencelerden geçirilip, zindanlara atıldığı tek parti döneminin faşist diktatörlüğünde baskılara ve zulümlere karşı çıktığı için Harp Okulu’nda okuyan birçok genç Türkçü gibi soruşturmaya maruz kalan kişilerden biri olmuştur.

Taşer ismini kamuoyu ilk defa 27 Mayıs hareketiyle birlikte duydu. Hiç beyanat vermediği, kendini tanıtıcı faaliyet göstermediği için hakkında bilinenler çok azdır. Onun hayat çizgisini takip edenler, ağırbaşlı, mütevazi, zamanında konuşan ve davanın en çok kendisine ihtiyacı olan mevkilerinde yer alan sabırlı, metin ve cesur üslubuyla, Bozkurtlar’ın Böğü Alp’ini hatırlar. Taşer’in ömrü “Taş yerinde ağırdır.” sözünün tefsiri gibidir.

27 Mayıs darbesinden vefatına kadar fikir birliği, kader birliği yaptığı Alparslan Türkeş’le birlikte olmuştur. Bu darbeye katılmasının sebebiyse, ülkenin içinde bulunduğu bunalım ve kaçınılmaz bir şekilde ‘geliyorum’ sinyalleri veren askeri bir darbede, ülke yönetimini, CHP yanlısı İnönü taraftarı güçlere ve zihniyete yönetimi bırakmamaktı. Türkeş’le beraber ihtilal komitesinin içinde yer alarak, CHP yanlısı güçlerin iktidar oyunlarını bir süre bozdular. Fakat daha sonra ihtilal komitesi içerisinde yer alan MBK üyeleri arasında komiteci oyunlar başlayacaktı.

SÜRGÜN YILLARINDA BİLE BÜYÜK TÜRKİYE’Yİ DÜŞÜNDÜ

Komite içerisindeki 13 Kasım darbesiyle, sürgüne gönderilen 14 kişinin içerisindeydi. 13 Kasım hadisesi onu çok üzdü. Bu hadiseyi hayatı boyunca hoş görmedi. Sürgün yıllarını Fas’ta geçirdi.

Dündar Taşer, asker olmasına ve 27 Mayıs 1960 darbesi içinde yer almasına rağmen darbeleri, askeri müdahaleleri pek hoş karşılamıyordu. Darbe hareketlerinin ne kadar kötü olursa olsun mevcut düzeni sarstığını ve milletin başına yeni belalar getirdiğini söylüyordu. Milleti sihirli kelimelerle aldatmanın vahametine de vurgu yapıyordu.

Bazı kavramlarda sihirli kuvvetler vehmetmenin aydınlarımızın zaafı olduğunu ve kendimize yabancılaşmanın sonucu olduğuna dikkat çekiyordu. Milli ölçüyü kaybetmemenin önemini her dem tekrarlıyordu. Milli ölçüyü kaybedenlerin iç ve dış politikada kendi milletinin menfaatini gözetemeyeceğini belirtiyordu.

Dündar Taşer adını hatırlayanların çok azı onu asker olarak hatırlar. Daha çok dava adamı bir Taşer hatırlanır. Büyük Türkiye davasının adamı… Askerliği, karıştığı 27 Mayıs hareketi ve siyasetçiliği hep bu dava adamlığının gölgesinde hatırlanır. Ve o gölgede bir askerden ziyade tarihçi bir bilge, bir devlet adamı durur. Esasen Dündar Taşer’den geriye kalan da bilgeliği ve devlet adamlığıdır.Millî ve vatanî duygulara doğuştan sahipti. Türkeş’in ifadesiyle O “bir Türkmen ağası” idi. Kendini idrak ettiği çağdan itibaren milletimizle ilgili rüyaları vardı.

Taşer, iki yıl süren sürgün hayatından sonra yurda dönüşlerin serbest bırakılmasıyla, 1963 yılında, çok sevdiği vatanına ve toprağına kavuşacaktı. Onun yeri ve önemi, yurda döndükten sonra yer alacağı siyasi hayatta çabuk fark edilecekti. 1965 yılında Alparslan Türkeş, Muzaffer Özdağ, Ahmet Er, Numan Esin, Rıfat Baykal gibi darbede yer alan, birlikte sürgüne gittikleri arkadaşlarıyla, CKMP’de siyasi hayatına başladı.

27 Mayıs müdahalesini takiben adı MBK üyesi olarak açıklanıncaya kadar, kimliğini, fikrî kişiliğini yakın çevresi ve ailesinin dışında bilip tanıyan yoktu. Hayatının sonuna kadar lider olarak tanıyıp sadakatle bağlı kaldığı Alpaslan Türkeş bile, kendi ifadesiyle 13 Kasım’a kadar onun milliyetçilik yönünü tam olarak bilmiyordu. Ancak Taşer’in müstesna vasıfları, ilkeli ve millî şuur sahibi seciyeli kişiliği, kültürel birikimi, tarih bilgisi kısa zamanda herkes tarafından fark edildi. Sürgüne gönderildiği 13 Kasım 1960’dan iki yıl sonra yurda döndüğü sıralarda Dündar Taşer’in nasıl bir cevher olduğu artık biliniyordu. 1965’den itibaren milliyetçi hareketin partileşerek Türk siyasetinin temel unsurlarından biri haline gelmesinde Dündar Taşer’in büyük rolü olmuştur.

‘DEVLET’ GAZETESİNDEKİ YAZILARI, MİLLİYETÇİ HAREKETE YOL GÖSTERİYORDU

CKMP’nin 30-31 Temmuz 1965 tarihlerinde yapılan kurultayında, partinin GİK üyeliğine seçildi. 1967 yılındaki kurultaydan sonra Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Partide Türkeş’ten sonra gelen ikinci isimdi. CKMP’nin yeni döneminde fikri ve siyasi gelişiminde çok büyük hizmeti ve emeği vardır Gecesini gündüzüne katarak, partinin Anadolu’da kök salmasında, ‘Milliyetçi Hareket’ bayrağının bir uçtan bir uca dalgalanmasında daima önde koşanlardandı.

Taşer, 1965’te Gaziantep’ten milletvekili adayı, 2 Haziran 1968 seçimlerinde senatör adayı, 1969 Genel Seçimleri’nde İstanbul’dan milletvekili adayı oldu. İstanbul’daki adaylığında seçimi çok az bir farkla kaybetti. AP iktidarının milli bakiye seçim sistemini kaldırarak, yerine daha avantajlı çıkacağını düşündüğü nispi seçim sistemini getirmesiyle, birçok MHP’li gibi milletvekili olamadı.

Taşer siyaseti bir gaye olarak değil, milletine ve ülkesine hizmet yolunda bir araç olarak görürdü. Siyasette dürüstlüğü, erdemliliği şiar edinmiş gerçek bir dava adamıydı. Politik hayatta Taşer, fazileti, inancı, fedakarlığı, sevgiyi, tevazu ve ülkücülüğü temsil etmiştir. Siyasi arenadaki dostları da muarızları da onun engin tarih, kültür, siyaset bilgisine ve zekasına hayrandılar. Onun yapmış olduğu tespitler ve değerlendirmeler, bütün kesimler tarafından dikkate alınırdı.

1970’ler Türkiye’sine baktığımızda onun yapmış olduğu tahlillerin ve tespitlerin ne kadar doğru olduğunu bugün bile görüyoruz. Meseleleri ele alırken kendine mahsus, sağlam ve rahat bir üsluba sahipti. Milliyetçi hareketin sözcülüğünü yapan ‘Milli Hareket’ ve daha sonra yayına başlayacak olan ‘Devlet’gazetesinde yazmış olduğu başyazılar ve parti sözcüsü olarak beyan ettiği ülke ve dünya meseleleriyle ilgili görüşler, hareketin ideolojik çizgisine de yön verirdi.Devlet gazetesinin arka sayfasındaki makaleleri yazardı. Makalesini çok kolay kaleme alır, daktilo kullanmaz, el yazısı ile yazardı. Okuyucuları adeta tiryakisi oldu. Yazıları siyasi çevreler tarafından yakından takip edilirdi.

Taşer kısa cümlelerle ve akıcı bir Türkçe ile fikrini ifade eder, dolayısıyla kolay okunan, meramı anlaşılan, etkileyici yazılar yazardı. Sağlam muhakemesi olduğu kadar, iyice şahsileştirilmiş bir bilgi ve kültüre de sahipti. Türk milletine aşıktı. Binlerce yıllık geçmişi olan şanlı tarihimizi, Türk tarihini iyi biliyordu, hatta yaşıyordu. Kabına sığmayan keskin zekası, derin kültürü, sağlam mantığı, asil heyecanı, hitabet gücü ve akıcı yorumuyla hayranlık uyandırıyordu.

ÜLKÜCÜ GENÇLİK DÜNDAR TAŞER’İN ESERİDİR

1965’li yıllardan itibaren Avrupa’da esen sol rüzgarlar ve Sosyalizm modası, Türkiye’yi de etkiledi. 1961 Anayasası’nın sağlamış olduğu siyasi haklarla birlikte çok sayıdaki Komünist ve Sol gruplar, illegaliteden legaliteye dönerek su yüzüne çıkacaklardı. İhtilalci Sol hareketlerin, fikri ve siyasi açıdan faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürüp kitleselleşme çalışmalarıyla, milleti ve devleti tehdit edecek yıkıcı ve bölücü çalışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde, Türk milletinin milli refleksi olan Türk milliyetçileri sessiz kalmadı. Taşer, Türkeş’in de bulunduğu CKMP’nin bir toplantısında ülkede yaşanan durumla ilgili; “Mutlak mana da milli, manevi, İslami değerlere bağlı gençliği ülkü ve fikirler etrafında toplayacak aksiyoner bir hareketi oluşturmak zorundayız.” diyordu.

Taşer kolları sıvayarak, kendini parti çalışmalarından çok, gençlik çalışmalarına ayırdı. Üniversitelerde ve Anadolu’da, ‘Ülkücü Hareket’ ismiyle siyasi kimliğe kavuşacak olan Ülkücü gençlik teşekküllerinin kurulma çalışmalarında öncülük ve önderlik etti. Gençlerle sadece bir arada oturarak dernekçilik yapmadı. Türkiye’nin istikbali olarak gördüğü milliyetçi, Ülkücü gençliğin faaliyetlerinde bir ışık gibi duruyor, yön gösteriyordu. Ortaya çıkan problemler veya zorluklarla karşısında ise meselelerin nasıl çözüme kavuşacağınıbir taktisyen gibi öğretiyordu.

Taşer bir konuşmasında şunları söylüyordu:

“Ülkücüler! Hedefiniz Büyük Türkiye ülküsünü gerçekleştirmektir. Hedefiniz yeniden büyük Türk-İslam medeniyetini kurmaktır. Şanlı tarihimiz ve büyük ecdadımızın bize yüklediği misyon budur. Allah (c.c.) bizimle beraberdir.”

İçtimai yapıdaki bozukluğun sebeplerini ve kaynaklarını iyi bilirdi. Milliyetçi hareketin geleceğini ve Türkiye’nin kurtuluşunu Ülkücü gençliğin yetişmesiyle mümkün olacağına inanırdı.Gençliğin üzerine titrerdi. Türk milletinin bekasının teminatı olan Ülkücü gençliğin, düşmanlarının bütün oyunlarını bozacak kudretteki ruh sağlamlığında ve teşkilatlanma gücünde, onun damgası vardır. Gençliğin yetişmesinde, şahsiyetini bulmasına önem vermesi sebebiyle, yöneticisi olduğu partiden bağımsız olarak bir araya gelmelerini arzu etmiş, dolayısıyla zaman içinde gücü, cesareti, şecaati milletçe takdir edilen, gençlik üzerindeki müessiriyetini geniş çevrelere göstermesini başarmıştır.

TAŞER, YARININ BÜYÜK TÜRKİYE’SİNİN KADROLARINI HAZIRLIYORDU

1967-1968 yılları arasında kurulmaya başlayan Genç Ülkücüler ve Ülkü Ocakları’nın kurdurulmasında ve eğitiminde önemli görevler ifa etmiştir.

İlk gençlik hareketlerinin başladığı yıllar içerişinde, onun en önemli özelliklerinden biri, gençliği milli, manevi değerlerle yetiştirecek, onları her türlü anarşist, materyalist düşüncelerden koruyacak bir teşkilatın nasıl kurulacağını bir tarihçi, sosyolog ve psikolog gibi düşünmesiydi.

Kendini bir siyasi parti yöneticisinden çok, mefkure insanı olarak görüyordu. Gençliğin siyasi kadroların programları etrafında değil, fikirler ve ülküler etrafında toplanması gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden gençlik çalışmalarını parti çalışmalarından hep ayrı tutmuştur.

Güzel ahlak sahibi, ihlaslı bir Müslüman’dı.Yüksekmeziyet sahibiydi. Dündar Taşer, bir Ülkücü’nün yaşama ve hareket şevkini net çizgilerle ortaya koyarken, milli şuur sahibi münevverlerimize de en güzel örneklerden biri olmuştur. Memleketin içinde bulunduğu şartların bir var olma kavgası olduğunu biliyor ve ülkenin, Akif’in “Asım’ın nesli” dediği dinine, milletine, kültürüne ve tarihine sahip, vatanperver ülkücü kadrolarla kurtulacağına inanıyordu.

Taşer, temellerini oluşmasına katkıda bulunduğu, öncülük ettiği genç Ülkücülerin ve Ülkü Ocakları’nın düzenlemiş olduğu sohbetlerde en çok aranılan ve değişmez isimlerdendi. Onun aydınlattığı sohbetlerde Ülkücü gençler, geleceğe ümitle bakarlardı. Bazen gece yarıları başlayıp sabahlara kadar devam eden konuşmalar, uzadıkça uzar ama hiç kimse sohbetlerin bitmesini istemezdi. Onun sıcaklığı, içtenliği bütün genç ülkücülerin yüreğini ısıtırdı. Hele Osmanlı’yla başlayıp cumhuriyetle devam eden konulara girildi mi, sanki tarihin derinliklerinden gelen bir insan konuşuyor gibi pür dikkat dinlerlerdi. O sanki yaşayan bir Osmanlı’ydı.

BAŞBUĞ TÜRKEŞ, GENÇLİĞİN EĞİTİMİNİ DÜNDAR TAŞER’E BIRAKMIŞTI

CKMP/MHP döneminde 1968-1970 arası Mustafa Kaplan, Numan Esin, Rıfat Baykal, Muzaffer Özdağ vb. bazı isimlerin Türkeş ile   fikri ve siyasi konularda ters düşüp ayrılmalarıyla Ülkücü gençlerin problemlerine, eğitimlerine Türkeş tarafından Dündar Taşer görevlendirilmiştir. ‘Devlet’ gazetesindeki makaleleri Ülkücü gençlere yol gösteriyordu.

Yakın dostu, milliyetçi fikir adamı, akademisyen Erol Güngör  Taşer’in Ülkücü gençlerle kurduğu ilişkiyi, büyük sevgiyi, bağlılığı şöyle anlatıyor:

“Taşer, her şeyden önce kendini bir derviş mahiyeti içinde tutmayı bildi. Onun gençlik hareketinde kendini bir lider olarak ortaya attığını veya öyle düşündüğünü hiç kimse söyleyemez. Taşer, gençlerle bir arada oturup dernekçilik de yapmadı. O sadece bütün çalışmaların önünde bir ışık gibi duruyor, çıkan her ihtilafta hakem oluyordu. Gençlere iki şey öğretti: Birincisi Türk tarihinin yeni bir yorumu, ikincisi bu tarih içinde çağdaş Türk gençliğinin yeri ve vazifesi. Başarısının fikrî bakımdan sırrı işte bu noktada yatar. Onun getirdiği yorum şimdiye kadar milliyetçilikte ihtilaf konusu olan bütün noktaları bertaraf etmiş, herkesi birleştirmiştir.”

Türk tarihini çok iyi bilişi ve parlak zekasının hadiseleri milli tarih şuuruyla yorumlayışı, mükemmel bir kafa yapısına sahip oluşunun işaretiydi. Ülkücü gençlerle olan sohbetlerinde tarihi gelişmelerimizi bir sarkacın hareketine benzetirdi. Türk tarihinde sarkacın son noktasına gelindiğini ve artık zaruri olarak kabarıp taşma, büyüme istikametinde gelişeceğini söylerdi.

ÜLKÜCÜLERE BÜYÜK HEDEFLER GÖSTERİRDİ

Bütün varlığını, Türk milletini geleceğe taşıyacak, büyük Türkiye ülküsünü gerçekleştirecek Türk gençliğine adamış olan Taşer, fikir ve aksiyon adamıydı.

1967 yılından itibaren vefatına kadar her yıl Osmanlı Devleti’nin kurulduğu yer olan Söğüt’te düzenlenen Ertuğrul Gazi Törenleri’ne, partinin ve gençlik kollarının da katılmasında önemli etkisi olmuştur. Düzenlenen törenlere katılımlarda Ülkücü gençliğin kalabalık bir şekilde yerini almasına, toplantılarda hazır bulunmasına özen gösterirdi. Söğüt’te düzenlenen bu ziyaretlerle gençliğin tarih ve milliyetçilik şuuruna, tarih sahnesinde büyük rol oynamış, ecdadımız Osmanlı’nın daha iyi anlaşılması noktasında, Ülkücü gençliğin misyonunun öneminin altını çizer, hedefler gösterirdi. Kafasındaki güçlü, milli bir devletin adı, tarihteki Osmanlı’ydı. Yeni bir Türk-İslam medeniyeti kurmanın yolunun Osmanlı’yı kavramaktan geçtiğine inanıyordu.

Taşer, bizim tarihimizde ki “Veli” ve “Alp” tiplerinin her ikisinin de özelliklerini üzerinde taşıyordu. Gençler ve tabii yaşlılar, onu kendilerine bu kadar yakın bulurken, efsane devirlerden bugüne kalmış bir kahraman gibi onu bütün benliklerini bağlarken, bu vasıfların tesiri altındaydılar.

Türk siyasi hayatına damgasını vuran, Türkiye’nin en güçlü sivil hareketi olan Ülkücü hareketin gerçek manada kurucusu ve öncüsü olan Taşer, gençliğe üç önemli temel esası öğretmeye çalışmıştır:

1.            İslam ahlak ve fazileti,

2.            Türklük ve tarih şuuru,

3.            İ’la-yı Kelimetullah için Nizam-ı Alem.

İşte bütün hayatı boyunca yapmış olduğu konuşmalar, yazmış olduğu makaleler ve o meşhur sohbetlerinde her şeyin özeti, bu esaslarda yatmaktaydı.

Erol Güngör, “Dündar Taşer’i klasik siyasetçilerden ayıran önemli vasıflar var. O, her şeyden önce dava adamlığı şartlarını haiz bir gönül insanıydı”der. Dündar Taşer, Türk tarihi, Türk kültürü, Türk ülkücülüğü mayasıyla yoğrulmuş, abide bir şahsiyetti. Türk'e ait değerleri onun kadar iyi tanıyan ve bilen münevver sayısı çok azdır.

ŞEHİT SÜLEYMAN ÖZMEN’İN CENAZESİNDE TARİHİ BİR KONUŞMA YAPMIŞTIR

Aziz Dündar Taşer, Ülkücü gençliğin sadece sohbetlerine katıldığı, fikir danıştıkları bir siyaset adamının ötesinde, onların zor günlerinde, çatışmalı yıllarda, küfre karşı vermiş oldukları milli, İslami kavgalarında, başları sıkıştığında, darda kaldıklarındahep genç Ülkücülerle birlikteydi.

Taşer, üniversitelerden hapishanelere, hastane kapılarından mezarlıklara uzanan Ülkücü mücadelede, onların arkadaşı, ağabeyi, güvendikleri bir dağ idi. 1969-1970 yıllarının başlarında, kızıl terörün okullardan sokaklara kadar yansıyan saldırıları karşısında, büyük bir azim ve kararlılıkla küfrün karşısına dikilen Ülkücü hareket mensuplarının vermiş olduğu, o büyük mücadelede, ilk şehitlerden olan, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencisi Süleyman Özmen’in Maltepe Camii’nde düzenlenen cenaze töreninde yaptığı duygusal konuşma, herkesi derinden etkilemişti.

Hatta tören esnasında yanında bulunan Galip Erdem’e “Ne kadar üzülürsem üzüleyim, ağlamak adedim değildir. Hatta annemin ölümünde bile ağlamadım ama bu çocuğun gidişi ağlattı beni.” diyecek kadar etkilenmişti.

Binlerce Ülkücü’ye hitaben şu sözleri söylüyordu:

“Süleyman; bu vatan, bu millet, hepimiz için ölmüştür. Süleyman bir semboldür, bir şehittir, şehitler kutsisidir. Süleyman, hayatının başındaydı. Ne kapitalist ne de burjuvaydı. Hepimiz için öldü. Süleyman sizlersiniz. Süleyman yaşayacaktır, çünkü ‘Şehitler Ölmez’”

Türk’ün Fikir Kalesi Erol  Güngör  şehit  Süleyman  Özmen’in  cenaze törenine katılan  ağabeyim  dediği,  aziz  dostu,  Dündar Taşer’i şöyle  anlatıyordu:

 “ İlikleri donduran bir kış günü, karlar altında yüzlerce gencin bayrağa sarılı bir tabut arkasından muntazam sıralarla yürüdüklerim gördüm. Elinde kitaplarıyla fakülte kapısından çıkarken şehit edilmiş bir arkadaşlarına karşı son görevlerini yapıyorlardı. Gözlerinde sadece bulanık bir hüzün değil, bir ümit parıltısı okunuyordu. Başlar dik, vakar içinde yürürlerken onlara baktım ve düşündüm ki, bu gençlerin pek çoğu Dündar Taşer'i görmemiştir. Hâlbuki bu vakur kalabalığın en önünde sanki o vardı. Gençler hakikatte bir şehit arkadaşlarının tabutu arkasında değil, kendilerini kutsal bir ülkü yolunda toplamış ve mayalamış olan Taşer'in gösterdiği hedeflere doğru yürüyorlardı.

Önümüzdeki yıllar içinde bu gençler ve onlar gibi daha binlercesi bütün Türkiye'de ülkenin idaresini ellerinde tutacaklar. Aralarından ilim ve fikir adamları çıkacak, kendilerini bir delikanlılar kalabalığı olmaktan kurtarıp da bir milletin gençliği haline getiren azim ve iradenin nereden geldiğini araştıracaklar. Ağabeylerinin bir zamanlar dağınık, derbeder, sahipsiz, ezik dolaşırken nasıl olup da bir gün toparlandıklarını düşünecekler. O zaman bu kutlu toparlanmada büyük emeği geçmiş kimseleri daha iyi tanıyacaklar. Karşılarına bir büyük adam çıkacak ki onun yaptıklarını kolay kolay izah edemeyecekler, bir tek kişinin bu büyük işi nasıl omuzlayıp yürüttüğünü büyüklerine soracaklar, büyükleri ise onlara ancak şunu söyleyebilecek: Taşer'i tanımayan, bunu anlayamaz.”

 O fotoğrafı görmeyen ve o günleri yaşamayan bu sözlerin anlamını kolay anlayamaz.

BİR DAĞ GÖÇTÜ

MHP Genel Başkan Yardımcısı Dündar Taşer, 13 Haziran 1972 gecesi ebedi aleme göç etti. Geri manevra yapan ekmek kamyonunun, arkasından çarpmasıyla ağır bir şekilde yaralanan Dündar Taşer, kaldırıldığı Numune Hastanesi’nde bütün çabalara rağmen kurtarılamamıştır. Acı haber kısa zamanda bütün Türkiye’ye yayılmıştı. Milliyetçi-Ülkücü hareket, derinden sarsılmıştı. Bu beklenmedik ölüm haberi,Ülkücü camiayı şok etmişti.

Cenazesi 15 Haziran 1972 Perşembe günü Hacı Bayram Camii’nden kaldırıldı.Binlerce Ülkücü’nün, partilinin, Türkiye’nin dört bir yanından, akın akın gelen dava arkadaşlarının, ülküdaşlarının katılımıyla, tekbir sesleri arasında, Karşıyaka Mezarlığı’ndaki ebedi istirahatgahına defnedildi. Taşer’in cenaze töreninde herkes, tarifsiz bir keder içindeydi. Son yolculuğuna uğurlayanlar, büyük ve kutsal bir vazifenin şuuru içindeydiler. Çünkü o, büyük Ülkücü, mücahit, ömrünü bu bayrak, bu millet, bu vatan için harcamıştı. ‘Ezan susmasın, bayrak inmesin’ kavgasının lider ve sembol isimlerindendi. Cenaze töreni başlamadan evvel, tabutu, musalla taşına konduğunda Ülkücü gençler, yani onun, ülkemin ve milletimin geleceği dediği “Alperenler Ordusu” Türkmen Ağası’na karşı son vazifelerini sırayla nöbet tutarak yerine getirmeye çalışıyorlardı.

Ülkücü gençlik, kendilerine kimlik, teşkilat ve aksiyon kazandıran bu büyük dava adamının, Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya Hacı Bayram Camii’ne gelerek, son görevlerini ona karşı yerine getirdiler.

Cenaze törenine hükümetten muhalefete kadar birçok siyasi partinin lider ve üst düzey yöneticileri, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri olmak üzere on binden fazla vatandaş topluluğu katılmıştır.

TÜRKEŞ: “BAYRAĞI GÖNDERE BİRLİKTE ÇEKECEKTİK”

Dündar Taşer ebedi istirahatgahına tevdi edildikten sonra MHP lideri Alparslan Türkeş, büyük dostu, kader arkadaşı; birlikte çok şey paylaştıkları, milliyetçi hareketin şerefli mücadelesinde büyük emek vermiş, çaba sarf etmiş, lider ve bilge bir şahsiyet olan bu büyük Ülkücü’nün ardından şu konuşmayı yapmıştır:

“Bayrağı Göndere Birlikte Çekecektik!

Aziz ülküdaşım!

Acı kader bizi, mezarının başında konuşmak gibi aklımıza hiç getirmediğimiz bir vazifeyi yapmak mecburiyetinde bıraktı. Sen, milletimizin yiğit ve Ülkücü bir evladı, partimizin çok mümtaz bir siması idin.

 Daha uzun yıllar omuz omuza çalışacağımıza, ülkümüzün bayrağını birlikte taşıyıp zafer gönderine çekeceğimize inanmıştık. Olmadı. Ne yapabiliriz, Takdir-i İlahi.

Aziz Taşer;

Ömrünce Türk milletini sevmenin, büyüklüğüne inanmanın sırrına ermiş, hayatının gayesini milletine hizmette görmüş, dünya hırslarına iltifat etmemiş, hiçbir mevkiin cazibesine kapılmamış, tam bir Türk milliyetçisi olarak yaşamıştın.

Zekanın parlaklığı, sevginin sonsuzluğu, kültürünün zenginliği kadar yüreğinde büyüktü. Talihsiz bir dönemde, nankör bir dünyada, milletini en çok sevenlerin horlandığı bir idrak yokluğu içinde yaşamak, kalbini kemiren bir dertti. Yine de dayanaklı idin ama kader, nankörlüklerin, anlayışsızlıkların çökertemediği mukavemetini, bir arabanın çarpmasıyla yıktı.

Biz de yıkıldık ama biliyoruz ki ömrünü verdiğin mücadelenin zaferi uğruna, üzüntümüz ne kadar büyük olursa olsun, asla sarsılmadan ilerlememizi bekliyorsun. Ruhunun daima bizi takip edeceğini, müşterek davamıza hizmet edebildiğimiz müddetçe müsterih olacağını çok iyi bilmekteyiz. Seni hep aramızda sayacağız. Hayatımın gayesi saydığın müşterek ülkümüzün zafere ulaşması uğrunda, birlikte kurduğumuz iman ocağının sönmeden yanacağına ve bir gün milletimizin kara talihinin değiştirileceğine, manevi huzurunda söz veriyoruz.

Aziz ülküdaşım Taşer!

Seni, dava arkadaşlarının ve bütün memleketimizin gelecek yıllarda daha iyi anlayacağına ve manevi şahsiyetinin takipçisi olduğumuz kutsal davamızda bizlere destek olacağına inancımız tamdır.

Aziz ülküdaşım!

Seni ebedi bir yolculuğa uğurluyoruz. İnanıyoruz ki huzur içindesin. Huzur içinde kal. Yüce Allah’tan rahmet dileyerek, aziz hatıran önünde deri bir acı içinde eğiliyoruz.”

Dündar Taşer’in ölümü, milliyetçi-Ülkücü camiada bazı iddiaları da meydana getirdi. Bu elim olay, geride soru işaretleri bıraktı. Ölümünün üzerinden 49 yıl geçmesine rağmen, esrar perdesi bir türlü aralanamadı.

DÜNDAR TAŞER: LİDER, HERKESİN DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKIP, YÜRÜYEN ADAMDIR

Dündar Taşer, 58 ve 68 kuşağına mensup milliyetçi-Ülkücü kadroları, dönemin genç Ülkücülerini, milliyetçi aydınları, akademisyenleri, milliyetçi çevreleri konuşmalarıyla, konferanslarıyla esas olarak sohbetleriyle, ikili ilişkileri ile derinden etkilemiş, lider kimlikli bir tarihi şahsiyetti. 

MHP camiasında zaman zaman dar bir çevrede, özellikle Taşer’e çok yakın olan ondan etkilenen bazı isimler, “Neden lider Taşer değil de Türkeş diyorlardı.” Taşer’in lider özelliklerini taşıdığını, bunu yapabilecek birikime sahip olduğunu düşünüyorlardı… Bu soruya cevap almak için, zaman zaman Dündar Taşer’i sıkıştırmaya çalışıyorlardı. Dündar Taşer’i çok seven bu isimler, Türkeş’i de lider olarak kabul eden, onun talimatlarını tereddütsüz yerine getiren isimlerdi aynı zamanda. 

Türkeş, hareketin lideriydi. Ülkücü kadrolarla, gençlerle de yakından ilgileniyordu. Onlarla bir araya geliyor, onları dinliyor ve onların eğitimlerine büyük önem veriyordu. Ancak genel başkan olması ülke meseleleri, TBMM ve diğer siyasi çalışmaların yoğunluğu nedeniyle birçok konuları Dündar Taşer’e bırakmıştı.

58 kuşağına mensup Türk milliyetçilerinden, milliyetçi hareketin ideologlarından, ömrünü Ülkücü harekete, Türk milliyetçiliği ülküsüne vakfetmiş, 12 Eylül 1980 öncesi MHP Erzurum milletvekili olan, MHP Başkanlık Divanı’nda görev yapmış, 12 Eylül darbesi  sonrası tutuklanan MHP ve Ülkücükuruluşlar davasında yargılanan, yaptığı  tarihi savunma ile  Milliyetçi/Ülkücü hareketin gönlünde taht kuran, Ülkücü fikir ve siyaset adamı  rahmetli  Nevzat Kösoğlu; (1940-2013)  “Hatıralar Yahut  Bir Vatan Kurtarma Hikayesi”nde  Dündar  Taşer’in  “Neden lider  Türkeş” dediğini  şöyle anlatıyor:

“Rahmetli Dündar ağabey ile aramızda geçen bir konuşma vardır. Ben ondan sonra biraz daha toparladım gibi. Her Türkeş'i anma toplantısında, anlatırım. Yazdım da zannediyorum. Bir gün gazetenin bürosunda sohbet ederken, Mustafa Yıldırım, Dündar ağabeye dedi ki: ‘Kusura bakmazsan sana bir soru soracağım’. O da ‘sor’ dedi.

Dedi ki Mustafa: ‘Sen Türkeş'ten daha bilgilisin, daha güzel konuşuyorsun. İnsanları etkileme kabiliyetin daha fazla. Bir sürü niteliklerin var. Niye sen değilsin de Türkeş lider?’ Ben önce, Dündar ağabey bozulur mu, kızar mı diye düşündüm, ama o hiç umursamadı ve yine o rahat üslubu ile dedi ki: ‘Evet, ben Türkeş'ten daha bilgiliyim, daha kültürlüyüm, daha güzel konuşurum, daha daha daha niteliklerim vardır. Bunlar doğrudur. Ama lider dediğin adam bu vasıflara sahip olan adam değildir. Lider kimdir? Lider, herkesin düşüğü yerde kalkıp yürüyebilen adamdır.’

O zaman bu sözü ben, yeterince derinliği ile kavrayamadım; Dündar ağabeyin güzel sözlerinden birisi olarak göründü. Dündar ağabeyin, biz yanlışlarını da severdik; tartışmaz, sadece dinlerdik.

Daha sonra iki olay yaşadım.

1966 veya 1967'de, Galip ağabey ve ben, Meclis'te CKMP'nin grup odasındayız. Numan Esin, Muzaffer Özdağ, Türkeş. Başka bir iki milletvekili daha var.

Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti partiye girecek veya girmiş. Serdengeçti’yi rahmetli Osman Turan'ı, partiye girmesi için ikna etmek üzere aşağıya kulise göndermişler. Biz de grup odasında bekliyoruz. Osman Yüksel, Osman Turan'ı getirecek diye; çok da iyimser bir hava var. Ne kadar bekledik bilmiyorum ama sonunda Osman Yüksel tek başına geldi. Suratı ekşimiş bir vaziyette, dedi ki: ‘Olmuyor, gelmiyor, razı edemedim!’ Odada buz gibi bir hava esti; birdenbire yıkım oldu. Herkes çöktü.

Numan Esin ayağa kalktı bir şeyler söyledi; ‘bu iş olmayacak’ dedi ve çıktı gitti. Diğeri Şefik Soyuyüce miydi, velhasıl herkes sırayla bir şeyler söylüyor ve bırakıp gidiyor. Muzaffer Özdağ'ınkini hazırlıyorum, dedi ki, ‘Biz milliyetçiliği bunlardan öğrendik, bunların yazdıklarına, çizdiklerine baktık, okuduk ve heyecan duyduk. Şimdi biz kavgaya girmişiz, bunlar gelmiyorlar!’ O da çıktı gitti. Parti çöktü, ben de yıkıldım.

Türkeş dinliyor. Sonra kalktı. Elini masaya vurdu. ‘Direnin arkadaşlar, zafer bizim olacak!’ dedi. Sonra o da kalktı, hiçbir şey olmamış gibi, Galip ağabey paltosunu tuttu, giyindi çıktı.

Ben o anda kendimi yeniden doğmuş gibi hissettim. Milletvekilleri filan, her kalkan ‘bu iş burada bitti’ dedikçe, ben kafama balyozla vurulmuş gibi oluyorum. Bir daha çöküyorum. Ha bire çöküyorum. Ben daha siyasete bile başlamamış, amatör heyecanlarla dolu biriyim. Gazeteciyim ama kendimi partili gibi görüyorum.

Fakat Türkeş kalkıp da bu laf söyleyince, ben zannettim ki güneş yeniden doğdu. Dünyam ışıklandı. O kadar coşkuya geldim. Galip ağabey de aynı vaziyette. Çıktık gittik.

Dündar ağabeyin ne demek istediğini, o zaman anladım. Lider buymuş. Herkesin çöktüğü yerde, düştüğü yerde, ‘Devam arkadaşlar!’ diyebilen adam.”

DÜNDAR TAŞER SOHBETLERİYLE HER ÇEVREYİ ETKİLEMİŞTİ

Dündar Taşer’in en önemli özelliklerinden biri de zaman zaman İstanbul’da Marmara Kıraathanesi’nde, Ankara’da Bulvar Palas Oteli’nin lobisinde, dönemin önde gelen fikir ve siyaset adamlarıyla, birlikte yaptığı, ilgi çekici sohbetlerdi.

Bu sohbetler gerçekten kültürlü, şuurlu, entelektüel birikime sahip birçok çevreden insanın adeta platform haline getirdikleri zengin tartışmalara, fikri güzellikleri sahne oluyordu.

Özellikle Taşer’in Marmara sohbetlerinin bir devamı da Ankara Bulvar Palas Oteli’nin lobisinde yapılan gece yarılarından, sabahlara kadar devam eden konuşmalardı. Konulara olan hakimiyeti ve üslubu dinleyenleri çabucak etkisine alırken, insanlar onu dinledikten sonra müthiş bir haz duyarlardı. Dinleyenler arasında birçok milliyetçi muhafazakardan, liberal ve sosyal demokrat çevrelere kadar tanınmış şahsiyetler vardı. Eski CHP milletvekili Dışişleri Bakanlığı yapmış devrin önde gelen sosyal demokratlarından Turan Güneş de bunlardan biriydi.

DÜNDAR TAŞER VE KÜBİTEM

Dündar Taşer, 1969 yılında kısa adı KÜBİTEM olan Kültür Bilim Teknik Merkezi’ni, Ankara’daki milliyetçi-Ülkücü üniversite öğretim üyeleri ile birlikte kurdu. KÜBİTEM’in gayesi, Türk milliyetçiliği fikrine gönül vermiş, MHP hareketini destekleyen, sempati duyan üniversite çevrelerini burada toplayarak, Ülkücü hareketin ülke ve dünya meseleleri ile ilgili plan, program üreten, bir fikir üretim merkezi işlevini sağlamaktı.

Üniversite çevrelerinin yoğun bir ilgi gösterdiği KÜBİTEM, Dündar Taşer’in büyük gayret ve çabalarıyla adeta Ülkücü hareketin entelektüel bir okulu haline geldi. Taşer, KÜBİTEM vasıtasıyla merkez ve Anadolu’daki Ülkücü kuruluşların faaliyetlerine, burada toplanan ilim ve fikir adamlarını konferans ve seminer vermek üzere konuşmacı olarak gönderirdi.

1969  yılında  kurulan “KÜBİTEM”, bir ilim, irfan merkezi olarak tasarlanmıştı, Dündar Taşer’in dergâhıydı.

KÜBİTEM,  Prof. Dr.  İskender Öksüz  hocanın ifadesiyle “KÜBİTEM 1968 -1971  döneminin üniversite ve medya karargahıdır. KÜBİTEM  ve Dündar ağabey demek bol sohbet, tarih ,strateji ,mücadele demektir”

 Sadi Somuncuoğlu, İbrahim Metin, Halil Özyıldız, İskender Öksüz ve birçok isim, Meşrutiyet Caddesi’ndeki KÜBİTEM’in kadroları arasındaydı. KÜBİTEM, Dündar Taşer’in sohbet yeriydi. Sohbet meclisinde bulunanlara, haz ve ilham veren büyülü sohbetlerin merkezi de “Kübitem” (Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi) idi.  Dündar Taşer’in sohbetlerini dinlemek isteyen sevenleri, KÜBİTEM’e akıyordu. Dündar Taşer konuşurken beş bin yıllık tarihimiz akıyor, canlanıyordu

12 Mart 1971'den kısa bir sonra sıkıyönetim Kübitem'i basmış ve Dündar ağabeyi ve orada bulunanlar üç dört saatliğine bir gözaltına almışlar daha sonra bırakmışlardı.

ALTIN BEYİNLİ ADAM EROL GÜNGÖR: “DÜNDAR TAŞER’İN ÖLÜMÜYLE BİR YANIM KOPTU”

Dündar Taşer, tarih şuuru ile beslenen milli ölçünün adamı idi. Taşer’in tarih şuuru, milli ve manevi değerlerin gölgesinde nefes alan, binlerce yıllık ömre sahip bir ruhi hayatın tavır ve davranışlarından ilham alan bir şuurdur.

Dündar Taşer’i sohbetleriyle konferanslarıyla fikir ve siyaset merkezlerini, üniversite ve aydın çevrelerini derinden etkilemiştir. Erol Güngör Hoca, şehit Gün Sazak ve daha pek isim sayabiliriz.

Erol Güngör’ün Taşer hakkındaki yazılarının tamamında, onun kaybından duyulan derin üzüntü ve hiç yaşlanmayan bir dost hasretinin kokusu ile birlikte, bu sihirli bağlılığın da izlerine rastlamak mümkündür. Özellikle Dündar Taşer’in Osmanlı tarihine bakışıyla, Erol Güngör’ün ‘Devlet-i Ebed Müddet’ hakkındaki fikirleri örtüşüyordu.‘Töre’ dergisinde; Dündar Taşer’in vefatı dolayısıyla yazdığı “Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si” adındakiyazılar“Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si”nin resmini önümüze seriyordu. 

Erol Güngör, Marmara Kıraathesi’nde, İstanbul sokaklarında, birlikte yaptıkları yürüyüşlerde, Ankara’da KÜBİTEM’de Dündar Taşer’le sohbet ederken o derin ve tarihi sohbetlerin ışığında gözlemlerini yapmış, kadim dostu Taşer ile ilgili o muhteşem yazıları yazmıştır.

Her iki büyük değeri genç yaşlarda kaybettik. Ömrünü büyük düşünen, büyük rüyaları olan, Büyük Türkiye ülküsüyle Hakk’a yürüyen Dündar Taşer 47 yaşında, “Türk’ün fikir kalesi, altın beyinli adam,camideki rektör” Erol Güngör Hoca (1938-1983) 45 yaşında Hakk’a yürüdü. En verimli çağlarda kaybettiğimiz bu iki büyük şahsiyetin eksiklikleri, derinden hissediliyor. Türk milliyetçiliği davası için Türk ilim ve siyasi hayatı için çok büyük kayıplardır.

XX. yüzyılın ikinci yarısında İslâm’ı ve milliyetçiliği yeniden ele alıp değerlendirenler arasında önemli bir yeri bulunan  Prof. Dr. Erol Güngör, “Ölümün en güzel tarafı, onun sohbetlerine yeniden kavuşmak” diyordu. Erol Güngör ve Dündar Taşer, birbirini anlayabilen iki büyük Ülkücü’ydü.Ülkücü fikir adamı Nevzat Kösoğlu, Dündar Taşer ile ilgili en güzel yazıyı Erol Güngör’ün yazdığını söyler.  Haklıdır da.  Öyle bir yazı bir daha yazılmadı. O kadar güzel, o kadar muhtevalı, o kadar duygulu. Çok ender bir yazıdır.

Tarihçi, hukukçu, yayıncı Ziya Nur Aksun, 1960’lar ve 1970'lerin başında, devrin muhafazakâr entelektüellerinin toplanma mekanı olan, Beyazıt’taki Marmara Kıraathanesi’nde ülkenin yakın tarihine ilişkin konuşmaları ile tanındı. Ülkücü hareketin mimarlarından Dündar Taşer ile sohbetlerini derleyerek 1974 yılında “Z.N” rumuzu ve “Dündar Taşer'in Büyük Türkiye’si” adıyla yayımladı.Ziya Nur Aksun, Dündar Taşer’i anlatırken onu “fena fi’d-devle ve millet” olarak nitelendiriyor. Yani devlet ve millet kavramlarında benliğini eritmiş, bunlardaki büyük ölçü ve sırlara ermiş bir adam.

CEMİL MERİÇ: “TAŞER ÇOŞKUN BİR ZEKA, BÜYÜK BİR GÖNÜL, VİCDANINI KAYBEDEN BİR DEVRİN VİCDANI”

Görme yetisini 38 yaşında kaybeden ve tercümeleri dışındaki bütün kitaplarını gözlerini tamamen kaybettikten sonra kaleme alan Türk edebiyatı ve düşünce dünyasında önemli bir yere sahip; Türk edebiyatının mütefekkir yazarı; Cemil Meriç, (1916-1987) Dündar Taşer ve onun fikirleri ile ilgili müthiş bir yazı kaleme almıştı.

Cemil Meriç, “Mağaradakiler” adlı kitabında “Bitmeyen Bir Rüya: Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si” adlı o muhteşem tespitlerinde Dündar Taşer hakkında şunları söylüyor:

“Taşer, coşkun bir zekâydı… Fetihten fethe koşan akıncı bir zekâ. Mesele, Türk düşüncesinin, Türk hicvinin diyecektim ana belgelerinden biri.

Önce bütün fezahatleri, bütün inkisarları, bütün ihtilaçlarıyla yakın mazi. Sonra bu kalın sisleri perde perde aralayan muhteşem bir rüya: Yazarın teklifleri. Mülevves bir topraktan yükselen ulu bir ağaç… Evet ama kirli olan toprağın yüzü; kirli olan, daha doğrusu kirletilen.

Üslup, zaman zaman derbeder; hükümler, zaman zaman insafsız. Ama tespitler dürüst, teşhisler isabetli. Karşımızda bir kitap değil, bir insan var; bir insan, yani bir şuur. Tarihin derinliklerinden kopup gelen bu sesin, lâyık olduğu yankıyı uyandırmaması ne kadar hazin!

Ne ikbal sarhoş etmiş Taşer’i, ne bozgun yeise düşürmüş. Feleğin “germ-ü serd”(iyi-kötü)ine vakur bir tebessümle bakmasını bilen yalçın bir irade. Bu yiğit mücahidin de Koçi Bey, Sarı Mehmet Paşa ve Cevdet Paşa gibi tek kaygusu var; “Devlet-i ebed müddetin “devlet”i ebed müddet” olması.

Taşer haklı: Yarınki büyük Türkiye’nin başlıca mimarı: şuur, devlet şuuru, tarih şuuru. Taşer’i sevenlerin. Taşer’den öğrenecekleri çok şeyler var. Taşer, dizgin tanımayan bir tecessüs, cesur bir idrak ve büyük bir gönül, vicdanını kaybeden bir devrin vicdanı.”

Kendisinden başka kolay kolay hiç kimseyi beğenmeyen Necip Fazıl da Taşer için şu övgü dolu sözleri sarf etmişti:

“Hayret, askerden böyle bir adam çıksın, tanıdığım insanlar arasında kendini hemen belli eden kültürlü, aydın ve müthiş bir zekaya sahip olan ender insanlardan biridir.”

Büyük dava mefkure adamı Osman Yüksel Serdengeçti ise; “O ne bir tarihçi ne bir edebiyatçıydı. Fakat kendisinde öylesine köklü, renkli orijinal bir tarih şuuru vardır ki her yerde herkes tarafından istenilen bir adamdı.” diyordu.

Andolsun ki,  “Dündar Ağam” ,   Oğuz’un çocukları    Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’sini  kuracaktır. Andolsun ki kazanacağız, zafere ulaşacağız.  Devletimizi, ülkemizi,  Oğuz’un çocukları yönetecektir.

47 yaşında rahmet-i Rahmân’a kavuşan; Türkmen Ağamız, dava büyüğümüz, tavizsiz Türk milliyetçisi Milliyetçi  Hareket’in  kutup  yıldızı   Dündar Taşer’in kabri nûr, rûhu şâd, mekânı Cennet, makâmı âlî olsun.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —