CB Erdoğan, Güneyimizde bir terör devleti kurdurmayacağımızı söyledi. Bunun bir temenni olmamasını diliyorum. Çünkü olmaz sandığımız veya dediğimiz o kadar çok şey gerçekleşti ki, saymakla bitmez.

PKK ile masaya oturularak uluslararası meşruiyet yolu açıldı.

Oslo görüşmelerinde PKK temsilcileri ile imzalanan metinlerde Türk tarafı, Kürt tarafı gibi ifadeler kullanıldı.  PKK'ya  doğrudan doğruya Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi payesi verildi. Eski Emniyet Müdürü İbrahim Ural'ın  Oslo Görüşmeleri isimli kitabında anlattığına göre, bu belgeler Oslo görüşmelerinde -hakem devlet olan- İngiltere'nin elinde bulunuyor.

Dolmabahçe'de imzalanan başka bir mutabakat metni ile PKK'nın Kürtlerin temsilcisi, Türkiye'nin -iki uluslu- bir ülke olduğu teyit edildi.

Ulusal veya uluslararası bir belgede  bir topluluğu halk olarak kabul etmek, o halka otomatik olarak -kendi kaderini tayin hakkı- veriyor.

Bazen bu görüşmelerin esas amacının barıştan ziyade bu belgelere sahip olmak olduğunu düşünüyorum. Türkiye'nin zayıf bir anında bu belgelerin ayrışma amaçlı kullanılacağından şüphem yok.

Bütün bu yanlışlardan sonra arkamızı toplayabilir miyiz, bilemiyorum. Güneyimizde ikinci bir devlet kurdurmamanın yolu, Suriye'ye yapılan operasyonun karşısında durmaktı.Esat'ın zulmünü savmak gibi bir görevimiz olmadığı gibi, Esat'ı devirmek için dökülen kan Esat'ın zulmünü fersah fersah geçmiştir.

Çözülme sürecinden sonra terör örgütüne karşı ciddi bir mücadelenin verildiği gerçek. Birçok terörist etkisiz hale getirildi, dağa çıkmalar azaldı, örgütün eylem yapma kabiliyeti azaltıldı. Bunda terör mücadelesinde kullanılan SİHA'ların büyük etkisi oldu. Lakin PKK'nın terör kapasitesi düşerken, siyasi kapasitesinde bir azalma olmadı. Oysa asıl hedef bu kapasitenin düşürülmesi olmalıydı.

Niye olmadı, sorusunun bir çok cevabı var:En başta Kürt kökenli vatandaşlarımızı HDP'den uzaklaştıracak bir dil kullanılmadı. Kışkırtıcı, buyurgan bir dil sempatizanı militan haline getirir. İkincisi, Batı'da HDP'ye yapılan operasyonlar PKK'ya yapılıyormuş gibi algılanırken, güneydoğu'da HDP'ye yapılan her operasyon Kürtlere yapılmış gibi okunuyor. İktidar bu algıyı değiştirecek hamleler yapamadı. Bu okuma, HDP zihniyeti ile mesafeli olanları bile kerhen de olsa HDP'ye kanalize etti. Bir başka sebep, Kuzey Irak'tan sonra Suriye kantonlarının yarattığı moral motivasyondur. Suriye'de olan burada da olabilir düşüncesi HDP tabanını diri ve sabit tuttu. Ve son bir sebep de, HDP dışında kalan bazı partilerin soruna HDP ile aynı düzlemde bakmalarıdır. Ana dilde eğitim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi talepler HDP'nin de talepleri... Bu  partilerin aynı paralelde  yaptıkları açıklamalar HDP siyasetini tahkim etmeye, haklılaştırmaya yaramakla kalmıyor, bir gün umutlarının gerçekleşebileceği yönündeki beklentilerini de güçlendiriyor.Bu umut, HDP tabanını bir arada tutarak dağılmasını önlüyor.

Sn Cumhurbaşkanı'nın temennisine katılıyor, lakin gerçekçi bulmuyorum. Çünkü o kadar hata yapıldı ki bazı konularda - telafi edilemez-  bir noktaya gelindi. Bugün anladıklarımızı dün anlayabilseydik, kim bilir belki bu kadar hata yapmaz, Suriye'yi kendimiz için bir tehdit unsuru haline getirmezdik.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.