google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM
Öne Çıkanlar Taksim Gezi Parkı Pavel Durov Strateji ve Bütçe Başkanlığı Barış Yarkadaş Prof. Dr. Naci Görür

Serkan Özcan: Hayaller reform, gerçekler Bahçeli ve vesayet rejimi!

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan, düzenlediği basın toplantısı ile gündemi değerlendirdi. Özcan, Kovid-19 testi pozitif çıkan Genel Başkan Ahmet Davutoğlu ile Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Mente, Mustafa Gözel, Kani Torun'un yanı sıra koronavirüs nedeniyle tedavi gören bütün vatandaşlara 'geçmiş olsun' diyerek açıklamalarına başladı. 

Özcan, Kasım ayında Gelecek Partisi'nin 1. Olağan Kongresini gerçekleştirdiğini hatırlatarak "Gelecek Partisi artık milletimizin karşısına kurumsallaşmış bir şekilde çıkma imkanına kavuştu" dedi. 

Kovid-19 rakamlarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, iktidara 'şeffaflık' çağrısı yapan Özcan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın reform açıklamaları ile yaşananların tutarsız olduğunu söyledi.  

Özcan şunları kaydetti: "Cumhurbaşkanı, 'Bütün reformları Cumhur İttifakı olarak hayata geçireceğiz' diyor. AK Parti'nin ağır topları sadece demokratikleşme ile ilgili fikirlerini beyan ettiği için kendilerini kapı önünde buluyor. Millet, kendi içlerindeki ağır toplara bile müsaade edilmediğini görünce, 'Hayaller reform, gerçekler Bahçeli ve vesayet rejimi' diye düşünüyor."

Özcan'ın açıklamaları şöyle:

"Türk ekonomisi 2020 yılının 3'üncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 6,7 oranında büyüdü. Emin olunuz sayıları yönetmeyi ülkeyi yönetmek zanneden, siyaseti illüzyon mantığıyla idare eden iktidar bu rakamları da hiç fırsat kaybetmeden büyük bir başarı hatta 'şahlanış' olarak yorumlayacak.

Öncelikle 2020 yılının 3. çeyrek büyümesinde en önemli rolü, tüm serbest piyasa teamüllerine aykırı bir biçimde zorlama ile verdirilen banka kredilerinin oynadığını belirterek başlayalım. Öyle ki açıklanan rakamlardan da görüldüğü üzere büyümeye en büyük katkıyı yüzde 41 ile finansal sistem yaptı. Hani İktidarın sürekli 'faizci' diye 'lobi' diye adlandırdığı finans kesimi ile büyüdü ülke.

"ZORLAMA KREDİLER İLE İTHALAT PATLADI AMA..."

Buna karşın büyümenin ana unsuru olmasını istediğimiz ihracatta ki kayıp yüzde 22,4 düzeyinde. Aynı dönemde ithalat yüzde 15,8 artarken, özel tüketim yüzde 9,2 oranında arttı. Başka bir deyişle zorlama ile verdirilen krediler ile ithalatı ve tüketimi patlatırken, ihracatı çökertti iktidar.

Zorlama ile yapılan aşırı kredi genişlemesi ve uygulanan yanlış parasal ve mali politikalar, Türk Lirasını pul ettiği, dünyanın en değersiz paralarından birine çevirdiği için, "bugün açıklanan büyüme rakamlarına rağmen", Türkiye ekonomisi 2018 yılı sonundaki 797 milyar dolarlık, 2019 yılı sonundaki 761 milyar dolarlık büyüklüğünden, 2020 yılı 3. çeyreği itibariyle 736 milyar dolarlık büyüklüğe geriledi.

"BU BÜYÜME KALİTESİZ, GEÇİCİ VE SÜRDÜRÜLEMEZ..."

Büyüdüğünü iddia ederken küçülen, kişi başı milli geliri 11 bin dolarlardan 8 000 dolarlara gerileyen Türkiye. İşin daha kötüsü bugün beklenenden daha iyi gelen bu rakama rağmen 2020 yılının ilk 3 çeyreğindeki toplam reel büyüme sadece ama sadece yüzde 0,4. 2018 yılında yüzde 3, 2019 yılında ise yüzde 0,9 büyüyebilen Türk ekonomisi, oluşan büyük baz etkisine rağmen bu yılın ilk 3 çeyreğinde de sadece toplam yüzde 0,4 büyüyebildi.

Kısacası aziz milletim, Bu İktidarın büyümesi istihdamsız büyümedir. Yeni iş imkanları yaratamayan, emeğin büyümeden aldığı payı sürekli azaltan, geçici, sürdürülemez, kalitesiz büyümedir.

"EMİN OLUN İKTİDAR OLAN BİTENİ KENARDA SEYRETTİ"

İnsanlık ve ülkemiz için zor bir seneyi, 2020’yi, tamamladığımız günlerdeyiz. Dünyanın bütün ülkeleri salgınla baş edebilmek için amansız bir mücadele içine girdiler. Vatandaşlarına yardım edebilmek için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Emin olun, sadece bizim ülkemizde bu sorumsuz iktidar olan biteni kenarda seyretti. Çözüm odaklı, sistematik, akla ve bilgiye dayanan tüm uyarılarımıza karşın Hükümet tarafından ekonomiye sözde kalkan olması amacıyla açıklanan desteklerin yüzde 80'inden fazlasının 'kredi' olduğunu üzülerek gözlemledik.

ABD ve AB ülkelerinde devletin korona krizi nedeniyle yaptığı ve çalışanlara yapılan ücret desteklerini de içeren "doğrudan mali desteklerin" milli gelire oranı ortalama yüzde 2,5 düzeyinde iken, ülkemizde milli gelirin yalnızca yüzde 0,4'ü seviyesinde kalabildi. Korona Krizi sonrasında yakın coğrafyamızdaki ülkelerin, doğrudan harcamalarındaki artışın milli gelire oranının da gelişmiş Ülkelere benzer biçimde ortalama yüzde 2 düzeyinde arttığını gördük.

Herkes insanının derdine düştü, iktidar kendi derdine düştü. Herkes vatandaşının cebine bu zor zamanda nasıl para koyabilirim diye kafa yordu. İktidar ise vatandaşın cebinden daha fazla nasıl para alırıma kafa yordu.

"MISIR'IN BİLE GERİSİNDE KALDIK"

AB üyesi bazı Avrupa ülkeleri bir yana, doğrudan destekler söz konusu olduğunda Mısır'ın bile gerisinde kalan bir Türkiye resmi ile karşı karşıya kaldık. Dünyada enflasyon neredeyse sıfırken Türkiye’de enflasyonu çift haneli rakamlara çıkardılar. Dünyada ve Türkiye’de ekonomik faaliyet durma noktasına gelmişken biz de çift haneli enflasyon, çift haneli faiz, çift haneli işsizlik alıp başını gitti. Önce hiç haya etmeden vatandaşa yardım edeceklerine vatandaştan yardım toplama rezaletine imza attılar. 83 milyonluk dev ülkenin derdini topladıkları iki üç milyarı bulmayan parayla çözmeye kalktılar. Vatandaşa sadece 2020’nin ilk 10 ayında 10 milyara yakın ceza kestiler. Sizlerin trafik, vergi, harç cezalarıyla bütçedeki dev deliği kapatabileceklerini zannettiler.

İKTİDARA 'ŞEFFAFLIK' ÇAĞRISI

İlk günden kendilerine defalarca söyledik: Şeffaflık yaşatır, karartma öldürür dedik. Şeffaflık ekonomiyi korur, karartma ekonomiyi vurur dedik. Dürüstçe, şeffaf bir şekilde Korona verileri ne ise vatandaşla paylaşın dedik. Dürüst ve şeffaf olursanız vatandaş önce kendi tedbirini alır, siz de ekonomik tedbirleri alırsınız dedik. Ama nafile. Bu iktidar açık bir şekilde "Ben ne vatandaşı ne bilimi, ne de yaşanan felaketi, ciddiye almam" dedi. Sağlık sistemimiz büyük bir baskı altında ama hala şeffaf olamıyorlar, hala dürüst olamıyorlar.

Her gün yüzlerce kişi ölüyor, on binlerce kişiye Korona bulaşıyor ama bunlar ahlaklı ve liyakatli bir yönetim sergileyemiyorlar. Varsa yoksa ekonomimiz uçuyor, sağlık sistemimiz mükemmel, dünyanın en başarılı Korona mücadelesini biz yapıyoruz, bütün dünyaya yardım yapıyoruz vs. Bu nasıl hastalıklı bir ruh halidir Allah aşkına? Bir iktidar kendisini durmadan-bıkmadan habire bu şekilde nasıl övüp durur. Anladık, salgını yönetmek yerine sayıları yönetmenin derdine düşmüşsünüz. Bakın aynısını ekonomide yaptınız ülkeyi iflasa sürüklediniz.

"NEREDEN İCAP ETTİ BU AÇI REÇETE?"

Milletle derdiniz kalmadı, en zor gününüzde sizin yanınızda bir dağ gibi duran, yoksulluğunu, çaresizliğini bırakıp sizi destekleyen bu aziz milleti unuttunuz. Sadece bir tek yerde hatırlıyorsunuz milleti. Nerede mi? Acı reçete'de. Evet, Sayın Erdoğan çıktı açıkça söyledi.

"Millete acı reçete yazacağız" dedi. Hayırdır, Nereden icap etti bu acı reçete? Hani ekonomimiz uçuyordu, şahlanıyordu. Ne oldu? Aylardır söylüyoruz. Bu iktidar liyakatsizliği, beceriksizliği ve sorumsuzluğu ile ülkeyi iflasa sürüklüyor, diyoruz. Sonunda ülkeyi aldıkları 2002’ye bile değil, daha da gerisine getirip anahtarı bırakıp kaçıp gidecekler, diyoruz.

"İKTİDARIN EN SON ALACAĞI SIFAT 'YERLİ VE MİLLİ'DİR"

Aklı başında herkesin "Para politikası böyle yönetilmez, TCMB rezervleri satılarak kur tutulmaz” demesi fayda etmedi. TCMB'nin karar alabilmesi ancak Sn. Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle "Küresel düzeyde yaşanan siyasi ve ekonomik değişimlerle" mümkün oldu. Türkçesi şu: bizim bir alakamız yok dış mihrak yaptı. Yahu siz küresel odaklardan mı talimat alıp görev değişikliği yapıyorsunuz? Düne kadar Trump’ın nöbetçisi oldunuz şimdi de Biden’ın nöbetçisi olmaya mı hazırlanıyorsunuz?

Bu nasıl bir zillettir. Bu nasıl bir ülkenin onuruyla oynamaktır. Hiç mi hicap duymuyorsunuz bunları söylemeye. İşte alın size yerli ve milli iktidar. Boşuna söylemiyoruz, bu iktidarın en son alacağı sıfat "yerli ve millidir. "

Biz her türlü demokratikleşmenin, her türlü hukuk devletinin güçlenmesinin yanında oluruz. Ama biliriz ki başka başkentlerin telkinleriyle gelecek demokrasi de, başka başkentlerin korkusuyla atılacak adımlar da, sahtedir, yalandır ve sürdürülemezdir. Samimi bir iktidar, yerli bir iktidar, yerli bir hükümet, Biden’a, Putin’e, Trump’a bakıp ülkesinin demokrasisini şekillendirmez. Milletine bakar, milletine.

BORSA İSTANBUL TEPKİSİ

Ekonomi bakanı şeffaflıktan dem vuruyor ama daha bir ay önce mecliste bütçede son şeffaflığı kendi elleriyle yok ettiğini unutuyor. Ekonomi bakanı şeffaf kararlar alacağız diyor ama daha üç dört gün önce Katar’a satılan Borsa İstanbul hisselerinin değerini bile öğrenemiyoruz.

Zaten eski bakanın affedildiği Varlık fonuna alınmaya layık görülmediği için muhtemelen Sayın Elvan kendisi de bilmiyor Borsa İstanbul’un hangi fiyattan satıldığını. Kamu malını satanlar, ne fiyatla hangi şartlarda satıldığına dair hiçbir bilgi vermediler.

Çünkü onların gözünde onları oraya oturtup maaşlarını ve harcamalarını ödeyen vatandaş buna layık değil, bunu hak etmiyor. Aile şirketine döndürdükleri Varlık Fonundan istedikleri kamu varlığını, istedikleri fiyata, istedikleri taraflara satabileceğini düşünen bir anlayış var ülkede. Bu satışın karşılığında para mı gelecek, yoksa aylar önce "hatır swapı" dilenerek aldıkları paradan mı mahsup edecekler? İnanın onu bile bilmiyoruz.

"HAYALLER AVRUPA GERÇEKLER YİNE YENİDEN KATAR"

Bu arada Sayın Erdoğan "Geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz" diyor ama Borsa İstanbul’un satışından da görüldüğü üzere hayaller Avrupa gerçekler yine yeniden Katar! Borsa İstanbul’un 2019’a dek Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’na ait olan yüzde 10’luk payı yine her Türk varlığının "son alıcısı!" haline gelen Katar’a gidiyor. Ekonomi yönetiminin başına buyruk, uluslararası normlardan uzak, kararlarını protesto ederek Borsa İstanbul’daki payını satmıştı Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası hatırlanacağı üzere.

"İSTEDİĞİNİZ KADAR 'KÜRT SORUNU YOKTUR' DİYİN..."

Kıymetli arkadaşlar, milyonlarca Kürt vatandaşımızın fiilen seçme ve seçilme hakkını elinden alan kayyım düzeni varken, ders kitaplarından bile artık 1990’ların, 1980’lerin uygulamalarıyla Kürtler ayıklanırken,d ağa taşa yeniden ayrıştırıcı, bölücü ve ötekileştirici sloganlar yazılırken, Kürtçeye bırakın eğitimde, bir tiyatro oyununda bile tahammül edemeyip valilik marifetiyle "Kürtçe tiyatro yasaklanırken", Sayın Erdoğan siz istediğiniz kadar Kürt Sorunu yok deyin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.