Gelecek Partili Ayhan Sefer Üstün: "Bu hukuksuzluk otoriterleşmenin bir sonucudur"

Gelecek Partili Ayhan Sefer Üstün: "Bu hukuksuzluk otoriterleşmenin bir sonucudur" | enpolitik.com
Eklenme Tarihi: 01.05.2020 18:22:58 - Güncellenme Tarihi: 23.05.2020 10:17:41

Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, Adana'da polisin kalbinden vurduğu Ali El Hemdan'a ilişkin bir açıklama yaptı. "Bu hukuksuzluk otoriterleşmenin bir sonucudur" denilen açıklamada, olay hukuk, adalet ve insan hakları boyutu ile ele alındı. 

Ayhan Sefer Üstün'ün paylaştığı açıklamada ayrıca şunlar kaydedildi:

"Maalesef 27 Nisan 2020 tarihinde Adana’da, toplumun vicdanını sızlatan ve anne-babanın yüreğine evlat acısı düşüren vahim bir olay olmuştur.

Covid-19 salgınından sonra oluşturulan ve daha çok hedefinin son süreçte alınan idari tedbirleri denetlemek olduğu anlaşılan polis noktasında, kimlik kontrolü sırasında, Suriyeli sığınmacı Ali el- Hendan polis kurşunuyla, kalbinden vurularak yaşamını yitirdi.

Toplumun tamamını ilgilendiren bu olayı bir kaç noktadan değerlendirmek gerekmektedir.

       Yaşam Hakkı İhlal Edilmiştir

       Tüm hukuk düzenlerinde, İnsan Hakları Metinlerinde, Evrensel Değerlerde, dini metinlerde  “yaşam hakkı “,  insanın insan olmasından, daha doğum öncesinden, kendiliğinden kazanılmış  kutsal ve koruma altına alınmış tartışmasız bir insan hakkıdır.

İnsanın yaşama hakkı o kadar öne çıkmış ki, dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye’de de idam cezası olmadığından, kişi hangi suçu işlemiş olursa olsun, Yargı Kararı ve Meclis onayıyla dahi kişinin yaşam hakkını elinden alabilecek bir karar verilememektedir. ,

İçerisinden geçmekte olduğumuz salgın sürecinde bir kişinin dahi yaşaması için herkesin olağanüstü bir seferberlik halinde iken, 17 yaşında gencecik birinin polis kurşunu ile vefat etmesi hayati derecede önemli İnsan haklarından biri olan “ yaşam hakkının ihlalidir “.  Olay hiçbir tereddüte mahal vermeyecek şekilde aydınlatılmalıdır.

     Polis Silah Kullanma Yetkisini Aşmıştır

     2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 16. Maddesi polisin zor kullanma ve silah kullanma

Polisin görevini yaparken bir dirençle karşılaşması durumunda, direnişi kırmak amacıyla, kademeli olarak artan nispette ;

    1 ) Bedeni kuvvet

    2 ) Maddi güç

    3 ) Silah

     Kullanabilir.

Polisin silah kullanma aşamasına geçmeden önce kendi bedeni gücünü kullanacak, bu yeterli değilse polis araçlarını, toma vs devreye sokacak hala direniş kırılamamışsa kurallı, sınırlı, kademeli ve ölçülü silah kullanma yetkisi devreye girebilmektedir.

Silah Kullanma Yetkisini Kanun şu şekilde belirlemiştir :

    a - TCK nu çerçevesinde meşru savunma hakkı kapsamında, kendisine karşı ciddi, yakın bir saldırı olacak.

     b - Bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde .

     c - Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde.

     d -  Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına …  Molotof, patlayıcı, yakıcı, yanıcı…silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde ,

Silah kullanmaya yetkilidir.

Görüleceği üzere meşru savunma dışında ( bu ihtimalde ölçülülüğü zaten TCK düzenlemiş ) tüm ihtimallerde ölçülülük kriteri mevcut. Polisin silah kullanması olayın mahiyetine göre ölçülü olmak zorundadır.

Yine özellikle c bendinde sayılan ihtimalde öncelikle duyulabilecek şekilde  “DUR” ihtarında bulunacak, dur ihtarına uyulmuyorsa kademeli olarak uyarı amacıyla ateş edilecek, kaçmaya devam ediliyorsa ve bu kişinin ele geçirilmemesi ve başkaca bir yöntemle de ele geçirilmesi mümkün olmaması durumunda ise sadece kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Maalesef Adana’da yaşanan hadisede kanunun belirlediği kriterlere uyulmadığı görülmektedir.

      Adana Valiliğinin Basın Açıklaması

      Olaydan bir gün sonra ve tepkiler yükselmeye başlayınca Adana Valiliği basın açıklaması yapmak zorunda kalmış. Basın açıklanmasında doğru belli hiçbir şey açıklanmadığı gibi aksine yargının yerine geçilerek eylemin hukuki nitelemesi yapılmıştır.

Ayrıca bir gün öncesinde basında çıkan olayın çarpıtılmasına yönelik gerçek dışı bilgilerin hangi kurumca veya kimlerce verildiği de araştırılması gereken başka bir konudur.

 Bir Kısım Basın Olayı Manipüle Etmiştir

Olayın gerçekleştiği ilk günde, her daim iktidarın söylemlerini onaylayan, eylemlerini kutsayan küçük büyük bir kısım medya organları olayı çarpıtma, örtbas etme, olduğundan farklı gösterme çabasına girmiştir. Ne acıdır ki, bazı medya organları olayın üzerindeki sis perdesi kalkmaya başladıktan sonra dahi manipülasyonlarına devam etmiştir.

Bu tavırlarıyla, halkı aydınlatma görevi olan basının bu görevini terk edip ne hale düştüğünün çarpıcı bir örneği olmuştur.

Bu Hukuksuzluk Otoriterleşmenin bir Sonucudur…

Nasıl ki 15 Temmuz Hain Darbe girişiminden sonra demokratikleşme yolunda adımlar atılması gerekirken farklı bir tercihle Türkiye’nin otoritelleşmesini önünü açacak bir iklime geçilmişse, şuanda da Korona virüs bahane edilerek Türkiye’nin 15 Temmuz’dan sonrası içine girdiği otoriterleşme iklimini daha da koyulaştıracak adımlar atılmaya devam ediliyor.

Daha önceki beyanlarımızda korona süreci otoritelleşmenin zemini olmasın diye uyarılarda bulunmuştuk. Bu uyarılarımız bir vehimden değil iktidarın attığı anti demokratik somut adımlarından kaynaklanmaktaydı.

Nitekim dernekler kanunu ile getirilen anti demokratik hükümler, Vakıf üniversitelerini cendereye alacak ve kapatacak YÖK kanununda ki değişiklikler, muhalif belediyelere yapılan idari ve hukuki baskılar, sosyal medyada yapılan en küçük eleştirilere karşı polis takibatının yapılması, beyaz torosları hatırlatacak şekilde siyah transporterlarla Ankara’nın göbeğinde kişilerin kaçırılması, basın mensuplarına yapılan baskılar, güvenlikçi politikaların kutsanması , darbe girişiminin üzerinden yıllar geçmesine rağmen olağanüstü hal tedbirlerinin devam etmesi, illerin giriş çıkışlarında polis ve jandarma barikatlarının kalıcı hale gelmesi otoriterleşmeyi  pekiştiren örneklerden bazısı olmuştur.

Olağanüstü zamanlardan geçildiği iddiasıyla polisin veya jandarmanın yapmış olduğu hukuka aykırı eylemler çoğu zaman etkin bir şekilde soruşturulamamıştır.

Adana olayı gibi benzer olaylar olduğunda kurumların tepkisi ve yaklaşımı çok önemlidir. Bu tür olayları sıfıra indirgemek mümkün olmamakla birlikte olay vuku bulduğunda anında tepki verilmesi, etkin bir soruşturmanın ve devamında  adil bir yargılama yapılması gerekir. Maalesef Türkiye’nin yerleşik kurumları son zamanlarda benzer olaylar karşısında reflekslerini yitirmiş gözüküyorlar.

Bir dönem Türkiye’de işkenceye, kötü muameleye ve hukuksuzluğa karşı sıfır tolerans anlayışı yaygınlaşmış idi bu dönemde İzmir’de bir kadının karakolda darp edildiği duyumunu alınca derhal TBMM İNSAN HAKLARI KOMİSYONU olarak karakolda inceleme yaptık. Karakolun önünde basın açıklamasında bulunduk ve İzmir Valiliğinde toplantılar gerçekleştirdik. Bu tür olaylar karşısında kurumlar ani ve etkin tepki verdiğinde kamu görevlilerinin hukuk dışına çıkma ihtimalleri azalmaktadır.

Türkiye otoriteleşme ikliminden biran önce çıkmalıdır. Baskıcı politikalar terk edilmelidir. Kamu görevlilerinin hukuk dışı eylemleri etkili şekilde soruşturulmalıdır. Başta yaşam hakkı olmak üzere her türlü İnsan hakkı güvence altına alınmalıdır."                         

https://www.enpolitik.com/haber/321252/gelecek-partili-ayhan-sefer-ustun-bu-hukuksuzluk-otoriterlesmenin-bir-sonucudur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*