Ahmet Davutoğlu: "Türkiye için en tehlikeli durum parti Genel Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı makamının tek kişide buluşması"

Ahmet Davutoğlu: "Türkiye için en tehlikeli durum parti Genel Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı makamının tek kişide buluşması" | enpolitik.com
Eklenme Tarihi: 01.04.2020 14:54:14 - Güncellenme Tarihi: 26.05.2020 05:04:12

Gelecek Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu T24’te Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı. Davutoğlu, koronavirüs konusunda iktidarın kriz yönetimini eleştirdi. “Siz bu yardım paketinin içine konut kredilerini koyarsanız, inşaat şirketlerine kaynak aktarılıyor endişesi doğar.” diyen Ahmet Davutoğlu, geniş kapsamlı çözüm sunulmadığını, belli bir kesime yönelik çözüm üretildiğini vurguladı. İktidarın acilen duygudaşlık kurarak toplumla empati yapması gerektiğini söyleyen Gelecek Partisi Genel Başkanı, kriz ortamında Kanal İstanbul’un gündeme getirilmesinin bu durumu zedelediğini belirtti.

İşte Ahmet Davutoğlu'nun açıklamalarından satırbaşları: 

Ortak akıl sorusu;

Davutoğlu: "Zaten eski partide ortaya çıkan en önemli ihtilaf noktalarından biri buydu. Siyasete bakışımızdaki temel farklılık burada, Türkiye'de otoriteyi bir tek zihne havale etmenin çözüm olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır.

17 Mart'tan bir gün önce yaptığım konuşmada (övünmek için değil) ilk açıklamayı yaptım. Bir hafta arkadaşlarla çalıştık ve Sayın Cumhurbaşkanına şu çağrıda bulundum: "Tüm liderlerle görüşün" dedim. Biz kan davası içinde değiliz. İhtilaf ettiğimiz konular sabit ama bunları paranteze alıp tüm liderlerin tecrübelerinden istifa etmek varken bir grubu vatan haini ilan ederek çözüme ulaşamazsınız. Kutuplaşmanın her türlüsü sakıncalıdır ama özellile böyle bir krizde kutuplaştırıcı dil kullanmak son derece yanlış!

En başından beri karşı çıktığım bir sistemdi ki yanlışlığı ortaya çıkıyor; Cumhurbaşkanlığı makamı ile Parti Genel Başkanlığı makamının bir kişide buluşmasından daha tehlikeli bir durum yoktur şuanda Türkiye için. Çünkü parti çıkarı ve ülke çıkarı söz konusu olduğunda parti çıkarı öne çıkmaya başlıyor. Herhangi bir siyasi lideri prestij kazanacaksa, parti lideri vasfı ile Sayın Cumhurbaşkanı onu engellemeye çalışıyor ama Cumhurbaşkanı vasfı ile baktığında 'kim prestij kazanırsa kazansın ülkenin çıkarı' bakış açısı ile bakması icab ediyor. Yardım kampanyasında da buna benzer bir şey görüyorum. 

Meselenin bam teli burada… Bugünlerde kampanyada Biz Türkiye'yiz deniyorsa bütün belediye başkanları, sivil toplum kuruluşları Türkiyedir, hükümet de Sayın Cumhurbaşkanı da Türkiye'dir. Bu bilinçle davranmak zorundayız.

Biz bir seferberlikteyiz tüm dünya liderlerinin söylediği gibi insanlık tarihinin en büyük krizi ile karşı karşıyayız. Sayın Cumhurbaşkanının herkesin önünde olup herkesi kuşatması lazım ama o eksik en başından beri eksik.

Böyle bir kriz anında, resesyonda, ekonomik durgunlukta, devlet halktan para toplamaz halka para enjekte eder. Devlet merkezli yardım kampanyasını kesinlikle yanlış buluyorum. Depremde bir şehre ait bir kriz olur ama yine devlet yapmaz siyasal kimliği ile AFAD yapar, Kızılay yapar ama devletin yardım istemesi zaaf olarak görülür. Devlet vergi alır bütçe oluşturur. Ama siz bütçeyi yanlış kullanırsanız halktan yardım istemeye başlarsınız. 

Devlet para toplamaya başladığı zaman şu düşünülür; Bir, hazineni kasası boş izlenimi verirsiniz, iki, bu paraların nereye harcanacağıyla ilgili kuşkular doğar.

Partimizde 'Kardeş Aile Kampanyası' başlatıldı. Herkes bir aile seçsin ve yardımını yapsın insandan insana yardımda spekülasyon olmaz ama devlet bir takım IBAN numaraları vs üzerinden yardım toplarsa bir takım şüpheler oluşur.

Sivil toplum mobilize olsun, para toplasın, sen devlet olarak denetle devlet para istemez çıkıp, istememeli… burada devletin sosyal devlet güveni vermesi gerekir, sosyal devlet yardım eder yardım toplamaz. Tc hükümeti sosyal bir hukuk devletidir. Ama ihaleler belli adreslere veriliyorsa bütçe açıkları bulmuşsa ama sonra halka dönüp hamasi şekilde "birlikteyiz" dersiniz bir süre sonra halk bir dakika der.

Türkiyenin en önemli sorunu şeffaflıktır ki bizim ayrılma sebebimizdir…

Son yıllarda öyle bir kaynak israfı görüntüsü ortaya çıktı ki şimdi bu kaynak israfını kalem kalem yazsanız, hazine garantili köprülerdeki hesap yanlışlarını, hesapları yazsanız halka ayrılacak kaynak devede kulak bile kalmaz.

Beni kaygılandıran daha krizin ilk aşamasındayız aynen 2008 krizinde olduğu gibi ekonominin tamamını etkileyip sosyal bir sıkıntı olduğunda ne yapacağımızı planlamamız lazım. Sen ihtiyat akçesini tokluk döneminde sırf bütçeyi ayakta tutabilmek için harcamışsan ki yanlışlık burada başlıyor. Kamu kaynaklarını aile ve yakın çevren için kullanmaya başlarsan işte şimdi kıtlık zamanı geldiğinde ihtiyat akçesini kullanamazsın.

Bugün 'yandaşlarımız sıkıntı çekiyor', 'bizim yüzümüzden şu risk almıştı bunu telafi edelim' diye devletin kıt kaynaklarını harcarsanız kriz derinleşir, IMF'ye başvurmak zorunda kalırsınız. Sonrasında halkın da size verecek parası kalmaz.

Bugün krizin başında halktan yardım istemeye kalkarsan gerçekten kıtlık döneminde halktan isteyemezsin.

Kriz yönetenlerin unutmaması gereken şey şudur krizle ilgili neyi saklarsanız işleri kontrol etmek için bir süre sonra daha büyük bir güvensizlik olarak önününüze gelir.

Testler geç başladı ve vaka sayıları artmış göründü.

Tanı kitlerine Türkiye’nin en ihtiyaç duyduğu dönemde Sayın Bakan "ABD ve Kolombiya’ya satıyoruz" diye güven veren açıklamalar yaparken, bu tanı kitlerine ihtiyacımız olmayacağını öngörenler kimler?

Sayın Bakan çıktı "biz ateşe bakıyoruz termal kamera ile" dedi ama taşıyıcı olduğu halde ateşi yükselmeyen vakalar vardı… Ocak ayından itibaren yurtdışından gelenleri karantina altına almanız gerekiyordu.

Burada bir öngörme eksikliği var. Tüm iyi niyetli çalışmalarını takdir ediyoruz ama kademelendirme problemi de var.

Aile hekimlerini neden kurduk yığılmalar olmasın diye. Daha ilk kademeyi tahkim etmemişken o kademeyi aşıp hastanelerin alanlarını daraltarak tüm hastaneleri Covid-19’a ayırmak zorunda kaldık.

Sağlık çalışanlarına, onların ve ailelerinin sağlıkları için oteller tahsis edilsin dedik sağlık çalışanlarımıza  otellerimiz bomboş. Hastanelere en yakın otellerden gidip gelsin sağlık çalışanları kendilerini ve ailelerini koruyalım.

Aile hekimlerinin virüs kapması durumunda maaşlarında kesintiye gidiliyor.

Devletin bu günler için parası olmalı. 

Teğet gececek anlayışı ile evin içini yakacak bir krizi görmek istemiyorsanız sosyal patlamalara Allah korusun hazır olmalısınız.

Bugün merkezi yönetim belediyeler ve sivil toplumun birlikte çalışması gereken bir dönem…

İNFAZ YASASI

İnfaz yasasının paylaşımcı ve kamuoyuna açık olması lazım. Katılımcı bir yasa oluşmadı.

Bu infaz yasası koronavirüs ile alınan acil bir tedbir mi yoksa af mı?

Eğer virüs ise tek kriter vardır insan sağlığı, insan sağlığı, insan sağlığı…

Mahkum ettiğin kişiyi ölüme terk edemezsin, hapis hayatı ıslah hayatıdır… Hamile, çocuklu kadınlar yaşlılar ve engelliler hiçbir kriter gözetilmeksizin infaz yasası ile bırakılıp evlerinde kalmalıdır.

Şuanda bu ayrım net değil.

Tutuklu yargılamaya hayatım boyu karşı çıktım bu kendisi bir insan hakları ihlalidir istisnai durumlar hariç.

Türkiye’de bir, iki, üç yıl, insanlar tutuklu yargılandıktan sonra beraat ettiklerinde bu geçen dönemin hukukunu kim bana tazmin edecek diye hesabını sorar.

Parayı malı mülkü tazmin edersiniz ama özgürlüğün tazmini mümkün değildir.

Sayın Demirtaş ile geçmişte tartışmalarımız oldu bana Başbakanlığı bıraktıktan sonra bile en ağır hakaretler Bahçeli ve Demirtaş’tan geldi. Bunu da anlayabiliyorum. Çünkü Türklerin sevdiği bir Kürt, Kürtlerin sevdiği bir Türk onların işine gelmez, çünkü, onlar bu kutuplaşmadan kazançlı çıkarlar. Ben onların denklemini bozuyorum.

Benim hayatım şeffaftır her şeyi konuşuruz ama şuanda tüm ihtilafları unutarak kenetlenme zamanıdır. Beni kaygılandıran çok daha vahim kriz aşamalarına gelecek olmamız.

Ben kiminle ne ihtilafım varsa bir kenara bırakmaya hazırım. Ki tüm davalardan çekildim FETÖ ve PKK davaları hariç. Şahsen ve Gelecek Partisi adına Türkiye Cumhuriyeti’ndeki hiçbir vatandaşı karşı kutupta, karşı kampta görmüyoruz hepsi bizim için eşit ve kıymetlidir.

TÜRKİYE VE DÜNYA NEREYE GİDER?

Bundan sonra dünyanın nereye gideceği tek tek bizim performanslarımıza bağlı. Geleceğimiz toplanacak ortak performansa bağlı. Bizler aydınlar ve devlet adamları olarak, gerçekleri konuşmazsak, eleştirmez alternatif ortaya koymazsak, haksızlıklara göz yumarsak Türkiye otoriterleşme yolunda en kötü örnek olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı için söylemiyorum bu bir tavırdır en üstten en alta kadar bu yansır. Otoriterleşme bir psikolojidir ideolojiden bağımsızdır. Otoriterleşme eğilimi insan doğasında kontrol edilemez bir güç merkezi haline gelebilir. Bütün bir toplum itibari ile bunu okumak lazım…

Bu krizden basiretli liderler ülkelerini kazançlı çıkarırlar, basiretsiz liderler zararlı çıkarır.

Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere buradan seslenmek istiyorum uzun zamandır kendisi ile görüşemiyoruz, kamu malına titizlikle bakılır içselleştirici bir dil kullanırsa ilk önce kendisine faydası olacaktır.

Dünyada bundan sonra 3 alternatif senaryo var ya herkes kaybedecek ya herkes kazanacak yada birileri kaybedip birileri kaybedecek.

Eğer Türkiye'yi yönetenler kendi karantinasına çekilip, Türkiye'yi Beştepe karantinasından, Beştepe'nin gerçeklerine göre yönetirlerse hepimiz kaybederiz. Kendileri de kaybeder.

 

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN TIKLA İZLE: https://www.youtube.com/watch?time_continue=1&v=hx3apZ1_L8M&feature=emb_logo

 

https://www.enpolitik.com/haber/320628/ahmet-davutoglu-turkiye-icin-en-tehlikeli-durum-parti-genel-baskanligi-ile-cumhurbaskanligi-makaminin-tek-kiside-bulusmasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*