Öne Çıkanlar Beşiktaş vaka AK Parti Türkiye ekonomi

Taha Akyol: Ama “faiz sonuç değil, sebeptir” demiyor muyduk?

Karar gazetesi yazarı Taha Akyol, ticari kredi faizlerinin yüzde 12.85'e çıktığını, ihtiyaç kredisi faizinin şimdiden yüzde 18 olduğunu belirterek, "Ama “faiz sonuç değil, sebeptir” demiyor muyduk? Merkez Bankası’na emir verecektik; faiz inecek, enflasyon düşecek, piyasaya para çıkacak, yatırım istihdam artacaktı… Biz de oy alacaktık… Bunun için “laf dinlemeyen” Merkez Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden almıştık." diye yazdı.

Taha Akyol, faizleri enflasyonun altına indirince Türk Lirası'nın değer kaybettiğini, birikimlerini korumak isteyenlerin altın ve dövize yöneldiğine vurgu yaparak, "İşte, bankalarımızdaki toplam mevduatta dövizin payı 2014 yılı başında %33 seviyesindeydi, yıldan yıla artarak 28 Ağustos 2020 itibariyle %51,6’ya yükselmiş! Siz istediğiniz kadar “dış güçler” deyin, paranızı değerli tutacak politikalarınız yoksa, paranız değer kaybediyor." ifadelerini kullandı.

Karar gazetesi yazarı Taha Akyol'un "Milli irade karşısında faiz" başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

Dünkü haberlere göre, ticari kredi faizleri yüzde 12.85’e çıktı.

Yüzde 20’yi bile bulabilirmiş. İhtiyaç kredisi faizi şimdiden yüzde 18 zaten… 

Ama “faiz sonuç değil, sebeptir” demiyor muyduk? 

Merkez Bankası’na emir verecektik; faiz inecek, enflasyon düşecek, piyasaya para çıkacak, yatırım istihdam artacaktı… 

Biz de oy alacaktık… 

Bunun için “laf dinlemeyen” Merkez Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden almıştık. (6 Temmuz 2019) 

Hatta faiz konusunda döviz dengesini gözeten Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’ya yüklenirken “yüksek faiz vatana ihanet” demişti Sayın Erdoğan. (27 Şubat 2015) 

İşte “laf dinleyen” Merkez Bankası faizi indirmişti, hükümet de düşük faizli kredi musluklarını açmıştı… Ama dolar 7 lirayı aştı, faiz yüzde 12... 

PARA POLİTİKASI? 

Faizi enflasyonun altına indirince, TL değer kaybetti, birikimlerini korumak isteyenler altın ve dövize yöneldi.

İşte, bankalarımızdaki toplam mevduatta dövizin payı 2014 yılı başında %33 seviyesindeydi, yıldan yıla artarak 28 Ağustos 2020 itibariyle %51,6’ya yükselmiş! (https:kanalfinans.com) 

Siz istediğiniz kadar “dış güçler” deyin, paranızı değerli tutacak politikalarınız yoksa, paranız değer kaybediyor. 

İktisatçı Kerim Rota, TL’yi 7 liranın altında tutmak için 19 ayda 105 milyar doların elden çıkarıldığını söylüyor. Bunun 60 milyar doları yurtdışına giden yatırımcılara ödenen miktar! 

Demek ki bizim para politikamız, dövizi sabit tutmakmış… Bu uğurda Merkez Bankası’nın rezervlerini feda etmişiz… 

Ama dolar 7 liranın üstüne oturunca bu durumu iyi göstermek için “rekabatçi kur” denildi: TL’nin değer kaybetmesi iyiymiş! Ucuzlayan mallarımızla dünya piyasalarında rekabet gücü kazanırmışız…

Yani bizim para politikamız “rekabetçi kur” muymuş?! 

O zaman Merkez Bankası’nın rezervlerini niye erittik? 

SİSTEM SORUNU 

Bütün bunlar dünyadaki iktisatçıların, finansman kuruluşlarının, şirketlerin, kurumların gözünden kaçmıyor. Derecelendirme kuruluşu Fitch, Merkez Bankası rezervlerinin, swap hariç, eksi 30 milyar dolar olduğunu belirten açıklamasında bakın ne diyor: 

“Türkiye’nin dalgalı kura olan bağlılığı, kredi notunu destekleyici bir unsurdu ve 2018 ortasındaki TL krizine ekonominin uyumunu sağlıyordu. Bu durum, bu yıl dövize gerçekleşen kapsamlı müdahalelerle zedelendi… Bu, enflasyon perspektifini ve para politikasının itibarını bozdu.” (22 Ağustos 2020) 

Yeni dış güçler diyebiliriz ama, farklı rakamlarla“hayır öyle değil, şöyle” diyebiliyor muyuz; önemli olan bu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “17 yılda 220 milyar dolar dış yatırım geldi” diye övündüğü dönemlerde Türkiye’de böyle kural bozulmaları, kurumlarda aşınmalar, ekonomide modern iktisada aykırı zorlamalar yoktu. 

Aksine, AB sürecinde Türkiye’nin kurallarına ve kurumlarına güven artıyor, o sayede 220 milyar dolar yatırım geliyordu. 

Ama artık Türkiye hakkındaki pek çok raporda kuralların ve kurumların zayıfladığı, teknik terimle “kurumsal güçlülüğün” aşındığı belirtiliyor. Kuralların ve kurumların asıl faktör olduğu çağımızda “bana güvenin” demenin bir etkisi olmuyor. 

Halbuki CB sisteminin özü “bana güvenin”dir. Kurallar ve kurumlar değil “başkan” esastır. 

KURALLAR  VE KURUMLAR 

Bağımsız bir Merkez Bankası rezervlerini böyle eritir miydi? 

Siyaset seçim uğruna bu kadar kaynak tüketebilir miydi? 

Faiz bir siyasi tercih sorunu değil, bir piyasa fonksiyonudur. Bu yüzden faiz reaya ekonomisinde kalmış Osmanlı’da kapitalist Avrupa’nın iki üç kat fazlasıydı. 

Çağımızda da faizi düşük tutmak istiyorsak bunuN yolu, emir vermek değil, sermaye arzını artıracak rasyonel politikalar geliştirmektir. Bunu sağlayacak kuralların ve kurumların güçlü olmasıdır. 

Jakobenlerin, Rousseau’dan esinlenerek “mutlak hükümdar” yerine düşündükleri “mutlak milli irade” kavramı gerilerde kalmıştır. 

Modern anayasa hukukunda milli irade yasama, yürütme ve yargı erklerinden oluşur, bunlar birbirini dengeler ve denetler. Tek kişide, tek kurumda toplanamaz. 

Modern devlette “her alanda yetki” hayal bile edilemez. Aksine, ekonomik gelişme için siyasetten bağımsız Düzenleme ve Denetle kurumlara ihtiyaç var. 

Özetle, modern devlet hukuk devletidir, kurallar ve kurumlar devletidir. 

Ekonomik gelişmenin de başka yolu yoktur. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.