Yaşayan son Türk mücahit idi... Rauf Denktaş saygı, özlem ve minnetle anılıyor

Yaşayan son Türk mücahit idi... Rauf Denktaş saygı, özlem ve minnetle anılıyor | enpolitik.com
Eklenme Tarihi: 13.01.2020 18:31:36 - Güncellenme Tarihi: 21.05.2020 03:49:23

Bir dava uğruna ömrünü geçirmiş son türk mücahiti idi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin efsane lideri Rauf Denktaş ölümünün 8. sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle anılıyor... 

Rauf Denktaş, 27 Ocak 1924 tarihinde Kıbrıs'ın liman şehri Baf'da doğdu. 

1,5 yaşındayken annesini kaybeden Rauf Denktaş anneannesi ve babaannesi tarafından büyütüldü ve 1930 yılında eğitim için İstanbul'a gönderildi. Arnavutköy'deilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevzi Ati Lisesi'nde yatılı okumaya başladı. Ortaokuldan sonra Kıbrıs'a döndü ve 1941 yılında Lefkoşa İngiliz Okulu'ndan mezun oldu. Mezun olmasının ardından Fazıl Küçük'ün Halkın Sesi gazetesinde yazılar yazmaya başladı. Daha sonra bir süre Mağusa'da tercümanlık, mahkemelerde memurluk ve İngiliz Okulu'nda öğretmenlik yaptı. 1944 yılında hukuk eğitimi içinLincoln's Inn'de okumak üzere Birleşik Krallık'a gitti. 1947 yılında adaya döndü ve avukatlığa başladı.[ Sonraları savcılığa geçti ve 1956 yılında başsavcılığa yükseldi.

Rauf Denktaş 27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingde Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı. Halka ilk hitabını bu vesileyle ve 24 yaşındayken yaptı. Türk cemaatinin iki önemli ismi Faiz Kaymak ve Fazıl Küçük arasında ara bulucu rolünü üstlenip, toplumun çıkarlarının takipçisi oldu. Faiz Kaymak'ın teklifi ve Fazıl Küçük'ün tasvibiyle Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu Kongresi'nde başkanlığa seçildi. Savcılık görevinden emeklilik hakkını kazanmasına altı ay kala, Birleşik Krallık yönetimini zorlukla ikna ederek istifa etti ve cemaat sorunlarıyla uğraşmaya başladı. 1949 yılı yaz aylarında avukatlık yapmaya başlayan Denktaş, 1955 yılında terörist bir hüviyete bürünen Enosisle mücadelede ve EOKA karşısında Kıbrıs Türklerinin direnişine yön verdi. 1958 yılında hükumetteki görevinden istifa etti. Arkadaşlarıyla 1 Ağustos 1958 tarihinde Türk Mukavemet Teşkilatı'nı (TMT) kurdu.

1958 yılında Rum tedhişçiler, Türk köylerine saldırınca, Türkler de bu olayları protesto etti. Zürih-Londra antlaşmaları öncesinde Fazıl Küçük ile birlikte Ankara'ya Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmeye gitti. Bu görüşmede adaya Türk askerinin gönderilmesi teklifini dile getirdi. 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ile, 1960 Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın hazırlanmasında çaba gösterdi. Aynı yıl Türk Cemaat Meclisi üyeliği ve Türk Cemaati İcra Komitesi Başkanlığı'na seçildi. 16 Ağustos 1960 tarihinde 650 kişilik Türk Alayı Magosa Limanı'na ayak bastı. 1963 olaylarından sonra temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya gitti. Temaslarını tamamlayarak bir sandalla Kıbrıs'a geçti ve Türk direnişini örgütlemeye başladı.

1964 Londra Konferansı'ndan sonra Makarios tarafından istenmeyen adam ilan edildi. Kıbrıs'a girmesi yasaklandı. Gizlice Erenköy'e çıkarak savaşa katıldı. 1967 yılında adaya gizlice girerken tutuklandı. Yoğun girişimler sonucu Türkiye'ye iade edildi. 1968 yılında adaya giriş yasağı kaldırılınca Kıbrıs'a döndü.

1970 seçimlerinde Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı'na seçildi. 18 Şubat 1973 tarihinde Fazıl Küçük görevinden ayrılması üzerine Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçildi. Bu görevinden 28 Şubat 1973 tarihinde istifa etti ve aynı gün Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı seçildi. Kıbrıs Harekâtı'nın ardından 13 Şubat 1975 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilanından sonra devlet ve meclis başkanı görevlerini de yürüttü ve anayasa uyarınca 1976 yılında yapılan ilk genel seçimlerde devlet başkanlığına seçildi. 1981 yılında ikinci kez devlet başkanı oldu.

15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanından sonra tekrar cumhurbaşkanlığına seçildi. 22 Nisan 1990 tarihinde yapılan erken seçimde ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. 1995'teki seçimlerde de cumhurbaşkanı seçildi. 2000 yılındaki seçimlerde %43.67 oranında oy aldı ve seçim ikinci tura kaldı; ama ikinci tura kalan diğer aday olan Derviş Eroğlu'nun çekilmesi üzerine seçimden galip olarak çıktı. 2004 yılında BM genel sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Sorunu'nun çözümü için hazırladığı Annan Planı'na karşı çıkmasına rağmen plan Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilse deKıbrıslı Rumların reddetmesi üzerine hayata geçmedi. 17 Nisan 2005 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmadı ve 24 Nisan 2005 tarihinde görevi yeni seçilen cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a devretti.

Siyasi yaşamının yanı sıra yazar kimliğiyle de öne çıkan Rauf Denktaş'ın, 1985 yılının son aylarından bugüne, Yeni Asya Yayınları arasında çıkan kitapları bulunuyor. Denktaş; Saadet Sırları, Ateşsiz Cehennem, Criminal Cases, 12'ye 5 Kala, Akritas Planı, A Short Discourse of Cyprus, The Cyprus Problem, Cyprus Triangle, Gençlerle Başbaşa, Kur'an'dan İlhamlar, Gençlere Öğütler, İmtihan Dünyası, Yarınlar İçin, Kıbrıs Girit Olmasın, A Handbook of Criminal Cases, Cyprus Problem in a Nutshell ile Kadın ve Dünya kitaplarını  yazdı. Ayrıca Denktaş, çok meraklı bir fotoğrafçı özelliği ile de bilinmekte, fotoğraf makinasını elinden bırakmamaktaydı. Rauf Denktaş, Halkın Sesi gazetesinde yazılar yazmakta ve ART isimli televizyon kanalında Pazartesi günleri Denktaş'ın Gündemi adlı, görüşlerini anlattığı programı sunmaktaydı.

8 Ocak gecesi organ yetmezliği teşhisi ile Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi'nekaldırılan Rauf Denktaş, tedavi gördüğü hastanede 13 Ocak 2012 tarihinde 88 yaşında vefat etti. Vefatının ardından Türkiye ve KKTC'de ulusal yas ilan edildi. 17 Ocak 2012 günü, yapılan devlet töreniyle Lefkoşa'daki Cumhuriyet Parkı'nda defnedildi.

KIBRIS MÜCADELESİ VE DENKTAŞ

20 Temmuz, Kıbrıs Türk toplumunun imhasını önlemek amacıyla yasal garantörlük hakkının Anavatan tarafından kullanıldığı, Mehmetçik'in soydaşları uğruna seve seve canını feda etmeye koştuğu gün, 20 Temmuz; Ada'da yıllarca süren savaş ve huzursuzluk ortamının her iki toplum için barış ve güven ortamına dönüşmesini sağlayan haklı bir müdahalenin tarihi başlangıcıdır.

Anavatan Türkiye olarak, yavru vatan diye adlandırdığımız Kıbrıs, devletimiz ve milletimiz için vazgeçmeyeceğimiz milli bir davadır. Milli dava olan  Kıbrıs'ın her Türk vatandaşının aklında ve yüreğinde müstesna bir yeri olduğu ise yadsınamaz bir gerçekliktir... Bu mücadelenin önemli aktörlerinden biri ise Rauf Denktaş olmuştur. İşte Kıbrıs mücadelesinin gelişimi ve tarihi önemi:

 

 

Nasıl başladı?

Kıbrıs Barış Harekatı'na zemin hazırlayan gelişmeler 1959'da başladı. Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'ın 1959'da imzaladığı Zürih ve Londra anlaşmalarıyla bu ülkelerin garantörlüğünde Türk ve Rum halklarının eşitliğine dayalı Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.

Rumlara ait silahlı gruplarca 1963'ten itibaren gerçekleştirilen saldırılar sonucu Kıbrıs Türkleri, ülke yönetiminden baskı ve zulümle uzaklaştırıldı. Adayı Yunanistan'a bağlama hedefine ulaşmak isteyen Rumların yürüttükleri saldırılar ve ambargolar 1963-1974 yılları arasında artarak devam etti.

EOKA-B liderlerinden Nikos Sampson, Yunanistan'da iktidarda bulunan cuntanın desteğiyle gerçekleştirdiği darbeyle 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios'u devirdi. Adadaki darbe haberi Ankara'ya ulaşınca Milli Güvenlik Kurulu toplandı.

 

 

Başbakan Bülent Ecevit, toplantının ardından Türk Silahlı Kuvvetlerine Kıbrıs'a müdahale ihtimaline karşı hazırlık yapılması yönünde talimat verdi.

'İngiltere reddetti'

Dünya kamuoyunun Kıbrıs'taki askeri yönetime tepkileri de Türkiye'nin lehine bir ortam yaratıyordu.

Türkiye, adaya ortak müdahalede bulunulması için garantör devletlerden İngiltere'nin kapısını çaldı. İngiltere'ye, iki garantör devlet olarak adaya müdahale önerildi. Londra'ya giden Bülent Ecevit'in teklifi, İngiltere Başbakanı tarafından kabul görmedi.

Bu arada, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, TBMM'yi olağanüstü toplantıya çağırdı. 18 Temmuz'da Ecevit, Londra'da ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco ile görüştü.

Öte yandan Kıbrıs'ta, "Yeşil Hat"ta hava gerginleşti. TBMM, olağanüstü toplantıda, Kıbrıs'ta darbe sonucu ortaya çıkan durumu görüştü. 19 Temmuz'da Sisco, Atina'dan Ankara'ya geldi. Sisco'nun Atina nezdindeki girişimlerinden sonuç alınamayacağı anlaşıldı.

Harekatın parolası ise "Ayşe tatile çıksın"

Aynı gün Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait bir filo, çıkarma gemileriyle Akdeniz'e açıldı. Kıbrıs Barış Harekatı, TSK'ye bağlı birliklerin Lefkoşa-Hamitköy-Gönyeli ve Pınarbaşı bölgelerine hava indirme, Yavuz Plajı'na denizden çıkarma yapmasıyla 20 Temmuz'da başladı.

Harekatın parolası ise "Ayşe tatile çıksın" olarak belirlendi. Ayşe, Cenevre konferansına katılan dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş'in kızının adıydı. 

Denktaş gözyaşlarını tutamadı

Barış Hareketı dönemin Türk Yönetimi Başkanı Rauf Denktaş'ın, Bayrak Radyosu'ndan yaptığı konuşmada ile duyuruldu. Denktaş, halka yaptığı konuşmada, "Bugün, bu anda kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs'ın her yanında havadan ve denizden çıkarma yapmaktadır. Gazanız mutlu olsun" dedi. Denktaş, "Derinden top sesleri duyuldu.  Hemen arkasından Gönyeli ovalarına yağan paraşütler.  Etrafa baktım, ağlayanlar, toprağı öpenler vardı. Ben de ağlamaktaydım" dedi.

Ve Türkiye, saat 06.20'de, Londra ve Zürih antlaşmalarından doğan meşru garantörlük ve müdahale hakkına dayanarak Kıbrıs harekatını başlattı. Türk Hava Kuvvetleri, adadaki askeri hedeflere hava taarruzu düzenledi.

 

 

Bülent Ecevit, harekatın başladığını, "İnsanlığa ve barışa büyük bir hizmette bulunmuş olacağımıza inanıyoruz. Öyle umarım ki kuvvetlerimize ateş açılmaz ve kanlı bir çatışmaya yol açılmaz. Biz aslında savaş için değil barış için ve yalnız Türklere değil Rumlara da barış getirmek için adaya gidiyoruz." sözleriyle duyurdu.  

Ve taaruz başladı

Türk uçakları 21 Temmuz'da, Rum mevzilerine karşı harekete geçti. 4'üncü Paraşüt Taburu ile birleşen Kıbrıs Türk Kuvvetleri, Lefkoşa Havalimanı ile Kaymaklı bölgesine taarruza başladı. 2'nci ve 3'üncü komando taburları Zeytinli istikametinde ilerledi. Kocatepe muhribi ise haberleşme ve koordinasyon eksikliğinden dolayı Türk uçaklarınca batırıldı.

Harekatın ikinci günü, 3'üncü Paraşüt Taburu'nun taarruzu sonucu Deliktepe düştü. Girne'ye giren Türk birlikleri Lefkoşa'ya yöneldi. Bu sayede Lefkoşa-Girne hattı birleştirildi.

Lefkoşa'nın Türk kesiminin denizle bağlantısı sağlandı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin çağrısı üzerine Türkiye, 22 Temmuz saat 17.00'den itibaren harekata son verdi.

ABD ve İngiltere Dışişleri bakanlıklarının yetkilileri aracılığıyla Türkiye ile Yunanistan arasında ateşkes anlaşmasına varıldı. Yapılan harekatla Lefkoşa-Girne karayolunun denetim altına alınmasıyla Lefkoşa'nın Türk kesiminin denizle bağlantısı sağlandı. Bunun dışında kalan başta Magosa olmak üzere diğer yerleşim bölgelerinde ise Türklerin güvenliği tam olarak sağlanamadı.

'Sıkıyönetim ilan edildi'

Bu arada harekatın başlamasıyla İstanbul, Ankara, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Adana, İçel ve Hatay'da sıkıyönetim ilan edildi. 20 Ağustos'tan itibaren bu illere Antalya da eklendi. Yunan cuntasının işbaşına getirdiği Nikos Sampson, 22 Temmuz'da cumhurbaşkanlığından istifa etti. Harekatta 3 gün içinde 57 şehit verildi, 184 asker yaralandı.  

Yunanistan'da sivil yönetimin iş başına gelmesinin ardından 25 Temmuz 1974'te Kıbrıs barış görüşmeleri Cenevre'de başladı. Türkiye, Yunanistan'a Kıbrıs'ta federasyon sistemini önerirken TSK da 26 Temmuz'da Girne'nin 5 Mil Plajı'na asker ve malzeme yardımı için çıkarma yaptı.

Rumlar ateşkesi ihlal etti

Türk birliklerinin Kıbrıs'ta yerleşim alanları genişlerken 30 Temmuz'da Cenevre'deki görüşmeler sona erdi. Taraflar ateşkesin sürmesini istemesine rağmen 6 Ağustos'ta takviyeli Rum birlikleri, Girne'nin batı kesiminde saldırı başlattı. Saldırıyı püskürten Türk birlikleri, Rumların ateşkese uymaması sonucu Lapta'yı ele geçirdi.

 

Taraflar barış koşullarını tekrar görüşmek üzere Cenevre'de ikinci defa bir araya geldi. Görüşmelere Kıbrıs Türk Halkı Lideri Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum Halkı Lideri Glafkos Klerides katıldı. Kıbrıs Türklerini temsil eden heyet, adanın yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu, iki kesimli bir federasyon kurularak Türk tarafına yüzde 34 toprak bırakılması gerektiğini belirtti. Rumların ve Yunanistan'ın buna yanaşmaması üzerine 8-13 Ağustos tarihlerindeki konferans sona erdi.

İkinci harekat başladı

Takvimler 14 Ağustos'u gösterdiğinde Kıbrıs'ta ikinci harekat başladı. Harekatın amacını ise doğuda Magosa ve batıda Lefke'ye kadar olan bölgelerin, Rum işgalinden kurtarılması oluşturuyordu. Türk birlikleri 15 Ağustos'ta Magosa'ya girdi. Batıda ise Lefke yönünde Mitri alındı.

Harekatın son günü olan 16 Ağustos'ta Lefke ve Omorfo alındı, Lefkoşa bombalandı. Sonrasında ilan edilen ateşkes 6 saat sürdü. Rumların açtığı ateşe, Türk birlikleri karşılık verdi.

Rum katliamı ortaya çıkarıldı

Magosa'ya 15 kilometre uzaklıktaki Türklere ait Atlılar Köyü'nde Rumlar tarafından yapılan katliam ortaya çıkarıldı. Bir çukura gömülü 57 Türk'ün cesedi bulundu.

22 Ağustos'ta Yeşil Hat üzerinde esir değişimi yapılırken 29 Ağustos'ta Yeşilırmak Köyü tamamen Türklerin kontrolüne geçti.

1 Eylül'de ise Magosa'ya bağlı Muratağa ve Sandallar köylerinde 88 kişinin yakılarak çukura gömüldüğü anlaşıldı.

16 Eylül'den itibaren Rum ve Türk tutsakların değişimi işlemlerine başlandı.

Harekatın başarıyla sonuçlanması sonrasında, 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu, devlet başkanlığına Rauf Denktaş getirildi. 15 Kasım 1983'te ise Mecliste alınan kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Aradan geçen 44 yılda ise Kıbrıs için çeşitli yol haritaları hazırlandı. Bu konu üzerinde çeşitli konferanslar, toplantılar gerçekleştirildi. Uluslararası toplumun da katkısıyla hazırlanan yol haritaları, Rum kesiminin uzlaşmaz tavrı nedeniyle bugüne kadar hayata geçirilemedi. 

Harekatın görüntüleri o günleri anlatıyor

Harekat öncesi ve sonrasında çekilen fotoğraf ve görüntüler, o dönem yaşananları da gözler önüne seriyor. 

Genelkurmay Başkanlığı arşivinde yer alan görsellerde, elleri tetikte bekleyen Mehmetçik ile indirme ve çıkarma harekatlarının detayları, çıkarma gemilerindeki Türk askeri yer alıyor.

Zırhlı birliklerin adadaki ilerleyişinin de aktarıldığı görüntülerde, halkın Türk askerine sevgi gösterileri, askerlerin cephedeki görüntüleri bulunuyor. 

Başlatılan harekatta Türkiye, Kıbrıs halkını özgürlük, barış ve refaha kavuşturmak amacıyla 44 yıl önce yaptığı Kıbrıs Barış Harekatı'na giden süreçte, uluslararası anlaşmalar çerçevesinde garantör ülkeler ve adadaki liderler nezdinde diplomatik girişimlere öncelik verdi.

Harekattan önce yaşanan diplomatik süreçler

Türkiye ve Yunanistan'ın 11 Şubat 1959'da kabul ettiği, İngiltere ve Kıbrıs'taki iki toplumun liderlerinin de onay verdiği Zürih ve Londra antlaşmaları, bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı, toplumsal alanda otonomi ve çözümün Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından etkin garantisi ilkelerine dayanıyordu.

Adanın iki halkı arasında ortaklık temelini esas alan uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960'da "Kıbrıs Cumhuriyeti" kuruldu ve anayasada adadaki Kıbrıslı Türk ve Rum halklarına eşit siyasi hak ve statüsü tanındı.

Buna karşın Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından dışlama, izole etme, adadaki varlıklarını sona erdirme ve Yunanistan ile birleşme (Enosis) yolunu açmaya yönelik girişimlerde bulundu.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların 1963'te tek taraflı güç kullanımıyla anayasayı feshetmelerinden sonra ortadan kalktı.

Enosis hedefine ulaşabilmek için silahlanan Rumlar, Yunanistan ile 1974'e kadar Kıbrıs Türklere saldırı, baskı ve zulmü artırdı.

Harekatı kaçınılmaz kılan süreç

Kıbrıs Türklerinin 1960'da kurulan ortaklık devletinin yönetiminden uzaklaştırılması üzerine Kıbrıs Rumlarının arasında görüş ayrılıkları belirmeye başladı.

 

EOKA mensupları arasında ortaya çıkmaya başlayan görüş ayrılıkları, Türkiye'nin müdahalesinden çekinen ve Türkleri ekonomik yoldan alt etmeyi yeğleyen Rum lider Makarios ve süratle sonuç alınmasını arzulayan eski cuntacıları içeren EOKA-B mensuplarının karşı karşıya gelmesine yol açtı.

Yunan cuntasının desteğiyle 15 Temmuz 1974'te EOKA lideri Nikos Sampson, adayı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Makarios'a karşı darbe yaparak iktidarı kısa süre ele geçirdi ve böylece Kıbrıs'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kastedilmiş oldu.

Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması çerçevesinde öncelikle usule ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmek için girişimde bulundu.

Bu kapsamda 17-18 Temmuz 1974'te İngiltere ile Türkiye arasında darbe sonrası atılabilecek adımlara yönelik Londra'da istişareler yapıldı. Söz konusu istişarelere, garantör devlet sıfatıyla Yunanistan da davet edildi ancak Yunanistan'daki cunta yönetimi görüşmelere katılmadı.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan arasındaki görüşmelerde İngiltere'ye ortak müdahale teklifinde bulunuldu.

Türkiye, İngiltere'nin olumsuz cevap vermesi üzerine Garanti Antlaşması'na dayanarak ve adadaki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nı başlattı.

Böylece Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı önlenmiş oldu ve Kıbrıs Türk halkının varlığı güvence altına alındı.

Türk Barış Harekatı, aynı zamanda Yunanistan'da cunta idaresinin de sonu oldu ve ülkeye demokrasi getirdi.


Diplomatik çabalar sürdü

Türkiye, 20 Temmuz 1974'te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 353 sayılı kararı ile İngiltere ve Yunanistan'a "barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama" çağrısında bulundu.

Bunun üzerine üç garantör ülke, 25-30 Temmuz 1974'te Cenevre'de toplantılar yaptı ve üç garantör ülkenin dışişleri bakanları, 30 Temmuz 1974 tarihli Cenevre Deklarasyonu'nu imzaladı.

Söz konusu deklarasyonda, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar tarafından işgal edilen Türk anklavlarının acilen boşaltılması ve adada barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi öngörüldü.

Ayrıca deklarasyonla adada Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanındı.

Konferansın 9 Ağustos'ta başlayan ikinci aşamasında Yunanistan, adada yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü.

Yunanistan'ın "1960'da olduğu gibi empoze edilen hiçbir çözümü kabul etmeyeceğini" belirtmesi üzerine konferans, 14 Ağustos'ta sonuçsuz kaldı ve Kıbrıs Barış Harekatı'nın ikinci aşaması başladı.

Harekatın başarıyla sonuçlanmasının ardından 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Mecliste alınan kararla 15 Kasım 1983'te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu.

 

"Türk'ün devlet kurma iradesinin 20.nci yüzyıldaki son temsilcisidir'

Tecrübeli siyasetçi Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, Denktaş'ı ölüm yıldönümünde şöyle anıyor: 

"Türklük ile Rumluk arasında sınırların konulmasına müsaade etmeyen bir lider olan Rauf Denktaş Türklük ile Rumluk arasında sınırların konulmasına müsaade etmeyen bir adamdı. O, Türk'ün devlet kurma iradesinin 20'nci yüzyıldaki son temsilcisidir.

Dönem dönem milletler, bayrak insanlar çıkarır, onlar hep önde yürür, her türlü iftiraya, saldırıya önce onlar mukavemet ederler. Onlar bir ülkeyi, bir davayı, bir milleti temsil ederler. Sayın Denktaş, hep önde yürüyen bir şahsiyet olarak mücadelesi, eserleri ve idealleriyle daima yaşayacak, yaşamı ve eserleriyle gençliğe yol göstermeye devam edecektir.

Anavatan Türkiye olarak, yavru vatan diye adlandırdığımız Kıbrıs, devletimiz ve milletimiz için vazgeçmeyeceğimiz milli bir davadır. Milli davamız Kıbrıs'ın her Türk vatandaşının aklında ve yüreğinde müstesna bir yeri vardır ve böyle de olmaya devam edecektir. Resulzade'nin dediği gibi "Bir kez yükselen bayrak bir daha inmez." Türkiye'nin ve milletimizin Sakarya'da yükselen talih ve tarih sarkacı yükselmeye devam etmektedir. Hiçbir devletin, hiçbir istihbarat örgütünün, dışarıdaki ve içerideki hiçbir mihrakın bu yükselen bayrağı indirmeye gücü yetmeyecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti geleceğe birlikte yürüyecektir. Türkiye'nin büyümesi Türk Dünyasının büyümesi demektir. Mazlum ve masum milletlerin uyanışı demektir. Denktaş, Girit ve Rodos'ta olduğu gibi Türklüğün silinmesi ihanetleri karşısında, bunların tam tersine halkını azınlık durumuna düşürmemiş, mütekabil konuma yüceltmiştir. En umutsuz koşullarda dahi inancını kaybetmeyerek mücadelesini sürdürmüş ve bağımsız devlet kurmayı başarmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti?nin hak ve çıkarlarının ihlal edilmemesi için uluslararası seviyede insanüstü derecede büyük bir çaba ortaya koyan rahmetli Denktaş, her zaman hayırla yâd edilecek ve gönül borcuyla anılacaktır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Denktaş'la bütünleşmiş; izolasyonlar, baskılar, mahrumiyetler, Rum kesiminin iştahını kabartan yaklaşım ve teklifleri ve tek taraflı işleyen planlar bugüne kadar hedeflenen çözülmeyi ve teslimiyeti sağlayamamıştır. Mücadelesinde KKTC?nin, uluslararası toplumda eşit ve onurlu bir seviyeye gelmesi için örnek alınması gereken bir çaba ortaya koymuştur.

Bağımsızlık tutkusuyla işgal ve esarete direnerek dayatmalara boyun eğmeyen Denktaş, bu nitelikleriyle yabancıların çekim alanına kapılmamış ve anavatan Türkiye'nin izinden bu ana değin dahi ayrılmamıştır. Denktaş, arasında "Kuran'dan İlhamlar" adlı kitabı dâhil olmak üzere bugüne dek yayınlanmış 50 eseriyle gençliğe yol göstermeye devam edecektir. Dün olduğu gibi bugünde Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Kuzey Kıbrıs'ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşının ve devletinin yanında olmaya devam edecektir. Şimdi dava arkadaşı Doktor Fazıl Küçük ve şehit mücahitlerle beraber olan Ömrünü Kıbrıs davasına adamış, vatansever, siyaset ve devlet adamı merhum Rauf Denktaş'ı 6. ölüm yıl dönümünde anıyor, ruhunun şad, mekânının cennet olmasını Yüce Yaradan'dan niyaz ediyorum." 

 

haber: enpolitik

 

https://www.enpolitik.com/haber/318838/yasayan-son-turk-mucahit-idi-rauf-denktas-saygi-ozlem-ve-minnetle-aniliyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*