Taha Akyol'dan Şehir Üniversitesi yazısı: İktidarın nasıl bir üniversite istediği Rektör atamalarından belli oluyor...

Taha Akyol'dan Şehir Üniversitesi yazısı: İktidarın nasıl bir üniversite istediği Rektör atamalarından belli oluyor... | enpolitik.com
Eklenme Tarihi: 01.07.2020 11:14:46 - Güncellenme Tarihi: 03.07.2020 00:11:23

Ak Parti Şehir Üniversitesini kapatmakla Türkiye tarihine 'Üniversite kapatan iktidar' olarak geçerken, karara günlerdir tepki yağıyor. Bugünkü köşe yazısını Şehir Üniversitesi'nin kapatılmasına ayıran hukukçu yazar gazeteci Taha Akyol, "İktidar nasıl bir üniversite istiyor?.. 2016’da çıkardığı kanundan bellidir: Öğretim üyelerini “devlet memuru” statüsüne ve onların tabi olduğu hiyerarşik disipline bağlayan kanun…" diyerek iktidarın bakış açısının bilimi geriye götürdüğünü belirtiyor. 

İşte Akyol'un bugünkü köşe yazısının tamamı:

"Şehir Üniversitesi’nin kapatılmasına önceden karar verildi, sonra formaliteler tamamlandı. 

Kapatmak için “kanun”a ihtiyaç duydular.

Enver Paşa’nın ünlü deyişle, “yok kanun, yap kanun!”

Kanun da çıkarıldı: YÖK Kanunu’nda 15 Nisan 2020 günü değişiklik yapıldı, “vakıf yükseköğretim kurumunun faaliyet izninin kaldırılması” düzenlendi. (Madde 13 üzerinden Geçici 11. Madde)

Ve dün “Şehir Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılmasına” dair 2708 Sayılı “Cumhurbaşkanı Kararı” yayınlandı, Şehir Üniversitesi kapatıldı.

Tarihimizde üniversiteleri “hizaya getiren” uygulamalar maalesef çoktur ama ilk defa tarihimize “üniversite kapatma” lekesi düştü.

‘BAĞIMSIZ’ BİLİM

Şehir Üniversitesi Bilim ve Sanat Vakfı tarafından 2008’de kuruldu. On iki yıl içinde saygın bir üniversite haline geldi. Üniversiteye kayyım tayin edildiğinde kapatılacağı kesinleşmiş, vakfın kurucu başkanı Mustafa Özel şu açıklamayı yapmıştı:

“Türkiye’nin en iyi üniversite kampüslerinden birini ve yüksek bir eğitim-araştırma standardını oluşturduk. Buna rağmen geminin bilgi denizlerine daha fazla açılmasına imkan verilmedi. Yaşadıklarımızın bu ülkedeki bütün sivil fikir hareketlerine ders olacağını ümit ediyoruz.”

‘Ders olacağını’ maalesef sanmıyorum! Bırakın dört yüz yıllık geri kalışımızı, elli yılda Güney Kore’nin üçte biri düzeyinde kalmış olmamızdan bile ders çıkarmadık.

Mustafa Özel’in “geminin bilgi denizlerine daha fazla açılmasına imkan verilmedi” sözü daha önemlidir: Bilgi denizine üniversiteler kendi istedikleri gibi açılmazsa bilim gelişebilir mi?

Ama siyaset bilime ‘benim yanımda dur’ diyor!

Şehir Üniversitesi’ne birkaç defa gittim. Hocalarından tanıdıklarım, eserlerini okuduklarım var. Üniversitede muhafazakar fakat göze batan bağımsız ve özgür bir akademik atmosfer vardı. 

Öğretim üyelerinin hiçbiri siyaset propagandacısı olmadı… Bir de kuruluşunda Davutoğlu’nun emeğinin geçmiş olması, kapısına kilit vurulması için yetti!

HİYERARŞİK DİSİPLİN!

İktidar nasıl bir üniversite istiyor?.. 2016’da çıkardığı kanundan bellidir: Öğretim üyelerini “devlet memuru” statüsüne ve onların tabi olduğu hiyerarşik disipline bağlayan kanun…

Buna göre bilim insanları “basına, haber ajanslarına, radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç” vermek için izin almak zorunda kalacaklardı!.. 

AYM bunu “bilim hürriyetiyle bağdaşmamaktadır” diyerek iptal etti. (K: 2019/20, paragraf 33)

AYM iptal etti çok şükür, ama iktidarın nasıl bir üniversite istediği, çıkardığı bu kanunla resmen görülmüş oldu.

Rektör atamalarındaki öncelikli tercihlerinden de anlaşılıyor nasıl bir üniversite istediği.

Bilim hayatımız nereye gidiyor; Prof. Kemal Gözler’in “Akademinin Değersizleşmesi Üzerine” adlı makalesini mutlaka okumanızı tavsiye ederim. (http://www.anayasa.gen.tr/degersizlesme.htm)

NEDEN GERİ KALDIK?

Zihinlerimizi dürten en değerli soru bu olmalıdır: Neden geri kaldık?

Muhterem Hocamız Aziz Sancar’a, Türk Bilim Tarihi Kurumu Şeref Üyeliği ödülü verilmesi için düzenlenen törende bilim tarihçisi Ekmeleddin İhsanoğlu önemli bir konuşma yapmıştı. (21 Mayıs 2016)

İhsanoğlu, Batı dışında modern bilime yönelen dört ülkenin performansını mukayese ediyordu: Japonya, Rusya, Çin ve Türkiye.

Japon bilim insanlarının kazandığı Nobel bilim ödüllerinin sayısı 20’dir. Ruslar 14, Çinliler 8 Nobel bilim ödülü almış. 

Bunların bir kısmı kendi bilimsel kurumlarında, bir kısmı Batı’daki kurumlarda çalışan bilim insanlarıydı.

Türkiye’ye gelince… Sadece Aziz Sancar Hocamız ve ABD’deki bilim kurumlarında yaptığı bilimsel çalışmalarla...

Aziz Sancar Hocamız, “Piri Reis’in torununun torunuyum, iftihar ediyorum” diyordu; elbette haklı…

SİYASET ELİNİ ÇEKMELİ

Fakat Piri Reis’in o altın beyinli kafasını kimler kesmişti? Dış güçler değil, iç siyaset düzeni!

Neden geri kaldık sorusu çeşitli yönlerden bilimsel araştırmaların konusudur. Fakat Cumhuriyet tarihinde de hemen bütün “güçlü”dönemlerde üniversitenin başından siyasetin sopayı eksik etmemesi bilimi frenleyen önemli bir faktördür. 

Üniversite “bizden” yapılmak istenmiş, tasfiyeler yapılmış, susturulmuştur.

Devrimci ya da muhafazakar, siyasi ideolojilerin bilimden ve hukuktan üstün değerler olduğunu sanmışızdır! 

Siyaset artık bilimden, üniversiteden elini çekmelidir; siyasetin görevi bilime kaynak ayırarak hizmet etmek, akademik özgürlüklere saygı duymaktır. 

Gelişmiş ülke olmanın başka yolu yok."

https://www.enpolitik.com/haber/322517/taha-akyoldan-sehir-universitesi-yazisi-iktidarin-nasil-bir-universite-istedigi-rektor-atamalarindan-belli-oluyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*