Ahmet Davutoğlu: Ülkeyi kabile devleti aklıyla yönetenlerden her şey beklenir! Türkiye'deki kötü yönetimin sorumlusu Erdoğan'dır!

Ahmet Davutoğlu: Ülkeyi kabile devleti aklıyla yönetenlerden her şey beklenir! Türkiye'deki kötü yönetimin sorumlusu Erdoğan'dır! | enpolitik.com
Eklenme Tarihi: 03.07.2020 14:11:15 - Güncellenme Tarihi: 06.08.2020 10:47:26

Gelecek Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu "Türkiye’deki adaletsizliğin, hukuksuzluğun, yasakçılığın, baskının, kötü yönetimin sorumlusu bizatihi Erdoğan’dır; çünkü çevresini bu odaklarla dokuyan da bizzat kendisidir" dedi.

Partisinin İstanbul-Esenyurt İlçe Kongresi'nde konuşan Ahmet Davutoğlu, Ak Parti'ye yönelik sert eleştirilerde bulundu. Sözlerine Sakarya'da meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır dileyerek başlayan Davutoğlu, "Yola çıktığımızda dediler ki; kuramazlar, kursalar bile teşkilatlanacak adam bulamazlar diye her zamanki kibirleriyle ahkam kestiler. Teşkilatımızı kurduk, genel merkez organlarını oluşturduk. 63 ilde teşkilatlandık. Kibir ve enaniyetleri yüreklerini mühürlemişti. Bu dava bir iktidar veya güç davası değildir. Bu dava kişisel bir dava asla değildir. Bu dava kula kulluğun bitirilmesi davasıdır." dedi. 

"Türkiye bu iktidarın rant kavgalarından, yolsuzluklarından, israfından, ekmeğini küçültmesinden, ekonomik palavralarından bıkmış durumdadır." diyen Davutoğlu, 

"28 Şubat’ta yerlerde sürüklenenlerin, hapislere girenlerin, okullardan atılanların kurdukları bir üniversite bizzat Tayyip Erdoğan tarafından zorbalıkla kapatıldı. Türkiye’deki adaletsizliğin, hukuksuzluğun, yasakçılığın, baskının, kötü yönetimin sorumlusu bizatihi Erdoğan’dır; çünkü çevresini bu odaklarla dokuyan da bizzat kendisidir. Ülkeyi kabile devleti, aile devleti aklıyla yönetenlerden her şey beklenir." ifadelerini kullandı. 

Davutoğlu, Türkiye'nin tarihinin en cahil, en liyakatsiz kadrolarıyla yönetildiğini söyledi. 

İşte Ahmet Davutoğlu'nun konuşmasının tam metni:

Susmaya değil konuşmaya, şikayet etmeye değil çözüm üretmeye, bağırmaya değil sakince ve muhabbetle hitap etmeye, surat asmaya değil tebessüm etmeye geliyoruz. Bundan 6 ay önce partimizi kurar kurmaz genel merkez yönetim organlarımızı belirleyerek çalışmaya koyulduk.

Mart ayından itibaren koronavirüs salgınına rağmen çalışmalarımızı ara vermeden sürdürdük ve hamdolsun bugüne kadar 63 il ve 245 ilçe teşkilatımızı kurduk. Hız kesmeden ilçe kongrelerimize başladık. Bugün 15. İlçe kongremizi gerçekleştirmek için Esenyurt’tayız.

Güneş doğudan yükselir diyerek ilk ilçe kongremizi Ardahan Merkez ilçeden başlatmıştık.  Bugün İstanbuldayız. Tarihin, mekanın ve doğanın ruhu İstanbuldayız.

Yükselişimizin, istiklalimizin, demokrasimizin ve direnişimizin odağı, sığınağı, ve kaynağı olan bu aziz şehir siyasetimizin de omurgasını oluşturur. Bu milletin geçmişi bu şehirdedir, geleceği de bu şehrin damarlarındadır.

İstanbul’da fetih ile sadece bu topraklar için değil bütün bir insanlık için bir gelecek meşalesi yakılmış; bir çağ kapanmış bir başka çağ açılmıştı. Bu şehir asırlarca sürecek bir siyasal düzen geleceğinin merkezi olarak Fatihin emaneti ve yükselişimizin Dersaadetidir.

İstanbul, milletin gelecek ile ilgili olarak en ümitsiz olduğu günlerde Boğaza demirleyen işgal donanmalarına bakarak “geldikleri gibi gidecekler” diyen Mustafa Kemal’in ülke için hayal ettiği istiklal ve cumhuriyet geleceğinin tohumlarını da bünyesinde taşımıştı.

Tarihin şeref sayfalarına şahitlik etmiş olan bu aziz şehir hemen karşısındaki Yassıada’da demokrasimiz ve insan onurumuz adına yaşanan utanç tablolarına da hüzünle şahitlik etmiş ve demokrasi şehitlerimiz Adnan Menderes’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu ve Hasan Polatkan’ı ebediyen bağrına basmıştır.

Ve 15 Temmuz’da bu şehir milletimizin demokrasimiz ve onurumuz için verdiği şanlı direnişin merkez üssünü oluşturmuştur.

15 Temmuz direnişinin yıldönümü yaklaşırken o gece bu halkın ve gelecek nesillerin onuru için fedayı can eden bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Mekanları cennet, ruhları şad olsun.

O meşum gecede daha hiçbir resmi açıklama yapılmadığı saatlerde bu aziz şehrin sokaklarına inen kahramanların sembol isimleri de burada ve aramızda.

Genel başkan yardımcımız Selim bey, İl başkanımız İsa Mesih bey, eşini ve oğlunu o gece şehit veren değerli dostum ve kardeşim Erol beyin eşi Nihal Olçok hanımefendi, Silivri’de şehitlerimizin davalarının ev sahibi Metin bey, ve o gece alanda olan isimlerini tek tek sayamayacağım bütün kurucularımız ve teşkilat mensuplarımız bu şehrin ve milletimizin onuru için ayağa kalktılar.

Bugün diğer şehirlerimizde de Gelecek Partisi’nin omurgasını oluşturan kadrolar bulunduklaru şehirlerd 15 Temmuz direnişinin önünde yer alan kahramanlardı.

Gelecek Partisinin fedakar mensupları,

O meşum gecede bizleri direnişe sevk eden temel saikler neyse partimizin kuruluşunu gerektiren saikler de aynısıdır. O gece insan hak ve özgürlüklerini, insan onurunu ve demokrasi değerlerini yok edecek darbeci ve cuntacı bir çeteye karşı harekete geçmiştik.

Bugün de “28 Şubat bugün altın dönemini yaşıyor ve ülkeyi biz yönetiyoruz” diyen bir çağdışı akımın ipotek altına aldığı otoriter bir iktidar anlayışına karşı insan onurunu, insan hak ve özgürlüklerini ve demokrasi değerlerini savunmak üzere harekete geçtik.

15 Temmuz’da direniş çağrısı yapmak ve direnmek bedel ödemeyi göze almayı gerektiriyordu.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin  getirdiği otoriter yönetim anlayışı ve bu yönetimin 28 Şubatçı ortakları ile birlikte özgürlükleri daraltmaya çalıştığı bir dönemde Gelecek Partisi gibi kayıtsız şartsız özgürlükleri savunan bir partinin kurulması da bedel ödemeyi göze alacak bir cesaret gerektiriyordu. Onun için iktidar sahipleri “kuramazlar, kursalar bile teşkilatlanacak adam bulamazlar” diye her zamanki kibirleriyle ahkam kestiler.

Onlar bu milletin en zor şartlarda nice yiğitler çıkardığını görmemişlerdi. Kibir ve enaniyetleri gözlerini kör etmiş, yüreklerini mühürlemişti.  Ama her konuda olduğu gibi bu konuda da yanıldılar. Salgın sebebiyle üç ayı evlerde geçirmek zorunda kaldığımız altı ay içinde Ardahan’dan Muğla’ya, Van’dan Kırklareli’ne kadar  63 ilde ve 245 ilçede örgütlendik. İşte bugün burada her dönemde milletin gelecek meşalesinin yandığı İstanbul’da en büyük ilçemiz Esenyurt’tayız.

Her türlü baskıya, ambargoya, yasaklara ve tehditlere rağmen dimdik ayaktayız.  Gözümüz geçmişe ve arkaya değil, geleceğe ve ufka bakıyor.  Kulaklarımız dedikoduya, trol çetelerinin hezeyanlarına değil, milletimizin çağrılarına ve dualarına açık.

Ayaklarımız sabit, başımız dik! Zihnimiz vizyonla, yüreğimiz muhabbetle yüklü!

Buradan samimiyetle, basiretle ve cesaretle bu tarihi misyon için yola çıkan ülkemizin her köşesindeki yiğit teşkilat mensuplarımızı, gelecek gönüllülerimiz yürekten selamlıyorum.

Selam olsun insan onuru için ayağa kalkanlara!

Selam olsun yasaklara karşı özgürlükleri savunmak için seslerini yükseltenlere!

Selam olsun yolsuzluklara karşı temiz siyaset diye haykıranlara

Selam olsun kötü ekonomi yönetiminin yol açtığı yoksulluğa karşı herkes için sosyal adalet, herkes için onurlu hayat standardı diye yola çıkanlara!

Selam olsun herkes için adalet, herkes için hak, herkes için hürriyet diyenlere!

Selam olsun gençlerimize parlak bir gelecek inşa edebilmek için her türlü fedakarlığı göze alan Gelecek Gönüllülerine!

İnşallah her hafta bir kaç ilimize-ilçemize gidip kongrelerimizi gerçekleştirecek ülkemizin dört bir yanında milletimizle kucaklaşacak, dertlerini dinleyecek, tavsiyelerini ve hayır dualarını alıp daha güçlü bir şekilde yolumuza devam edeceğiz.

Gelecek Partisi resmen kurulalı henüz altı ay oldu. Ancak bu durum sizi yanıltmasın. Gelecek Partisi bu zor zamanda; programıyla, ilkeleriyle, değerleriyle ve kadrolarıyla ülkemizin en güçlü, en köklü partisidir.

Gelecek Partimizin amblemi olan çınar yaprağı yarınlarımızı temsil eder, çınar ağacının güçlü kökleri ise tarihteki derinliğimizi.

Gelecek Partisi güçlü bir tarihin içinde, umut dolu yarınlar için kurulmuş köklü bir partidir.

İşte sizler böylesine köklü bir hareketin üyesi olduğunuz için bu zor zamanda hakikatin, ahlakın ve adaletin sesi olmayı tercih ettiniz.

İşte sizler böylesine ahlaklı bir hareketin üyesi olduğunuz için bu zor zamanda dürüstlüğün, şeffaflığın ve hukukun yanında olmayı tercih ettiniz.

İşte sizler böylesine asil bir hareketin üyesi olduğunuz için zor zamanda Rabbimizin eşref-i mahlukat olarak yarattığı insanın haysiyetinden yana olmayı tercih ettiniz.

Önceliğimiz, hedefimiz insan onurunun korunmasıdır.

Gelecek Partisi’nin en önemli derdi ayrım gözetmeksizin bütün 83 milyon insanımızın haklarının ve hukuklarının korunmasıdır.

Bizi diğerlerinden ayıran en önemli vasfımız insan onurunu zedeleyen ve baskılayan hiçbir gücü kabul etmememizdir, Rabbimizin insana bahşettiği haklarını sonuna kadar kullanmasına inancımızdır.

Bizlerin tek bir davası (siyasi hedefi) vardır.

Bu dava partilerin, kurumların, kişilerin üstündedir.

Bu dava bir iktidar veya güç davası değildir. Bu dava kişisel bir dava asla değildir.

Bu dava kula kulluğun bitirilmesidir.

Bu dava insan onuru davasıdır.

Ülkemizin bugün içine düştüğü durum insan onuru davasını çok daha hayati bir hale getirmiştir. Bu iktidar insan onuruna karşı duruşun bizatihi tarifi haline gelmiştir. İnsan onurunu yaşatacak olan demokrasi ayaklar altındadır. İnsan onurunu yüceltecek olan adalet ayaklar altındadır. İnsan onurunu muhafaza edecek olan hakkaniyetli bir gelir dağılımı ayaklar altındadır.

İnsan onurunun ayaklar altına alındığı bir ülkede büyüme yerine küçülme olur, huzur yerine gerilim olur, adalet yerine baskı olur. Maalesef, bugün, Türkiye, böyle ülke halindedir.  Gelecek Partisi olarak söz veriyoruz. İnsan onurunu ayağa kaldıracağız, insan haklarını azami düzeyde koruyacağız, insan haysiyetini yücelteceğiz ki ülkemiz de ayağa kalksın, refah artsın ve huzur tesis edilsin.

İnsanımız huzur istiyor kardeşlerim. İnsanımız bu iktidarın kısır döngü kavgalarından, bitmez tükenmez ağız dalaşlarından, herkesi hain herkesi düşman görmesinden, adaletsizliklerinden, adam kayırmacılığından bıkmış durumdadır. Türkiye huzur istiyor kardeşlerim. Türkiye bu iktidarın rant kavgalarından, yolsuzluklarından, israfından, ekmeğini küçültmesinden, ekonomik palavralarından bıkmış durumdadır.

Ülkemiz huzur istiyor kardeşlerim. Onun için biz Huzur Güven Gelecek diyoruz. Ülkemiz bu iktidarın ortaklarıyla beraber Allah’ın her günü uydurduğu saçma sapan gündemlerden, ayak oyunlarından, millete tuzak kurmalarından bıkmış durumdadır.

Türkiye’yi yönetenlerin iktidarda kalmanın dışında başka bir gündemleri bulunmamaktadır.

Türkiye derdi olmayanların, millet derdi kalmayanların, adalet meselesi olmayanların milletimizin geleceği için söyleyecekleri de kalmamıştır.

Onun için hep geçmişi konuşuyorlar.

Onun için adaleti, hukuku, hakkaniyeti, şeffaflığı, dürüstlüğü, ahlakı, eşitliği duyunca rahatsız oluyorlar.

Onun için milletimize umut vermek yerine, korku aşılıyorlar.

Onun için farklılıklarımızı zenginlik olarak görmek yerine, tehdit görüyorlar.

Onun için 83 milyon insanımızı bir araya getirmek yerine ayrıştırıyorlar. İşte gördünüz, Çarşamba günü, bir gece yarısı kararıyla, Türkiye’nin en kaliteli eğitim kurumlarından birinin, Şehir Üniversitesi’nin kapısına kilit vurdular.

 

28 Şubat’ta yerlerde sürüklenenlerin, hapislere girenlerin, okullardan atılanların kurdukları bir üniversite bizzat Tayyip Erdoğan tarafından zorbalıkla kapatıldı.  Bu zalimliği, gaddarlığı, vicdansızlığı niye yaptılar biliyor musunuz?

Bu kirli karara imza atan Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta muhafazakar-dindar kesimler olmak üzere bütün topluma şu mesajı vermeye çalışıyor: Ya boyun eğeceksiniz ya da tasfiye olacaksınız.

İktidar ve 28 Şubatçı ortaklarının Türkiye’si adaletsizliğin, hukuksuzluğun ve zorbalığın olduğu bir Türkiye’dir.

Herkes kendilerine biat etsin istiyorlar. Farklı bir düşünce serdedilmesine, farklı bir görüş bildirilmesine tahammülleri yok.

Farklı bir düşünceniz, görüşünüz, bağımsız bir yapınız varsa tehdit görülürsünüz ve cezalandırılırsınız.

Peki kardeşlerim, sizlerin huzurunda bir kez daha soruyorum:

Siyasi rekabetin de bir ahlakı ve namusu yok mu?

Sizi kötülük yapmaktan alıkoyacak hiçbir değeriniz kalmadı mı?

İktidarınızı korumak için her şeyi mubah mı görmeye başladınız?

AK Parti’ye gönül vermiş kardeşlerimin bu yaşananlar karşısında içlerinin kan ağladığını biliyorum.

Binlercesinin çocuklarının okuduğu Şehir Üniversitesi’nin kapatılmasını Cumhurbaşkanı en başta onlara açıklayamaz.

Ama geldiğimiz nokta herkesin başını ellerinin arasına alıp düşünmesini gerektiriyor.

Artık “cumhurbaşkanı iyi ama çevresi kötü” aldatmacasının daha fazla savunulacak hali kalmamıştır.

Türkiye’deki adaletsizliğin, hukuksuzluğun, yasakçılığın, baskının, kötü yönetimin sorumlusu bizatihi Erdoğan’dır; çünkü çevresini bu odaklarla dokuyan da bizzat kendisidir.

İktidarın yolu da, yol arkadaşları da ortada. Milletimiz olan-biteni engin ferasetiyle görüyor.

Şehir Üniversitesini kapatma kararı aslında özgüven ve birikimden yoksun olanların nitelikli kaliteye düşmanlıklarının eseridir.

Kendi birikimine güvenemeyen ve özgüvenini kaybeden otoriter yöneticiler iki yolu tercih ederler: Senden daha nitelikli olanları ya tasfiye et ya da boyun eğdir!

Bugün olan da budur. Şehir Üniversitesinin kalitesi onları korkuttu.

Zannediyorlar ki kalite standardı ortadan kalkınca kalitesizlikleri görünmez olur.

Mesela sıfır makaleli rektörlerin olduğu bir ortamda cehaletin örtülmesi daha kolaydır diye düşünüyorlar. Ama beni asıl üzen daha önce nitelikleri ve şahsiyetleri ile tebarüz etmiş benim de şahsen tanıdığım YÖK üyelerinin, akademi mensuplarının, milletvekillerinin, sivil toplum temsilcilerinin bilge lider Alija’nın yakındığı taktik sessizliği tercih etmiş olmalarıdır.

Kendilerinin de vaktinde takdir ettikleri, içinde bulunmaktan hisseyab oldukları bir vakfa kayyum atanması ve neticede Türkiye’nin kısa sürede en kaliteli üniversiteleri arasına giren Şehir Üniversitesinin kapanması karşısında vicdanları harekete geçer diye düşündüğümüz dostlarımızın sükutu kibirle ve kinle bu üniversiteye kapatanlar kadar üzücü olmuştur.

Bu sükut edenler zannediyorlar ki bir müddet sonra bu fırtına geçer ve onlar da kaldıkları yerden ‘medeniyet’, ‘hikmet’, ‘irfan’, ‘bilgi’, ‘özgürlükler’ diye ahkam kesmeye devam ederler.

Bu dostlarımız unutmasınlar!

Siyasette taktik adımlar belli ölçüde mazur görülebilir, ama ilim hayatında asla!

Elde ettiklerini düşündükleri mevki makam ve statü gibi taktik kazanımlar için susanlar bir müddet sonra önce kendi vicdanlarınca, sonra hafızası son derece kuvvetli olan tarih nezdinde mahkum edilirler.

Onları bir kez daha düşünmeye ve vicdanlarından gelen derin feryadı duyarak tepki vermeye çağırıyorum.

Onlar da bilmelidir hiç bir güç vicdanlardan daha belirleyici, hiç bir makam savunulan değerlerden daha kıymetli değildir.

Hiç kimse ilme ve vakıf geleneğine darbe vurulan 29 Haziran gecesini unutturamayacaktır.

29 Haziranı her yıl ‘Akademik özgürlükler günü’ olarak anacağız.

Daha önce söylemiştik;

Yıkmak kolay, yapmak zordur!

Ama yine söylemiştik ve bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz:

HER ŞEY YENİ BAŞLIYOR!

Gelecek Partisi olarak, terk edilen her değeri tekrar yaşatacak, yıpratılan her kuruma yeniden itibar kazandıracak, tasfiye edilmeye çalışılan her geleceği aslına ve zamanın ruhuna uygun şekilde bir kez daha ihya edeceğiz.

Onlar korkuyu vaad edecek, biz ümidi dalga dalga büyüteceğiz.

Geçen hafta Erdoğan sosyal medyanın kendileri için ne kadar önemli olduğunu anlatıyordu gençlere...

Hani şu Türkiye dislike rekoru kıran konuşması...

Üzerinden dört gün geçti aynı Erdoğan sosyal medyayı, youtube’u kapatacağız dedi...

Kapatmaya alıştılar bunlar...

Kapatmadan duramıyorlar...

Youtube’u, twitter’ı, instagram’ı kapatabilir misiniz?

Sizden her şey beklenir.

Ülkeyi kabile devleti, aile devleti aklıyla yönetenlerden her şey beklenir.

Peki, rahatsızlık ne? Niye sosyal medyayı kapatmayı gündemlerine aldılar?

Bir yasal boşluk mu var?

Hayır, bu platformlarda suç işleyenlerle ilgili hiçbir yasal boşluk yok.

Yeni bir düzenlemeye de ihtiyaç yok.

Suç işleyenler çok rahatlıkla yakalanıp cezalandırılabiliyor.

Doğru, iktidarın trolleri, arsızları, çeteleri sırtlarını devlete dayayarak rahatça sayıp sövebiliyorlar.

Onlar hakkında hiçbir yasal işlem başlatılmıyor, ellerini kollarını sallayarak karakter suikastı yapmaya devam edebiliyorlar.

Ancak iktidarı rahatsız eden herkesle ilgili hemen yasal işlem başlatılıyor.

Ortada bir yasal boşluk yok, inisiyatif farklılığı var.

Bu yüzden, amacınız, hedefiniz belli...

Geleneksel medyayı kontrolünüz altına aldınız. Kimin konuşacağını, neler konuşulacağını sizler belirliyorsunuz. Geleneksel medya kanallarında sizi rahatsız edecek hiç bir konuşma, hiçbir haber yapılamıyor.

Ama sosyal medya platformlarını kontrolünüz altına alamıyorsunuz. Mesajları, haberleri, kişileri engelleyemiyorsunuz.

Sizi asıl rahatsız eden bu.

Sizden başka kimse konuşmasın, sizin fikirleriniz, görüşleriniz dışında hiçbir görüş ortaya konulmasın istiyorsunuz.

Sosyal medyadan rahatsızlık duymanızın temel sebebi bu.

Gençler! Gelecek Partisi sosyal medyayı, interneti sizlerin bu çağdaki en önemli özgürlük alanınız olarak görmektedir.

Bu alana kim elini uzatırsa karşısında Gelecek Partisi’ni bulacaktır.

İktidarın Gelecek Vizyonu: Üniversite kapat, sosyal medyayı kapat, Türkiye’yi kapat.

Bizim cevabımız: üniversiteler açacağız, medyanın önünü açacağız, Türkiye’yi dünyaya açacağız.

Bugün herkes için eşit ve şeffaf bir şekilde işleyecek hukuk mekanizması ortadan kalkmıştır.

Adalet sistemimiz güven duyulan değil, korkulan bir mekanizmaya dönüşmüştür.

Milletimiz toplumsal farklılıklarımızı kendisine siyasi sermaye yapanların, geleceği inşa edemeyeceğini görmektedir.

Milletimiz korkularla ve tabularla siyaset yapanların ülkemizi yarınlara taşıyamayacaklarını bilmektedir.

20. Yüzyıla ait sorunlarla siyaset yapanların, Türkiye’nin 21. Yüzyılına sunacakları bir vizyon bulunmamaktadır.

Türkiye yeterince geçmişte yaşadı.

Türkiye’yi yönetemeyenler de hep geçmişe sığındılar.

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına ulaşmak üzere olduğumuz bu zaman diliminde, ülkemizin sorunlarının çözümü güçlü bir gelecek tasavvuruyla mümkündür.

Türkiye’nin geçmişte bırakması gereken sorunlardan beslenenlerin, ortaya çıkardığı karamsar tablo baştan aşağı değişecektir.

Şimdi yapmamız gereken, zihinlerimizi özgürleştirmek, psikolojilerimizi yenilemek, toplumsal bağlarımızı güçlendirmek, esaslı muhasebeler yapıp isabetli dersler çıkarmak ve ortak geleceğimiz konusunda atılması gereken adımları atmaktır.

Partimiz temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, ayırımcılıkların son bulduğu, adil ve müreffeh bir Türkiye vizyonu ile yola çıkmaktadır.

İktidar ve ortakları uzunca bir süredir Türkiye’yi yönetemeyecek bir acziyet içerisindeler.

İktidar ve ortakları uzunca bir süredir sanal bir dünyada yaşıyorlar.

Maalesef Türkiye sosyal medya kampanyalarıyla devlet yönettiğini zanneden bir iktidarın elinde her geçen gün itibarını, refahını ve geleceğini kaybetmektedir.

Ciddiyetsizlik ve liyakatsizlik bu iktidarın ana ekseni haline gelmiştir.

Artık hiçbir ciddi işi hakkıyla yapamıyorlar.

Artık asgari liyakat gerektiren hiçbir işin üstesinden gelememektedirler.

Bu iktidar 2001’de Türkiye ekonomisini tarihinin en büyük krizine sokan ve adeta iflasa götüren ortağıyla beraber milletimizin son yıllardaki birikimlerini de heba etmeye devam ediyor.

Bugün Türkiye ekonomisi tarihimizin en ciddiyetsiz ve liyakatsiz kadrolarının elindedir.

Türkiye’de geçmişte de oldukça kötü ekonomi yönetimleri oldu.

Ancak şunu açıkça söyleyelim: hiçbir dönemde bu dönemde olduğu kadar ağır bir liyakatsizlik, cehalet, yolsuzluk ve milletimizin geleceğinden çalan bir yönetim olmadı.

Bugün ekonomimizi ayağa kaldıracak, sürdürülebilir büyümeyi hayata geçirecek ve hepsinden önemlisi milletimizin hak ettiği, insan onuruna yakışır bir kişi başı adil gelire kavuşturacak kurumlar ayaklar altındadır.

Bugün milletimizin alın teriyle oluşan kamu kaynaklarını har vurup harman savuran, sorumsuzca harcayan, hesap vermeksizin kamu kaynaklarını dağıtan, yetim hakkını umursamazca harcayan bir yolsuzluk düzeni oluşmuştur.

Bu yolsuzluk düzeni dünyada ve ülkemizde bildiğimiz kaba yolsuzluk, çürümüş yönetim ve rüşvet bataklığının ötesindedir.

Bu yolsuzluk “sistematik yolsuzluk” denilen bir düzendir.

Artık eskiden olduğu gibi arsızın, haramdan korkmayanın kamu malına ve kaynağına üşüşmesinden bahsetmiyoruz.

Bugün tecrübe ettiğimiz sistematik yolsuzluk bizatihi kamu kaynaklarını israf etmek, belli sermaye gruplarına peşkeş çekmek, baştan aşağı birilerini kalkındırmak için milletin gözünü boyayan israf yatırımlarına kanalize etmek için yapılmaktadır.

Artık şeffaf kamu ihalesi bu iktidar için boş bir laftan ibarettir.

Artık denetlenebilir, kar-zarar hesabı yapılan yatırımlar bu iktidar için anlamsız laflardır.

Artık kamu malı bu iktidar için millet adına kullanılacak bir kaynak değil, kendi ikballeri için harcanan milletin paralarıdır.

Gelecek Partisi bu sistematik yolsuzluğa son vermek üzere yola çıkmıştır.

Gelecek Partisi milletin kaynaklarını bir grup çıkarcının ve rantiyecinin sömürmesine son vermek üzere yola çıkmıştır.

Gelecek Partisi bu iktidar ve ortakların milletin kaynaklarını şatafat içerisinde israf etmesine dur demek üzere yola çıkmıştır.

İktidarın, ekonomideki olumsuz gidişi kendi yaptığı hatalar yerine sürekli "küresel piyasalardan gelen döviz ataklarına, sözde dış mihraklara" bağladığını sizlere son dönemlerde aktarmaya gayret ediyorum.

İktidar “ekonominin sorunlarını, kadroların acizliğini, politikaların yetersizliğini, akıl-dışı/tek merkezli yönetim tarzının yol açtığı sıkıntıları” ülkeyi adım adım dünyadan yalıtarak çözmeye çalışmaktadır.

İktidarın koyduğu yanlış teşhisler nedeniyle ülke her geçen gün daha kapalı bir ekonomi haline dönüşmektedir.

Tekrar altını net bir biçimde çizmek istiyorum, bugün yatırımcılar nezdinde Türkiye “sermaye kontrolleri uygulayan bir ülkedir”.

Bunu da sözüm ona “milli ekonomi” diyerek aklıyorlar.

Halbuki, mili ekonomi, bundan 4 yıl önce, yani ben başbakanlığı bıraktığımda;

- 2.9 olan döviz kurunu 7 liraya çıkartmamaktır.

-11 bin dolar olan kişi başına geliri 9 bin dolara düşürmemektir.

-864 milyar dolan olan milli geliri 743 milyar dolara düşürmememktir

-Küresel ligde 17. olan ülkemizi 19.luğa düşürmemektir.

-49 milyar TL olan faiz harcamalarını 104 milyar TL’ye yükseltmemektir.

-%7 olan enflasyonu %12’ye çıkarıp milletin belini bükmemektir.

-İsraf ve kötü yönetim yüzünden Merkez Bankasının 40 milyarlık yedek akçesine göz dikmemektir.

-Arka kapı operasyonlarıyla ülkenin 77 milyar dolarlık rezervlerini satmamaktır.    

Yıllık potansiyel büyüme oranı %4-5 olan Türkiye, ekonomi yönetiminin beceriksizliği, liyakatsizliği ve cehaleti nedeniyle 2 yıl boyunca toplam %2,1 büyüyebilmiştir.

İktidar ne kadar gizlemeye çalışsa da Türkiye yakın tarihinin en yakıcı iktisadi krizini yaşıyor.

Bugün kişi başına düşen milli gelirimiz 2007 yılının gerisine düşmüştür. Türkiye bugün kişi başına gelirde 2007’den daha fakirdir.

Reel olarak yatırımlar iki buçuk yıl önceki, vatandaşın tüketimi iki yıl önceki seviyelerindedir.

Şubat 2020 rakamlarına göre işsizlik %13,6 seviyesindedir.

Yani her 7 kişiden biri işsizdir.

Tarım dışı işsizlik %15,6 düzeyindedir.

Başka bir deyişle şehirlerde yaşayan nüfusta her 6 kişiden biri işsizdir.

En vahimi ise %24,4 düzeyine ulaşmış olan genç işsizliktir. Her 4 gencimizden biri işsizdir.

Geçtiğimiz yıla göre 2,1 milyon vatandaşımız iş bulma ümidim yok diyerek işgücünden çıkmıştır.

Kimsenin aklında ülkenin bir uçuruma doğru sürüklendiği konusunda maalesef soru işareti kalmamıştır.

Bırakın Cumhurbaşkanı’nın geçtiğimiz haftalarda söylediği gibi “ülkemizin dünya milli gelir sıralamasında 2023 hedefi olan ilk 10 ülke arasına girme hedefine en yakın olduğu dönemden geçmekte olduğu” iddiasını, ilk 20’de kalabilmesi dahi gören gözler için artık ciddi bir risk halini almıştır.

Hatırlanacağı üzere 2001 krizi ile bozulan ekonomik dengeler 2002 yılında ülkemizi dünya milli gelir sıralamasında 25.’liğe kadar geriletmiş, ancak yeniden dışa açık, uluslararası normlara ve kurallara uygun ekonomik politikalarının uygulanmaya başlanması ile sadece 2 yılda ülkemiz yeniden ilk 20’ye dâhil olmuştu.

2006 yılında ise dünya sırlamasında 17.’liğe yükselen Türk ekonomisi bu konumunu yaklaşık 10 yıl koruyabilmişti.

Ancak 2016 yılından sonra “sözde milli ekonomi” söylemi, artan tutarsız ve aşırı kamu müdahaleleri, ekonomik rasyonelitesi tartışmalı yatırımlar, israf, kötü mali yönetim, kurumların kapasitelerini, yetkinliklerini ve itibarlarını tahrip eden hoyrat ve sorumsuz yönetim anlayışı ile maalesef Türkiye nerdeyse 15 yıllık birikimini kaybederek yeniden 19.sıraya geriledi.

Başka bir deyişle bırakın dünya sıralamasında ilk 10 hedefine yakın olmayı uzun süredir hedeften hiç bu kadar uzaklaşmamıştı Türk ekonomisi.

Ülkemizi bu karanlık tablodan kurtaracak, geleceğimizi aydınlık kılacak bir çözüm vardır.

Zira Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu bulunmamaktadır.

Türkiye’de sorunu çözemeyenler vardır. Daha fazla sorun üretenler vardır.

Geleceğimiz aydınlıktır.

Çünkü Gelecek Partisi vardır.

Bugün Ardahan’dan Muğla’ya, Van’dan Kırlareli’ne kadar bütün bir vatan sathında başlattığımız kongreler özgürlüklerin, adaletin, hak ve hukukun, şeffaflığın  özetle Gelecek Partisi’nin iktiadara yürüyüşünün ayak sesleridir.

Buradan bütün Gelecek Partisi üyelerine ve Gelecek gönüllülerine sesleniyorum.

Kongrelerimizi birlik, vakar ve özgüven içinde gerçekleştirelim.

Toplumun bütün kesimlerini kuşatan bir yaklaşım ve üslup benimseyelim.

Hiç bir provokasyona mahal vermeyecek bir disiplin ve kararlılık sergileyelim.

Kongrelerimizde seçilen başkan ve yöneticilerimize de tavsiyelerimizi bir kez daha tekrarlamak isterm:

  • Her daim halkın içinde olunuz; halkımız ile dilden kulağa değil, yürekten yüreğe konuşunuz. Unutmayınız, halk ile irtbatı kopan partilerin nihai yeri tarihin çöplüğüdür.
  • Kibrin değil tevazuun, öfkenin değil basiretin, nefretin değil muhabbetin, kabalığın değil nezaketin sözcüsü ve yürüyen öznesi olunuz.
  • Yerel siyasette nezaket ve muhabbet dilini egemen kılınız.
  • Yönetmekte olduğunuz teşkilat mensuplarımıza güzel örnekler olunuz; onları parlak bir geleceğe yürümek için motive ediniz.
  • Teşkilat binalarımız halka ve özellikle gençlerimize ve kadınlarımıza açık tutunuz.
  • Unutmayınız: Parti mekanlarımız ne size ne bize aittir; halkımıza aittir. Halkımızın parti mekanlarımızı kendi evleri gibi görmelerini sağlayınız.
  • Etik Kurulumuzca belirlenen siyasi ahlak ilkelerini başkaları gibi kağıtta bırakmayınız; hayata geçiriniz.
  • Gıybeti, dedikoduyu, hasedi ve fitneyi teşkilatlarımıza sokmayınız.
  • Kongrenin hemen sonrasında ve gerektiği her anda Mülki amirleri ziyaret ederek bulunduğumuz il ve ilçelerin huzurunun teminatı olduğumuzu gösteriniz.
  • Sivil toplum kuruluşlarını ve kanaat önderlerini kongre sonrasında hemen ve daha sonra da sık sık ziyaret ederek bulunduğumuz il ve ilçelerin vicdanına hitap ediniz, sorunlarını dile getiriniz.
  • Daha önce bize nasıl bir tutum takınmış olurlarsa olsunlar bütün siyasi partilerin il ve ilçe merkezlerini ziyaret etsinler, onlarla yakın bir diyalog içinde olsunlar.

Unutmayalım: Bizim hareketimiz kin ve öfkeye değil, muhabbet ve basirete dayanır.

Bize ne yapılırsa yapılsın bizim hareket ölçümüz kendi değerlerimizdir.

Demokrat zihniyet, ortak akıl ve toplumsal uzlaşma temelinde, kuşatıcı bir siyasi vizyon, yetkin bir kadro ve rasyonel bir yönetim anlayışıyla sorunlarımızın tamamını çözüme kavuşturmak mümkündür.

Gün; devlet aklını, insan onuru ve millet vicdanı ile buluşturma günüdür.

Gün; geçmişimizden güç alarak ve bugünü doğru anlayarak geleceğimizi inşa günüdür.

Gün; herkesin güven içinde yaşadığı özgür bir gelecek inşa etme günüdür.

Gün geçmişe takılıp kalma günü değil, geleceğe ve ufka yürüme günüdür.

Gelecek Partisi hepimizin geleceğinin adresi, kaynağı ve umut ışığıdır.

Gelecek  Partisi milletimizin yarınıdır.

Sözlerimi bitirirken, kongremizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sizleri tekrar sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Allah yolumuzu açık etsin.

Allah’a emanet olun.

https://www.enpolitik.com/haber/322574/ahmet-davutoglu-ulkeyi-kabile-devleti-akliyla-yonetenlerden-her-sey-beklenir-turkiyedeki-kotu-yonetimin-sorumlusu-erdogandir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*