google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM
Öne Çıkanlar tahammül Sağlıkçı Ahmet Davutoğlu CHP Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Hakkı Öznur: Helikopter düşmedi düşürüldü

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşı, Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinden, Araştırmacı-yazar hakkı Öznur; Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadetinin 12.  yılında devam eden mahkeme süreçleri ve yaşananlar hakkında yazılı açıklama yaptı.

Öznur açıklamasında; ortaya çıkan somut deliller sonucu ihmalleri, kusurları, delilleri karartanları, sahte delil üretenleri, arama kurtarma çalışmalarını sabote edenleri,askeri ve sivil bürokrasinin olaydaki rolünü karartma, kapatma, engelleme çalışmalarını şüpheli kurumları, kişileri anlattı.

Hakkı Öznur,olayın  “kaza” değil “suikast” olduğunu, 12 yıldır en yüksek sesle söylediklerini ama devleti yönetenlerin, askeri ve sivil bürokrasinin suikastı hep “kaza” olarak gördüklerini, karartmaya, kapatmaya, örtbas etmeye çalıştıklarını söyledi.

Öznur yaptığı açıklamasında şu ifadelere yer verdi.

-Nitelikli hırsızlık, görevi kötüye kullanma vb. konulardaki yargılamalar, gerçeklerin ters yüz edilmesidir. Ne kaza, ne hırsızlık, ne görevi kötüye kullanma. Karşımızda, küresel yapı ve elemanlarının emperyalist güçlerle birlikte işlediği, suç delillerini tamamen yok etmeye çalıştığı, tamamen planlı, programlı, son derece profesyonel bir suikast var.

Yatarı bile olmayan cezalar verilerek “bakın işte suçu olanlara ceza veriyoruz” algısı ile dosyalar kapatılıyor. Örgütlü suç kapsamına almayarak bu suçları işleyenler, o kadar bağlantılar olmasına rağmen bu kapsamda değerlendirmeyip komik cezalarla aklanmaları sağlanıyor.

Milletimizin,kesinlikle “suikast” dediği bu olayda mahkeme safhalarında da şahit oluyoruz ki; yüzyılın davası olan bu olayda isimleri geçen bazı şüpheliler, açıkça korunmuş, ödüllendirilmişlerdir.

Muhsin Yazıcıoğlu davasında 12 yıldır devam eden mahkeme süreçleri, eylemin örgütlü bir yapı tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir. Ortaya konan raporlar, belgeler, ifadeler, somut deliller, olayın suikast olduğunu ortaya koymuştur.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşları olan bizlere ve kamuoyuna göre, “cumhuriyet tarihinin en büyük suikastı, Yazıcıoğlu suikastıdır.”

Muhsin Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz, yargılamayla, Türkiye Cumhuriyeti tarihine geçecek “profesyonel siyasi suikast”in bir bölümünün dava konusu edildiğini belirtmiş, “Cumhuriyet tarihi sürecinde işlenen en profesyonel cinayet ile karşı karşıyayız.” demiştir.

Hepimizinvekamuoyunun ortak kanaati odur ki;Helikopter düşmedi, düşürüldü. Küresel bir organizasyonla bu suikast gerçekleştirildi.

Küresel emperyalizmin küresel iblisleri olan yerli işbirlikçilerde küresel suikast organizasyonda aktif olarak rol almıştır. Devletimizin içine kadar sızmış, kılcal damarlarına kadar yerleşmiş kriminal yapılar, kriptolar, beşinci kol gruplar, küresel merkezlerde planlanan büyük bir organizasyonla milletin adamı, milli ve yerli lider, Türkiye’nin milli direnç merkezi Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve dava arkadaşlarımızı organize bir suikastla şehit etmişlerdir.

KÜRESEL BİR PLANLA HELİKOPTERİ DÜŞÜRDÜLER

Helikopterin düştüğü güzergâhta havahareketliliği, helikopterin üzerinden alçaktan yüksek hızla uçan jetler, şehitlerimizin kanında çıkan yüksek oranda karbon monoksit gazı, olay saatinde bozulan radarlar, hava hareketliliği ile ilgili bilgi vermeyen Hava Kuvvetleri Komutanlığı, olay sonrası helikopterdeki kritik cihazların çalınması ve arama-kurtarma faaliyetlerindeki skandallar ve daha birçok husus bugün açıkça göstermektedir ki bu kadar eylemin örgütsel bir biçimde bir suikast için yapıldığını göstermektedir.

Dosya içeriğinden edinilen bilgilerle,

-Bozulan radarlar, bölgede hareket halinde olan jetler, şehitlerimizin kanında çıkan yüksek oranda zehirli gaz, helikopterdeki kritik cihazların çalınması ve arama-kurtarma faaliyetlerindeki skandallar ve daha birçok husus bugün açıkça ortaya çıkmıştır.

-25 Mart 2009 günü yani aynı gün, olaydan yaklaşık 1 buçuk saat sonra olay mahalline 2 helikopter inmiş, bu gerçek gizlenmeye çalışılmıştır. Biri 17.42’de inmiş, 7 dakika sonra yani 17.49’da da havalanmıştır. Diğeri de 17.47’de inmiştir, fakat bunun ne kadar kaldığı, hangi saatte havalanıp oradan ayrıldığı bilgisi yok elimizde. Bu bilgileri avukatlarımız soruşturmayı yürüten savcılıkla da paylaşmışlardır. Savcılık da Hava Kuvvetleri’nden bu bilgilere dair görüntüleri istemiştir. Şu ana kadar olayla ilgili ulaşılmış olan en somut ve net bilgi bu. Bu helikopterlerin bölgede ne yaptıkları ise henüz açıklığa kavuşmuş değil.

- Saat 17.00’den önce olay mahalline bir askeri helikopterin düşme tehlikesi geçirdiği, enkazın 300 metre yakınına zorunlu inişyaptığı soruşturma dosyasında yer almaktadır.  Bu da gerçek koordinatların bu saat itibariyle bilindiğini göstermektedir.

- Olay günü Malatya ErhaçHavaalanı’nda olaya karışan 2 askeri jet, neden 58 dakika uçuşahazır vaziyette bekletildiği, helikopterin kalkışından iki dakika sonra bu jetlerin havalandığı, bir jetin yükselerek helikopter güzergâhında dairesel tur yaptığı, diğer jetin Çukurova bölgesinde Merzifon’dan kalkan başka bir askeri jetle birleşerek kolaltı uçuş yaparak olay mahalline 12 km kalıncaya kadar kolaltı uçuş vaziyetinde geldiği (kolaltı uçuş iki hava aracının 80 metreden daha yakın mesafeyle alt alta uçmaları anlamına gelir radarlarda tek hava aracı gözüktüğü için alttaki aracın varlığını saklamak amacıyla yapılan bir savaş taktiğidir)enkazın helikopterin düşürüldüğü noktaya 12 km kala alçak irtifadan ses hızından yüksek bir hızla uçarak oluşturduğutürbülansla helikopterin kasten düşürülmesine neden olduğuna inandığımız bu jetlerin pilotları kimdi?

4 DAKİKALIK TARİHİ ÖNEME SAHİP RADAR GÖRÜNTÜLERİNİ VE KAYITLARINI SAKLIYORLAR

- Olayın gerçekleştiği an helikopterin yakınında uçan iki F-4, bir F-16’nın yarattığı basınç ve etki, soruşturma dosyasına girmiştir. Suikasttan çok sonra ulaşabildiğimiz hava radar görüntülerinden öğreniyoruz ki iki tane jet, helikopteri takip etmiş, hatta helikopter kalkması gereken saatten geç kalkmasına rağmen bu iki jet de onunla aynı saatte farklı iki askeri hava alanından aynı anda kalkmış ve “kol altı uçuş” denilen sistemde uçarak yani alçak uçuş yaparak yaklaşık 13 bin feet ile uçarak oluşturdukları türbülans ile helikopterin düşmesini sağlamışlardır.

-Askeri jetlerin25.000 ft’ten aşağı uçamayacakları bilinmesi rağmen neden 13.000ft’den daha alçaktan uçuş yapmışlardır. Böyle bir uçuş için özel izin gerekmektedir. Özel izin varmıdır?

- Kolaltı uçuşun riskli bir uçuş olmasına rağmen 80000 km’den fazla kolaltı uçuşla olay yerine doğru uçuş gerçekleştirmiştir. Bu uçuşun önceden alınmış izni varmıdır? Bu izinsiz uçuşun soruşturması yapılmışmıdır?

-Askeri jetlerin ses hızından yüksek süratle uçmaları özel izne tabidir. İzinsiz bu uçuşun özel izni alınmış mıdır?

-Uçuş programında olmayan bu bölgede neden bulundukları sorulmuşmudur?

- Askeri jetler tarafından oluşturulan türbülansla helikopterin düşürüldüğü, Dumlu radar üssünde yapılan keşifte hazır bulunan avukatlarımız tarafından da tespit edilmiştir. Ancak radar görüntüleri gizlenerek saklanmıştır.

-Diğer taraftan helikopteri düşürenjetlerin bağlı olduğu 72. Filo kapatıldı ve tüm belgeler karartıldı. Bölgeye en yakın olan Şarkışla radarı kapatıldı, burada da belgeler karartıldı. “Diyarbakır BikimTaburu’nda bu bilgiler olabilir” denildi. Hukukçularımızgittiler, araştırdılar. Gördükleri tablo şu: Bilgisayarlara format atmışlar ve bütün kayıtlar silinmiş. Jetlerin çektiği görüntülerin olduğu birim de kapatılmış. Orada da deliller yok edilmiştir.

-Jetlerdeüç adet kamera vardır. Bu kameraların biri jetinin önünde, biri içinde, birisi de pilotun kafasındaki kasktadır. Hem bu üç kamera kayıtları hem de radar üstlerindeki görüntülerde jetlerin ne zaman kalktığı, ne kadar hızla uçtuğu, kaç feette uçtuğu kayıtlıdır. Genel Kurmay Hareket Dairesi bunu bir dakika içerisinde görür. Ancak Genel Kurmay Başkanlığı, avukatlarımızın talebine rağmen bu radar kayıtlarını ve görüntülerini vermemişler ve gizlemişlerdir.

ÜST AKLIN ASKERİ VE SİVİL BÜROKRASİ İÇİNDEKİ UNSURLARI SUİKAST SÜRECİNDE ETKİN ROL OYNAMIŞTIR

-Enkaz bölgesine iki helikopter gidiyor. Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler, Özel Hava Alay Komutanlığı envanterinde bulunan 10054 ordu numaralı, S7O- 28 A Sikorsky Helikopter 28 Mart günü saat 10.00 sıralarında iniş esnasında kırıma uğruyor, bazı askerler yaralanıyor. İkinci helikopter uygun bir yere iniş yaparak kırıma uğrayan helikopterden bazı askerleri alarak olay yerinden uzaklaşmıştır. Helikopterin düştüğünün haberinin alınmasından sonra A/K çalışmalarının bitmesine kadar geçen süre içindeki haberleşmelerin ve işlemlerin kaydedildiği jandarma ceride kayıtlarının değiştirildiği soruşturmalarda ortaya çıkmıştır.

- Olay yeri, muhafaza altına alınmadı. Helikopterin parçaları, GPRS cihazları olaydan 4 gün sonra 29 Mart günüenkazdan söküldü. Helikopterin düşürülmesiyle ilgili en somut delilleri sunacak teknik veri kasten yok edildi. Deliller karartıldı.

-Askeri ceridekayıtları tahrip edilerek sonradan yeniden sahte olarak düzenlenmiştir.Sökülerek, yakılarak bu deliller de yok edilmiştir.

-Helikopterin düşme öncesine ait irtifa ve güzergâh gibi bilgilerin belirlenmesine yardımcı olabilecek uçuş bilgilerinin elde edilebileceği değerlendirildiğinden ARGUS 5000 CE cihazı ile SKYMAP-III3 sökülerek deliller karartılmıştır.

-Cihazlarının muhafaza edilmediği, KSK raporunda bu konuda hiçbir bilginin bulunmadığı dava dosyasında bellidir.

“SÖK” VE “YAK” EMRİNİ VERENLER HALA DIŞARDA GEZİYOR

-Enkaz bölgesinde helikopterin enkazı üzerinde olan GPRS cihazlarının sökülmesiyle ilgili sonradan yapılan teknik takibe takılan telefon görüşmesinde “Komutanım, bir söken ekip vardı, bir de yakan ekip. Onlar söktü biz de yaktık” şeklinde tapelere yansıyan bu bilginin gereği yapılmış mıdır? Bu ekiplere talimat verenler hakkında hala askeri bürokraside iç soruşturma yapılmamıştır.

-Helikopterdeki GPS cihazlarını sökenler, “Nitelikli hırsızlık suçundan” yargılanıyor. Bu suikastın indirgene indirgene salt cihaz hırsızlığına indirilmesi, tamamen bir manipülasyondur.

-Helikopterin beynini, uçuş bilgilerinin yer aldığı cihazı, “hatıra olsun diye söktük, manzara güzeldi, fotoğraf çektik” diyen askerler yargılanırken onlara bu emri veren üstleri ise soruşturma dışında tutulmuştur.

-Cihazların sökülmesinde emir-komuta zinciri göz ardı edilmemelidir. Bu emri kim verdi? Askerlere “sök” emrini veren komutan veya komutanlar kim? Bunlar mutlakaaçılması elzem olan ANA DAVA’da ele alınmalı ve ortaya çıkarılmalıdır.

-Askerlere “GPS cihazlarını sök” emrini verenler, halaortada yok. Süreçte ismi geçen askeri kurumlar ile kurumlardaki komutanların sorgulanması gerekirken soruşturmalara dâhil edilmemişlerdir.

-Olayda şüpheli görülen askeri yetkililer ve onların iş birlikçileri, hâlâ ortaya çıkarılamadı. Dört dakikalık kayıp radar görüntüleri, hâlâ sırrını koruyor.

-TSK, ortaya çıkan bunca belgelere rağmen elim olayın çözülmesinde gereken duyarlılığı göstermemiştir. TSK’nın yapması gereken, baştan beri bu olayda ihmali ve kusuru olan askerler hakkında iç soruşturma yaptırmasıdır. 

-Bu süreçte TSK’nın başından 5 komutan geldi, geçti, ama olayla ilgili TSK’da ne bir araştırma ne bir soruşturma yapıldı.

-Genelkurmay Başkanlığı istenilen bilgi ve belgeleri göndermediği halde “gönderdik” açıklamaları yaparak süreci bilgi kirliliğine boğmuştur. Askeri ve sivil kurumlar, olayla ilgili belgeleri ve bilgileri savcılara teslim etmemişlerdir.

-Genelkurmay, baştan beri çelişkili ve korumacı bir yaklaşım sergilemiş, istenilen evraklar, yazışmalar ve görüntüleri ilgili makamlara ulaştırmamıştır. Dört dakikalık kayıp radar görüntüleri, hâlâ sırrını korumaktadır. ,

-10 yıl önce yayınlanan DDK raporuna ve daha sonra ortaya çıkan belgelere rağmen olayla ilgili adı geçen askeri ve sivil kurumlar ve bürokratlar hep korundu, kollandı.

Birçok asker ve sivil bürokratın, görevli kişilerin, bilgi kirliliğine yol açan ifadeleri dava dosyasında vardır.

ASKERİ VE SİVİL KAZA KIRIM EKİPLERİ, ÖRGÜTLÜ YAPININ EMRİNDEDİR

-Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı “Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu” ile askeri bürokrasinin “Kaza Kırım Ekibi”29-31 Mart günü enkaz bölgesinde beraberdiler ve beraber delilleri karattılar.

-“ELT”cihazını götüren Sivil Havacılık Kurumu’nun elemanlarıyla helikopterincihazlarınıtornavidalarlasöken askerler, aynı helikopterde yolculuk yapmıştır. Hatta bu buluşma fotoğraflandı. GPS cihazını söküp götüren askerlerle Kaza Kırım Ekibi’nin ilişkisi araştırılmalıdır. 

Enkaz yerinde Sivil Havacılık mensupları, kırıma uğrayan helikopteri incelemek üzere olay yerine gelenaskeri personelden olanKaza Kırım Heyeti’nde yer alan Davut Uçum’danhidrolik kesici alıp ELT cihazı ve gösterge panelini kokpit panelini aldıklarıdava dosyasında açık ve nettir.

-30Mart günü helikopterincihazlarını tornavidayla söken askerlerin komutanı olan Malatya Kara Havacılık Alay Komutanlığı’nda inceleme subayı olarak görev yapan Yüzbaşı Davut Uçum ifadesinde, Ferudun Seren ve ekibi ile enkaz bölgesindegörüştüklerini açıkça ifade etmiştir.Ferudun Serende bunu ifadesinde kabul etmiştir.

-HemSivil Havacılık Genel MüdürlüğütarafındanKaza Kırım Heyeti’ne seçilenlerhem de 2.Ordu’ya bağlıMalatya 2. Kara Havacılık’tan gelenaskeriKazaKırım Heyetiözel olarak seçilmiş ve kriminal yapıyla bağlantıları ortaya çıkan özel elemanlardır. Enkaz bölgesine gelen albaylardan biri, daha sonra terfi almış, tuğgeneralliğe yükselmiştir.

-Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Kaza Kırım Ekibi ile Malatya´daki 2. Ordu´da görevli olan askeri “kaza kırım ekibi” arasındaki derin ilişki gizlenmeye çalışılmıştır. Her iki ekip de örgütlü yapıya hizmet etmektedir. Sözde kırıma uğrayan askeri helikopteri incelemek için gelen 11 kişilik ekip, ne hikmetse askeri helikopteri değil, Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarımıza mezar olan enkazı incelemiş ve enkaz bölgesinde delilleri yok etmeye kalkmışlardır.

SAHTE DELİLLER ÜRETTİLER, DELİLLERİ KARARTTILAR

- Kahramanmaraş İstihbarat Şube Md.Yrd.Dursun Özmen tarafından sahte bilgi notu üretilerekarama-kurtarma faaliyetleri sekteye uğratıldı.

-Dursun Özmen’in tam bir manipülasyon olan “bilgi notu”, arama kurtarmayı sekteye uğratan ve çalışmaları sabote eden bir durumdu. O dönem her yerde karartma uygulandı. Öncelikle sahaya ulaşılmasını engellediler. Devletin tüm birimleri olayın gerçekleştiği gün, saat 17:00’de helikopterin düştüğü yerdenhaberdardı.

-Dönemin Kayseri İl Özel İdare Sekreteri, cenazelere ulaşıldığı bilgisini teyit etti. Aramalar, üç ayrı yanlış yerde yapıldı. Sahte deliller üretilmiş, somut deliller karartılmış ve birçok delilin yok edildiği yargılama süreçlerinde ortaya çıkmıştır. Arama çalışmalarını sabote ettiler. Arama kurtarma yoktu. Aramama! Kurtarmama! Bulmama! vardı.

- Başbakanlık’tan ve Genelkurmay Karargâhı’ndan yanlış harita koordinatlar verildiği, arama-kurtarma çalışmalarının bilinçli olarak yanlış yerlerde yaptırıldığı, ilk gün iki saat sonra koordinatların doğru olarak verilmesine rağmen askeri ve sivil bürokrasinin karartma, saptırma yaptığı, enkazın bulunmasının engellenerek insanların ölüme terkedildiği ortaya çıkmıştır.

ANKARA VE GÖKSUN’DAKİ KRİZ MERKEZLERİ GÖREVİNİ YAPMAMIŞTIR

-Helikopterde bulunanların ölmesi beklenmiş ve arama-kurtarma sabote edilmiş, yanlış yerlerde sözde aramalar yapılmıştır.

-Bir plan ve program dâhilinde enkaza ulaşılması da engellenmiştir. Devlet içine (istihbarat, emniyet, ordu, yargı) sızmış her türlü kriptoların ve kriminal yapıların elemanlarının, ‘enkaza ulaşılmasın’ diye ağ ördükleri bir gerçektir.

-Arama-KurtarmaYönetmelikleri’ne göre Kriz Merkezi Yönetimi oluşturulmadı.Sahanın tam olarak haritası çıkarılmadı.Bir strateji dahilinde planlama yapılmadı.Arama-kurtarma ekipleri için bölge planlaması yapılarak sevk ve idaresi sağlanmadı.

-Daraltılmış ve noktasal koordinatlar verilmiş olmasına rağmen 15 km batı kısımlarda arama yaptırılmış ve yine noktasal olarak tarif eden köylülerin beyanları yok sayılmış, saat 17.00 itibariyle enkaz noktası bilinmesine rağmen bu bölgede arama yapılmalarına engel olunmuştur.

-TİB gelen haberleri ve 112’ye gelen ihbarları kabul edip re’sen harekete geçmemiştir. Olayın haber verilmesinden 1 saat sonra harekete geçmiştir. Olayın olduğu saatlerde bölgede hava açık olmasına rağmen bölgeye hava desteği sağlanmadı ve havadan arama yapılmadı. Termal kamera, ısıya ve metale duyarlı cihazlarla arama yapılmadı.

-İlk günGenelkurmay’dan gelen yanlışkoordinatlarla arama kurtarma yanlış yönlere kaydırılmış, planlı, bilinçlibir çalışmayla enkaz bölgesine ulaşım engellenmiştir.

-Helikopterin düştüğünün öğrenilmesinden sonra baz istasyonlarının çakıştırılmak suretiyle noktasal koordinatlar tespit edilmedi.

-Helikopterin yerini 10:30’da muhtemel yeri 1km/4 km çapında tespit edilmişken tam aksi yöne arama kurtarma birlikleri sevk edildi.Koordinatlar olaydan 2 saat sonra gelmesine rağmen arama-kurtarma merkezine ulaştırılmadı.

-Helikopterin düşmesinden sonra en can alıcı 4-5 saatlik süreçte en az dört kişinin yaşamakta olduğu bilinmektedir. Helikopter enkazına olaydan yaklaşık iki gün sonra ve yaklaşık 5-6 saatlik bir yürüyüş sonucu köylülerin ulaşmasına ve artık enkaz yeri koordinat bilgilerini de aşacak bir şekilde gün yüzüne çıkmasına rağmen, askeri ve sivil bürokrasi enkaza ulaşmamak için her türlü kasti eylemi yapmışlardır.

-Enkazı, Muhsin Yazıcıoğlu sevdalısı, kendi inisiyatifleri ile aramaya çıkan Döngel ve Çevrepınarı köylülerinden oluşan 16 kişi ile sonra bunlara katılan bir kişi, 27 Mart öğleden sonra 14.30’da bulmuşlardır.

-Helikopter kabininin içine karbondioksit enjekte edildiği ortaya çıkmıştır. Emekli Kara Pilot Kıdemli Binbaşı Mustafa Kaya İstektepe’de çıkan %26 karbon monoksit, sarsıcı ve zihin bulandırıcı, öldürücü bir etkiye sahiptir. Karbon monoksit soluyan pilot Kaya İstektepe, jetlerin oluşturduğu türbülansın etkisiyle savrulan helikopteri son bir denemeyle kurtarmak istemiş, yükseltmeye çalışmış, bu esnada eğimi yüksek olan dağa çarpmıştır.

-Helikopterin düşmesinden üç saat sonra Malatya Valiliği’nden hava aracı istenmiştir. Kamu görevlileri gereken duyarlılığı göstermemiştir. Dönemin İl Jandarma Komutanı’nın “İsmail Güneş dışındakiler zaten bir saat içerisinde ölmüşlerdi. Biz ulaşsak da zaten ölülerini bulacaktık” cümlesi bile ne kadar aymazlık içerisinde olduklarını, devletin ciddiyetiyle bağdaşmayan hal içerisinde olduklarını göstermiştir.

AVUKAT KEMAL YAVUZ : "İSMAİL GÜNEŞ OYUNU BOZDU"

- Davayı baştan beri takip eden hukukçularımızdan şehit liderimizin ailesinin avukatı Kemal Yavuz’un; 5 Şubat 2021 günü Yargıtay’da çok önemli bir konuşma yaptıktan sonra söylediği şu tarihi sözler çok önemlidir:

“İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun verdiği rapora göre pilotun ve bize göre İsmail Güneş’in de jetlerden salınan karbon monoksit gazı ile sersemleştirildiği ve helikopterin düşmesinin sağlandığı yönündedir. Hem karbon monoksit gazı hem de jetlerin alçak mesafeden ve normalin üstü bir hızla uçarak helikopteri düşürdüğü elimizdeki bilgi ve belgelerle kanıtlanmıştır. Bu eylemi yapanlar, bir şeyi yani helikopteri düşürüp içerindekileri öldürmeyi amaçladılar. Ama bir sorun ile karşılaştılar. 15:26’da beklemedikleri, hesaba katmadıkları bir şey oldu. Helikopterde bulunun gazeteci İsmail Güneş 112 çağrı merkezini aradı. İşte bunu hesap etmemişlerdi. İsmail Güneş oyunu bozunca ‘onu eks oluncaya kadar bekleyin’ denildi ve İsmail’in ayağı helikopterde sıkışmış iken onu oradan alıp çenesini kırıp, öldürüp çukura telefon çekmeyen bölgeye attılar. İşin en acı yanı da budur.”

DÖNEMİN BAKANLARININ ASKERİ VE SİVİL BÜROKRASİNİN MENSUPLARININ YARGILANMASI ENGELLENMİŞTİR

-Yine bu soruşturmada görülmüştür ki bu kadar birbiri ile görüşen, birbiri ile temaslıve bağlantılı kişilerin olduğu olayda, örgütlü bir yapı varken neden parçalı bir yargılanma yapıldığını anlamakta güçlük çekiyoruz.

-Arama-kurtarmayı akamete uğratan, devlet ciddiyetle bağdaşmayan, sorumsuzca açıklamalar yapanlar, siyasal iktidar tarafından yıllardır koruma altındalar..Dönemin siyasi sorumluları bakanları, bürokratları (askeri ve sivil bürokrasi) yargılama safhasına, soruşturma safhasına sokulmuyorlar ve dosyaya dahil edilmiyorlar.

-12 yıl oldu usulüne uygun ne askeri ne sivil bürokraside soruşturma yapılmadı.Şu ana kadar bizim bu kadar bilgi ve belgemizi ortaya koymamıza, bu olayın içerisinde o kadar asker olmasına rağmen maalesef gelinen noktada hiçbir askeri soruşturma yapılmamıştır.

-Beyanlar sürekli değişmekte, deliller karartılmakta, dosyalar ayrılmakta ve süreç tıkanmaktadır.

-Bu suikastta ihmalleri, kasıtları, suçları olanlar, himaye edilmiş ve ödüllendirilmişlerdir. Anlaşılıyor ki, devlet içinde dekriminal yapılarla, her türlü “kriptolarla” işyapan işbirlikçiler, çeteler, hainler var. 

ERCÜMENT GÜLER NİÇİN SORUŞTURMAYA DÂHİL EDİLMİYOR?

-Olayın ilk anından beri arama-kurtarma ile ilgili sorumsuz, yetkisiz, kim oldukları bilinmeyen unsurlar sahneye çıkmıştır. Göksun’daki ve Kızılöz’deki kriz merkezlerinde İçişleri Bakanı’nın, askerlerin ve sivil bürokratların olduğu bir ortamda Bursa BOTAŞ Ekibi Başkanı, kendini emekli yarbay olarak tanıtan Ercüment Güler isimli şahıs, sanki bölgenin uzmanıymış gibi elinde haritalarla devlet yetkililerini yönlendirirken, kimse “Sen kimsin, nesin?” diye sormamıştır.

İçişleri Bakanı’nın, Emniyet Genel Müdürü’nün, Jandarma Bölge Komutanı’nın, Alay Komutanı’nın ve bir kısım bürokratların bulunduğu ortamda, daha olayın ilk gününden itibaren Ercüment Güler adlı bu şahıs yönlendirmeler yapmıştır.Bakan Beşir Atalay ve diğerleri, bu kişinin inisiyatif kullanmasına izin vermişler ve onun dediklerini yapmışlardır.

Bu şahıs Göksun’daki kriz merkezinde bakanın, askeri ve sivil yetkililerin bulunduğu ortamda eline haritayı alıp helikopterin düştüğü yerin Kurucuova-Deliklikaya mevkiinde olduğunu söyleyerek arama kurtarmanın buraya yoğunlaşmasını söylemiştir. Bölgeyi bilen Avukatımız Kemal Yavuz ve beraberindeki BBP ve Alperen Ocakları yöneticileri itiraz etmişler, “Kurucuova köyü batıda kalıyor, helikopter kuzeye gitmiş ve dağı aşmamış, arama kurtarma bu tarafta olmalı” demelerine rağmen devleti temsil eden bakan, vali, jandarma bölge ve alay komutanı konuşmaları dinlemiş ancak, yine bu malum şahsın, Ercüment Güler’in tesirinde kalarak onun dediklerini uygulatmışlardır.

Bu şahıs, baştan beri söylüyoruz, Göksun ve Kızılöz kriz merkezlerinde kasıtlı olarak yanlış yönlendirmeler yapmış, arama-kurtarmayı sabote etmiş, köylülerin uyarılarına rağmen, koordinatların verilmesine rağmen arama kurtarmayı yanlış yerlere yönlendirmiştir. Bu karanlık şahıs, hala soruşturma dosyasına dahil edilmemiştir. 

ÜÇ KARANLIK:  ADİL ÖKSÜZ, FERUDUN SEREN, ERCÜMENT GÜLER

Çok yönlü eleman ve dava dosyasında ismi geçen kripto Adil Öksüz, delilleri karartan kişilerden biri olanFerudun Seren ve arama kurtarma çalışmalarını sabote eden emekli asker Ercüment Güler ile ilgili çok geniş ve kapsamlı bir araştırma yapılmalıdır. Bu 3 kişinin, birbirleriyle ilişkileri başka unsurlarla görüşmeleri, örgütsel bağlantıları, mutlaka yargı tarafından mercek altına alınıp üzerlerine gidilmeli. Bunların emir ve talimat aldıkları merkezler mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.

-Helikopteri taciz eden uçaklardan birinin pilotu olan Ali Armağan’ın ‘cemaat’ mensubu olduğu ortaya çıkmıştır. “Cemaat imamı” denilen kişilerle sayısız görüşmesi ortaya çıkmıştır.15 Temmuz 2016 hain kalkışmasında yer alan çok yönlü eleman,alçak,  hain, kripto Adil Öksüz’le 152 kez görüşmüştür.

Davayı takip eden hukukçularımız yaptıklarıçalışmalarla bu telefon görüşmelerini tespit etmişlerdir. Dava dosyasının kayıtlarına bu telefon görüşmeleri girmiştir.

Gülenist yapının üyesi olmakla ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan, örgütün “Gaziantep bölge avukatlar imamı” denilen Kâmil Bakum’un “cihazları söken faillere avukat atayın” diye avukat imamı ile olan görüşmeleri, ifadesinde mevcuttur.

DÜZMECE RAPOR HAZIRLADILAR  “SUİKASTİ” KAZA OLARAK GÖSTERDİLER

-Devlet kurumlarında usulüne uygun “Kaza Soruşturma Kurulu” oluşturulmadı. Askeri ve sivil bürokrasi, yetkisiz ve belgesiz kişileri, Kaza Kırım Ekibi’ne seçti. Enkaz bölgesindeki Kaza Kırım Heyetleri, delilleri karartarak suikastı kaza olarak göstermeye çalışmışlardır.

- Ferudun Seren ve ekibi 29 Mart 2009 günü enkaz bölgesinde ELT cihazını alıp Ankara’ya getirip delilleri karartan ekibin başıdır.

Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu (daha sonra ismi Kaza Soruşturma Kurulu-KSK) helikopterin düşüşüyle ilgili hazırladığı raporda “pilotaj hatası” demiş, hava şartlarını göstererek “kaza” demiş, GPS cihazlarının kaybolduğunu bildikleri halde hazırladıkları raporda buna ilişkin hiçbir hususa değinmemişlerdir. Helikopterin hava aracındaki ağırlıktan dolayı düştüğünü 32 maddelik düzmece rapora koymuşlardır.Dönemin Ulaştırma Bakanı şimdi AKP Genel Başkan Vekili olan Binali Yıldırım, işte bu adamlara sahip çıkmıştır.

DDK RAPORUNDAN SİYASAL İKTİDAR RAHATSIZ OLDU

Şehit liderimizin eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Yazıcıoğlu ailesi, elim olaydan hemen sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e DDK’yı devreye sokmasını istemiştir. Bu süreçte başta Gül olmak üzere devlet yetkilileri ile görüşülmüştür. Şehitlerimizin ailesi dava ve yol arkadaşlarının ve kamuoyunun baskısıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu (DDK) olayı incelemeye almış ve 24 Ocak 2011 tarihinde de raporunu açıklamıştır. DDK raporunda olayla ilgili şüpheler, ihmal ve kusurlar ortaya kondu. Liderimizin ve dava arkadaşlarımızın ölümleri, şüpheli bulundu. Yaptığı inceleme ile soruşturmanın seyrini değiştiren Devlet Denetleme Kurulu, enkazdaki enkazı tek tek tespit etti.

DDK raporunda Sivil Havacılık Kurumu başta olmak üzere Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı diğer ilgili kurumların ihmal ve kusurları tek tek sıralanmış ve belgelerde tahribat yaptıkları ve sahte evrak düzenledikleri de devam eden soruşturmalarda ortaya çıkmıştır.

Sivil Havacılık Kurumu başta olmak üzere Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı diğer ilgili kurumların ihmal ve kusurları belgelerde tahribat yaptıkları ve sahte evrak düzenledikleri de devam eden soruşturmalarda ortaya çıkmıştır.

DDK raporunda, Ulaştırma Bakanlığı ve bakanlığa kurumlarla ilgili çok önemli ithamlar, bakanlığın kusur ve ihmalleri yer almaktadır. DDK raporu, Sivil Havacılık Kurumu başta olmak üzere Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı diğer ilgili kurumların ihmal ve kusurlarını, belgelerde tahribat yaptıkları ve sahte evrak düzenledikleri devam eden soruşturmada da ortaya çıkmıştır.

DDK raporu yayınlandıktan bir hafta sonra 31 Ocak 2011 tarihinde Ankara’da, ‘Kazadan kaza çıkarmayın’ ve ‘DDK hangi uzmanlık marifetiyle böyle bir yargıya varıyor’ gibi DDK raporunu hafife alan, dalga geçen, absürt açıklamalar yapmıştır.

Binali Yıldırım, devletin en yetkili denetleme organlarından DDK’yı yok saymış ve rapordan da çok ciddi rahatsız olmuştur. Çünkü raporda ulaştırma bakanını, bürokratlarını zora sokacak önemli bilgiler, tespitler vardı.132 şüpheli arasında Binali Yıldırım’a bağlı olan Sivil Havacılık Kurumu’nun mensupları da vardır.

BİNALİ’NİN BAŞINDA OLDUĞU BAKANLIK, “PİLOTAJ HATASI, KÜÇÜK KAZA” DEMİŞTİR

Binali Yıldırım’ın başında olduğu Ulaştırma Bakanlığı, düzmece bir rapor hazırlayarak olay için “kaza, pilotaj hatası” demiştir. Ölümcül olay için “küçük kaza, pilotaj hatası” denilerek dosya kapatılmaya çalışılmıştır.

Delilleri karartan, sahte delil üreten, kirli yol ve yöntemlere başvuran Kaza Kırım Heyeti’nin Başkanı Ferudun Seren’i koruyan, sahip çıkan Binali Yıldırım’dır.

21 Şubat 2019 günü Kahramanmaraş/Göksun’da görülen davada, Binali Yıldırım’ın savunduğu Sivil Havacılık Kurumu’nda görevli ve 132 şüpheliden biri olmasına rağmen ortalıkta gezen Ferudun Seren, skandal itiraflarda bulundu.

Helikopterdeki Argus 5000 ve Skymap III C isimli GPS cihazlarının sökülmesiyle ilgili davanın 4. duruşmasında tanık olarak dinlenen Kaza Kırım Heyeti Başkanı Ferudun Seren, “Kaza kırım tarihi itibariyle bizim ekip olarak herhangi bir kaza kırım eğitimimiz, belgemiz yoktu” dedi.

Sanık olarak yargılanması ve delilleri karattığı için baştan beri tutuklu olması gereken Kaza Kırım Heyeti Başkanı Ferudun Seren, mahkemede skandal ifadeler kullanmıştır. Kaza kırım eğitimi almamış bu kişi, Ulaştırma Bakanlığı tarafından kaza kırım heyeti olarak görevlendirildiklerini söylemiştir.

Davayı baştan beri takip eden çok kıymetli  avukatlarımızdan Selami Ekinci, Muammer Çolakoğlu, Mehmet Cemal Erkoç, Veysel Aşkın, gibi arkadaşlarımızın sürekli vurguladıkları “ Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşürülmesinde rolü olanların yargı önüne çıkartılması ve hak ettikleri cezaları almaları için mücadelemiz sonuna kadar sürecektir” açıklamaları yine  çok önemlidir.

Ankara’daki duruşmada konuşan genç Avukat Beril Gümüş kardeşimizin şu sözleri çok anlamlıdır:

“Ben bu olay olduğunda 19 yaşındaydım, fakülteyi yeni kazanmıştım, fakülte bitti, çocuğum büyüdü...  Muhsin Yazıcıoğlu'nu hiç görmemiş, ‘bizim de başımıza böyle bir şey gelse adalet hakkımızı arar mı?’ diyen gençler adına hüküm istiyorum.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.